Adı:
Kün
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
479
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750511547
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
“Ankara Çayı, bağrına şefkatle basıp muhafaza ettiği sivrisinek larvalarını usul usul kabuğundan salıyor, evlâd-ı haşerattan dokunmuş vızıltı pikesini, ana avrat sövmüşmüş sövmemişmiş hiç aldırmadan civardan geçenlerin burun deliklerine, kulak memelerine doğru sallıyordu. Şımarık şımarık bahar müjdesi vereceğiz diye uçuşan kavak pamukları, terli enselere, çıplak alınlara yapışıp kaşındırarak milleti illet ediyordu. Börtü böcek antenini sallıyor, kıllı bacaklarını sıvazlıyordu. Danaburnu topraktaki tohuma, uçuç böceği yapraktaki bite, tırtıl yaprağa, solucan toprağa saldırıyor, peygamber devesi alayına saldırıyordu. Çocuk yaşta beyaz bulutlar havai gökyüzünde uzun eşek oynuyor, kararsız tavırlarla kâh yavşayıp kıç kıça sokuluyor,
kâh gâvur görmüş gibi kopup birbirlerinden uzaklaşıyorlardı.

Bahar gelmişti.” Kün, yani ‘Ol’... Neleri neleri olduran bir roman, Kün. Ölülerin daha da ölebildiği -ya da tam ölemediği-, cami imamıyla ateistin birbirini ‘aydınlatabildiği’, köpeklerin (hem de Konya ağzıyla!) konuşabildiği, el kadar oğlanın kendisine el kaldıranı haşat ettiği bir âleme kapı aralıyor.

Şerefsizler şerefsizliğin gözüne vuruyorlar, ‘iyiler’ canını dişine takıyor,
feleğin zarı hepyek de gelse bir bakıyorsunuz altı kapı alıyor.
Sezgin Kaymaz, kendine özgü üslûbu ve hâlesiyle, yine eğlenceli ve
ürpertili bir hikâye anlatıyor. Anlattığı hikâyenin heyecanıyla anlatışın
neşesi yine birbirini coşturuyor.

‘Sıradan’ denen insanların ‘sıradan’ denen hallerinin ve dillerinin usta yazarı, Angara’nın kıyısına, rengâhenk bir Konya dekoru kuruyor ayrıca - Eski Konya. Eski taşra yaşantısı… Sezgin Kaymaz’ın gizemine, mizahına, olay örgüsüne, anlatıcılığına tutulanlar kadar, ‘yerliliğine’ de tutulanlar yok mu? Kün, her zevke yetişiyor, her şeyi olduruyor!
Öncelikle bu güzel eseri okumama vesile olan Serpil KAVAK Hocama sonsuz teşekkür ve şükranlarımı sunarak başlamak istiyorum.
Rüyaların gerçeğe dönüşme aşamasında, hayata dair bir melodrama şahitlik ediyorsunuz. Kâh gülüyor, kâh gözleriniz dolu, dolu oluyor. Yazım dilinde Konya şivesinin tercih edilmesi daha bir farklı kılmış romanı, yazarımız böylece okuma esnasında akıcılığı sağlamış. Her ne kadar zaman, zaman küfürler yer alsa da romanda yöresel şiveyle aralarda kaybolup gidiyor. Sevgisizliğin ve dayağın insan hayatına etkisi ile bir taraftan da karşılığında merhametin ve sevginin her şeyi nasıl değiştirebileceği anlatılmış. Açgözlü Hacı Naci Kalaycı’ nın mezarlığı bile ranta çevirme planları tutmayınca iğrenç tezgâhlarını, mezarlarından edilen ölülerin şaşkınlık ve çaresizliklerine hayretler içerisinde okuyorsunuz. Her geçen gün yeşilliğin biraz daha hoyratça ve acımasızca beton yığını haline getirildiği ülkemizde, korkuyorum bu Hacı Naci Kalaycı gibi alçaklar türerse maazallah gömülecek mezar yeri de bulamayız artık. Kahramanımız Çeto da sadakati, Ömer ile sevgiyi, şerefsiz Şeref ile sevgisizliği ve kabalığı, Hüdai Efendi, Muzaffer Hoca ve Menderes Komiserle vefayı hatırlıyoruz, düzenbaz Aşut’ un ezan sesini sanki hisseder iken cami bahçesindeki fuar alanına döndürdüğü tezgâhından alış veriş yapıyorsunuz. Sizleri unuttuk sanmayın, Hacı Naci Kalaycı yeğeni Samet uşaklık yapan Behnan ve Tahir sizleri de alçaklıklarınızla hatırlayacağız yumruklarımız sıkılı. Yazım diliyle fark yaratan, akıcı ve güzel bir roman olduğunu düşünüyorum iyi okumalar değerli kitap dostları…
Üst metinde, konuşabilen (ama konuştuğunu-ne dediğini- çok az kişinin anladığı) "çok yaşlı" bir köpek, onun sahibi, aç gözlü mal mülk sahipleri gibi temel bazı karakter ve tiplerin olduğu, alt metinde ise mesnevi unsurlarıyla bezeli bir şekilde özelde Ankara'nın, genelde Türkiye'nin dönüşümünün insanların değişimi üzerinden anlatıldığı bir fantastik edebiyat eseridir. Ruhların rahat etmediği mezarlık ve bu ruhların huzur bulmalarına dek olan bitenler eserde yer yer tebessüm ettiren yer yer güldüren bir üslupla verilir. Mezarlık ve orada olan bitenler gibi fantazya unsurları aslında bize çok yabancı değil. Tolkien'in eserlerinden tutun korku gerilim türünün bir çok eserine kadar bir çok kaynakta rastladığımız bu tür mekanlar bize yerli edebiyatımızda Nazlı Eray'ın İmparator Çay Bahçesi'ni hatırlatır. Popüler kültür ile edebiyat arasında ince bir çizgide yürümek gerektiren bu mekanların ve diğer fantastik, gerçekçi, mizahi öğelerin Kün'de ustaca harmanlanmış olduğu söylenebilir. Başka eserlere göndermeleri ıskalamadan okunması gereken bir kitaptır ve salt üst metin yerine daha derinlere ulaşılması icap eder. Tiplerin neleri temsil ettiği, rüya imgelerinin analizi vb derken tartışmalara konu olması gereken bir Sezgin Kaymaz eseri. Üstada saygılarla..
İlk başlarda acaba demiştim; acaba bu kitap bana göre değil mi? Argo-küfürlü diyaloglar fazla gelmişti.,
Ama roman öyle bir içine aldı ki elimden bırakmak istemedim. Ayrı ayrı olayları birbirine bağlaması süper.
Çok ama çok beğendim.
Konya şivesine ve Çeto'ya bayıldım.
Başka kitaplarını da okuyacağım orası kesin.
“Geber Anne” ile benzerliklerinin çok olması ve yangından sonraki kısmın çok hızlı akması beni biraz hayal kırıklığına uğratsa da Sezgin Kaymazın yazarken duyguyu hissettirmesi kitabı bırakmak istememe sebebim...
Konya ve Ankara arasında geçen, birbirinden çok farklı karakterlerin ütopik de olsa sanki gerçekmiş gibi sürükleyici bir anlatımla gelişen olayları sıralayan yazar, hikayenin sonuna doğru adı geçen tüm karakterleri bir potada toplayarak konuyu muhteşem şekilde bağlıyor ve sonlandırıyor. Ailesi tarafından kötü muamele gören on yaşında Ömer, evlatsız Hüdai Ağa ile kesişen yolları ve onlara yarenlik eden konuşan Konya'lı şivesiyle köpek Çeto. Mezarlarının yeri parsellenmek amacıyla değiştirilen ölüler , kötü kalpli hacı muhtara namazını türkü ile kıldırırsa ne olur? Çeto sahibine '' azcık çaya ekmek gatıvir, şeker goycenni age? '' gibi tatlı isteklerde bulunsa kahkahalarla güldürmez mi? Sevgi her sorunu çözmeye yeter mi? Her şey gördüğümüz gibi mi yoksa görmediklerimizin , duymadıklarımızın hayatımızdaki etkisi nedir? işte böyle konuları vb. harika okunası ve kendine has bir üslup ile anlatıyor yazarımız Sezgin Kaymaz. Çoğu yerde kahkahalarla güldüm abartmıyorum gerçekten güldüm yani. Bazı yerlerinde hüzünlere sarıldım. Tadından yenmez bir kitap kesinlikle tavsiye ediyorum, asla pişman olmayacaksınız.
Ben şimdi hangi kahramandan başlayayım;hangisini anlatayım? Kahramanların her biri ayrı bir dünya;başlı başına bir macera... Sezgin Kaymaz kitapları içinde ennnnn sevdiklerimden;tüm sevdiklerime hediye ettiklerimden
Şairin de dediği gibi; ölümün de ötesine bakışımız var bizim...
Bu söz kitabı özetliyor esasen.Sezgin Kaymaz
da kitabında bizleri ölümün de ötesine bakmaya çağırıyor.Çok boyutlu bir bakış açısı ile bakabilmeyi belki de...
Sezgin Kaymaz’ın okuduğum ilk kitabıydı. Bir dil ancak bu kadar akıcı ve güzel kullanılabilir. Yöresel şiveleri kullanmasına rağmen hiç mi sıkılmaz, hiç mi takıomadan okur insan. Çoğu sayfada kahkahalarımı tutamadım, sonunda da gözyaşlarıma engel olamadım. Ömer, Çeto, Hüdai Ağa, Menderes Komiser, Muzaffer Hoca hepsine ayrı ayrı hayran kaldım.
Akıl, hastayı cerraha götürmeye yarardı; kendi ameliyatını kendine yaptırıp kendi kendini iyileştirmeye değil.
Bilmecenin cevabı bilmeceden beterdi. “Zaman yok, makam yok, benim olan bir şey yok, senin olan bir şey de yok...
Ne var peki? Ben var mıyım bari? Biz var mıyız?”
Bir cümle kurmakla bin cümle kurmak arasında geçip giden bir şey değildi zaman. Geceyle gündüz arasında, yolun başıyla sonu arasında, yazla kış, doğumla ölüm arasında geçip giden bir şey değildi. İlle de geçip giden bir şey lazımsa, bizdik o; bizden başkası değildi. Hükmü yoktu zaman denen şeyin. Hükmü olmayan şeyin varlığı zaten anlamsız, varlığı anlamsız olan şeyin yokluğu zaten önemsizdi.
Helva kime nasipse o yiyordu, parmağı uzun olan değil. Şişedeyken kıymeti harbiyesi yoktu miskin; şişe kırılıp da ortalığa saçıldı mıydı anlaşılıyordu kıymeti... Hoş kokusundan... Susuzluk, belki de senin canın su çekti diye değil, suyun canı sen çekti diye gelip yapışıyordu gırtlağına. Suya kavuş diye susatmıyordu Allah seni, su sana kavuşsun diye susatıyordu belki de. Kahır, sen hayra er diye değil, hayır sana ersin diye kahırdı demek. Demek ki ne yapacakmıştın? Kahhâr’m kahrı O’nun rahmetinden ileridir zannetmeyecekmiştin. O’na teslim olacakmıştın...
Ölünceye kadar kör ve sağır sayılırdık. Rüya görmekte olduğunu bilmeyen, bu nedenle gördüğü her şeyi gerçek sanıp gücünün yettiği herkesi o gerçeklikte yaşamaya zorlayan bir insanın derin uyku hâli gibiydi yaşamak.
Sezgin Kaymaz
Sayfa 32 - İletişim Yayınları
Yakut, mine, zümrüt bana birdir kayalarla,
Bir gül dikeninden örülen taç neme yetmez..
Kâşâne, sedir, sırma, ışık onların olsun,
Bir köhne kitap, bir sarı kandil neme yetmez...
(ŞÜKÛFE NİHÂL)
Sezgin Kaymaz
Sayfa 124 - İletişim Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kün
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
479
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750511547
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
“Ankara Çayı, bağrına şefkatle basıp muhafaza ettiği sivrisinek larvalarını usul usul kabuğundan salıyor, evlâd-ı haşerattan dokunmuş vızıltı pikesini, ana avrat sövmüşmüş sövmemişmiş hiç aldırmadan civardan geçenlerin burun deliklerine, kulak memelerine doğru sallıyordu. Şımarık şımarık bahar müjdesi vereceğiz diye uçuşan kavak pamukları, terli enselere, çıplak alınlara yapışıp kaşındırarak milleti illet ediyordu. Börtü böcek antenini sallıyor, kıllı bacaklarını sıvazlıyordu. Danaburnu topraktaki tohuma, uçuç böceği yapraktaki bite, tırtıl yaprağa, solucan toprağa saldırıyor, peygamber devesi alayına saldırıyordu. Çocuk yaşta beyaz bulutlar havai gökyüzünde uzun eşek oynuyor, kararsız tavırlarla kâh yavşayıp kıç kıça sokuluyor,
kâh gâvur görmüş gibi kopup birbirlerinden uzaklaşıyorlardı.

Bahar gelmişti.” Kün, yani ‘Ol’... Neleri neleri olduran bir roman, Kün. Ölülerin daha da ölebildiği -ya da tam ölemediği-, cami imamıyla ateistin birbirini ‘aydınlatabildiği’, köpeklerin (hem de Konya ağzıyla!) konuşabildiği, el kadar oğlanın kendisine el kaldıranı haşat ettiği bir âleme kapı aralıyor.

Şerefsizler şerefsizliğin gözüne vuruyorlar, ‘iyiler’ canını dişine takıyor,
feleğin zarı hepyek de gelse bir bakıyorsunuz altı kapı alıyor.
Sezgin Kaymaz, kendine özgü üslûbu ve hâlesiyle, yine eğlenceli ve
ürpertili bir hikâye anlatıyor. Anlattığı hikâyenin heyecanıyla anlatışın
neşesi yine birbirini coşturuyor.

‘Sıradan’ denen insanların ‘sıradan’ denen hallerinin ve dillerinin usta yazarı, Angara’nın kıyısına, rengâhenk bir Konya dekoru kuruyor ayrıca - Eski Konya. Eski taşra yaşantısı… Sezgin Kaymaz’ın gizemine, mizahına, olay örgüsüne, anlatıcılığına tutulanlar kadar, ‘yerliliğine’ de tutulanlar yok mu? Kün, her zevke yetişiyor, her şeyi olduruyor!

Kitabı okuyanlar 69 okur

  • Alican Kılıç
  • CEMİLE ÖZETÇİ
  • Yunus Savaş
  • Uğur
  • Özge
  • Ceren
  • Gümüş Kordon
  • Fatma Erkul
  • Meryem
  • Alper Yıldırım

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.2
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%6.5
25-34 Yaş
%35.5
35-44 Yaş
%41.9
45-54 Yaş
%12.9
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%69.1
Erkek
%30.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%44.4 (16)
9
%25 (9)
8
%27.8 (10)
7
%0
6
%2.8 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0