Ölü Zaman Gezginleri

·
Okunma
·
Beğeni
·
7.842
Gösterim
Adı:
Ölü Zaman Gezginleri
Baskı tarihi:
Eylül 2009
Sayfa sayısı:
140
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051850429
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Ölü Zaman Gezginleri
Ölü Zaman Gezginleri
Ölü Zaman Gezginleri
Çürümüş evlilikler, elleri karanlıkta kalan çocuklar, eşyanın saltanatı, canlı olmanın aczi. Kıstırılmışlığın buruk resimleri. Peki, zaman hep geleceğe mi akar? Portakal yanaklı kadın da kim? Şeker diye, çaylara atılan bir çift balkon. Tanklar. Bir kızın ellerinden ellerini uzatır da kimi zaman, bize dokunur zaman.

Ya Fuentes, Koca Gringo'yu sınırın öteki yanında yazdıysa?

Ölü Zaman Gezginleri, öykü sanatının geldiği noktayı merak edenler için nefis bir şölen.

“Yüzyılın son çeyreğindeki Türk edebiyatının birkaç kilometre taşından biri Hasan Ali Toptaş. O bir kurgu-dil sanatçısı; ödün vermez bir biçim ustası; yirminci yüzyıl edebiyatının vardığı çizginin en uç noktası.”
Yıldız Ecevit

“Tren yolculuğunu severim ben,” dedi ağzından saçılan dumanların arkasından.

Gitmek fiilinin altını çift çizgiyle en güzel trenler çizebilirmiş ona göre. Otobüs koltuğunda Ramses gibi kıpırdamadan oturanlara, yolculuk ediyor denemezmiş doğrusu. Sonra, trenler her zaman bir sır taşıma olasılığı taşırlarmış.
139 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Bu kitapla sürüklenmeyeceksin de, hangi kitapla sürükleneceksin..?
Bu kitapla yüreğini dağlamayacaksın da hangi başka kitapla yüreğini dağlayacaksın söylesene?
Sevgili Toptaş'tan yine, içini dalga dalga kitabın yapraklarına vurduğu bir eser. Nasıl bu kadar muazzam yazılabilir, o cümleler nasıl bu kadar ahenkli kurulabilir? Cevabı kitabın iki kapağının arasında saklı.

Bin Hüzünlü Haz tadında bir dizi öykü mevcut içerisinde, Kuşlar Yasına Gider aromasında küçük küçük tadımlık yazılar. İçerisinde kendi dünyamı gördüğüm...

Neden Toptaş'ın kalemini bu kadar çok seviyorum diye, uzun zamandır düşünür dururdum, cevabını kitapta buldum. "Benden biri" Hasan Ali amca. İçimin haykıramadığı cümlelerin sesi o.

Her öyküde sanki yazarın kendi hayatından kesitler okuyormuş gibi hissediyorsunuz. Aslında alakası yok, Toptaş duygu aktarımını o kadar muazzam sağlayan bir yazar ki, sanki sahnelediği tiyatrodaki karakter oluvermiş bir oyuncu. O kadar içine çekiyor ki sizi, siz bunları onun, başkalarının hayatlarından esinlendiğine ya da kendi hayal dünyasında oluşturarak kaleme aldığına inanamıyorsunuz.

Yazarın kitaplarını okuduğum süre içerisinde duygusal doyuma ulaştığımı hissederim her daim. Çünkü hayatın içindedir kitap, alıp sizi ötelere götürmez. Hayatın merkezinde bırakır. Kalıp, o acıyı çekmeyi, o gerçekle yüzleşmeyi zorunlu kılmaktadır size.

Velhasıl-ı kelam, sen bu yazıyı okuyan kişi, hala ne duruyorsun ki? Kalk ve bir Toptaş kitabı al eline, git, gez zamanın mahzenlerinde. Bir kızın ellerinden ellerini uzatır da kimi zaman, bize dokunur zaman...
Tavsiyemdir, bol okumalı günler diliyorum...
140 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
***Hasan Ali Toptaş ve Diğer Güzel Yazarları Okuma Etkinliği*** kapsamında okuduğum ilk kitabı incelerken böyle derin bir kitabı bunca yoğunluğumun arasına sıkıştırdığım için kendimden ve kitaptan özür dileyerek başlamak istiyorum. Oysaki bu kitap; geniş akşamüstlerinde yeni demlenmiş, 'şeker niyetine bir çift balon attığımız' bir bardak çay eşliğinde okunmayı hak ediyordu belki.. Yok, öyle de olmaz. Daha çok okuyup okuyup hayatın adaletsizliğine içerlenmelik gece saatlerinin kitabı bence. Ama aklınızda takılı kalacak cümleler ile uykunuzu kaçırması da oldukça muhtemel.
Sonuç olarak zaman kavramının çok da önemli olmadığını hissettirmiyor mu zaten yazar da? İç içe geçen zamanlar, iç içe geçmiş kişilikler, iç içe geçmiş olaylar... Diyor ki; her şey beynimizde saklı! Bu koca dünya; aslında beyin kıvrımlarındaki minicik çizgilerden ibaret. Bazen o çizgiler öyle birbirine giriyor ki, ilk önce kabullenemiyor, sonra da zaten aksi mümkün değildi diyorsun. Seni kendinle çeliştirmeyi de nasıl güzel başarıyor.
'Sözcüklerden evler kuruyor' kendine sevgili Hasan Ali Toptaş. Bizi de misafir ediyor, çok da güzel ağırlıyor kendi evinde. Bazen buruk bir tebessüm, bazen şaşkınlık, bazen kafa karışıklığı ile bırakıyor ama asla pişman etmiyor konuk olduğumuza.
Son olarak kitabı bitirdikten sonra hislerimi yine kendi sözleri ile tanımlamak istiyorum: 'aklımca, şimdinin kuyruğuna yapıştım. Çabam boşuna oysa, neyle ses, koku ve ten bağı kurarsam kurayım, şimdiyi yakalayamıyorum artık.' Çünkü Hasan Ali Toptaş EVreni ile tanıştım artık ben. Bundan sonra da hep buralarda olacağım sanırım.
140 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Yine büyülü bir Hasan Ali Toptaş kitabının daha sonuna geldim. Bu güzel öyküleri bitirdiğim için üzülsem mi sevinsem mi bilemiyorum.

Okuduğum, Hasan Ali Toptaş’ın sihirli evrenine yeniden ortak olduğum için seviniyorum; bir Toptaş kitabını daha okuyup, bir kitabını daha eksilttiğim için ise üzülüyorum. Öyle ki hiç bitmese diyorum bu külliyat, her gün yenilense, Toptaş her gün bir kitap daha çıkarsa. Çıkarsa da bu şifalı, ruha iyi gelen kaynaktan ağzımızı hiç çekmeden doya doya durmadan içsek...

İki günde büyük bir iştahla okuduğum bu eser, her zamanki H. Ali Toptaş üslubunu yansıtıyor. Zaman kırılmaları, mekanların oynaklığı, durup dinlenmeden bir anda mekan değiştiren kahramanlarıyla yazar yine üslubunu koruyor. Karakterler kah bir dağın başında kah bir kilitli odanın içinde kah bir uzun ince yolda geziniyor, hayatın gizini arıyor.

HAT eserlerinde sevdiğim bir yan da karakterlerin birbirine dönüşmesi. Bundan önce adını tam koyamazsam da -belki anlamadığımdan bilemesem de- yazarın karakterleri romanın veya öykünün ortasında veya sonunda birbirine dönüşüyor. Gerçek hayatta da böyle değil mi aslında peki? Hepimiz aynı ruhu, aynı özü taşımıyor muyuz? Bir eserde bahsedildiği gibi kendini gerçekten tanıyan başkasını da tanımış olmaz mı?

Bu ve bu gibi sebeplerden dolayı HAT romanları, öyküleri okumaya devam edeceğim. Kendimi ve insanları tanımak için. Toptaş hepimize sadece sokakta dolaştırılan bir ayna tuttuğu için değil, hepimizin evinin orta yerine devasa bir ayna koyduğu için belki.

İyi okumalar.
137 syf.
·2 günde·5/10
Okuduğum ilk Toptaş kitabı. Kitabın ilk bölümünde aşırı derece sıkıldım. Okurken cümlenin başında ne yazdığıni unuttugum anlar oldu. Okuduklarımın büyük bir kısmını da anlayamadım. Zaten alt orta sınırda olan zekam hepten zorlandı( bu aralar bu seviyede düşme yaşanmış olabilir, yaklaşık. Iki haftadır Adıni vermek istemediğim bir evlenme programı izleyip, fincanda mini kek denemeleri yapıyorum, hala basariya ulasabilmiş değilim.) sanki sözlükteki tüm kelimeler bir kagida yazılmış, keseye konulmuşta çekilip çekilip metine eklenmiş gibi hissettim. Eğer ilk bölüm gerçekten güzelse ve anlamlıysa yani güzel seyler vardı da kaçirdiysam, okur kariyerime kötü çocuk serisiyle devam edeceğim. Neyime benim böyle edebi eserler.
Şu ana kadar ki yorumum birinci bölümü kapsamakta. İkinci bölüm gerçekten çok güzeldi. Sevdiğim öyküler oldu. Betimlemeler ve dil kullanımı kusursuzdu. Sanirim olaya dayali öyküleri daha çok seviyorum.
140 syf.
Ölü Zaman Gezginleri öykülerden oluşuyor. Bazı öykülerde zaman, mekân, gerçeklik belirsiz, olayların akışında kopukluklar var. Av, Sümbüller Sen Kokar iç içe geçen öykülerden oluşmuş. Anlatımı zenginleştiren şiirsel bir dil, uzun cümleler ve imgeler ön plânda ve Toptaş kitaplarının en önemli unsuru.

Yazarın aşağıdaki açıklamasını okuduğumda bu cümlelerdeki anlam, duygu derinliğinin kolay oluşmadığını öğrendim.
“Ben çok çalışıp az üreten biriyim. O cümlelerin gerisinde, geceler boyu süren hummalı bir çalışma var. Hatta deyim yerindeyse, hastalık derecesine varan bir çalışma. Her roman büyük bir cümledir diye bakıyorum ben. Bu bakışla, o büyük cümleyi oluşturan öteki cümleler arasında organik bir bağ kurulmasını gerektiriyor. Bunun ve başka şeylerin de ötesinde, benim için, cümlelerin yazım kurallarına uygun olması da yetmiyor. Onlardaki ses düzenine, söz gelimi bu cümleyi oluşturan kelimelerden kaçının açık, kaçının kapalı heceyle bittiğine ve bunların nasıl yan yana geldiğine de bakıyorum.”

Onun titizlikle büyük uğraşılar sonucunda ürettiği yazıları okumak son derece keyifli. Pek anlaşılır değil bazen ama onun dünyasında kaybolup var olmaya çalışmak, cümlelerindeki anlamları imgelerin zenginliğiyle keşfetmek –özlemi, yalnızlığı, çaresizliği, sevgiyi- heyecan verici. Kitaptaki ilk öykü olan Balkon’u diğerlerinden biraz daha fazla beğendim.

Yabu öyküsü Hasan Ali Toptaş askerliğini yaptığı Suriye sınırına yakın bir kasabada geçer. Kendi yaşamından izler taşıyan bu öyküde, eşi çöpten topladığı yiyeceği yiyerek zehirlenen yaşlı adamın sınırda kızı ve torunlarıyla bayramlaşmasını anlatıyor. Parasızlığın yol açtığı acılar hayatın içinden. Karakterlerin içinde bulunduğu ruh halini okura çok iyi yansıttığını düşünüyorum. Bu konuda oldukça başarılı.

“… Aslında ben Bir Gülüşün Kimliği ve Yoklar Fısıltısını yayınladıktan sonra, yazmaktan bile vazgeçmiştim. Böyle bir karar almıştım daha doğrusu, kendi kitaplarımı ömür boyu kendim mi yayımlayacağım, hiç tepki verilmediğine göre demek ki iyi şeyler yazmıyorum demiş ve edebiyatla ilişkimi sadece okur olarak sürdürmeyi düşünmüştüm. Ne var ki pek uygulayamadım bu kararı. … ” (Varlık 2010 74)

“İyi ki bu kararı uygulayamamış Hasan Ali Toptaş”dedirten; hayal gücümüzü ve anlamlarımızı çoğaltan benzersiz kitaplarını yazmış. Hızla bir solukta değil de soluklanarak, yavaş yavaş özümseyerek, keşfederek okunmalı.

Parmaklarım sigaraya yaklaşırken, şair bir dostumun bir dizesi geçti içimden: “bir kent terkedilirken sigara içilir sayın yolcular” s.72
Çift Çizgi öyküsünde yer alan dizenin bulunduğu şiirin tamamı:

Terkederken

dört mayıs bin dokuz yüz seksen dört
ört bakalım gözlerini gençliğim

yolculuğundayım yüreğimdeki insan artıklarının

on dördüncü koltukta bir dünya
on dördüncü koltukta birden kaybolan
sarışın korkunç güzel bir çocuğun eşsiz bakışı
sarışın korkunç güzel bir dünyanın ürkekliğiydi

bir şehir terkedilirken
genellikle sigara içilir sayın yolcular

köprülere, yolda duran öylesine bir insana
kuduz bir kunduz gibi köpüren zamana bakılır

çünkü zamanı tersine çevirmek zamanıdır

bu yüzden
bir galata köprüsü terkedilirken
öncelikle ayran içmelisiniz sayın yolcular

avucunuzun içindeki atardamar
ve yüreğinizin kıvrımındaki ayrılık
son kez yoklanır

bir ölü terkedilirken
genellikle sigara içilir sayın yolcular

gözlere, kıpırdanışına tenin
ve kör olmak zamanıdır koparılan tırnaklara
ölülerin bir deniz dalgasındaki çırpınışlarına

çünkü dirilen bir şehir
eksilen bir köprü gibidir

bu yüzden
bir ölü terkedilirken
ya şehir ya ölüm terkedilmelidir.

Halim Yazıcı
140 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Okuduğum ilk Hasan Ali Toptaş kitabı. Son zamanlarda yine çokça adından söz ettiren bir yazar haliyle bende merak edip okudum lakin okuyacağım ilk kitabını daha az popiler olanlardan seçmeyi tercih ettim ki çok etki altında kalmayayım diye. Şimdi buraya kadar tamam.... Kitap kısa kısa öykülerden oluşuyor okuduğum sırada bana türkçede ne kadar kelime varsa hepsini kullanayım da ziyan olmasın dercesine yoğun kelime toplulukları vardı ve açıkçası biraz anlamakta güçlük çektim.. ama bu anlayamamak beni biraz rahatsız etti daha agır edebi kitaplar da okumustum halbuki hic boyle hissettirmemisti bana kitabı baştan aldım bi daha yavaş yavaş kelimeleri, kelimelerin anlamlarını, anlam sıralamalarına dikkat ederek tekrar okudum. Sonunda beni rahatsız eden şeyi buldum. Edebî olarak çok güzel kurulmuş cümleler var lakin kelime ve bölüm dizilislerinde vermek istediği msjlari oyle ustalıkla yerleştirmiş ki bilinçaltımıza çok güzel msjlar göndermediğini hissettim kitabın okurken de içimde olan rahatsızlık buymuş meğerse... yada bana öyle geldi bilmiyorum yapılan diğer yorumları incelemeleri okudum herkes edebi olarak güzelliğinden bahsetmiş ki gerçekten cümle dizilişleri kelimeleri yerinde kullanımıyla ilk bakışta büyüsünde kaliysnz ama okudum ama bana ne verdi hayatımın hangi kısmında burda yazanları uygulayabilirim illa ki bana bakış açısı olarak kattığı biseyler olmalı diye okuyacak olursanız öyküler arasında verilen çok ince işlenmiş msjlari var ve ben o msjlardan hiç hoşlanmadım... özellikle Ölü Zaman Gezginleri öyküsünü daha bi titizlikle inceledim haklı olduğumu bir kere daha gördüm... Okurken kelimelerim büyüsünden kurtulup gerçek hayatla karşılaştırma yaparak okumanızı tavsiye ederim...
140 syf.
·4 günde
Hayatımda olmasıyla mucizelerin gerçek olduğuna inandığım bir insanın çantasından çıkan kitaplardan biriydi Ölü Zaman Gezginleri ... elbette ki kitabın benim için değerli olmasına yeterliydi bu durum.. ama Hasan Ali Toptaş her kelimesiyle artırdıkça arttırdı bu değeri...

Hissetmenin kitabını yazmış yazar.. hüznü, yalnızlığı, kimsesizliği ince ince dokumuş cümlelerin arasına...

Çöp bidonlarının arasında hayat arkadaşını kaybeden Yabu’nun parasızlıktan tel örgülerle çekilmiş sınırların ardındaki torunlarına şeker alamayışını öyle bir dokumuşki saman kağıtlarına, kalbimizin bir cam gibi kırılıp göğüs kafesimize batmasının sızısının nasıl geçeceğini anlatmamış.. ama birazcık Eftelya dokunduralım biz, sınırların ardından uzansın elimiz...

Sonra çift çizgi ile gitmek fiilinin altını çizmiş Toptaş.. hayat karşısında yalnız kalmış genç bir kızın küçücük dünyasını yaşayamamasını anlatmış..

Bir org’dan bahsetmiş bir kaç sayfa... yaşlı adamın çocukları tarafından zevk uğruna terk edilişini anlatmış..

Anlatmışta anlatmış, yazmışta yazmış küçük çocuğun televizyonunu almak istemeyen pamuk şeker yürekli icra memuru...
137 syf.
·3 günde·Puan vermedi
16 hikaye ve 2 kısım: Ölü Zaman Gezginleri ve Yoklar Fısıltısı.

Başımı döndüren imgeler kimi zaman beni dağıtırken kimi zaman kendi içine çekti. Hikayeler kitabın ismi  gibi –Ölü Zaman Gezginleri- belirsizlikler içinde, varla yok arasında gezinti halindeydi. Kimi hikayenin sonuna geldiğimde “ne oldu ya..” demeden geçemedim. Başlarda biraz zorlasada beni, okudukça yazarın anlatımına kaptırdım kendimi. Özellikle Yabu’nun hikayesi benim en çok etkilendiğim hikaye oldu. Hikayenin sonunda boğazımda acı bir düğüm oluştu, öyle yabana atılır bir acı da değil hani; yoğunlaştırılmış acı. Yaşamın kıyısında acı ile iç içe yaşayan insanlardan sadece biri Yabu. Bilmediğimiz duygular..

“Her şeyi bilmek için erkendi belki, bilmeler yaşamalardan geçerdi ve biz önce yaşayacaktık.” Sy:69
140 syf.
Bazı kitaplar vardır, sayfaları akıp giderken elinizde bitmesin istersiniz. Zaman zaman frenlersiniz kendinizi, gidip bir çay ya da kahve alır ve bu süre boyunca hikaye ile ilgili düşünürsünüz, bazen de yazarı, nasıl yazdığını, kafasının içini, yaşam deneyimlerini...
Bu kitap onlardan biriydi benim için. Yoksa 'bu yazar' mı demeliyim?
Henüz okuduğum ilk kitabı -neyse ki çok kitabı mevcut, diye düşünerek teselli buluyor insan kitabı bitirdiğinde.

Daha kapağı açıp okumaya başladığınızda, ilk paragraflarda yazarın ifade gücünün çekimi sanki kelepçeliyor okuru kitabın sayfalarına, tutsak ediyor.
Durumdan şikayetçi olmadan, gönüllü bir tutsaklık bu...

İyi ki yazmışsın Hasan Ali Toptaş, iyi ki çok yazmışsın!
140 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Hasan Ali Toptaş'ın içerisinde küçük küçük 16 tane hikaye barındıran kitabı.
"Yine " Hayal olamayacak kadar gerçek hayallerle, gerçek olamayacak kadar hayal gerçeklerle"süslemiş kitabını yazar.

Varoluşçuluğun tellerine vururken, zaman ve mekan soyutlamaları duyulmuş kaleminden.
Kimi zaman yoksulluğun en koyusunu,kimi zaman ölümün en derinini, kimi zamansa zamanlar içinde kaybolan insanı anlatmış şehrin keşmekeşinde.
Hayat kadınının hayat defterinden satırlara da yer vermiş,kendi kendisine yabancılaşan insana da. Kan davasının izleri de vurmuş sözcüklerine, kendi yaşamının esiri olan bir kadının, özgür olan tek yanı da görülmüş satırlarında.
Aşk derseniz eğer o da var. Yalnızlık ve ayrılık derseniz onlar da. Kısacası çok yönlü,çok katmanlı çok duygulu bir kitap.

Bir hikayeyi özellikle belirtmek istiyorum.Kesinlikle hayatımda okuduğum en güzel hikaye :"YABU".
Buram buram hüzün kokan,boğazınızı düğümleyecek kadar bizden bir hikaye. Gerçek yanında yalan kalacak kadar gerçek bir hikaye. Sırf bu hikaye için bile okumaya değer.
140 syf.
·4 günde·10/10
"Hasan Ali Toptaş yazmışsa güzeldir." diye başlıyorum her bir kitabına. Kitap toplam 16 öyküden oluşuyor. Her bir öyküsünü ayrı ayrı çok sevdim. Hele bir Av ve Çift Çizgi öyküsü var ki her satırı altı çizilesi türden. Kitabı okurken kendinizi Kafka ya da Zweike okur gibi hissediyorsunuz, öyle muhteşem. Düş ile gerçeğin iç içe geçmiş halini gördükçe anlıyorsunuz aslında hayatta gerçekten böyledir. Okumalı kitabı mutlaka. Ama öyle boş zamanda okumak değil, bu kitabı okumak için zaman yaratarak okumak gerek. Durup durup okumalı. Tebrik ederim yazarı, çok yaşasın, çok yazsın.
140 syf.
·11 günde·Puan vermedi
"Ölü Zaman Gezginleri" kitaptaki hikayelerden yalnızca birinin adı aslında. Ancak bu adın ruhu tüm hikayelere sirayet etmiş gibi geldi bana. Çünkü hikayelerde kronolojik bir zaman dizisinden ziyade 'an'ların anlatımı hakim durumda. Bu anlatım okuyucuyu da hikayenin içine girmeye ve kendi zamansal algısından kopmaya zorluyor ve bu kopmayla birlikte durgun bir idrak hissi oluşuyor.
Kimi kısımlarda ise farklı anlatım kaygısıyla zorlama kurgular yapıldığını hissettiğim oldu.
Kitabın, yazarın ilk dönem eserlerinden olduğunu öğrendiğimde daha sonrakiler için bende büyük bir merak oluştu aslında. Birkaç eserini okuduktan sonra daha kapsamlı bir inceleme yaparım diye umuyorum...
...ne zaman doğduğumuz sorulduğunda hep anamızın bacaklarının arasından çıktığımız tarihi belirtmemize rağmen, artık insanları analardan çok yaşamın doğurduğunu biliyorum."
Hasan Ali Toptaş
Sayfa 21 - İletişim Yayınları
Kırgınlığının nedenini çözemiyorum bir türlü, artık gözleri çok uzaklaştı, okunmuyor.
Hasan Ali Toptaş
Sayfa 72 - İletişim Yayınları
Susuyorduk gene, susacaktık; dağ hangi boşluğumuzu dolduruyor, susmak bizi nereden eksiltip nereye biriktiriyor ve bu sis hangi çıplaklığımızı örtüyor, hiç bilemeyecektik. Her şeyi bilmek için erkendi belki, bilmeler yaşamalardan geçerdi ve biz önce yaşayacaktık.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ölü Zaman Gezginleri
Baskı tarihi:
Eylül 2009
Sayfa sayısı:
140
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051850429
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Ölü Zaman Gezginleri
Ölü Zaman Gezginleri
Ölü Zaman Gezginleri
Çürümüş evlilikler, elleri karanlıkta kalan çocuklar, eşyanın saltanatı, canlı olmanın aczi. Kıstırılmışlığın buruk resimleri. Peki, zaman hep geleceğe mi akar? Portakal yanaklı kadın da kim? Şeker diye, çaylara atılan bir çift balkon. Tanklar. Bir kızın ellerinden ellerini uzatır da kimi zaman, bize dokunur zaman.

Ya Fuentes, Koca Gringo'yu sınırın öteki yanında yazdıysa?

Ölü Zaman Gezginleri, öykü sanatının geldiği noktayı merak edenler için nefis bir şölen.

“Yüzyılın son çeyreğindeki Türk edebiyatının birkaç kilometre taşından biri Hasan Ali Toptaş. O bir kurgu-dil sanatçısı; ödün vermez bir biçim ustası; yirminci yüzyıl edebiyatının vardığı çizginin en uç noktası.”
Yıldız Ecevit

“Tren yolculuğunu severim ben,” dedi ağzından saçılan dumanların arkasından.

Gitmek fiilinin altını çift çizgiyle en güzel trenler çizebilirmiş ona göre. Otobüs koltuğunda Ramses gibi kıpırdamadan oturanlara, yolculuk ediyor denemezmiş doğrusu. Sonra, trenler her zaman bir sır taşıma olasılığı taşırlarmış.

Kitabı okuyanlar 902 okur

  • Öznur Baycan
  • Tuğba
  • kaoszede
  • Miss Nobody
  • serdar b.
  • özge
  • Havvanur
  • Esma A.
  • Emine topal
  • Rukiye Ç.

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.4
14-17 Yaş
%3.4
18-24 Yaş
%25.1
25-34 Yaş
%46.3
35-44 Yaş
%14.8
45-54 Yaş
%3
55-64 Yaş
%0.5
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%62.9
Erkek
%37.1

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%22.3 (65)
9
%23.3 (68)
8
%20.5 (60)
7
%19.5 (57)
6
%5.8 (17)
5
%3.1 (9)
4
%1 (3)
3
%0.7 (2)
2
%0.3 (1)
1
%0.7 (2)

Kitabın sıralamaları