Dünyasızlar

·
Okunma
·
Beğeni
·
6,8bin
Gösterim
Adı:
Dünyasızlar
Baskı tarihi:
Şubat 2020
Sayfa sayısı:
416
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057717481
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Turkuvaz Kitap Yayınları
“Gökyüzünde hepimizin yarasına yetecek kadar yıldız var...”

Yüzünü kaybeden bir kız...
Esrarengiz bir cinayet...
Ve büyülü bir kış yolculuğu...

Günümüz İstanbul’undan İkinci Dünya Savaşı yıllarının Sovyetler’ine uzanan Dünyasızlar, modern bir Harut ile Marut hikâyesi.

Butimar ve Uzakların Şarkısı romanlarıyla on binlerce okura ulaşan ödüllü yazar Kaan Murat Yanık, yolu edebiyat ve sanattan, Stalin ve Hitler’den, Bakü ve Leningrad’dan geçen bir hikâye anlatıyor.

Dünyasızlar...

Sürükleyici bir macera, akıldan çıkmayacak sarsıcı bir aşk masalı.
Sırlarını kuyuya fısıldayanlara, yıldızını aramaktan vazgeçmeyenlere...

İçinden Çıkamayacaksınız!
416 syf.
·2 günde
Hikâye içinde hikâye içinde hikâye...
İsmail Abi'nin deyişiyle "Olaylar olaylar!"
***
Aşina olduğum bu kalemi okumanın sevinci, tekrarının ne zaman olduğuna dair bekleyiş ve belirsizliğin hüznü. Kendisi de diyor ya, "Beni umutsuzluktan ziyade belirsizlik çürütüyor. (Sf. 379)"
***
Butimar, Uzakların Şarkısı ve Dünyasızlar. Üçü de enfes romanlar. İncinmiş hissediyorum kendimi, böyle kitaplar bitip benden bedenen koptuklarında. Üç romanda da bir hayvan mefhumu var. Bu romanda bizlere bir sincap eşlik ediyor. Yaşatmak istediği duygu geçişlerini ayniyle hissettiğimi düşünüyorum. Dostluklarda da vardım, yan yana iken araya giren dünyaca boşlukta da, aşkta da vardım ben, savaşta, kıyımda, rüyada da... Yazar anlatış bakımından İskender Pala'yı, his bakımından Nazan Bekiroğlu'nu andırıyor. İkinci Dünya Savaşı döneminin yarı aydınlık yanından, kapkaranlık yanına doğru sürükleniş, hikâyenin hikâyesi. Hikâye maalesef kadına şiddetten dem vurarak başlıyor. Fiske vuranın, dokunanın, incitenin lanetler başına! Aşk; takıntı değildir, aşk şehvet değildir, aşk yıkmak değildir, aşk ulvi bir makamdır. Dedim, yine diyeceğim. Aşka uğrayan gönlün kolları kanat olmalı maşuka, zulüm değil!
Kitabın bazı kısımlarında argo ifadelere yer verilmiş, muhabbetin samimi ilerleyişi için eklenmiş olabilir ama ekserisinin eğreti durduğunu düşünüyorum. Bir de ara ara Azerbaycan Türkçesine ve Farsçaya ait sözcük ve deyişlere de yer verilmiş. Bunlar ara ara olduğu için hemen göze çarpıyor. Kusursuz olsa üretim biter, öyle değil mi? Eksiği olmalı, çok olmalı ki yazmaya devam etsin yazar.
***
"Hikâye" İstanbul'da geçiyor. "Hikâye içinde hikâye" Fethiye'de başlıyor, Azerbaycan'a uğrayıp "hikâye"bin başladığı yerde bitiyor. "Hikâye içinde hikâye içinde hikâye" Azerbaycan'da başlıyor ve İkinci Dünya Savaşı ile Sovyet topraklarında devam ediyor ve yine aynı toprakların güneye dönük yamaçlarında son buluyor. "Hikâye içinde hikâye" ile canlanıyor tabi, kaldığı yerden... Dostluğu da aşkı da hüznü de açlığı da yokluğu da hissedebilirsiniz.
***
Üç romanını da okudum yazarın. Üç romanı da efsane idi. Üç romanı da bitince beni yaraladı. Üç roman da elimden tutup peşinden götürdü. Ama üç romandan en sevdiğim Butimar oldu.
***
Azerbaycan deyince aklıma ilk gelen şiiri
(Gülnare - Nurullah Genç) de paylaşmak istiyorum:
"Ben, yıpranmış sokaklar ortasında avare
Sen, kırgın bir ülkenin süreyyası: Gülnare
Honçalı novroz gelir; bir de siyah ve sarı
Dalgalanır göklerde bir kuşun kanatları
Her nağme, dudağında çarpılmış karanfil
Sana tutkun atlılar şimdi yorgun ve sefil
Göğsünde, kıskandığım bir rüyadır kırmızı
Nerdesin, ey masallar ülkesinin son kızı
...
Tarihin her sayfası soluyor pare pare
Karasevda burcunu yıkıyorsun, Gülnare
Azerbaycan ufkunda bir divanedir gönül
Böylesi tarümar olmadı belki de gül
Toprak, bir bakışınla kızıl renge büründü
Yıldızlar ülfet için gündüz vakti göründü
Gözlerin binlerce yıl ötesinden yadigar
Nerdesin, ey Bakü’den, Gence’den esen rüzgar
...
Hangi ırmağa baksam akıyorsun derinden
Hazar, acılarınla ağlıyor kederinden
...
Bırakıp gittin beni umarsız bir efkare
Haber gönder, nerdesin, nerdesin ey Gülnare"
416 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Sıradan bir gün ve havaalanındayım. D&R'ın önünden kitaplara baka baka geçiyorum ama girip de almamak için zor tuttum kendimi çünkü evde okumam gereken onlarca kitabım vardı. Uçağa bineceğim kapıya vardığımda ne olacak burada yarım saat boş oturacağıma kitap okurum dedim ve koşturarak gittim. Yerli yazar okumadığımdan direkt yabancı yazarların eserlerine bakındım ama yeni çıkan kategorisindeki DÜNYASIZLAR'da dikkatimi çekmedi değil. Elime aldım inceledim bir iki sayfa okudum, bıraktım. Yerli yazar hele ki hiç adını bile duymamışım uzak durayım diye düşündüm. Ee alabilecek kitap da bulamadım neyse bir şans verelim beğenmezsem bir daha asla yerli yazar almam dedim. Biliyorum birçoğunuz ne kadar ön yargılı diyeceksiniz ancak bana (bazı) yerli yazarların hayal gücü olsun kalemi olsun konusu yavan, cümleleri ise çok çiğ geliyor.
Bir hevesle başladım kitaba. Yirmili sayfalara geldiğimde dedim aman Allah'ım yeşilçam filmlerinden fırlamış gibi. Anadolu'dan İstanbul'a gelen sözlü bir genç kız üniversite öğretmenin sapkın aşkına ve tacizine maruz kalıyor. Durumu kendine yediremeyen öğretmen kızın yüzüne kezzap atıyor. Soruyorum size zaten ön yargılısınız ve kitabın girişinde böyle bir olay var nasıl hissedersiniz? Evet tam bir hayal kırıklığı. Bu nedenle ilk gün daha fazla okumadım.
Sonraki gün bu kitabı bitirmek zorundayım öyle ya da böyle diyerek aldım elime tekrar inceledim. Tarihi de katmış işin içine bir cinayet üstelik büyülü bir kış yolculuğu diye tanımlamış hepsi bir arada nasıl olabilir nasıl bağlayabilir kapak desen bir değişik dedim ve üç saat boyunca okuduğumu fark ettim.

Kitabın olayını anlatmayacağım okumak isteyen insanların sadece merakını kamçılamak isterim.

Kısacası arkadaşlar, kitabın türü yok. Tarih, fantastik, polisiye karmakarışık bir dünyası var DÜNYASIZLAR'ın. Eğer tarihi seviyor ancak nasıl öğreneceğini nereden başlayacağınızı bilmiyor hatta korkularınızı böyle kitaplarla yenebileceğinizi düşünüyorum. Harika bir kurgunun tarihle yoğurulup üstüne fantastik süslemelerle okura sunulduğu kitaplar özellikle genç arkadaşlarımı araştırmaya sokacağına inanıyorum.

Kitabı okurken şunu çok iyi anlıyorsunuz: Bu yazarın derin bir bilgisi var. Kitapta bahsi geçen kitaplar yazar hakkında güçlü tahlilleri yazarı gerçekten sevmeme neden oldu. Artık diğer kitaplarını gönül rahatlığıyla okuyabilirim.
Yazar ile ilgili biraz araştırma yapabildim ve çok fazla da bilgi bulamadım. Bu konuda bir düzenleme gelirse çok iyi olur. Zaten böyle bir yazarı ilerleyen yıllarda tanımayan kalmaz.

Keyifli okumalar dilerim.
416 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Yine tadı damağımda kalan bir roman okudum.
Kitabı ilk elime aldığımda kapağını uzun uzun inceledim ama bir türlü anlamlandıramadım. Tabii ne karakterlerden ne de hikayeden haberdardım.
Taa ki şu satırları okuyana kadar;
"Firuz, onun saç örgülerini iki idam ipine benzetti. Uçlarından kendi ile dostunun cansız bedenleri sallanıyordu."
Bundan sonra da kitap kapağı daha bir anlamlı gelmeye başladı. Bir de kapağın alt kısımda bir sincap vardı, onunla da ilerleyen sayfalarda karşılaştım. Ufacık, tefecik, şirincecik bir sincap ama görevi oldukça büyük.

Butimar ve Uzakların Şarkısı'nda olduğu gibi başta kısa bir hikayenin içine giriyorsunuz sonrasında da bambaşka bir kapı açılıyor ve siz o kapıdan içeri girdikten sonra da bir daha çıkmak istemiyorsunuz. Zaten çıkmak isteseniz de çıkamazsınız :)
Burada o kapıdan girmeden önce Nergis'in acı hikayesine şahit oluyoruz.

Anadolu'nun küçük bir kasabasında doğup büyüyen Nergis başarılı bir öğrenci. Üniversite zamanı geldiğinde de İstanbul'da üniversite kazanıp İstanbul'a yerleşiyor. Üniversitenin son yılında da liseden tanıştığı arkadaşı ile sözleniyor. Standart bir şekilde devam eden hayatı okulun son yılında tanıştığı hocası yüzünden bambaşka bir boyut alıyor. Bu kısımları okurken aklıma Ceren Damar'ın hikayesi geldi. Bir insanın hayatını karartmak bu kadar mı kolay? Bir de bunu aşk adı altında yapmak. Batsın sizin aşkınız da, sevginiz de...
Olaylar sonrasında da maalesef ki düzenin güçlüyü nasıl koruduğuna şahit oluyoruz.

Nergis yaşadıklarının acısı ile hayatına İstanbul'dan ayrılarak dayısının yanında devam etmeye çalışırken Firuz dede ile tanışıyor. Onun yanında işlerini görmek, ona yardım etmek amacıyla işe başlıyor. Sonrasında malum küçük bir kasaba ve dedikodular ayyuka çıkıyor. Burada da 'mahalle baskısı' kavramını açıkca görüyoruz. Arkadaş neden kendi hayatlarınıza bakmak yerine başkalarının hayatları ile ilgileniyorsunuz. Olur olmaz saçma sapan dedikodular çıkararak insanlara zarar veriyorsunuz? Bu hiç bitmeyecek bir çile sanırım.
Tekrar yaşamaya başladığını düşünürken yine başkaları yüzünden hüsranla sonuçlanan bir süreç ve bu sürecin sonunda da zorla bir dergaha şeyhin yanına yollanıyor Nergis. Artık Nergis için yaşam denen şeyin kırıntıları kalmıştır ancak hani başta da dedim ya bambaşka bir kapı açılıyor diye, işte buradan sonra o kapı açılıyor ve biz başka bir hikayenin içine giriyoruz.

Yıl:1941
Yer:Bakü

Bu yolculukta bizi Binbir Gece Masalları, Dostoyevski-Tolstoy, kitaplar, filmler, tiyatrolar, bunların dışında karşımıza savaş, açlık, çaresizlik, Stalin, Troçki, Hitler, milliyetçilik, kominizm kavramları çıkıyor.

Avrupa'daki savaşın gölgesinde yaşayan, hayalleri idealleri olan baytarlık okuyan, bunların dışında da okulda tiyatro ile ilgilenen Bakü'lü iki genç Firuz ve Ayvaz.
Bu gençlerin hikayesi Harut ile Marut adındaki iki meleğin hikayesinin farklı bir versiyonu olarak karşımıza çıkıyor. Bu hikayeyi burada anlatmaya gerek yok merak edenler araştırıp okuyabilir ama es geçmeyin. Gerçi kitabın içinde de anlatılıyor :)

Normal bir şekilde hayatlarına devam eden iki gencin mahallelerine taşınan Maral adındaki kızla tanışmalarından sonra hayatları dıştan görünüşte değişmemiş olsa da içlerinde ise fırtınalar kopartacak şekilde değişmiştir.
Okulda tiyatro oyunlarını sahnelerken sürpriz bir şekilde Stalin ile tanışmaları sonrasında hayatları farklı bir boyuta geçiyor.
Avrupa'daki savaş iyice hararetlenmiş durumdadır ve Almanlar Leningrad'a kadar gelmişlerdir. Malumun ilanı olaraktan "Her Türk asker doğar" mantığı ile doğal olarak bu gençler de askeriyenin yolunu tutar. Tabii cepheye değil tiyatro yaptıkları için askerlere moral vermek adına askeriyenin sanat koluna katılacaklardır ancak işler hiç de bekledikleri gibi olmaz.

Kaan Murat Yanık'ın akıcı bir dille anlattığı bu hikaye adeta büyüleyici bir şekilde aksiyonu hiç azalmadan sonuna kadar sizi içinde tutuyor. Okurken çok büyük keyif aldım.
Nergis'in hikayesi ne kadar bugünün hikayesi ise Firuz ile Ayvaz'ın hikayesi de savaşın gölgesinde yaşayan bizler için bugünün hikayesidir. Siz de bence bu hikayeye kayıtsız kalmayın.

Yazarın bu kitabın içinde kendi kitaplarına atıfta bulunması okurları açısından güzel bir sürpriz oldu. Kütüphane raflarında Butimar ve Uzakların Şarkısı'nı görmek hoş bir sürprizdi :)
Yazarın yarattığı karakterlerin de kitap içinde yazar hakkında konuşmaları da aynı derece de güzeldi. Yazarın kitapların içine girip konuşmasına alışığız bunu en çok da Orhan Pamuk kitaplarında görüyoruz ancak bu şekilde yazarın karakterlere hiç müdahele etmeden karakterlerin yazarı hakkında konuşmasına pek şahit olmuyoruz.

Her şeye değindim ama aşktan bahsetmedim. Hiç aşksız olur mu efendim :)
Harut ile Marut hikayesine atıfta bulunmuştum ya bu hikayeyi öğrendikten sonra Firuz ve Ayvaz'ın hikayesini daha da merak ediyorsunuz, acaba nasıl bitecek aynısı mı olacak diye ama Kaan Murat Yanık gerçekten de çok güzel bir şekilde sonlandırmış hikayeyi. Dostluğun önemini bir kez daha anlıyoruz. Gerçi yaşadıkları farklı olsaydı nasıl olurdu diye merak etmedim değil. Acaba beklentileri boşa çıktığı için mi bu şekilde sonlandı. Bunlar sizi de düşündürecektir elbette okuyup üzerine konuşulabilecek konular.
Umarım bu kitabı okuyup keyfini yaşarsınız.

Not: Yazar ile ilgili ufak bir bilgilendirme ve anı #62694379
416 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Bir kitapçıda gezerken rastgele rafta “Butimar” isimli kitabı görerek tanışmıştım yazarın kalemiyle. Sonra öykü kitabı, şiir kitabı, ikinci romanı derken anladım ki ben hep böyle kitaplarla tanışmak istemişim. Üçüncü romanı beklerken diğerlerini tekrar okuyup hasret gidermeye çalıştım bir nebze. Ve sonunda kavuştuk...


Badımcan ile başlayan yolculuk Zencefil ile devam etti ve şimdi de Nohut ile tanıştım. Küçük ama o kadar tatlı ayrıntılar ki onlar. Ayvaz ve Firuz ile tanıştım. İki samimi dost. Her ne kadar günümüzde “Dostluk” kavramı bana çıkar ilişkisine dayalı sahtekarlıklar gibi gelse de roman kahramanlarının dostluklarıyla teselli ettim kendimi. Bir amaç uğruna çabalamayı yahut bir şeylerden zor da olsa vazgeçebilmeyi gördüm.


Kitabı okurken sürekli şunu sordum kendime “Ben bu kitabı okurken neden bu kadar çok keyif alıyorum?” Çünkü üç gün boyunca okumaya kıyamasam da her dakikama eşlik etti kitabım. Yazar “Butimar”da “Bitmemesi için ara verdiğimiz kitaplara benzeseydi ya her şey..." diyordu bir bölümde. İşte ben o bitmesin diye ara verilen kitaplardan birini daha okudum bu üç günde. Gürültülü bir yerde bir taraftan kitabımı çıkarıp okuma isteği duyarken diğer taraftan kelimelerin ziyân olabileceği ihtimaliyle en güzel saatlere sakladım hep okumalarımı. Bir taraftan sonraki sayfalarda ne olacağını merak ederken bir taraftan bitecek olması ve “Kim bilir bir daha ne kadar zaman sonra böyle bir kitapla tanışacağım?” düşüncesinin hüznünü yaşattı kitap bana.


Şimdi gelelim neden okurken böylesine keyif aldığıma; “Öncelikle bir kitaptan neler beklediğimizin bir listesini yapalım. Güzel kurgusu ilk sayfadan kitaba bağlasın okurunu. Yeni kelimeler öğretsin, açıp sözlükten anlamlarına baktırsın. Farklı kitaplarla ve yazarlarla tanıştırsın ki ben bu kitapların kitaplara götürmesi olayını haddinden fazla seviyorum. Arada tebessüm ettirsin mesela. Tarihi konulara da değinse fena olmaz, ama çok derine inmeden. Siyaset ile kirletilmesin satırlar ve din kavramı, dikkat çekmek için edebiyata meze edilmesin. Sonra altı çizilecek, düşündükçe gülümsetip “ne güzel cümle olmuş yaa” dedirtecek cümleler olsun. Hem çizmeye kıyamayayım hem de kitap benden izler taşısın isteyeyim. Aşk basitleştirip ele ayağa düşürülmesin, çirkinleştirilmesin. Arada hikayeler, masallar, efsaneler kurguya ayrı bir nefes olsun. Kendimizden karakterlerin yanında uçuk kaçık karakterler de olsun mutlaka. Zamanlar arası geçişler olsun ya da olmayan zamanlar, olmayan mekanlar zihnimizde can bulsun...” diye uzar gider daha bu liste. İşte bu aradıklarımın hepsi bu kitapta var. Ve ben daha kitaba başlamadan bunları biliyordum.


“Kitap şöyle başlıyor, böyle devam ediyor” demek istemiyorum çünkü içinde yaşananlardan daha çok bana hissettirdikleri paylaşmak istedim. Herkesin kitaplardan beklentileri farklıdır hatta beklentiler aynı olsa bile o kitabın kişilere çağrıştırdıkları aynı olmayabilir. Zaman, mekan, geçmiş yaşantı, okunan kitaplar... Hepsi değiştirir okuduğumuz kitaptan aldığımız hazzı. Mesela kitapta geçen kısımlarda Oblomov okumayan bir okura Oblomov göndermesi anlamsız gelebilir veya Suç ve Ceza’da ki Raskolnikov üzerine yapılan konuşma yersiz gelebilir. Bu sebeple “Mutlaka okumalısınız, harikaydı, nefisti, çok beğeneceksiniz” gibi beylik laflar etmek istemiyorum bu kitap için. Sadece ben güzel bir yolculuk yaşadım bu kitapla ve bunu da sizinle paylaşmak istedim o kadar. Herkese keyifli bir hafta sonu ve keyifli okumalar diliyorum.
416 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Kitap İstanbul'da aslında hemen her gün haberlerde duyduğumuz "kezzap saldırısı sonucu yüzü yanan kadın"lardan birinin trajik öyküsüyle başlıyor ve bu olaydan sonra yaşanan esrarengiz bir cinayet ... Ardından İkinci Dünya Savaşı'nda Azerbaycan'dan Leningrad'a uzanan Firuz ile Ayvaz'ın mucizevi sergüzeşti ve muazzam dostlukları anlatılıyor. Harut ile Marut hikayesindeki gibi onların da karşısına yollarını kaybedecekleri bir Zühre çıkıyor,Maral suretinde. İki çeşit savaşa tanık oluyoruz aslında kitapta ;biri şu meşhur Hitler'in ve Stalin'in savaşı,diğeri ise Firuz ile Ayvaz'ın kendilerine,gönüllerine ve içten içe dostluklarının bozulmaması için verdikleri kansız savaş. Kitabın anlatımı son derece akıcı ve etkileyiciydi. Kurgusuna hayran kaldım. Uzun süre zihnimde konuk edeceğim Firuz ile Ayvaz'ı. Mucizeler ve mutlu sonlar aslında bazen ihtiyacımız olan tek şeydir, Dünyasızlar işte bunu veriyor...
416 syf.
·11 günde·8/10 puan
Tarih, fantastik, polisiye karmakarışık bir dünyası var Dünyasızların. Eğer tarihi seviyor ancak nasıl öğreneceğini nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız korkularınızı böyle kitaplarla yenebileceğinizi düşünüyorum. Harika bir kurgunun tarihle yoğurulup üstüne fantastik süslemelerle okura sunulduğu kitaplar özellikle genç arkadaşlarımı araştırmaya sokacağına inanıyorum.
Firuz ile Ayvaz'ın hikayesi çok acıklı, yine de çok ama çok güzel bir hikaye. Yer yer gülüp eğlendiğim, yer yer sinirlendiğim bir kitap oldu Dünyasızlar. Kalbimde anılarını yaşatacağım Firuz ile Ayvaz'ın.
416 syf.
·3 günde·Beğendi
Kaan Murat kalemi dediğin zaman orda sular bir duruyor.
Masal içinde masal oyun içinde bilmece...
Dünya edebiyatından girip Baküden cıkan bir kitap.
Kurgusuna diyecek lafım yokda o nasıl bir kelimelerle danstır. Dünyasızlar Kaan Murat Yanık
416 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
"Bizi birbirimize kapatan şey, aynı türden bir yorgunluktu."
.
.
.
"Savaş öyle korkunç şeydir ki cehennem bile ondan ilham alır."
.
.
.
Selamlar ahali. Bugün bitirdim Dünyasızlar'ı, daha birkaç saat oldu fakat üstümden atamadım hala, bir süre de atabileceğimi sanmıyorum.
.
.
.
Kaan Murat Yanık ile 2017 Mersin fuarında tanışmıştım ve çıkmış olan üç kitabını da alıp okuyup çok sevmiştim. Büyülü gerçekliği kitaplarında sık sık kullanıyor yazar. Üç yıllık uzun bekleyişin ardından yeni kitabı çıktı ve ben de bekletmeden okudum. Kendimi tutarak bir haftaya yaydım kitabı ve keyfini çıkara çıkara okudum. Yine de bitmesine oldukça üzüldüm.
.
.
.
.
Kitabımız bir cinayetle başlıyor. Bir adam öldürülüp kalbi sökülüyor ve yerine taş koyulmuş halde bulunuyor. Adamın aşık olduğu, eski sevgilisi ile konuşmaya gidiyor Emre komiser ve olaylara başlıyoruz. Nergis'in hayat hikayesini dinlerken tanıştığı Firuz Dede ile kirap bambaşka bir yola giriyor ve bu sefer Firuz Dede anlatıyor.
.
.
.
.
Böyle katmanlı romanları hep sevmişimdir. Bence diğer romanlara göre yazması biraz daha zor. Özellikle II. Dünya Savaşı'nda geçmesi de kitabı daha etkileyici kılıyor. Yazarın dili ilk kitabından bu yana o kadar ustalaşmış ki şaşırmadan edemedim. Ki ilk kitaplarında da dili konusunda hiçbir sıkıntı yok, yine hayranlıkla okuyorsunuz. Kitabı okurken Kaan Murat Yanık'ın emeğini, hikayeyi ilmek ilmek örüşünü çok iyi görüyorsunuz. Herkes bu emeği görüp Ayvaz ve Firuz'un hikayesini okumalı. Tabi bir de her kitabında olduğu gibi burada da bir hayvan karakterimiz vardı, Nohut. Onu atlamak olmaz. Sonu öyle etkileyiciydi ki...
.
.
.
Firuz ile Ayvaz'ın hikayesi çok acıklı, yine de çok ama çok güzel bir hikaye. Yer yer gülüp eğlendiğim, yer yer sinirlendiğim ve ağladığım bir kitap oldu Dünyasızlar. Kalbimde anılarını yaşatacağım Firuz ile Ayvaz'ın. Mutlaka ama mutlaka Kaan Murat Yanık ile tanışmalısınız. Butimar, Uzakların Şarkısı ve Dünyasızlar hep favorim kalacak romanları oldu. Eski kitaplarına yaptığı göndermeleri de çok sevdim. Okursanız mutlaka haberim olsun. Pişman olmayacaksınız.
416 syf.
·Beğendi
Evet... Uzakların Şarkısı'nın ardından geçen iki yılı aşkın sürenin sonunda yazar, Dünyasızlar isimli romanıyla ortaya çıktı. Romanı sabah erkenden tedarik edip şu saate kadar hiç durmamacasına okudum. İlk olarak şunu söyleyebilirim ki, okuduğum en akıcı Kaan Murat Yanık romanı... Olay örgüsünün kusursuzluğu ve yumuşak, kıymıksız dil sizi muhteşem film sahneleri gibi içine çekip orada kaybediyor. Günümüz İstanbul'undan İkinci Dünya Savaşı Baküsü'ne oradan Leningrad'a doğru uzanan hikaye; masallar, efsaneler ve harikulade psikolojik eskizlerle beni kendine hayran bıraktı. Aşk ise bambaşka bir boyutta işlenmiş. Spoiler vermemek adına kısa kesiyorum. Dünyasızlar, isminin hakkını vermiş. Bir romandan çok daha fazlasını okudum...
416 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10 puan
Ah Kaan Murat ! deyip susuyorum. Bu nedir arkadaş ,bu nasıl bir hayal gücü , bu nasıl bir sanat ! Günümüz yazarlarını pek sevmem ama bu adam başlı başına bir yapıt. Kendimi kitabım etkisinden kurtaramadan incelememe başlamak istiyorum.

Bu yazarın üçüncü ve son romanını bir kaç dakika önce bitirdim. Ve yeni bir roman yazmasını sabırsızlıkla bekleyeceğimi biliyorum.
Yazar -İskender Pala ile de irtibatından dolayıdır sanıyorum - çağın ötesinde bir yazar olup eserleri kuşaktan kuşağa aktarılıp hep aynı heyecanı gönüllere sereceğini düşünüp , umut ediyorum .

Kitapta iki ayrı hikaye birleştirilerek muazzam bir şekilde harmanlanmış. Adından da anlaşılacağı üzere dünyanın dışında dünyasızların kitabı . Kitabın çok içeriğine girmek istemiyorum okuyucuyu düşünerekten. Ama şu bilinsin ki kesinlikle boş bir kitap değil.

“Sırlarını kuyuya fısıldayanlara,
yıldızını aramaktan vazgeçmeyenlere…”





Firuz , Ayvaz , Maral ve Nergis baş kahramanlarımız bize harika bir gösteri sunarak vazifelerini yerine getirmiş bulunmaktalar. Bana düşen bu romanı en güzel şekilde ifade etmek ve size düşen ise kıymetli okuyucular! Bu incelemeyi beğenip paylaşmak :)

Keyifli okumalar diliyorum …
416 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitabın arka kapağında bir cümle var “içinden çıkamayacaksınız” tek cümleyle özetlemiş kitabı. Kitap öyle bir içine alıyor ki ben mi onu okudum o mu beni okudu anlayamadım. Elimden düşürmeden okudum bitti güzel miydi ? Bence tek kelimeyle muhteşemdi tavsiye midir ? Hiç düşünmeden tereddütsüz okumalısınız.
416 syf.
·10/10 puan
Ben şimdi ne yapsam, bu kafayla hangi dünyada hangi zamanda yaşasam bilemedim.
Kaan Murat Yanık’ın kitaplarını okuyunca bir süre yaşadığım zamana mekana ayak uydurmakta güçlük çekiyorum.

Dünyasızlar kitabını bitirince bir yanım soğuk bir kış günü Bakü’de kaldı. Aklım Ayvaz ve Firuz’da. Sonra yol arkadaşım Nohut’ta. Hatta romanın başından beri sevemediğim Maral’da.
Kitabı elime aldığımda Nergisin dünyası ile başlayan yolculuk daha sonra beni 1940 lı yılların soğuk Bakü sokaklarına attı. İki dostun hatta dosttan öte iki can kardeşin dünyasına... O kadar çok eğlendim güldüm ki onlara çoğu zaman da imrendim.
Beraber
Gökyüzündeki yıldızlara baktık
Kuyulara sırlar fısıldadık
Harut ve Marut masalını yaşadık
Dostoyevski-Tolstoy hakkında konuştuk hatta birazda yazarı çekiştirdik. :)
Tumbagayla tanıştık...

Yazar sayesinde çok keyifli bir yolculuk oldu benim için. O yolculuğa muhakkak sizlerde katılmalısınız.
"Aşık olunca tüm dünya seninle birlikte delirmiş sanırsın. Fakat bu büyük bir yanılgıdır. Dünyanın derdi, hep başından aşkındır. Seninle ilgilenmez."
''Bir gün evimize dönsek bile artık manamız olmayacak. İnsanlığımızın akıp gittiğini hissediyorum.''
''Akıp giden ruhumuz. Geride kabuklarımız kaldı,onlara da vücut diyoruz işte. Saat kaç acaba?'' Dedi Firuz.
''Ne önemi var ki. Zamanın çürüdüğünü hissetmiyor musun? Biz insanlar kabir böcekleri gibi onu yiyoruz."
"Bence çürümedi,durdu. Bir labirentte kayboldu saatler. Rakamlar,ilerlemek için çıkış bulamayıp yerlerinde sayıyorlar. Saat beşken bir anda dörde geriliyor sonra üç olup yine dörde dönüyor. Akreple yelkovan bile asli vazifelerini unutup Almanlarla savaşıyorlar."
"O halde Almanlar geri çekilmediği müddetçe aynı yaşta kalacağız. Hayatımızın baharında ama savaşta kışlayarak." Dedi Ayvaz..


Mükemmel bir kitapla başbaşayım.
"Dostoyevski'nin 'İnsacıklar'ında şöyle bir cümle geçer:" Anıların güzel olanları da , kederli olanları da insanı hep hüzünlendirir...'

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dünyasızlar
Baskı tarihi:
Şubat 2020
Sayfa sayısı:
416
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057717481
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Turkuvaz Kitap Yayınları
“Gökyüzünde hepimizin yarasına yetecek kadar yıldız var...”

Yüzünü kaybeden bir kız...
Esrarengiz bir cinayet...
Ve büyülü bir kış yolculuğu...

Günümüz İstanbul’undan İkinci Dünya Savaşı yıllarının Sovyetler’ine uzanan Dünyasızlar, modern bir Harut ile Marut hikâyesi.

Butimar ve Uzakların Şarkısı romanlarıyla on binlerce okura ulaşan ödüllü yazar Kaan Murat Yanık, yolu edebiyat ve sanattan, Stalin ve Hitler’den, Bakü ve Leningrad’dan geçen bir hikâye anlatıyor.

Dünyasızlar...

Sürükleyici bir macera, akıldan çıkmayacak sarsıcı bir aşk masalı.
Sırlarını kuyuya fısıldayanlara, yıldızını aramaktan vazgeçmeyenlere...

İçinden Çıkamayacaksınız!

Kitabı okuyanlar 1.057 okur

  • Ayşegül Telli
  • Demet Öztürk
  • Mehmet Özküz
  • Selma
  • Sevde Asiltürk
  • Nihal ÖZTÜRK
  • Şeyma Su
  • Gamze Baş
  • Dilek AK
  • Elif Nisa Aslan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%52.3 (258)
9
%24.1 (119)
8
%14 (69)
7
%6.3 (31)
6
%2.2 (11)
5
%0.4 (2)
4
%0.4 (2)
3
%0
2
%0.2 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları