Nasıl başlasam ki, içimdekileri bilen ben, bildiklerimi anlatmak zorunda kalan ben, bildiklerimi anlatabilmek için nasıl yol izleyeceğimi bilmeyen ben. Çünkü ve önce şunun adını koymak gerekiyor. Okuyanlar, eğer kitabı sindirmeden, özümsemeden acele etmeden okudularsa ben ne desem hikâye kalır. Okuyacaklar, kitabı elinize alıp, dümdüz okuyacaksanız ortalarına gelmeden oflarsınız, bu ne anlatıyor dersiniz. Hatta olmamış bu diyenlerden de olabilirsiniz. Öyleyse zorluğunu baştan bileceksin, öyleyse yazarın bu kurmacası hakkında biraz araştırma yapacaksın ve takdir edeceksiniz. Başka türlü olmaz sevgili okur. Yazar röportajların birinde bu romana başlarken “İnsan gördüğü şeylerin toplamı kadar uyanık, görmediği şeylerin sonsuzluğu kadar uykudadır” düşüncesine sahiptim diyor. (Neymiş sahip olduğu düşünce, anladınız mı sahip olduğu düşünceyi, adam bu düşünce ile romana başlamış, bence bu kadarı yeter, başka söze ne hacet) Bu düşünce dışında hiçbir planım, karakterim vb. yoktu diyor. Masaya oturup özene bezene yüzlerce cümle yazıyordum, hiçbirini beğenmiyordum ve sadece o ilk cümleyi arıyordum diyor. Ve bu süreç 8 ay sürmüş.
Okurken notlar almaya çalıştım, aldığım notlarda 1000kitap’ın kitapla ilgili özel notlarınız bölümüne yazıyordum, okumam bittiğinde onları Word e aldığımda 3 sayfa tuttuğunu gördüm. Bunu niçin yazıyorum, kitabın içinde kalabilmek için bir uğraş vermek gerekiyor.
“bir gölge gibi, masaya doğru yeniden yürüdüm” cümlesiyle başlayan roman “sonra dayımın hikayesini yazabilmek için kalktım ürkek” son cümlesiyle bitiyor. İlk cümle ve son cümle arasında 242 sayfada iç içe geçmiş öyküler yer alıyor. İlk cümle ve son cümle büyük bir çember, bunun içinde bir sürü küçük çemberler… Sonsuzluk hissi vermek için. Bu hissi vermek için çember genişleyebildiği kadar