İlksöz:Hüzün +Kahkaha, o biziz işte.
Bu toprakların havasından mı, suyundan mı, toprağında yetişeninden mi bilinmez, hüzünle sevinç içiçe geçmiştir hayatımızda. En karamsar anımızda bir anda kahkahayı patlatırız, en sevinçli anımızda gözden yaş gelirken kederleniriz birden. Atasözü müdür, bu toprağın sesi midir, hemen dudaklarımızdan dökülür: "çok güldük Allah hayra çıkarsın" ya da "Karadeniz'de gemilerin mi battı, boşver".
Hızlı çalındığında neşeli, yavaş çalındığında hüzünlü olan, Hababam Sınıfı'nın o müthiş Melih Kibar bestesi gibi hüzünle sevinci içiçe katan şeyleri de bir severiz bir severiz ki demeyin gitsin. Belki de ondan tekrar tekrar döner tv kanallarında Adile Naşit'li, Münir Özkul'lu, başroldeki erkek ve kadın oyuncunun değişip geri kalan kadronun hep aynı olduğu o 70lerin filmleri. Kahkahalar havada uçuşurken, sahne değişmeden, birden çöken hüznü ya da tersini kendi hayatımızdan biliriz, garipsemeyiz.
Belki de bu toprağın insanı olarak, bu toprağın bu gerçeklerinden dolayı çok mu çok sevdim Sezgin Kaymaz'ın kalemini. Hastane odasında kahkahalar attırdı bana. Kahkahadan arta kalan yüzümdeki kasılmalar henüz daha geçmeden dudaklarımı ısırtıp, gözyaşlarımı zorla tutmama sebep oldu, burnumu çekerken.
Beş uzun hikâye/kısa roman/novelladan oluşuyor kitap.
Medet, modernleşirken insanlığını kaybedenlerin tekrar insanlıklarını bulma yolculuğunu sokak köpekleri üzerinden anlatıyor. Ağzındaki sigaranın külünü düşürmeyen Fırıncı Durak, her "Yanlış anlama, sana demiyom" dediğinde kahkahayı bırakıverdim (şimdi yazarken bile ağzım kahkaha moduna geçti, zor tutuyorum kendimi ). Hikâyenin güzelliği ve sonu, hele o sonu, hele o sonu. Benim diyenin bile tüyleri diken diken olacak, boğazı düğümlenecek, gözleri nemlenecek (nemden öte de şartlamayayım dedim şimdi, nasıl