Ayshesss

@ayshes·
·
sabitlendi
Pancar sebzelerin en keskinidir. Soğanın sayfaları, gerçi Savaş ve Barış'ın sayfalarından fazladır, her biri de güçlü kuvvetli bir insanı ağlatacak kadar acıklıdır; ama soğanın o fildişi parşömenleri olsun, acı yeşil sayfa işaret kartı olsun, mide sularının ve bağırsak bakterilerinin etkisine kendini pek çabuk kaptırıp kahverengiye dönüşmektedir. Ancak pancar, vücudu, ona girdiği renkte terk eder. Akşam yemeğinde yenilen pancar sabahleyin tuvalette hâlâ kıpkırmızıdır. Bu da pancarın güçlü sindirim asitlerine ve mikroplara karşı ne büyük bağışıklığı olduğunun kanıtıdır. En kırmızı biber bile, en turuncu havuç, en sarı kabak bile, o zamana kadar çoktan iğrenç bir kahverengiye dönüşmüştür çünkü. Doğduğumuz zaman yuvarlak, keskin, saf bir yüzümüz vardır. İçimizde evren bilincinin kırmızı ateşi yanar durur. Ama yavaş yavaş, bizi, ana babalar yer, okullar yutar, sosyal kuruluşlar emer, kötü alışkanlıklar kemirir, yaş ise tüketir. Sindirildiğimiz zaman, tıpkı ineklerdeki gibi altı mideden geçtiğimiz zaman, pis bir kahverengi tonunda çıkarız. Pancardan almamız gereken esas ders şudur: İnsan, yanağındaki ilahi renge, içindeki doğal pembeliğe sarılmalı; yoksa kahverengiye dönüşür. Kahverengi olmak da, insanın masmavi kesildiğinin resmidir. Çivit kadar mavi. Onun da ne anlama geldiğini bilirsiniz: Çivit. Çivitiyor. Çivitti.
Sayfa 428·Kitabı okudu
Reklam
Ayasofyaya dair..
Heykeltıraş hayatında böyle şey görmedi. En güzel mermerlerden on sekiz filayağı, serpantin zemin taşları ve porfir kaplamalar, baş döndürücü bir kubbeyi taşıyan dört kemer. Mesihi onu bir kat yukarıya, dua bölümüne bakan galeriye çıkartıyor. Michelangelo' nun gözü kubbede, daha çok da karelere ayrılmış bir gü-neşin, dış yüzeylerde suretsiz ikonalar çizen neşeli bir ışığın zorla içeri girdiği pencerelerde. Kütlesine rağmen böylesine bir hafiflik izlenimi, dıştaki sadelikle iç mekânın yüksekliği, hatta neredeyse yerçekiminin yokluğu arasında böyle bir karşıtlık, kubbe çemberinin mükemmel biçimde içine yerleştiği kare planın sihirli sadeliğinde oranlardaki denge; heykeltıra-şın neredeyse gözleri doluyor. Ah, keşke ustası Giuliano da Sangallo da burada olsaydı. Floransalı yaşlı mimar herhalde hemen çizim yapmaya, ayrıntıları çıkarmaya, yükseltiler çizmeye davranırdı.
Sayfa 40
Güzelliğimi, tenimin yumuşaklığını, gülümseyişimdeki ışıltıyı, hareketlerimdeki zarafeti, dudaklarımın al kırmızısını arzuladığını sanıyorsun; ama aslında senin bilmeden arzuladığın şey, korkularının dağılması, şifa bulmak, birleşme, geri dönüş, unutma. İçindeki bu enerji , yalnızlığında seni yiyip bitiriyor. O zaman da bir ayağın günde, bir ayağın gecede, sonsuz bir alacakaranlıkta kaybolmuş bir halde acı çekiyorsun.
Sayfa 12
göz..
Hayatımıza nelerin geçmesine izin veren biz miyiz gerçekten.?
Konuştum. Konuşunca rahatlayacağıma inanmıştım ama öyle olmadı. Umutsuzluğuma ve bununla devam etmek zorunda olduğum yola inandım...
Reklam