ihtiyar

ihtiyar
Sınırlı karakterlere sığmayan bir karakter miyim diye endişelendim... #65954273
Okur
Lisansüstü
Trabzon
Bursa
1792 okur puanı
Ağustos 2015 tarihinde katıldı
GELDİM, GİDİYORUM
Ölmek için anneye, babaya yakın bir yere geçmeli. Uzaklarda ölmek ağır olur, bulunması var, taşınması var, bir de sessizce göğe bakarken yolunu gözleyenler var. Zahmetsiz olmalı ayrılış, anne kokusuna yakın bir yerde, mesela anne göğsüne bırakılan baş mesafesinde bir bebek gibi huzurlu, bir bebek gibi sessiz. Hayat bir daireyse doğduğun yere dönmeli insan. Son bir defa, son bir nefes, geldim, gidiyorum.
Reklam
Ufacık bir fırtınada kanadı kırılan sevgili, Bilmelisin ki! Saçının teli incinse, Bir sebeple gülen yüzün düşse, Ben de ardından düşerim. Başını omzuma koyamadığın her gün, Başımı göğsüne yaslayamadığım her gece, Fırtınalar kopar içimde. Suskunluğum, sessizliğim, O derin boşluğun içinde yankılanır. Ben seninle çaresizliği öğreniyorum. Yüreğimde büyüyen, Ateşe benzeyen, ama sönmeyen bir acı var. Ellerim dokunamıyor, Gözlerim anlatamıyor, Ama her nefesim seninle doluyor. Yorgunluğum sensin. Uğraşlarım, tükenmişliğim, Ve vazgeçemediğim tutkum… Hep sen. ihtiyar
Kabuk bağlamış uykularım vardı, sabahlara kadar okuyarak kanattığım düşüncelerime yenik düşen, yudum yudum içtiğim menşeisini bilmediğim kahvelerim vardı, katre katre demlenen. Kovalara biriktirdiğim anılardan kırma kelimelerim vardı gün yüzüne çıkmamış, tutku kokan. Bir de gün aşırı gördüğüm güneşim vardı, yeryüzüne enerji saçan, ışıl ışıl parlayan, umudu katık yapıp yarınlara demir atan.
O sahile yaklaşıp denize karşı oturduğunda biz deniz olup çalkalanırdık, eğilip çantasından kitabını aldığında sözcük olur dizilirdik parmaklarının ucuna, okudukça dökülürdük birer birer dudaklarının arasına... O sıcakladığında, güneşe çatardık öfkeyle hemen rüzgar olur münasip bir şekilde eserdik, ardından uçurtma olur uçuşan saçlarına eşlik ederdik... Okuduklarına, yaşama, yaşadıklarına hüzünlenirdi ve yalnızlığına, biz yalnızlık olurduk onun hüzünlü gözlerinde kaybolup yok olurduk.
Herkes uyuduktan sonra demlediği kahveden bir fincan alır, geride bıraktıkları günü değerlendirmeden yeni günün ilk saatlerinde kitabını okurdu. Bu ritüel yaşamının içindeki bir çok boşluğu doldurmakla kalmaz, kurmuş olduğu kendi dünyasının her geçen gün biraz daha büyümesine sebep olurdu.
Reklam