Ayshesss

Gözün, olmayanı görmeye talimli değildir Kardeşim. Görű-neni görsün diye vücuda getirilmiş bir uzuv görünmeyeni nasıl görsün zaten; göremezsin. Görünmeyeni görebilmek için neyin görünmediğini bilmek lazım gelir, ki bu da her babayiğidin harcı değildir.
Sayfa 38
Reklam
Zaman mesela. Sen uydurdun onu. Attosaniye dedin, mikrosaniye de-din, milisaniye dedin, salise dedin, saniye dedin, dakika, saat , gün, hafta, ay, yıl, yüzyıl dedin, büyüklük manyağısın ya, milenyum bile dedin. Vallahi sen uydurdun, uydurduğun şeye billahi sen inandın, sonra da dedin ki: "Zaman". Ama yok aslında öyle bir şey. Duvar saati, masa saati, her sa-at bilir bunu, gemicisi, saatli maarifi, çıplan çıplan pirellisi, her takvim bilir, arş bilir, kürs bilir. Bir de sen bilsen ne var!
Sayfa 35
Boşlukta kalan bir şey yoktur. Hayat denen Hereke halısının birbirine ilmeklenmemiş düğümü yoktur, onun bununla alâkası yok diyebileceğin bir şey yok, şu şunun başlangıcı değil, zaten şu da şunun devamı değil diyebileceğin hiçbir şey yoktur. Alnını kırıştıra kırıştıra bakar, görmezsin.
Sayfa 34
Ayasofyaya dair..
Heykeltıraş hayatında böyle şey görmedi. En güzel mermerlerden on sekiz filayağı, serpantin zemin taşları ve porfir kaplamalar, baş döndürücü bir kubbeyi taşıyan dört kemer. Mesihi onu bir kat yukarıya, dua bölümüne bakan galeriye çıkartıyor. Michelangelo' nun gözü kubbede, daha çok da karelere ayrılmış bir gü-neşin, dış yüzeylerde suretsiz ikonalar çizen neşeli bir ışığın zorla içeri girdiği pencerelerde. Kütlesine rağmen böylesine bir hafiflik izlenimi, dıştaki sadelikle iç mekânın yüksekliği, hatta neredeyse yerçekiminin yokluğu arasında böyle bir karşıtlık, kubbe çemberinin mükemmel biçimde içine yerleştiği kare planın sihirli sadeliğinde oranlardaki denge; heykeltıra-şın neredeyse gözleri doluyor. Ah, keşke ustası Giuliano da Sangallo da burada olsaydı. Floransalı yaşlı mimar herhalde hemen çizim yapmaya, ayrıntıları çıkarmaya, yükseltiler çizmeye davranırdı.
Sayfa 40
Güzelliğimi, tenimin yumuşaklığını, gülümseyişimdeki ışıltıyı, hareketlerimdeki zarafeti, dudaklarımın al kırmızısını arzuladığını sanıyorsun; ama aslında senin bilmeden arzuladığın şey, korkularının dağılması, şifa bulmak, birleşme, geri dönüş, unutma. İçindeki bu enerji , yalnızlığında seni yiyip bitiriyor. O zaman da bir ayağın günde, bir ayağın gecede, sonsuz bir alacakaranlıkta kaybolmuş bir halde acı çekiyorsun.
Sayfa 12
Reklam