Öyle miymiş?

·
Okunma
·
Beğeni
·
4175
Gösterim
Adı:
Öyle miymiş?
Baskı tarihi:
Mart 2016
Sayfa sayısı:
198
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750518997
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Ne yaptık biz sahi burda bunca vakit, dört mevsim, oğul uşak, bez tarak? Ne yapacaksın bir düzen var, ilahî düzen, yaprak düşüyor, güzelim kuşlar huzurda el pençe bekliyor, insan kendisi tokken başkalarının da hep bir şekilde doyurulduğunu sanıyor, yemiştir bir şey diyor, doymuştur, içmiştir, içmez olur mu, yoksa ölür diyor, ama ertesi gün ölü mü diri mi bakmıyor. Aslan elleri önde eceli arkasında yatmış yarı aç ama heybetli, oğlan beş bin yıl evvelin hatalarını yapıyor, ama aklına derslerde de okusa, kitaplarda da kavuşamıyor, o da anlaşılan geçiyor, kız üç bin sene öncenin heveslerinde, senin kıza bak dirilse bir Asurlu gülecek, ey Mezopotamya, eski krallık, asma bahçeleri, kuleler, yenisi ve iyisi yapılamazken bunca yıkılmak niye?
198 syf.
·6 günde
Arka kapak yazısı yok, tanıtım bülteni kitap içinden alıntı, neden? Yazabilselerdi olurdu diye kestirip atacağım. 18 yaşında Kambur’u yayımlıyorsun. Öyle böyle bir kitap değil Kambur. Sonra yirmi yıl eser yok, o yazmadı da başkası mı yazdı? Bu sorunun cevabı yok, soruyu unutun, sorulmayan sorunun yanıtı ise öyle miymiş kitabının içinde… Kambur’u 18 yaşında nasıl yazdı? Elbette ilk kitabını nasıl yazdığını son kitabında anlatmıyor, “Hayır Demeden İtiraz” bölümünde anlatıcının yazarın kendisi olduğunu düşünerek çocukluğundan, gençliğinden söz ederken algılıyorum genç yaşta nasıl kitap yazabildiğini… Evet anlatıcının yazar olduğunu düşünerek dedim lakin burada belirsizlik hakim, kitabın türü hakkında bile tartışmalar varken, bu belirsizlik çok doğal oluyor. Ben yazarın kendisi üzerinden, insanlığı, yaradılışı, inançları, dünyayı, ahireti daha bilemediğim bir sürü şeyi sorguladığını düşünüyorum. Dört bölümden oluşan kitapta uzun uzun monologlar var sanki… Böyle sanki gibi kelimeler kullanarak kesin olmayan ifadeler kullanmamı yadırgamayın, bu öyle yenilip yutulacak bir kitap değil. Gerçekten çok zor. Kitabı bitirince bir hafifleme hissettim, anlamakta güçlük çekmemin neticesiymiş nefes darlığı çektiğim anlar, kitabı bitirince böyle olduğunun farkına vardım. Bir ara internette araştırma yaptım nefes darlığı üzerine, hiç aklıma kitaptan kaynaklanacağı gelmemişti. Kötü bir kitap demiyorum sakın ha yanlış anlamayın, her cümlesi üzerine çok kafa yorulmalı, ben başından sonuna kadar okudum, düşündüm elbette bazı satırlar üzerine, derinlemesine inmek; felsefe, tasavvuf başta olmak üzere fizik, kimya vb’nin yanı sıra çok iyi bir okur olmak gerektirir. O ben değilim ne yazık ki. Ezoterik bir şey galiba, öyle miymiş.
Sözcükler öyle bir akıyor ki , büyük bir senfonide sözcükler birer nota, okur dinleyici, klasik müzik dinleyip, keyif alıp anlamamak gibi… Ya bu kadar anlatabiliyorum işte…
Yazar inanıyor mu (Allah’a) diye soruyorum kendime, bir süre sonra inanıyor, sorguluyor diyorum, bir süre sonra cevapsız kalıyorum. Bütüne bakmak gerekir, alıntılar üzerinden yanlış yorumlara götürürüm sizi.
51 tane not almışım araştırmak üzere, daha ne diyeyim. Şule Gürbüz okumak için ilk kitap bu olmamalı.
198 syf.
·27 günde·8/10
Ilk kez Şule Gürbüz okumaya başladığımda neden bu kadar geç kaldım ki diye sordum kendime. Coşkuyla Ölmek kitabıyla başladığım yolculuk diğerleriyle devam etti. Zaten bir kere sevdiyseniz bir yazarı, dilini anlattıklarını bırakmak mümkün değil. Okuyup sanki büyülenmiş gibi uzun süre etkisinden çıkamadığım iki kitap Coşkuyla Ölmek ve Zamanın Farkında. Bu etkiyi kelimelerle ifade etmeye çalışmak çok zor. Okuyun dedim herkese Şule Gürbüz okuyun.
Öyle Miymiş kitabını da bir hevesle aldım elime ve nerdeyse bir aydır elimdeydi. Bu öyle kolay kolay okunup bir kenara bırakılıp bu da çok iyi olmuş denecek bir kitap değil zira. Bir sorgulama,bir arayış ve bir kayboluş kitabı diyebiliriz belki. Özellikle Öyle Miymiş bölümü size bir cinnet yaşatabilir Yeteeeer diye çığlık atmak isteyebilirsiniz. Yorulmadan beyninizin ruhunuzun ağrıdığını hissetmeden kendinizi parçalara ayırmadan okumak imkansız gibi. Bir süre sonra artık bitsin diye cümlelere boş boş bakarak çevirebilirsiniz sayfaları. Ama aklınızın bir tarafında hep bir soruyla. Ben son bölüme kadar gelip uzun sayılabilecek bir ara verdim. Son bölümü daha rahat okudum diyebilirim. Ara verilerek okunduğunda daha içe sinecek bir kitap. Kesinlikle dönüp dönüp tekrar okuyup üzerine tekrar düşünmek isteyeceğiniz mükemmel sorularla dolu. Bazılarının cevabı yok bazılarının var bazılarının cevabı sizde saklı.
Din, dünya, diğer dünya, felsefe, kitaplar, yaşamak, yaşayamamak, insan.
Ezan çiçekleri, mercan köşkler, bal petekleri
Turnalar,arı kuşları, sabunotları
Çobankaldıranlar, erguvâniler, ah o kuşlar, kuşlar.
198 syf.
·7/10
Her ne kadar okurken beni zorlasa da. Keyifle okuyup bitirdiğim bir kitap oldu Öyle miymiş? Zaten Şule Gürbüz deyince akan sular durur. Gerek diliyle, gerek seçtiği kelimelerle olsun edebiyatımızın güzide yazarlarından. Kitap hakkında söylenecek çok şey yok. Belirli bir bütünlüğe sahip değil. Okumanız lazım anlamanız için. Hatta bir değil iki üç defa okumanız lazım. Yeni başlayanlara tavsiye etmem. Zor kitapları sevenler için vazgeçilmez olacağını düşünüyorum.
198 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Kitap hakkında yazılacak o kadar çok şey var ki.. İnsanı etkileyen, yerden yere vuran, bildiklerini unutturup bir muammaya demir attıran, belirsizliği dibine kadar ruhunuzda hissettiğiniz... Kitap 4 ayrı bölümden oluşuyor. Anlatmaya bir yerden başlamak lazım dimi ama... Nereler beni çıkmaza sürükledi, nerelerde rahatladım, nereler benimle ortak bir paydada buluştu. Anlatalım.


"Cennet varken cinnet olabilir mi?" Dünyayı, kainatı size yazılarında bir kuşun kilometrelerce yukardan havada salına salına gezdiriyor. Tabi bu anlattığım coğrafi anlamda Antartika, Avrupa kıtası gibi coğrafi bilgilerden değil elbet kastım yahu bu bilgiyi coğrafya kitaplarından alırsınız. Benim kastım; belli coğrafi bölgelerde yaşayan insanların birbirleriyle etkileşimleri, dinleri, güvenleri, sefil sefaletleri ve bunlara karşı savurduğu üstü örtülü zehir zemberekleri. "Şunu derim ki, dünyada yaşayan tek bir kişi bile kaldıysa ölüm kurtuluş değil, dedikodudur nihayette." içinde yaşayanların mecburi bir istikamette bağ kurduğu bir dünyayı "Dünya, sefillerin talip olduğu, talip olmayana da dünyanın talip olduğu yeryüzü küresi." diye tanımlayan yeryüzü kadını...

"Hayır demeden itiraz" kısmında ise yazarın çocukluğu, gençliği, geleceği, geçmişini her yönüyle ele alıyor. 1. tekil şahıs diliyle anlatıyor bu yazını. Ben açıkçası ona ait bir bilgi göremediğimden kaynaklı, bu bilgilerin yazarın kendi dilinden yazılmış hayatı olduğu kanısına vardım. Keder ve karamsarlık peşinizi bırakmıyor. Bazı kitaplar vardır bitsin istersiniz o muammadan, o dehlizden çıkmak istersiniz fakat çıktığınızda da farklı bir karanlık kucak açar size. İşte bu bölüm tam da öyle. Hem bitirmek istersiniz hem etkisi uzun süre devam eder.

"Öyle Miymiş" kitaba ismini veren bölümde ise
-Mahallede aksakallı dede vardı ya hani şu çamaşırlarını sererken ayağı takılıp balkondan düşen. Kızı yıllardır arayıp sormuyordu ya hani. Adamın cenazesindeki esmer, ince uzun kadın oydu.
-Yaaa, öyle miymiş.
İşte ayağınızın takılıp da balkondan katlarca aşağıya düşürme hissini yaşatmak isteyen bölüm.
Tevrat'dan, İncilden, kutsal kitaplardan gerek kötümser gerek iyimser örnekler vererek dünyanın görüşünü, felsefesini yansıtan kainatın çivisini içinde taşıyan(içine batıran) bir yazar.

"Sanki Daha Dünkü Cennet Kuşuyum" bölümünde ise farklı örneklemeleriyle kendinizi akıp giden yazının içerisine bırakıyorsunuz.

Hakan Günday'ın kitaplarının okuduktan sonra vermiş olduğu özgürlük hissini, korkusuzluğu çok severim. O yüzden çoğu kitabını okumuşumdur. Bir söyleşisini okuduğumda Şule Gürbüz hakkında çok güzel yorum yapmıştı. Ben bu kadını okumalıyım, dedim. Bu adam okuyorsa boşuna okumaz. Gerçekten de öyle oldu. Gürbüz'ün Kambur'unu sırtıma taktım ilk önce ve 18 yaşında yazmış olduğu bu kitabı kendime yük ettim. İnsan taşıdığı yükten mutluluk duyar mı? Eğer Günday ve Gürbüz gibi yazarları yük ediyorsanız sonsuz mutluluk duyarsınız. Ve bu kitabını okumakla da dünyanın ağrısını, insanın sancısını, kainatın sırtını, çiçekleri, mezar taşlarını, meyveleri, çoban kaldıranları, erguvanileri, kuşları,insanın en uzun gecesinin 21 Aralık olmadığını, büyürken ufalmışlığı, ufalırken dağılmışlığı ve birçok sindiremeyeceğiniz dağınıklığı zihninize tokat atar gibi sarsıyor.

Bu yazıyı üşenmeyip sonuna kadar okuduysanız eğer sonsuz saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Bu kelimelerim, cümlelerim bu kitap için kafi değil ama yazıyı da burada sonlardırmak istiyorum. Kitapla kalın. Bu kadını okuyun.
198 syf.
·5 günde·7/10
Şule Gürbüz'ü yeni tanıdım. Anlatımı, anlattıkları biraz ağır geldi bana. Benzetmeleri çok çeşitli, cümle yapıları oldukça uzun, seçtiği kelimeler neredeyse tekrar etmeyecek kadar farklı. Yoruyor okurken, zorluyor okuyucuyu. Çocukluğu ve ergenliği anlattığı bölümler bana çok yakın ve içten geldi. Beylerbeyi, Beykoz duymak kitapta, sanki mahalleden arkadaşımmış gibi hissettirdi. İlk bölümdeki Allah, inanç, sorgulama dolu kısımlar cesur yazılardı fikrimce. Sıradanlıktan uzak, farklı ve dolup taşmış bir yazar diye yorumladım Şule Gürbüz'ü. Merak edenlere iyi okumalar dilerim.
198 syf.
·51 günde·9/10

-kitap başka, hayat başka.
-öyle mi?
-öyle.
-niye?
-öyle.
-niye?
-öyle, öyle.”

kitap türü, ‘öykü’ olarak geçiyor, fakat bana kalırsa;
*cennet varken cinnet olabilir mi?
*hayır demeden itiraz
*öyle miymiş?
*sanki daha dünkü cennet kuşuyum
konu başlıklarıyla ‘deneme’ tadında derin muhasebeler var ki, öykü değil de deneme gibi geldi bana. yazarın kendisiyle yaptığı şiirimsi söyleşiler; hayata, insana, kalıplara dair. yazarda adını koyamadığım, tarifini yapamadığım dehşet bi şeyler var ya! çözmek gayretinde miydim, bilemiyorum ama altüst oldum, net.

aynı cümleyi, aynı sayfayı defalarca okuyup, aynı tadı alıp, kalbinizi minik bir kedi okşar gibi okşanmış hissedebilirsiniz, hissedin:) okuduğum her cümleye üç nokta olduum ve aktıım. böyle tatlı bi kitap olamaz ya!:) okuduğum yerleri bi daha bi daha okuyup zihni göçlere çıktım, bilee isteyee! zamandan ve mekândan soyutlanmaya yer arıyordum zatenn, hani bu kitap da yol olduu!

kitap peşinden koşturur insanı. zihnini bi güzel doldurur, kalbini yine yeniden âhlandırır, içini bi hoş eder:) tolstoy, dostoyevski, nietzsche, toplum, okul, din, doğa, felsefe, varlık, yokluk, hiçlik, dert serpili muhabbetler, cevapsız sorularr; hani yok, yok kitapta:)

kitabın sizle konuşacağını da iddia etmek isterim;

bi ağacın altında yaslanmış okurken, “gök hep bana tepeden baktı. o hep bir örtüydü de ben hep örtülmesi gerekendim.” dedi, devirdim gözlerimi göğe, bu sefer daha bi şükranla:) “örtt beni!” dedim ve yine beklediim.
bi akşam vapurunda devirirken bir iki demeden çayları, “Allah sevmez haramı deyip çay üstüne çay içtin, Allah’ın ahmak sevdiğini söyle kimden öğrendin?” demez mi, afalladım dediiim, şuulee hanımcıım ayıp olmuyo mu yaa?:)
kaybolup bi cami avlusunda açtığımda ise bana beni tee öncelerden bilmiş görmüş etmiş gibi, “eğri, çıkmaz bir sokağı, ot bürümüş nemli bir bahçeyi özlermiş.” de deyiverince, ee kalbimiz çoktan düşmüş mü kitaba?

şu derin pasajla ve asla kitabın hakkını veremeyecek bu incelemeye son veriyorum:

“insan olmak” zaten insan sözü imiş, tanrı bundan bahsetmemiş, kul demiş. insan, rûy-i zeminde insan olmaya kalkmış, kendine de bu adı yine kendi takmış. insan insan olamaz, tanrı kul ararken ortalık bir ağarır bir kararırmış. Allah bizi niye yarattı acaba, diye düşünene verilen açıklama, yani “bana kulluk etsinler diye yarattım” sözü daha kimsenin damarlarını genişletip içine bir mana sızdırmamış, bunu duyan işiteceğini işitip bir tamam olmamış. sade yeni bir soru da kalmamış.

**öyle miymiş, öyleymiş.
198 syf.
·32 günde·Beğendi·7/10
Her babayiğidim diyenin okuyabileceği türden bir kitap değil bu yüzden gayretkeş okurların kitabı. Eğer dert edinilen konular derdiniz değilse pek de yaklaşılabilecek bir kitap değil.
198 syf.
·10 günde·Beğendi·8/10
Şule Gürbüz'ün hem hayatı hem de kendini anlamaya, anlatmaya çalıştığı bir metin... Cümleler uzun, iç içe, ki zaten Gürbüz'ün en belirgin üslup özelliklerindendir, bu yüzden zaman zaman okumayı aksatabiliyor. Bütün bir anlatıyı sorgular, bilinen cevaplar ve bilinmeyen cevaplara özlem üzerine kurmuş. İnanılmaz leziz tespitleri var ancak ne yazık ki zaman zaman tekrara düşmüş yazar. Tekrara düştüğü bölümleri saymazsak metnin oldukça kapsayıcı ve sorgulatıcı olduğunu söyleyebilirim. Biraz da İslam felsefesi ve tasavvufla uğraştıysanız Gürbüz'ün kitabını okuyun derim.
198 syf.
Uzunca yazmak isteği hep vardır bende. Uzun bir şiir yazmak, uzun öyküler, uzun bir roman. Kalemi elime aldığımda donakalırım hep, nereye varamayacağını bilemeyen sahipsiz çocuklar gibi düşer kalırım. İçimde biriken onca kelimeyi dökemem satırlara. Güzel kitaplar okurum sonra; içimi bir kıskançlık kaplar hep nasıl yazmış bunu derim kendi kendime. Ne yaşamış ki kaleme dökebilmiş bu satırları. Yaşamak kolay anlatmak zor gelmiştir bana daima. İyi bir dinleyici olabilmişimdir ama iyi bir anlatıcı olamadığımı fark etmek içimdeki sevgiyle beraber kıskançlığı da arttırmıştır. İmrenirim o nedenle güzel şiirlere, romanlara, öykülere. İçimdeki çocuksu kıskançlığın en çok ortaya çıktığı yerdir tam da burası. Üreten insanları sevdiğim kadar kıskanırım da. Bazen de “Ben bunu düşünmüştüm ama bu kadar güzel ifade edemezdim.” dediğim satırlarla karşılaşınca içimdeki kıskançlığı sormayın gitsin. Şule Gürbüz ile her buluşmam da bu duygu dile gelir içimde. "Nereden buldun bunca kelimeyi?" diyerek hayıflanırım. Bir insan, bir kitaba "Öyle miymiş" gibi masalsı bir kelimeyi nereden bulup koyar değil mi? Okudukça kendi içime yolculuk ettiğim her satırını altını çizme isteği uyandıran bambaşka bir masal Öyle miymiş?

Bugün Aslında Dündü filminde bir hava durumu spikeri Phil Connors’ı Tom Hanks oynar. Pennsylvania'daki Punxsutawney kasabasına geleneksel Groundhog Day şenliklerini görüntülemek için gönderilir. Bu sıkıcı görev canını sıksa da bir gün süreyle orada kalacak ve geri dönecek olması nedeniyle mutludur. Fakat aksilik ya dönemez ve her gün uyandığında aynı güne uyanmak gibi absürt bir durumla karşı karşıya kalır. Hep aynı güne uyanmanın kabusuyla, aynı olayları tekrar tekrar yaşamaktadır. Bir gün girdiği meyhanedeki yaşlı amcayla sohbet ederken ona bu sırrından bahseder: “Biliyor musun ben bir yıldır her gün aynı güne uyanmaktayım.” Der. Yaşlı amca da ona dönerek der ki: "Seninki bir şey mi ben otuz yıldır aynı güne uyanıyorum.” Bu inanılmaz güzellikte sahneyi izledikçe modern hayatın içinde kaybolmuş bizlerin, her yeni güne sıradan, monoton bir hayata uyandığımız gerçeği acımasız bir şekilde yüzümüze çarpar film. Öyle miymiş? diyerek hayata hayret gözleriyle bakan bir kadının gözlerinden hayatı sorgularken, oturduğum yerden kendimi anlatabilecek en güzel sahne otuz yıl boyunca aynı güne uyanan amcanın hissiyle aynı oldu kendimde. Etrafımdaki çiçeklere, böceklere, otlara, insanlara odaklanmadan günlük telaşımın içerisinde kayboluşuma bir ilaç gibi geldi Şule Gürbüz’ün kitabı. Şaşkın olmanın, hayret edebilmenin güzelliğini duyumsadım her bir satırda.
"Kat kat evlerin, şehir dehlizlerinin üstünde gezdim toprak diye. Kulağımı yapıştırdım yere, çoğu kez taşlara arkasından baktım, dağlara yarılan yerlerinden, sulara köpürdüğü yerden, insana delirdiği yerden. Az bir akılla gönül köpürtmek, az bir duyuşla kulak kesilmek, küçük bir adımla yürüyüp geçmek yokmuş anladım." Derken nasıl bir hisse sahip olunacağını yürüyerek anlamaya çalıştım. Kitaptan altını karalayarak çizdiğim her bir satırı dönüp tekrardan zihnimde yaşadım; kendimi yokladım, hissizliği, duygusuzluğumu, iç karartan şehir hayatının benden götürdüklerini hatırlamaya çalıştım ne zormuş meğer insanın içine dönebilmesi dedim, uğraştığım meslek insanları içe dönmesine yardımcı olmakken oysa.
Hayata yeniden bakabilmek, doğduğu her güne mutlu bir zihinle uyanabilme isteğiyle okudum kitabi. Biliyorum ki hangi güne uyandığım ruh hali bilincime o ruh haliyle ilgili anıları getirecektir. Huzurla uyanınca, çocukluğumun süt kokan, mısır ekmeği kokan sabahlarını anımsadım. Yüzüme serpilen tebessümle yine aldım kitabı elime.
“Ne güzeldir unutulmak ve kendini unutmak. Ne güzeldir kendini sevmek için değil görüp duyduklarınla hatırlamak. Mor salkımlar, bal çiçekleri, taş yosunları, kertenkeleler ile bir dili konuşmak. Ne güzeldir suçsuzken ağlamak, yol görmeden yürümek, uçup gitmiş ipek böceği kozalarını biriktirmek, ipeğe ve kaynamaya inanmamak, mercanköşk dalına yaslanarak ama eğmeden yaşamak.” Ne güzelmiş gerçekten dedim. Kokladığım peygamber çiçekleri, sonbaharda, ilk baharı anımsatarak açan çiğdemlerin kokusu burnumun direğini sızlattı yine de ne güzelmiş dedim, Ne güzel dedim Şule Gürbüz okumak. Düşülen her satıra anlam yüklemek.
'' Elimde ölü canlarla bahar geldi. Kiraz çiçeklerini gördüm. Halsizce de olsa çiçekten koparım dibini derinden derine kokladım. ve bu koku ve çiçeğin çok narin dokusu beni anlayamadığım daha doğrusu artık anlatamayacağım şekilde şiddetle ağlattı. “
Öyle miymiş dedim hayat, gerçekten öyle miymiş?
198 syf.
·272 günde·Puan vermedi
Defalarca okumak için elime aldığım,fakat cümleleri salim kadayla okuyamadığım için anlamlandıramadığım ve bu sebeple her defasında okunacaklar arasına kaldırdığım bir kitap ÖYLE MİYMİŞ?
Derseniz ki bu sefer oldu mu?Yine olmadı.Yani en azından birazcık oldu diyebilirim.
Bir kere okunup,"Çok güzel bir kitaptı."denebilecek bir kitap değil.Okumak isteyen yavaş yavaş,molalar vererek okumalı.Yoksa hiç başlamamalı.Ya da en azından Şule Gürbüz okumaya bu kitapla başlanmamalı.
Bir arayışın,sorgulayışın,aradıkça bulamayışın,iyice kayboluşun hikayesi gibi.İnsanların duyarsızlığının,umursamayışlarının eleştirisi gibi.Yaşamaya çalışanlara,yaşadığını sananlara şaşırmanın,onlar gibi olmayı isteme ama başaramamanın yazıya dökülmüş hali gibi.Bazı cümleler başa inen balyoz gibi.Bazı cümleler içinde bulunduğumuz halin acı bir özeti.Dünya ağrısı çeken bir çift gözün,yaşadığını sanan insanların halini dillendirmesi gibi.
Cümleler uzun uzun.Çoğu zaman neyden bahsediyordu diyerek cümlenin başına yeniden döndüm.
Yine uzattım kusuruma bakmayın.Ama okuduktan sonra insan bir duramıyor yerinde.Bir durun artık ey insanoğlu nedir bu yaşama çabanız diye avaz avaz bağırmak istiyor.
198 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Şule GÜRBÜZ – Öyle Miymiş?

Şule GÜRBÜZ ılık yazan bir yazar, usul usul yazan bir kalem. İlk kez okudum ve sevdim. Gürbüz’ün hem hayatı hem de kendini anlattığı bir kitap.. Çok hoş ve keyifli tespitleri barındıran bir kitap. Okumak gerektiğini düşünüyorum..

Der ki Gürbüz; “Derdi söze hapsedilebilir olan daha dertle tanışmış mıdır ya da o seven, her şeyi alabildiğine seven ama sorulsa neyi sevdiğini söyleyemeyen Fuzuli'nin sarhoşluğuna bir an için yanaşmış mıdır?”

Kalemini sevdiğim bir yazar oldu. Kitabın başında çok ısınamadım fakat sayfalarda ilerledikçe kitabın içinde buldum kendimi. Fakat sevdiğim ve altını çizdikten sonra durup, defalarca baktığım cümle şu oldu;

“...belki başka bir umut açar..”

Herkese keyifli okumalar...
Kitaba henüz alıntı eklenmedi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Öyle miymiş?
Baskı tarihi:
Mart 2016
Sayfa sayısı:
198
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750518997
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Ne yaptık biz sahi burda bunca vakit, dört mevsim, oğul uşak, bez tarak? Ne yapacaksın bir düzen var, ilahî düzen, yaprak düşüyor, güzelim kuşlar huzurda el pençe bekliyor, insan kendisi tokken başkalarının da hep bir şekilde doyurulduğunu sanıyor, yemiştir bir şey diyor, doymuştur, içmiştir, içmez olur mu, yoksa ölür diyor, ama ertesi gün ölü mü diri mi bakmıyor. Aslan elleri önde eceli arkasında yatmış yarı aç ama heybetli, oğlan beş bin yıl evvelin hatalarını yapıyor, ama aklına derslerde de okusa, kitaplarda da kavuşamıyor, o da anlaşılan geçiyor, kız üç bin sene öncenin heveslerinde, senin kıza bak dirilse bir Asurlu gülecek, ey Mezopotamya, eski krallık, asma bahçeleri, kuleler, yenisi ve iyisi yapılamazken bunca yıkılmak niye?

Kitabı okuyanlar 313 okur

  • Murat
  • Ayperi
  • Mert Emir
  • Ugursalan
  • Şeyda Öztürk
  • Kezzual
  • Esra Yıldız
  • Ofelya
  • Ferhat Gökhan Danabaş
  • Büşra Yaşkır

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.8
14-17 Yaş
%3.8
18-24 Yaş
%28.3
25-34 Yaş
%45.3
35-44 Yaş
%13.2
45-54 Yaş
%5.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%73.3
Erkek
%26.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%32.7 (34)
9
%23.1 (24)
8
%25 (26)
7
%10.6 (11)
6
%3.8 (4)
5
%1.9 (2)
4
%0
3
%2.9 (3)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları