1000Kitap Logosu
Şule Gürbüz
Şule Gürbüz
Şule Gürbüz

Şule Gürbüz

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.0
1.602 Kişi
4.782
Okunma
631
Beğeni
25,1bin
Gösterim
Unvan
Türk Yazar
Doğum
İstanbul, 1974
Yaşamı
1974'de doğdu. İstanbul Üniversitesi’nde sanat tarihi ile İspanyol Dili ve Edebiyatı, Cambridge Üniversitesi’nde felsefe eğitimi aldı. Antika saatlerin tamiri üzerine ustalaştı. Bu alandaki çalışmalarına 1997’de Dolmabahçe Sarayı’nda başladı. Çalışmalarını halen Milli Saraylar Müdürlüğü bünyesinde sürdürmektedir. Ödülleri 2011 Türkiye Yazarlar Birliği Kamu Yayıncılığı Ödülü (Saat Kitabı) 2012 Oğuz Atay öykü ödülü (Zamanın Farkında)
Kyrios & Maldoror
Coşkuyla Ölmek'i inceledi.
191 syf.
·
21 günde
·
9/10 puan
"Beni yüzüstü gömün, çünkü yeterince gördüm!" (Hakan Günday) Böyle bir cevheri yeni yeni tanıyan benden, yeni yeni tanıyacaklara özel olsun bu inceleme; Şule Gürbüz, Dolmabahçe sarayında antika saatleri tamir eden bir yazarımızmış. Çok boyutlu ve çok katmanlı metinler yazmasının yanı sıra, karakter ya da kurguya değil daha çok düşünceye ve zihin akışlarına önem veren bir yazar. Edebiyatla harmanlanmış felsefeye de rastlayabiliyoruz, daha ziyade Varlık Felsefesi'ne. Bunda Londra'da almış olduğu Felsefe eğitiminin etkisi çok büyük. Anlayabildiğim kadarıyla birçok şeyin farkında olan nevi şahsına münhasır bir kişilik. Tek bir cümleyle dakikalarca düşündürebilir. Dili, insan zihnini meşgul eden sorular yumağından beslendiği için, çok yoğun. Yeraltı edebiyatıyla çok benzer de diyebiliriz. Gözlemlediğim, okuyucu toplama kaygısı olmayan, kendini bilen ve etrafını çevreleyen duvarlar arasında en ulaşılmaz yerleri bile sıvayabilen çok muteber bir yazar. Çoğumuzun gündelik hayatında var olan konuları, -ki hemen hemen hepsine farklı bir pencere açan- farklı bir bakış açısı katarak, en güzel haliyle kaleme almış. Öyle uzun mu uzun altını çizeceğiniz satırlar olacaktır. An itibariyle, zamana tanıklığına, öğrenilmiş çaresizliğine, kendisine, yoğun bir sevgi ve hayranlık beslediğim bir yazar oldu kendisi. Hepimiz hayatımızın bir döneminde durup düşünmüşüzdür; kimimiz kendini öldürmeyi, kimimiz de kendini öldürenleri... Şule de 'kendini öldürmeyi düşünenleri' düşünmüştür diyebiliriz. Anlamları genellikle derin dalmalar sonucu kendini ele veren cümlelerinde, alegorik bir anlatım mevcut. Öyle bir his uyandırıyor ki insanda, başıma gelebilir, başımdan geçti, başından geçmişti... Her cümlesini not aldırıyor. Her insanın kendini bulabileceği, farklı lezzetler alabileceği, farklı cümlelerin altını çizebeleceği şahane bir kitaptı. Hani sırf inceleme olsun, laf olsun torba dolsun diye yazmıyorum bunları; tanışmayan çok şey kaybeder kanısındayım. Yazar resmen gençken ölememişliliğinin manifestosunu yazmış. Ayrıca mizah tarzını da çok beğendim. Acıya gülümsememizi istiyor bizden. Hemen ardından 'yeter bu kadar'ı da eksik etmiyor. İğneleyici bir mizah tarzı var. Daha ben ne diyeyim... Görmüş olduğu değere bakınca, hak ettiği övgüleri şuraya sıralamaktan alamıyor insan kendini... Öykülerinde dünyaya, yaşama karşı kendi tutumlarını farklı farklı karakterler adı altında yer vermiş. Bazı noktalarda anlamak güç olsa da -genellikle ruha hitap noktasında- üzerine biraz düşündükten sonra, sayfayı çevirmemize müsaade ediyor. Kalemine ve insanın günlük yaşantısına çok hakim; sadece kadınların değil, erkeklerin de yaşam tarzına çok hakim biri. Birçok cümlesi insanın göğsüne çörekleniyor resmen. Ezberi kötü olan bir benim bile, hala birçok cümlesini beynimde feveran ettirmesi, son dört sayfasını okurken kapıldığım tarifi zor o hissiyat... sözcüklerinin büyüsüne kapılmam, bunların tümü Şule'nin tam bir söz ustası olduğunun delilidir. Hayatın-ın tüm meşakkatliliğine karşın, bu kadar güçlü kalabilen bu kadın profilini, tanınması hususunda, öncelikli olarak hemcinslerine tavsiye ederim. Tüm bu koşturmacalar içerisinde girmiş olduğumuz kılıkların bizleri uzaklaştırdığı, boşluk hisssini, yokluk hissini, hiçlik hissini satır satır işlemiş. " Hayat evlenmek demekti, karı ya da koca demekti, çocuk ve ev demekti. Gerisi hep bunların etrafında, bunları sağlama almak için bir tuhaf gezinme, eşinme, kurcalama idi. İnsanın belgeseli yapılsa seyredilemeyecek kadar gönül yorucu bir sıkkınlık verirdi." Syf:159 Kitap 4 bölümden oluşuyor; 1- Ruhuna Fatiha 2- Akılsız Adam 3- Akılsız Adamın Oğlu Sadullah Efendi 4- Rüya İmiş 4 öykü karakterlerinin de çok benzerlik gösterdiğini söyleyebilirim. Her biri içinde yaşayan, içe dönük karakterler. Bunun için karakterlerin ayırt edici özellikleriyle not alarak ilerlemenizi tavsiye ederim. Örnek veriyorum: Hayırsız evlat, gamsız dost, yeni damat... Benim en beğendiğim ve bitmesini istemediğim öykü, 'Rüya imiş' başlığı altında olanıydı. Betimlemelerine okur kendini verebilirse çok şahane tablolar oluşturulabilir olduğunu düşünüyorum. Popülerleşmemiş olmasına da ayrıca sevindim. Biliyoruz ki popülerlik beraberinde farklı sıfatlar da doğurabiliyor. Herkesin okumasının yanlısı da değilim, ne yalan söyleyeyim... Çünkü, her insanın kendini bulabileceği ama her insanın bitirebileceği bir kitap değildi. Çok bariz belliydi ki; acının rengini, huyunu suyunu bilmeyenleri ilgi alakadar eden bir kitap değildi. Baba-çocuk ilişkisinden, karı-koca ilişkisinden, arkadaş-dost ilişkilerinden doğabilecek içsel, ruhsal ve psikolojik sorunları irdeleyerek, öykü halinde bizlere sunmuş. Bu tarz okumaların hitap ettiği okurlara yazılmış seçkin bir kitap. Anlayacağımız okur kitlesini-tiplemesini kendi seçmiş Şule. Zaten kitaplarının çok tutulmamasının en temel sebeplerinden bir nedeni de budur kanaatimce. Herkese değil 'bazılarına özel' yazmış olması. Okuyanlarının bir çoğuna dudak uçuklatmasının da bundan kaynaklandığını düşünüyorum. Esas itibariyle, kitabı uzun bir zamana yayarak okumamın; bana hem getirileri hem götürüleri oldu. Orta halli bir okuma sizlere tavsiyemdir. Ne çok hızlı ne çok yavaş, sindire sindire... Yazarı tanımak için güzel bir başlangıç olabilir. Kitabı bana hediye eden; 1000kitap.com/hopshalalalaa Yazarı tanımam için çaba sarfeden; Habibe En az benim kadar Şule'yi merak etmiş ve bir şeyler yazmamı isteyen dostuma; 1000kitap.com/Muhammedckrr Şükranlarımı sunuyorum. Okumaya vakit ayırmış herkese teşekkür ederek, teşekkür merasimini sonlandırıyorum. Nilgün Marmara'dan ufak bir kıssa ile son vermek istiyorum; "Uçurumlar var, var uçurumlar diyorum ben insanla insan arasında, kendiyle kendi arasında, kendiyle başkası arasında..."
Coşkuyla Ölmek
8.4/10
· 798 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
34
215
92 syf.
·
1 günde
·
8/10 puan
Merhaba, ben geldim. Çok derin bir metin ile, Şule Gürbüz ve Kambur ile geldim. Varoluşsal anlamda bugüne değin okuduğum en derin eserlerden biri olan Kambur’dan önce yazarı tanımak istedim. Şule Gürbüz adına bir vikipedia sayfası açılsa da yazdığı metin kadar bir derinlik bulamadım. İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünden mezun olan Gürbüz, Cambridge Üniversitesi’nde felsefe eğitimi alır. Türkiye’ye geldikten sonra Dolmabahçe Sarayı’nda görev yaparken bozulan saatlerin tamircisinden saat tamirini öğrenir. Dolmabahçe Sarayı içinde Türkiye’nin ilk ve tek saat müzesini açar. Halen de Dolmabahçe Sarayı’nda görev yapmaktadır. Sosyal medya hesaplarını ben bulamadım. Bilen varsa ve paylaşırsa sevinirim. Kambur; yazarının zaman ölçer tamirciliğine olan düşkünlüğündendir belki, bilinç akışıyla hayatın anlamsızlığını ve zamanın anlamını, zaman ve mekân olmadan bir kamburun zamanıyla anlatıyor. Yaşadığı acımasızlıkların belki onu yabani ve soğuk biri yapmasından dolayı kamburun, karanlık ve acımasız yanlarını okuyorsunuz. En başta kendine karşı acımasız halini görüyorsunuz. Her ne kadar bu hale üzülseniz de aslında anlatılanların ironik tarafını fark etmemek mümkün değil. Bu ironi karanlık ve soğuk bir dünyanın kapılarını size açıyor, üşümüyorsunuz ama ürkerek çıkıyorsunuz o kapıdan. Şule Gürbüz’den okuduğum ilk eserdi. Dolayısı ile yazar hakkında çok tecrübeli değilim. Ancak daha 18 yaşında yazdığı bu metni okuduğunuzda çoğumuzun o yaşlarda bu şekilde düşünmediği ve yazmadığı bir gerçek. O genç yaşına rağmen ironilerin ve metaforların oluşturduğu karanlık bir dünya yaratması, yazarlık adına zor bir anlaşılma tekniği olan bilinç akışını kullanması ve tüm bunlara rağmen okuyan tarafından gayet net anlaşılması aslında çağdaş edebiyatımızda derinlere dalan yazarlardan birinin daha var olduğunu gösteriyor. Kambur’u okur için bıçak sırtı bir eser olarak değerlendirebilirim. Ya çok derin ve yoğun bulacaksınız ya da bu deli ne anlatmış diyeceksiniz. Olay örgüsüne takılıp olayı anlayabilmenin eseri anlamak olduğunu düşünen okur kesimin çok beğenmeyeceği bir metin olabilir, ancak kendi adıma bir yazarın nasıl anlattığı en az ne anlattığı kadar değerli benim için Herkese önerebileceğim ama herkesle yorumlayamayacağım metinlerden biri oldu. Sevgiler,
Kambur
7.7/10
· 2.763 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
11
92 syf.
·
1 günde
·
9/10 puan
‘Bu kitap bilmem kaçıncı sayfadaki o sarsakça cümleyi söyleyebilmek için yazılmıştır.’ Şule Gürbüz 1974 tarihinde İstanbul’da doğmuş bir yazar. Kambur romanı ise 1992 yılında yayımlanıyor. O bahsettiği sarsakça cümleyi söyleyebilmek için 18 yaşında yazıyor Kambur romanını. Sayfalarca aranması, tekrar tekrar okunması gereken ve bulunması için aranılmaya teşvik eden o sarsakça cümleyi. Bilinç akışı tekniğiyle yazılmış roman bir kamburun gazete sayfasında gördüğü cenaze haberiyle birlikte cenazeye gitme isteğiyle başlıyor. Ya da katili olduğu cenazeye. İdrak edebilmek adına insanoğlunun kendi ruhsal kamburluklarını kelimelerle inşa etmiş. ‘Cenazede müzik... Bir ölüye yapılacak tek şey. Ölen kim ise, onun yaşamının müziği cenazesinde çalınmalı, diye düşündü. Çünkü insana doğumundan ölümüne dek bir müzik eşlik eder. Kimi insanların, hareketli ve neşeli; kimilerinin ise durgun ve ara sıra coşkun oluşu, kafalarındaki müziğe ister istemez uymak zorunda oluşlarındandır. Dengesiz bir yaşamda suç, o kimsenin müziğindedir- ne yapsın; tabii, bir yaptığı öbürüne uymaz. İşte bu uyuma uyumsuzluk denmesidir, kötü olan. Müzikte bir dakika, yaşamın bir yılına denk gelir.’ s. 14 Şiirsel bir anlatımla yazılan roman etrafındaki olaylara bakışı ve görüşü yazarımızın alayla ve hicivle desteklemesi romanın estetikliğini arttırmış. ‘Akıl ideale varamayınca hicve varıyor," diye geçirdi aklından.’ s.8 Romanın içinde yer alan karakterimizin günlükleri romana ayrı bir tat katmış. Bu sabah Napoleon'a bir mektup yazıp, gemiye yüklediği konyaklardan bir şişe de bana ayırmasını rica ettim. Mektubu bir tarih kitabının arasına koyup (denize atmadım canım -siz de ...) fırlatabildiğim kadar uzağa fırlattım. Elbet bir gün eline geçer -acelem yok. Yazdığım metin incelemeden ne kadar uzak olsa da Kambur romanını Şule Gürbüz ile tanışmak isteyenlere tavsiye ediyorum. ‘Bu kitap bilmem kaçıncı sayfadaki o sarsakça cümleyi söyleyebilmek için yazılmıştır.’ Sarsakça cümleyi bulabilmeniz dileğiyle iyi okumalar.
Kambur
7.7/10
· 2.763 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
2
15