Adı:
Gecenin Gecesi
Baskı tarihi:
Kasım 2017
Sayfa sayısı:
88
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051852065
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Hasan Ali Toptaş'tan yeni öyküler. Her biri “HAT edebiyatı”nı kazan, kazdığı yere yeni sorular bırakan, bıraktığı soruları derinleştiren, derinleştirdikçe daha da karışan, karıştığı ölçüde de billurlaşan öyküler. Kısık sesli, meraklı, ruhu kolaçan eden, arayan metinler.

Gecenin Gecesi öykünün geldiği yeri yeniden konuşan bir kitap. “Onun atı daha gurbete çıkmadan ürkütülmüştür,” denilmişti Toptaş için. Bu kitapta da gurbete çıkanlar var. Gurbeti külfet, külfeti azap belleyenler var. Ve herkes eve dönüyor sonunda.

Eve: Edebiyata.

“Şimdi sen, öyleyse bütün bunları neden yazdın, diyeceksin belki. Doğrusu, neden yazdığımı ben de bilmiyorum. Demek, yorganı omuzlarıma doğru çekip, bu yatak beni öldürecek dedikten sonra yazının içinde uyuyakalmışım.”
Hasan Ali Toptaş’tan bu sefer içi resimli, resimleri öykülü, öyküleri yer yer hüzünlü, yer yer eskiye götüren, götürdüğü eskilerde okura yeni sorular veren, verdiği soruların cevapları ile okuru HAT Edebiyatının içinde gezdiren, kendinden emin olan kelimelerin buluştuğu, düşlerin canlandığı bir hikâye kitabı ile karşımızda. Kısacık, birkaç sayfacık hikâyelerde bile Toptaş’ın kelimeleri Ümit Ünal’ın desenleri ile uyumlu bir şekilde tablo oluşturuyor gibi. Bir yatağa, evet eski bir yatağa bile hikâye yazarak Toptaş bize geçmişimizden, anılarımızdan ve çocukluğumuzdan birçok hisler yaşatabiliyor. Veysel’in Kanatları’nda ise Dostoyevski’nin Kumarbaz eseri aklınıza gelecek, amansız ve sindirilemez bir saplantının öyküsünü okuyacaksınız, belki de sadece kumar ile tüylerinizin ürperebildiği bir eser de olacak diyebiliriz. Bir oturuşta, iki fincan çay ya da kahve eşliğinde kısa sürede bitirebileceğiniz ama bu kısa süre içinde ise derin ve farklı farklı yolculuklara çıkabileceğiniz güzel bir eser.
Yok yok yok... Her geçen gün daha kaç değerli yazarı tanımıyorum acaba diye düşünmekten kendimi alamamaktan başka çare yok. Zira yetişemiyorum.

Hasan Ali Toptaş' ın okuduğum ilk öykü kitabı. Yazarın öykücülükte kültleştiğini kitabın kapı eşiğindeki ödüllerinden anlıyor ve biliyor olmak da ayrı bir üzünç kaynağı...

5 öyküden oluşuyor... Her bir öykü bir diğerine güzelleme yaparken bu sonsuzluk girdabında aradan bir tanesini çekip çekip okuyasınız gelir... İmgelem Bin Hüzünlü Haz' dan daha sade (yazarın okuduğum ilk romanı) ama her sayfanın kemiklerinde yine düşsel dünyaların element tozlarını okurken yutuyorsunuz.

Kitap tasarımını görenler (Ümit Ünal-Çizimci) sayfaların arasına reçel sürüp yemek isteyebilir. O kadar harikulâde bir tasarım olamaz. Bir kitaba dokunmanın bu kadar haz vereceğini tahmin etmezdim.

Son hikaye Şeytan Uçurtması' nda bir kısım var ki; mutlaka alıntılamalıyım...
İçimdeki kabuk bağlayan bazı duyguları kanattı...

"... Kocasını cici annemin elinden almak için mi geldi yoksa beni öpüp koklamak için mi, bilmiyorum. Bildiğim şu ki, o gelince İstanbul annem olurdu birden; duvarlar annem, kapılar annem, pencereler annem olurdu. Kapıya koşar, kimsenin ruhu duymadan içeriye alırdım onu, yüzünü saklardım bir yerlere, gözyaşlarını, ortalığa saçılan ayak seslerini ve bakışlarını saklardım. Kalırsa sevgisiyle şefkati açıkta kalırdı sadece, onları hiç bir yere sığdıramazdım... "

İçinizdeki hangisine susayacaksa susamış olan ölgün çocuğa...

~~Keyifli okumalar~~
~~ Kitapla kalın~~
Yazarın ilk olarak "Kuşlar Yasına Gider" kitabını okumuş ve betimlemelerine ve konu hakimliğine hayran kalmıştım. Bu eserinde ise kısa kısa beş öykü yer alıyor. Betimlemeler oldukça etkileyici. Öyküler ise düşündürücü...

Kitabın baskısı, özellikle iç sayfalarda ki renk uyumu oldukça güzel olmuş. Yayınevi yazara eserinin hakkını vermiş...

İlk öykü olan "Yatak" yapılan bir iyiliğe minneti anlatırken, hayal dünyasında yaratılan ormanda ki kuşların kulağınızda ötmesini duyuracak kadar canlı ve düşündürücü olmuş. "Ah çocukluğumuz" diyeceğimiz bir öykü ve okurken istemeseniz de çocukluğunuzun saf hayallerine yolculuk yapacaksınız... En çok bu öyküyü beğendim...

İkinci öykünün ismi ise "Nihat"...
Bu öykü de ise, bastırılan duyguların ileri ki dönemlerde nelere yol açabileceğini, psikolojik açıdan insanın her an her şey ile karşı karşıya kalabileceğinin bir kesiti ve oldukça güzel betimlemelere sahip...

Üçüncü öykünün adı "Fotoğraf"...
Bu öyküde yaşlanan bir öğretmenin, yaptığı mezar taşları anlatılıyor gibi görünse de, derinlerde yaşlanıp işe yaramaz olduğunu hisseden insanın artık ölümü beklemekten başka bir şeyi olmadığını, yaşarken hatırlanmak istediğini anlatılıyor...

Dördüncü öykü "Veysel'in Kanatları"..
Bu öykü bir kumar masasında geçenleri anlatırken, insanın kendine ne kadar düşman olduğunu, zaaflarının ne derece güçlü ve bu zaaflarından dolayı neleri kaybedebileceğine güzel bir örnek teşkil etmiş...

Son öykü "Şeytanın Uçurtması" ise küçük bir çocuğun annesiz büyürken, üvey annesi ve kardeşi hakkında ki düşüncelerini, onların kendi gözünde nasıl bir yere sahip olduklarını, kendisinin sevgiye ne kadar muhtaç olduğu anlatıyor...

Her okurun farklı tatlar alacağı bu eserin, okunmasını tavsiye ederim...
Hasan Ali Toptaş'ın dili çimlere uzanmışsın da gecenin karanlığında yıldızların eşsiz parıltıları eşliğinde doğanın mis kokusunu içine çekiyormuşun etkisi yaratıyor bu kitabında.
Onun çok kitabını okumadım belki fakat üslubunun ve kurgusunun beni büyülediğini söyleyebilirim. Oluşturduğu benzetmeler, kullandığı ikilemeler, kelimeler insanı alıp başka dünyalara götürüyor desem abartmış mı olurum bilmem.

Bu 5 öyküden oluşan minik sevimli kitap Ümit Ünal'ın desenleriyle de ayrıca içine çekiyor insan kitabı elinde tuttuğunda dâhi mutlu oluyor. Uzun zamandır bir kitabı okurken böyle heyecanlanmamıştım belki bu benim bugünkü ruh hâlimle alakalıdır fakat buna kitapçıda elinize Gecenin Gecesi'ni alıp bir kaç sayfa çevirirken mutlu olup olmadığınızı hissederek test edebilirsiniz belki.

Özellikle "Nihat" ve "Fotoğraf" adlı hikayelerinde çok eğlenerek okuduğumu da belirtmek isterim..

Ve HAT'ın böylesine övdüğüm dilini merak edenler için "Yatak" adlı hikayesinden bir alıntı:
"Zaten, şimdiki odaların tabanı beton. En azından, benim odamınki öyle. Üstüne de şöyle laf olsun diye duvardan duvara , kağıt gibi, ruhsuz bir halı sermişler. Beton halıdan süzülüp yer yatağına, yer yatağından fışkırıp sırtıma yapışıyor bu yüzden ve gece boyunca beni kıtlıktan çıkmış bir sülük gibi horul horul emiyor."
Sayfa 17, Everest Yayınları, Kasım 2017
Yaşayan türk yazarlardan en sevdiğim yazardır, Hasan Ali Toptaş. Ilk defa bir kitabın yazarına bakmadan kitabını okumuştum. Bu kitap, yazarın "Ben Bir Gürgen Dalıyım" isimli kitabıydı.
(Çocuk kitabı kategorisine girse de her yaştan insanın okuyabileceği bir kitap.)
Kitabı okuduktan sonra yazarın hayatına baktım. Hasan Ali'nin fotoğrafını gördüğümde çok şaşırdım. Kafamda oluşmuş yazar tiplemesinin tam tersi bir suretle karşılaşınca dış görünümün ne kadar yanıltıcı olabileceğini bir kez daha anladım.
Atay'ın deyişiyle 'biz iki ayaklılar' dış görünüme çok önem veriyoruz.
Sanki yazarların belirli bir görünüm kalıbı varmış gibi :D
Hayatıyla ilgili pek bir bilgi bulamadım. O zamanlar o kadar büyük bir merakım da yoktu ona karşı.
Ben Bir Gürgen Dalıyım kitabından sonra, Sonsuzluğa Nokta kitabını okudum. Bu kitabıyla beraber Hasan Ali Toptaş hayranlığım başlamış oldu. Hayatı ile ilgili tekrar bir araştırma çabasına girdim fakat kişisel bilgiler pek bulamadım. 1958 yılında Denizli'nin Çal ilçesinde doğduğu bilgisine ulaşabildim sadece.
Bir süre icra memurluğu yapıp, daha sonra bıraktığı da söyleniyor.
Maalesef yazarın hiç bir imza gününe katılamadım. Zaten her yerde de imza günü vermiyor, kendisi.
Bu aralıkta kitaplarını okumaya devam ettim. Her kitabı bende ayrı bir hayranlık dalgası oluşturdu.
"Kuşlar Yasına Gider" dışında okumadığım kitabı kalmadı.
Yeni bir kitap çıkarana kadar o kitabını okumayacağım. Bütün kitaplarını bitirmek beni çok üzer yoksa.

Bir süre sonra tesadüfen yazarın web sitesini bulmuş oldum. Yaşayan bir yazar olduğu için konuşmamam olanaksızdı tabii.
Iletişim bilgilerine ulaştıktan sonra en sonunda kendisine mail yazabildim. Bu benim için çok zor oldu. Çünkü çok beğendiğim bir yazar olduğu için eğer yazdığım mail'e cevap vermeseydi çok üzülürdüm. Cevap vereceğini biliyordum ama yine de endişe duyuyordum. Ve beklediğim gibi çok güzel bir üslubla bana cevap verdi.
Kendisiyle sohbet etme olanağı edinmiş bulundum böylece. Ne kadar kibar bir insan olduğunu kendisiyle olan bu münasebetimden dolayı söyleyebilirim.
Keşke Atay'da yaşasaydı. Onunla da yüzyüze görüşüp, sohbet etmeyi çok isterdim.

Peki neden Hasan Ali Toptaş?
'Zaman' üzerine çok düşündüğüm bir kavram oldu hep. Bununla ilgili edinebildiğim kadar kitap ve makale okudum. Bunların arasında beni şaşırtan bir yazıya/kitaba ulaşamadım. Hasan Ali Toptaş'ın kitaplarına kadar.
( William Faulkner ve onun gibi bir kaç ismi tenzih ederek söylüyorum.)

Kitaplarının geneli 'zaman' odak alınarak yazılmış. Bu kavramı yer yer felsefeyi kullanarak yazmış olması kitaplarının okunmasını zorlaştırıyor.
Beynimin nefes aldığını hissediyordum kitaplarını okurken.
Zaman ve mekandan kopuk olaylar- durumlar...
Kitapları kitap gibi değil de bir anımızı hatırlar gibi yahut kendi hayal dünyamızda dolaşıyormuş gibi hissettiriyor. Son sayfaya gelince şaşırıp kalıyoruz.

Kitaplarını okumak isteyenler varsa öncelikle zinde bir kafaya ihtiyacınızın olduğunu söylemek isterim.
Kitaplarının isimleri de farklı bir yazarla tanışacağınızın en büyük belirtilerinden biri.
》 Ölü Zaman Gezginleri
》 Yoklar Fısıltısı
》Bir Gülüşün Kimliği...
Farklı değil mi sizce de ?

"Gölgesizler" isimli şiirsel diyebileceğim kadar güzel olan kitabı en ünlü kitabıdır. Bu kitabının ingilizce çevirisi yapılmıştır.
Sinema filmi de çekilmiştir. Kitabı okuduktan sonra filmini izlemenizi öneririm yoksa pek anlamlandıramayabilirsiniz.

Hasan Ali ve kitaplarıyla ilgili yazacak çok şey var. Yazarken biraz fazla duygu yoğunluğu yaşadığım için bu beni yordu. Bu yüzden burada bırakıyorum.

Bu yazıyı yazmamın sebeplerinden biri de; hiç bir kitabını okumadan yazarla ve kitaplarıyla ilgili saçma sapan yorumlar yapan kişiler içindir.
Konuşmuş olmak için konuşmayı bırakın artık!
Öncelikle bu kitabı imzalı bir şekilde hediye edip okumama vesile olan arkadaşım Hera ' ya çok teşekkür ediyorum. <3
Hasan Ali Toptaş'ın okuduğum 2. kitabı olan Gecelerin Gecesi bir öykü kitabı. 5 kısa öyküden oluşan bu kitabı ben çok beğendim. Okuduğum diğer kitabı Bin Hüzünlü Haz'ın fazla yoğun gelmesinden mi kaynaklanıyor bilmiyorum ama bu kitabı çok daha fazla sevdim, çok kısa sürede zevkle okuduğum bir kitap oldu benim için. Belki de hikaye kitaplarını her zaman çok sevmemden ötürüdür.
En çok beğendiğim öyküler yatak ve nihat oldu.  Nihat isimli öyküde bir anne ile oğlunun sarsıtıcı hayatı anlatılmış oldukça etkileyiciydi.  Bu ve diğer öykülerde yine bolca yazarın kelimeleriyle, hayal dünyasında bizde geziniyoruz. Kâh oraya kâh buraya savrulup duruyoruz... Bu sırada bir çok duyguya bürünüyoruz hikayelerle.

Daha önce Hasan Ali Toptaş okumadıysanız bence rahatlıkla bu kitapla okumaya başlayabilirsiniz zira benim de bu kitaptan sonra diğer kitaplarını okumaya hevesim arttı.

Ayrıca bahsetmeden geçemeyeceğim kitabın kapağı ve içindeki desenler o kadar güzelki kitabı okumadan bile çok sevebilir, elinize alınca dahi mutlu olabilirsiniz. Sizde okumayı düşünüyorsanız geç kalmayın derim.
Herkese iyi okumalar...
5 adet öyküden oluşan sıcak ve içten bir kitap. Sadece bir anı ancak Hasan Ali Toptaş anlatabilirdi.
Spoiler olabilir..
....
Yatak hikayesiyle yaşadığı mütevazi durumu anlatan bir adam. Sadece sırtta taşınılan bir yatak bile bu kadar çok anıyla anlatılabilir miydi? Kendisine edilen yardımın ağırlığını ve yaşadığı utangaçlığı çok güzel anlatmış.
.....
Fotoğraf hikayesi çok beklemediğim bir şekilde gelişti. Olağan akışında ilerleyen bir andan nasıl mezar taşlarına geldik anlayamadım. Kafamda sonsuz bir şekilde devam ediyor hikaye.
....
Veysel'in kanatları hikayesi de fotoğraf gibi bitti. Kaybetmeye doyulmayan bir kumar masasından hiç beklemediğim bir son. Klasik bir hikayeymiş gibi gözükürken, Hasan Ali Toptaş dokunuşuyla bitti. Zaman zaman kızdım Veysel'e. Sonra birden çok üzüldüm. Öyle içime işledi.

Kısa sürede (bir oturuşta) okunacak bir kitap bekliyor sizi. İçerisindeki Ümit Ünal'ın desenleri de bu akıcılığa katkı sağladı bence.
Hasan Ali Toptaş'ın kalemini romanlarından tanıyordum‚ öykü biraz alışılmadık geldi. Bitirdiğimden bu yana kendimi Nihat'ın annesi gibi hissediyorum ya da Veysel'in kanatları gibi.
Toptaş‚ acı kahve tadında öyküleriyle okurken anlaşılmayan bittiğinde ise düşüren bir lezzet oluşturmuş.
Demiş ki: "İnsan ancak çocukken ciddi olabilir‚ diyorum söz gelimi ve bu iddiamı tutup o anda dilimin ucuna geliveren saçma sapan birkaç örnekle kanıtlamaya çalışıyorum. Sonra‚ ciddi olmak hep yetişkinlere özgü zannedilir ama aslında onlarınki kurgulanmış bir ciddiyettir‚ diyorum."
ve dahası.
Hasan Ali Toptaş' in bu eseri kısa 5 öyküden oluşmaktadır...Hasan Ali Toptaş bence roman alanında daha başarılı .Okuduğum 5.Kitabı bu ...
Dil ve kurgusu güzel ama öykülerinde romanlarında aldığım tadı alamadım...
Romanlarindaki o derin sesizligi Nuri Bilge Ceylan'in filmlerinde o durgun sahnelerini diğer kitaplarında hissediyordum Ama bu öykü kitabı olduğu için olmalı o tadı alamadım...Ama yinede okunabilir bir kitap...
Hasan Ali Toptaş in kullandığı Dil ve üslup romanlarını oldukça sürükleyici kılıyor...
Kitaba başlar başlamaz öykülerin içinde buluyorsunuz kendinizi. Hasan Ali toptaş 'ın 2. kitabını okudum ve beğendim. Ayrıca çizimler o kadar hoş olmuş ki hiç elinizden bırakmak istemiyorsunuz aslında başka kitap okuyacaktım ama oğlum uyumayınca bu kitabı seçtim hem o resimlerine baktı ben de okudum. 5tane kısa öyküden oluşuyor. Ben sevdim umarım siz de beğenirsiniz
Ilginç bir deneyimdi. Hasan Ali Toptaş'ı ilk okuyuşumdu belki şaşırmamın sebebi budur.
Öyküler kısa ama etkiliydi. Her birini bitirdiğimde yazarı biraz daha merak etmemi ve diğer kitaplarını okuma isteğimi artırdı.
Öykülerin her biri görünürde çok kısa ama içerikte çok şey anlatıyordu. Benim favorim Nihat'ın hikayesi oldu.
Sayın Toptaş ile ikinci okuma eylemini bitirmis bulunmaktayim. Kisa kisa bir solukta okunabilen hikayeleriyle tanıstım. Daha once ilk kez Gölgesizleri'i okumustum. Onu okuyup anlamak bir hayli yormustu beni. Ama bu sefer daha akici ve masalsi anlatim şekli sayesinde daha kolay okuyabildim.
" Hiç kendim için ağlayamadım ben.
..
Hani, kendim için bir kez ağlayabilsem İstanbul sesim olacak ama ağlayamıyorum. "
bu adamlar gülüşlerinide alıp aniden nereye giderlerdi doğrusu hiç bilmiyordum.
Hasan Ali Toptaş
Sayfa 16 - Everest Yayınları 1. Baskı 2017 Kasım
" O (annem) gelince İstanbul annem olurdu birden, duvarlar annem, kapılar annem, pencereler annem olurdu. "

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Gecenin Gecesi
Baskı tarihi:
Kasım 2017
Sayfa sayısı:
88
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051852065
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Hasan Ali Toptaş'tan yeni öyküler. Her biri “HAT edebiyatı”nı kazan, kazdığı yere yeni sorular bırakan, bıraktığı soruları derinleştiren, derinleştirdikçe daha da karışan, karıştığı ölçüde de billurlaşan öyküler. Kısık sesli, meraklı, ruhu kolaçan eden, arayan metinler.

Gecenin Gecesi öykünün geldiği yeri yeniden konuşan bir kitap. “Onun atı daha gurbete çıkmadan ürkütülmüştür,” denilmişti Toptaş için. Bu kitapta da gurbete çıkanlar var. Gurbeti külfet, külfeti azap belleyenler var. Ve herkes eve dönüyor sonunda.

Eve: Edebiyata.

“Şimdi sen, öyleyse bütün bunları neden yazdın, diyeceksin belki. Doğrusu, neden yazdığımı ben de bilmiyorum. Demek, yorganı omuzlarıma doğru çekip, bu yatak beni öldürecek dedikten sonra yazının içinde uyuyakalmışım.”

Kitabı okuyanlar 450 okur

  • Ayşe
  • Esra
  • Ahmet Aydın
  • Deniz Ersin Çelik
  • Derya
  • Çağrı Deniz
  • Fatoş Kesici
  • Elif
  • Mehmet Araz
  • Arzu Song

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%11.5
14-17 Yaş
%1.4
18-24 Yaş
%24.5
25-34 Yaş
%36
35-44 Yaş
%17.3
45-54 Yaş
%8.6
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%74.8
Erkek
%24.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%17.1 (31)
9
%24.3 (44)
8
%22.7 (41)
7
%19.3 (35)
6
%6.1 (11)
5
%5.5 (10)
4
%2.2 (4)
3
%1.1 (2)
2
%1.7 (3)
1
%0

Kitabın sıralamaları