Sezgin Kaymaz

Sezgin Kaymaz

YazarÇevirmen
8.4/10
1.190 Kişi
·
2.744
Okunma
·
218
Beğeni
·
7561
Gösterim
Adı:
Sezgin Kaymaz
Unvan:
Yazar
Doğum:
Sinop, 1962
Sinop (Erfelek) doğumluyum. 5 yaşıma kadar orada kaldım, babam bizi terk ettikten sonra 5 kardeş, bir de anne Konya'ya taşındık. İlkokulu ve Koleji (O zamanlar Maarif Kolejiydi) Konya'da bitirdim. 1980'de Hukuk okumak için Ankara'ya geldim. Sporla ilişkim okulla olan ilişkime ağır bastığı için üçüncü senemde Hukuk Fakültesinden ayrılıp Hacettepe İngiliz Dil Bilimine geçtim. Son sınıfa kadar okulun en başarılı öğrencilerinden biri olmayı bile becerdim. Son sınıfa dönemlik kaydımı yaptırmaya gittiğim gün Türkçe dersini alttan almam gerektiğini, çünkü çaktığımı söylediler. Ben de sinirlenip son sınıftan terk ettim. O arada öğrenci affı çıktı. 10 sene önce sıkılıp bıraktığım Hukuk Fakültesinin 10 sene önce yüzüne bile bakmadığım derslerine üç ay çalışarak hepsini verdim ve afla geri dönüp yeniden Hukuk öğrencisi oldum. Bir süre sonra sınıf arkadaşlarım işi abartıp bana "Amca" demeye başladıkları için tekrar sıkıldım ve tekrar bırakıp İngiliz Dil Bilimine döndüm. Çok şükür diplomamı aldım. 
Spora cirit ve çekiç atarak başladım, daha sonra hentbolü seçip 31 sene boyunca antrenörlük yaptım. Araya sıkıştırdığım spor değil okul oldu her zaman. Bu süreçte Kulüp takımlarının yanı sıra Millî Takımları da çalıştırdım. 
1990 senesinde günlük uyku ihtiyacımın 1-2 saati geçmediğini, hâttâ 3 saat uyuduğum zaman ertesi gün akşama kadar baş ağrısı çektiğimi fark ediverdim. Geceleri okumaktan sıkılınca da yazmaya başladım. Çok sevdiğim bir arkadaşım taslaklardan birini İletişim'e sızdırınca da Can KOZANOĞLU bana "yazar" dedi. O günden sonra spor dahil diğer bütün işler "araya sıkıştırılan" işler oldu. Yazmanın bu kadar hoşuma gideceğini bilseydim 31 sene top peşinde koşmazdım. Gerçi şu anda Voleybol Federasyonunda top kovalamaya devam ediyorum ama gecelerin bana kalan birkaç saatlik kısmı var. Orada yazmaya çalışıyorum. 
Kırlara, ormanlara gitmek istiyorsan, kırlara, ormanlara gitmek istediğin için git...
Şehrin gürültüsünden kaçmak için gitme... Çünkü gürültüden kurtulduğunu düşündüğün her an, gürültüyü beyninin içinde bulduğun an olur...
Cebimizde üç kuruş fazladan para olsa batardı etimize. Kalkar , ya bir yetimhaneye giderdik ya bir huzurevine. Yanımızda ufak tefek bir şeyler götürür, evlatlarının ya da ana babalarının çoktan unuttuğu, tanımadığımız, geçmişlerini ve geleceklerini bilmediğimiz çocuklara, ihtiyarlara kendimize sarılır gibi sarılırdık.
248 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Hepimizden birer parça, ortaya karışık..:)

Ama hepsi, yüreğimizi ısıtan duyguların kokusuyla tütsülenmiş, acıysa da dibine kadar gerçek, hüzünse de en keskininden, kahkahaysa da gümbür gümbür, yürek ferahlatanından.

Özünde tertemiz, saf, hesapsız kahramanların gözünden, günlük olayların sıradanlığında,aynı sıradan kaygıların, heyecanların, mutlulukların hikayeleri bunlar. Bu cümleyi normalde "..vasat hikayeleri bunlar. " diye bitirebilirdim belki de. Ama kesinlikle bu sefer öyle değil. O kadar samimi bir anlatımı var ki kelimelere döktüğü duyguların hepsini avuçlarınıza bırakıveriyor. Bir okur için bunu bu kadar canlı hissedebilmenin keyfi sonsuzdur.


Hiç sıkmıyor çünkü bize bizi anlatıyor. Sabiş 'ini anlatıyor mesela, annesini.
Onun ; " Misafirler gitsin de görürsün!!" bakışını.

"Şşştt, büyükler konuşurken lafa karışılmaz!"dercesine kararan gözlerini.

Yıllar öncesinin o güzelim komşuluk bağını, misafirlikleri ve tabi yaramazlık yaptıkça önce muhtırayla başlayan uyarı mekanizmasını.

O bunları anlatıyor ama biz beraberinde çok daha fazlasını hatırlıyoruz. Çünkü derin yaralarımız ve tebessüm etmeden anamadığımız anılarımız var o günlere dair.
Sakarlıklarımız, oyunlarımız, düşmelerimiz, yara izlerimiz var.


Evlere bağlanan ilk telefonlar, acemice yapılan ilk konuşmalar - ki bunun da bir protokolü olmalıydı, değil mi ama?:) -
Ev yangınları,
Hüsranla biten misafirlikler,
Okul anıları, ya da şöyle diyeyim; anlama ya da anlaşılamama problemi,
Cenazeler, ölümler,
Onkoloji koğuşu, hasta insanlar ve empati yapanlar...
Ve daha pek çok şey yazarın kısa öykülerine konu olmuş. Büyük bir çoğunluğu kahkaha atarak okuyacağınız cinsten.

Ama özellikle biri var ki, her satırı ayrı battı yüreğime.

Hasılı, böyle samimi bir anlatımın eşliğinde çok zevkli 240 sayfa, duru, duygulandıran, düşündüren ve bir o kadar da gülümseten bir anlatımla sizi bekliyor.




Keyifli okumalar..:)
328 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Kendinden kaçtın kaçtın kaçtın..öyle bir kaçtın ki, bir baktın kocaman bir uçurumdan yuvarlanıyorsun. Etrafındaki boşluk,kuş gibi hissettirdi sana kendini.
Gönlünün bütün yükünden sıyrılmış gibi.

"Kaçtın da kaçabildin mi bari?"
İşte orası şüpheli biraz.

Sonra alçaldın alçaldın ve kondun, bir akşam vakti, eski evlerden oluşan şirin bir sokağa. Müstakil, ahşap, bakımsız, iki katlı bir evin avlusuna.
Neresi mi?
Uzunharmanlar, Ruşen Sokak, 14 numara.

Anahtarınla açtın kapısını yeni kiraladığın evin. Her yer tertemiz, düzenli, mis gibi. Oysa böyle değildi sanki, sen bu evi kiralarken.. Buz dolabında çeşit çeşit yemekler, kıyafet dolabında tam bedenine göre, paketi hiç açılmamış kıyafetler, gaz ocağına yerleştirilmiş bir çaydanlık, alt dolapta paket paket Seylan çayı, reçeller turşular..

Aklın karıştı, değil mi?
Minnet duydun belki de ve biraz da korku..

Korku mu dedim?:))
Birazdan lambalar kendiliğinden yanıp sönmeye başlayacak haberin olsun. Ayak sesleri duyacaksın, gıcırtılar..Mesela ocaktaki demliğin altı yanmaya başlayacak birden ya da bir odada bıraktığın kitabını diğerinde bulacaksın.

KAYBETTİĞİN KADAR BULACAKSIN, DENKLEM BU..

Peki çayı sever misin?
Demlisi demsizi, şekerlisi şekersizi, mis gibi kokanı, abdest suyu gibi olanı..bol bol çay içeceksin bu kitapta.

Horoz Rıza 'dan Erzurumlu Teyze'ye, Beyabi 'den Kirkor Usta 'ya, Bakkal Mustafa 'dan Taksici Sabri 'ye kimlerle tanışacaksın. Hepsinden çok daha fazlasını bildiğini sanacaksın. Oysa sonra, çok sonra anlayacaksın ki bilmeyen tek senmişsin içlerinde.

BİLDİKÇE BİLMEDİĞİNİ ANLAYACAKSIN, DENKLEM BU..

Sonra nihayet tanışacaksın davetsiz misafirinle. Ona göre sen misafirsin ama, sana göre de o. Çirkef, şirret, patavatsız ama olağanüstü, ahu gözlü, benzersiz..
Kim mi?
Leyla, Leyla ..Aspendos Leyla. :)

Hayalet mi,gerçek mi?
Ölü mü, diri mi?
Düğüm mü çözüm mü, sen çöz bundan sonrasını.

Defalarca tuşa geleceksin, ters köşe olacaksın. Sevgi mi nefret mi derken..

NEFRETİN KARŞISINA SEVGİYİ KOYACAKSIN, DENKLEM BU..

Ölümü sorgulayacaksın sonra, toprak kokusunu, yağmuru, mide bulantılarını, insanları, insanların sakladıklarını, anlattıklarını, hayatı, kaçtıklarını, bulduklarını, dönüş yolunu..

Bir tarafta yaptıklarının sonuçları duracak, diğer tarafta yapamadıklarının pişmanlıkları.

BİLDİKLERİNİ BİLMEDİKLERİNLE TARTACAKSIN, DENKLEM BU..

Neyi ne kadar istediğini ölçerek, sırf susadın diye sana sunulan okyanusun ortasında hiç durmadan çırpınarak, yaşamayı öğrenmeye çalışarak, yani bir nevi alternatif maliyetini ödeyerek sahip olduklarının..

Amaaan salla gitsin!
Çay içer misin?:)


Çok eğlenceli, derinleşen özelliğiyle asla sıkılmayacağınız ve kahkaha atarken bile sorgulayan yanınızı sivriltebilen on numara bir kitap.

Benim en değer verdiğim ölçülerden biri, okuduğum kitap biterken, yazarın bir başka kitabını okumak için içimde duyduğum arzudur.
Son cümleyi okuyup kitabın kapağını kapattığımda,iki kitabını birden sipariş ettiğim Sezgin Kaymaz, kalbimdeki özel yerine şimdiden kuruldu diyebilirim.

Bazen
ANLADIKÇA SEVER, SEVDİKÇE ANLARSIN, DENKLEM BU..




Keyifli okumalar..:)
479 syf.
Öncelikle bu güzel eseri okumama vesile olan Serpil KAVAK Hocama sonsuz teşekkür ve şükranlarımı sunarak başlamak istiyorum.
Rüyaların gerçeğe dönüşme aşamasında, hayata dair bir melodrama şahitlik ediyorsunuz. Kâh gülüyor, kâh gözleriniz dolu, dolu oluyor. Yazım dilinde Konya şivesinin tercih edilmesi daha bir farklı kılmış romanı, yazarımız böylece okuma esnasında akıcılığı sağlamış. Her ne kadar zaman, zaman küfürler yer alsa da romanda yöresel şiveyle aralarda kaybolup gidiyor. Sevgisizliğin ve dayağın insan hayatına etkisi ile bir taraftan da karşılığında merhametin ve sevginin her şeyi nasıl değiştirebileceği anlatılmış. Açgözlü Hacı Naci Kalaycı’ nın mezarlığı bile ranta çevirme planları tutmayınca iğrenç tezgâhlarını, mezarlarından edilen ölülerin şaşkınlık ve çaresizliklerine hayretler içerisinde okuyorsunuz. Her geçen gün yeşilliğin biraz daha hoyratça ve acımasızca beton yığını haline getirildiği ülkemizde, korkuyorum bu Hacı Naci Kalaycı gibi alçaklar türerse maazallah gömülecek mezar yeri de bulamayız artık. Kahramanımız Çeto da sadakati, Ömer ile sevgiyi, şerefsiz Şeref ile sevgisizliği ve kabalığı, Hüdai Efendi, Muzaffer Hoca ve Menderes Komiserle vefayı hatırlıyoruz, düzenbaz Aşut’ un ezan sesini sanki hisseder iken cami bahçesindeki fuar alanına döndürdüğü tezgâhından alış veriş yapıyorsunuz. Sizleri unuttuk sanmayın, Hacı Naci Kalaycı, yeğeni Samet, uşaklık yapan Behnan ve Tahir sizleri de alçaklıklarınızla hatırlayacağız yumruklarımız sıkılı. Yazım diliyle fark yaratan, akıcı ve güzel bir roman olduğunu düşünüyorum iyi okumalar değerli kitap dostları…
323 syf.
·24 günde
Sezgin Kaymaz.
Belki ilk defa duydunuz bu ismi, "aaa bu yazar da kim" dediniz içinizden. Benim gibi yeni tanıyorsanız kendisini çok büyük bir kayıptasınız çünkü, Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz Misafir'e aşık oldum ben. Tek kelimeyle harika bir kitaptı! Uzun zamandır, bu kadar merakla, bu kadar büyük bir hazla okuduğum bir kitapla karşılaşmamıştım.


Kitabın içeriğine gelecek olursam az birazcık fantastik öge içeriyor ama, Türk fantastiği biçiminde, "Türklerin fantastiği ne kadar olur" diyorsunuz içinizden biliyorum, cinler falanlar filanlar geçiyor aklınızdan, onu da biliyorum ama hayır! Acayippp eğlenceli bir kitap. Bayıldım... Fantastik diyorum, fantastik ama, öyle böyle değil... Acayip değişik bir kitap eminim benzerini okumadınız bu güne kadar.
Kesinlikle ve kesinlikle okumalısınız. Çünkü bu kadar bayıla bayıla, kahkahalarla okuyacağım bir kitap bulamamıştım uzun zamandır. Bir baktım " tamamdır, bu tam senin kafadan, devam et bakalım" dedim kendi kendime, bir baktım "abiii bu nediiir :) " falan oldum. Ve bingo! Sonunda aranan kanı bulmuştum. Biraz kafanızı dağıtmak istiyorsanız sizin için çok iyi bir seçim olacak Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz Misafir. Kalemi, yazılış biçimi, "klasik Türk erkeği" deyince aklınıza nasıl bir tip geliyorsa, aynı öyle. Eksiği- fazlası eminim yoktur, çünkü bu kitabın içinde her şey var! Ayrıca kitabın içerisinde güldürücü ögeleriden ziyade, öğretici ögeleri de çok fazlaydı. Yalın, akıcı, konuşma dilinde yazılmış bir kitap, eminim ki siz de çok beğeneceksiniz.

İlk Sezgin Kaymaz kitabım ama asla son olmayacak. Ve unutmadan, kitapla alakalı en önemli maddemiz denklem! Hayat bir denklemdir, ve siz bu kitabı okuduktan sonra bunu çok daha iyi anlayacaksınız. Uzun lafın kısası hayatın ta kendisiydi bu kitap.
Al da oku olur mu, incelememi okuyup da hemen kaçma! Çünkü kaçmışsan kaçmışsındır, dönemezsin! Denklem bu!
Kitaplı günler dilerim...
200 syf.
·4 günde·Beğendi·6/10
Bu incelemeyi kitap okuyan kadınlara ve onlara bu konuda destek olan hayat arkadaşlarına (eşleri, eşitleri, sevgilileri, sadece arkadaşları :) hepsine) ithaf ediyorum.

Kitabı okuyalı epey oldu. İnceleme, yorum yazmasam da olurdu aslında. Ama yine de bir şeyler yazmak istedim. Kitapta önem verdiğim bir nokta var çünkü.Kitap kısa kısa hikayelerden oluşuyor. İlk hikaye kitaba adını da veren Bakele. En çarpıcı olanı da bu hikaye. Bakele nedense yaşanmış olabilir geldi bana ve beni çok etkiledi. Kitaptan önce Bakele’yi internet ortamında bir sayfada okumuştum ve çok etkilendim. Etrafımdaki insanlara da okuyordum ya da okutuyordum. Dediğim gibi sanki yaşanmış bir aşk hikayesi gibi. Ya da ben öyle olmasını umduğum için öyle düşünüyorum. Genel olarak hikayeyi genç insanlara okudum. Neden mi ? Sevdiklerine hikayedeki İbrahim amca gibi davransınlar diye. Çünkü Bakele’yi Bakele yapan İbrahim amca. Bir de orada kitap okuyan kadın figürünün ortaya çıkması beni çok mutlu etti. Bununla birlikte eşinin ona anlayış gösterip destek olması. Bu yüzden hikayeyi gençlere okudum. Okuyamadıklarıma yolladım. Onlarca yüzlerce Bakele olmasına zemin hazırlasınlar diye.

İşte kitapta benim için en çarpıcı nokta bu oldu. Kitap okuyan ve kendisine bu konuda her zaman destek olan bir eş. Herkesin böyle yaptığını düşünürsek insanlık için ve bu ülkenin geleceği için inanılmaz güzellikte yarınlar bizi bekliyor demektir. Yazarın hayat görüşünü bilmem. Bu hikayeyi bunu düşünerek mi yazdı onu da bilmem. Ama bir kitabın yazılıp basıldıktan sonra bittiğine inanmıyorum. Okuyucu bu kitabı başkalarına aktarırken bir şeyler ekler. Bende bu noktaya dikkat çekerek naçizane bir eklemede bulunmuş sayıyorum kendimi ️

Burda bir başka güzel şey. Kelimeler ve anlamlar konusu. Yani yazar eğer bu hikaye yaşanmamışsa bile, “bak hele” gibi basit görünen ve söyleyişe göre kaba sayılabilecek bir söz kalıbına deyim yerindeyse kutsal bir anlam yüklemiş. Bu kelimenin ardına gizlediği anlamlar o kadar derin ve etkileyici ki 2 sayfadan oluşan bir kitap olsa bu hikaye, diğer hikayeler olmasa yine o kitabı bulur alırdım.

Diğer hikayeler ise Bakele kadar doğal ve samimi gelmedi bana. Bir çoğu çok zorlanmış hikayelerdi. Ya da Bakele çok etkileyici olduğu ve kitabın başında yer aldığı için böyle düşündürdü. Yine de dediğim gibi diğer hikayeler olmasa da sadece Bakele yeter. Bana yetti en azından.

Öyle ki kitabı bulmak için bir çok yere baktım. Bulamadıkça sinirlenip üzüldüm. Sonra hayatımda çok önemli yere sahip bir insan ve daha önce hikayeyi kendisine okuduğum bir insan kitabı bir şekilde buldu ve bana hediye etti. İçinde “sende benim Bakelem olur musun?” notuyla. Bu yüzden diğer hikayelerden beklediğim tadı alamamış olsamda kitap bu benim için manevi anlamda çok değerli. ️

https://youtu.be/7ylTzg7P9BA
200 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Sezgin Kaymaz'ın okuduğum ilk kitabıdır. Su gibi akıp giden öyküler yazılmış kitapta. Yazar yanıbaşınızda anlatıyor ve siz dinliyorsunuz :) hepsi ayrı ayrı hatıranızda yer bırakacak. Toplamda 34 öyküden oluşan kitapta ben en fazla iki ya da üç hikayeyi kaydedemedim kendimde. Ama kitabı bırakmak istemiyorsunuz. Net! Favorilerim ve dönüp iki kere okuduklarım ise Bakele, Ben Geldim de ve İt Gibi Hırkayarak Dolaşırsan oldu. Ben çok keyif aldım, herkese de tavsiyemdir.
328 syf.
·Puan vermedi
Aman Allahım ne kadar az kişi okumuş bu güzelim kitabı. Kurgusu ayrı, dili ayrı, anlatımı ayrı övgüyü hakediyor.
Tuhaflıklar içinde geçen, insanı meraklandıran, çaykoliklere kendilerini özel hissettiren eğlenceli bir kitap.
Yeni yazar keşfetmek isteyenlere şiddetle tavsiye ediyorum.
328 syf.
·30 günde·Puan vermedi
Okuduğum ilk sezgin kaymaz romanı.

Güzel bir roman. Uzun zamandır türkçe yazılmış böyle hoş, biraz değişik ve ilginç bir roman okumamıştım. Dili sade ve net. Olaylar ve karakterler ilginç, atmosfer güzel, okuyucuyu direkt içine çekip, kitap boyunca uzunharmanlar'ın bir sakini haline getirebiliyor. Ben kolay kolay romanlarda satırların altını çizmem ama bu romanda birçok yerin altını çizdim ve işaretledim. Özellikle denklemlerle ilgili muhabbetlerin.
200 syf.
·11 günde·9/10
Yazarımızın; İlksayfam'da Podcastini dinledikten sonra, onu okuma arzusuyla coşarken Dnr sağolsun indiriminde kaptım bu kitabını.. Kendisi bir Hentbol direktörü, keyif için yazıyor ama, değme yazarlara taş çıkaracak bir üslubu var.. (alkış)
Sezgin Kaymaz'la tanışma kitabım olan bu tatlı şey bir sürü kısa öyküden oluşuyor. Ben ki, öykü sevmeyen insan, Melisa Kesmez sayesinde bunu da aşıp her gece 2 tane öykü okumadan uyuyamaz hale geldim :)
Sezgin Kaymaz'ın da dili harikulade, bayıldım... Bir çırpıda okunabilen, kahkaha attıran ve iki sayfa sonra gözleri dolduran bir kitap..
Bakele isimli öyküsü çok güzeldi be.. (okurken yüreğinizin burkulma sesini duyabilirsiniz)
Çok sevdim, çok..
Cansın Sezgin Kaymaz
493 syf.
·13 günde·10/10
Hani Yaşar Kemal'in bir tarzı vardır, Stephen King'in kendine has bir kalemi vardır ya işte Sezgin Kaymaz'ın kalemi de bambaşka. Yaşar Kemal tabiat tasvirinde neyse Sezgin Kaymaz da olay tasvirinde o. Okumaktan ziyade izliyor havasındaydım. Çok başarılı bir kalem ancak beni asıl etkileyen hayata bakış açısı oldu. Hayır, hayata bakış açısından bahsetmemiş yazar. Bahsettiği olay, durum ve kişilerinden çıkarıyoruz bunu.
Dağılmam Arap'ın kısa hikayesiyle başladı. Bir ara tıkandım, okuyamadım. Hani vicdanım el vermedi. Sorumlu hissettim kendimi...
Çok yönlü bir kitap bahsedilen.Tek bir şey söylemek istiyorum. EMPATİ yoksunu çocuklar yetiştirmeyelim lütfen. Empati ve vicdan büyük oranda sonradan öğrenilen şeyler. Vicdanlı insan önce kendisini sonra tüm canlıları sever ki tüm sıkıntılar empati eksikliği ve dolayısıyla vicdan yoksunluğundan ortaya çıkar.
Sokak hayvanlarına-tüm insanlara- YAŞAYABİLECEKLERİ ortam oluşturmaya çalışanları mahallenin delisi olarak adlandırmayacak çocuk ve büyükler yeşerir böylece.
Belki! En değersizin en değerli hale geldiği günümüzde hatırlayış olur bu kitap bize.

Okuyalım lütfen!

Yazarın biyografisi

Adı:
Sezgin Kaymaz
Unvan:
Yazar
Doğum:
Sinop, 1962
Sinop (Erfelek) doğumluyum. 5 yaşıma kadar orada kaldım, babam bizi terk ettikten sonra 5 kardeş, bir de anne Konya'ya taşındık. İlkokulu ve Koleji (O zamanlar Maarif Kolejiydi) Konya'da bitirdim. 1980'de Hukuk okumak için Ankara'ya geldim. Sporla ilişkim okulla olan ilişkime ağır bastığı için üçüncü senemde Hukuk Fakültesinden ayrılıp Hacettepe İngiliz Dil Bilimine geçtim. Son sınıfa kadar okulun en başarılı öğrencilerinden biri olmayı bile becerdim. Son sınıfa dönemlik kaydımı yaptırmaya gittiğim gün Türkçe dersini alttan almam gerektiğini, çünkü çaktığımı söylediler. Ben de sinirlenip son sınıftan terk ettim. O arada öğrenci affı çıktı. 10 sene önce sıkılıp bıraktığım Hukuk Fakültesinin 10 sene önce yüzüne bile bakmadığım derslerine üç ay çalışarak hepsini verdim ve afla geri dönüp yeniden Hukuk öğrencisi oldum. Bir süre sonra sınıf arkadaşlarım işi abartıp bana "Amca" demeye başladıkları için tekrar sıkıldım ve tekrar bırakıp İngiliz Dil Bilimine döndüm. Çok şükür diplomamı aldım. 
Spora cirit ve çekiç atarak başladım, daha sonra hentbolü seçip 31 sene boyunca antrenörlük yaptım. Araya sıkıştırdığım spor değil okul oldu her zaman. Bu süreçte Kulüp takımlarının yanı sıra Millî Takımları da çalıştırdım. 
1990 senesinde günlük uyku ihtiyacımın 1-2 saati geçmediğini, hâttâ 3 saat uyuduğum zaman ertesi gün akşama kadar baş ağrısı çektiğimi fark ediverdim. Geceleri okumaktan sıkılınca da yazmaya başladım. Çok sevdiğim bir arkadaşım taslaklardan birini İletişim'e sızdırınca da Can KOZANOĞLU bana "yazar" dedi. O günden sonra spor dahil diğer bütün işler "araya sıkıştırılan" işler oldu. Yazmanın bu kadar hoşuma gideceğini bilseydim 31 sene top peşinde koşmazdım. Gerçi şu anda Voleybol Federasyonunda top kovalamaya devam ediyorum ama gecelerin bana kalan birkaç saatlik kısmı var. Orada yazmaya çalışıyorum. 

Yazar istatistikleri

  • 218 okur beğendi.
  • 2.744 okur okudu.
  • 56 okur okuyor.
  • 1.267 okur okuyacak.
  • 42 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları