Ayshesss

@ayshes·
·
sabitlendi
Pancar sebzelerin en keskinidir. Soğanın sayfaları, gerçi Savaş ve Barış'ın sayfalarından fazladır, her biri de güçlü kuvvetli bir insanı ağlatacak kadar acıklıdır; ama soğanın o fildişi parşömenleri olsun, acı yeşil sayfa işaret kartı olsun, mide sularının ve bağırsak bakterilerinin etkisine kendini pek çabuk kaptırıp kahverengiye dönüşmektedir. Ancak pancar, vücudu, ona girdiği renkte terk eder. Akşam yemeğinde yenilen pancar sabahleyin tuvalette hâlâ kıpkırmızıdır. Bu da pancarın güçlü sindirim asitlerine ve mikroplara karşı ne büyük bağışıklığı olduğunun kanıtıdır. En kırmızı biber bile, en turuncu havuç, en sarı kabak bile, o zamana kadar çoktan iğrenç bir kahverengiye dönüşmüştür çünkü. Doğduğumuz zaman yuvarlak, keskin, saf bir yüzümüz vardır. İçimizde evren bilincinin kırmızı ateşi yanar durur. Ama yavaş yavaş, bizi, ana babalar yer, okullar yutar, sosyal kuruluşlar emer, kötü alışkanlıklar kemirir, yaş ise tüketir. Sindirildiğimiz zaman, tıpkı ineklerdeki gibi altı mideden geçtiğimiz zaman, pis bir kahverengi tonunda çıkarız. Pancardan almamız gereken esas ders şudur: İnsan, yanağındaki ilahi renge, içindeki doğal pembeliğe sarılmalı; yoksa kahverengiye dönüşür. Kahverengi olmak da, insanın masmavi kesildiğinin resmidir. Çivit kadar mavi. Onun da ne anlama geldiğini bilirsiniz: Çivit. Çivitiyor. Çivitti.
Sayfa 428·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Ve kendini düşünmeye devamla, ben bundan evvel hiç yaşamadım mı arkadaşım diye düşünüyordu. Gördüğü şu beyaz kadındı onu böyle düşündüren, ama düşündüğü bir tek kendisiydi. Aşk bu muydu? Bu muydu? Kendin miydin aşk? Niye hep ben diyordun, niye?
Sayfa 90
Gözün, olmayanı görmeye talimli değildir Kardeşim. Görű-neni görsün diye vücuda getirilmiş bir uzuv görünmeyeni nasıl görsün zaten; göremezsin. Görünmeyeni görebilmek için neyin görünmediğini bilmek lazım gelir, ki bu da her babayiğidin harcı değildir.
Sayfa 38
Zaman mesela. Sen uydurdun onu. Attosaniye dedin, mikrosaniye de-din, milisaniye dedin, salise dedin, saniye dedin, dakika, saat , gün, hafta, ay, yıl, yüzyıl dedin, büyüklük manyağısın ya, milenyum bile dedin. Vallahi sen uydurdun, uydurduğun şeye billahi sen inandın, sonra da dedin ki: "Zaman". Ama yok aslında öyle bir şey. Duvar saati, masa saati, her sa-at bilir bunu, gemicisi, saatli maarifi, çıplan çıplan pirellisi, her takvim bilir, arş bilir, kürs bilir. Bir de sen bilsen ne var!
Sayfa 35
Boşlukta kalan bir şey yoktur. Hayat denen Hereke halısının birbirine ilmeklenmemiş düğümü yoktur, onun bununla alâkası yok diyebileceğin bir şey yok, şu şunun başlangıcı değil, zaten şu da şunun devamı değil diyebileceğin hiçbir şey yoktur. Alnını kırıştıra kırıştıra bakar, görmezsin.
Sayfa 34