Butimar Sessizliğin Kanatları

9,1/10  (176 Oy) · 
328 okunma  · 
174 beğeni  · 
4.122 gösterim
Edebiyat dünyasının son yıllarda dikkat çeken ismi Kaan Murat Yanık’tan sıradışı bir psikiyatrın romanı: Butimar – Sessizliğin Kanatları Bir tarafta dünya ile arasında ciddi problemler olan, yanlış yüzyılda yaşadığını düşünen, çarşafa bürünüp kadın kılığında İstanbul sokaklarını arşınlayan, hastalarının hayatlarına müdahil olan ve kendi rüyalarını dahi tasarlamaya çalışan bir psikiyatr… Diğer yanda ise başka bir yüzyılda akan kırmızı bir hayat: Savaş, aşk, simya, büyü, göç, devrim, sefalet ve dostluk… 20. Yüzyıl Başları, Erivan, Bolşevik Devrimi, Ermenilerle Türkler Arasındaki Kavgalar-Aşklar, Simya ve İlkel Psikoloji… BUTİMAR – Sessizliğin Kanatları, gerçekle hayal arasındaki sınırın silikleştiği bir roman. Doğu-Batı, laik-muhafazakâr ve madde-mânâ çatışmalarıyla örülen bir arka plan… Edebiyat dünyasının son yıllarda dikkat çeken ismi Kaan Murat Yanık, hayaller, rüyalar ve halüsinasyonlarla karışık bir belleği, büyülü gerçeklik akımına da göz kırparak resmediyor. Ve okura akıcı, şaşırtıcı, doyurucu bir roman vaat ediyor. Butimar’la herhangi bir yerde mahsur kalmak isteyeceksiniz. “İki husus kafamda dolaşıyordu; ölmek ve delirmek. İki hal de ne hissedilebilir ne de doğrulanabilirdi. Ölmüş ya da delirmiş olabilirdim yani. Yalnızlığın bilmem kaçıncı evresini yaşadığımı bilmez halde, tamamlanmamış insanları yararak yürüdüm. Otobüsler, tramvaylar, duraklarda bekleyen insanları metal canavarlar suretinde yutup hızla kaçırıyorlardı. Eve girer girmez bir şarkı koydum kendime. Bir daha, bir daha başa sarıp dinledim. Bir tarafım söylemek istediklerimle doluyken, diğer yanım onları yok etmekle meşguldü. Arada kalan bendim ve ufalanıp yok olmamam bir mucizeydi. Bir yanım diğerine şunu söyleyebilmişti en azından, bunu duyabildim… Şarkıyı değil, o şarkıyı ilk dinlediğin zamanki kendini özlüyorsun. O zamana dokunamadığını anlayınca da şarkıyı bir daha dinliyorsun.”
  • Baskı Tarihi:
    Ekim 2015
  • Sayfa Sayısı:
    390
  • ISBN:
    9786055147242
  • Yayınevi:
    Kapı Yayınları
  • Kitabın Türü:
Doğan Yalçın 
03 May 2016 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 9/10 puan

İlginç hem de çok ilginç ! Marquez’in ve Borges’İn ayak sesleri. Günümüzün edebiyat anlayışını özellikle bu çok satanların bu kadar sorumsuzca davranmasını hep yadırgamışımdır. Okurlarımız ne yazık ki bestseller furyasında, ergen aşk konuların, dini ve manevi duyguların tahribatında yazılmış kitaplar arasında hapsolmuş, ezilmiş, nefessiz kalmış durumda. Ve bu her geçen gün artmaktadır. Kaliteli edebiyattan, kaliteli kalemlerden bihaberdirler. Dil artık sıradan bir şeymiş gibi algılanmaya başlandı, nerede çalakalem yazılmış aşkı, manevi değerleri, inançları elle alan bir kitap bulduysa onu okumaya başladı. Okuyucuya ve çok satılmasına bakıp sadece bu kriterlere bakıp edebiyatta bir şeyler kattığını zanneden yazarlar çoğaldı. Daha da kötü olan adeta içler acısı şey de; ne yazık ki hep çok satanlarda oldular bunlar . Edebiyat adına çok üzücü bir durum olduğunu düşünenlerdenim.
Yazar bu konuda düşündükleri şu ince mesajla dille getirmektedir: “… Karnınızdaki yakışıklı oğlunuza değil soda, o okuduğunuz çok satan ergen kitaplar dahi zarar veremez…”. Yazar şuan ki tüm kesimlere, laikçilere, sağ-solculara, muhafazakarlara, dini kullananlara, edebiyatçı geçinenlere,kapitalist sisteme ve daha sayamadığım envai çeşit gruplara ve sektörlere haklı olarak isyan etmektedir.
Yazarımız bir yerde bunu şöyle dille getirmektedir:” …Herkesin eğlendiği meşgalelere karşı alaka duyamamak… Kitapların içinde sıkışıp kalmak… Güzel, zengin kızla yakışıklı ve bir o kadar da gururlu fakir oğlanın eksik olmadığı televizyona, dondurma tanıtırken kadın pazarlayan reklamlara, kitleleri uyuşturan futbola, insanları aptallaştıran popüler kültür zırvalıklarına, vıcık vıcık yaşanan aşklara, sistemin koyunlarının taptığı siyasi putlara, milyon dolarlarla oynanıp Müslümanlara kanaat etmeyi öğreten din hocalarına, sanatı bir klozet markası sanan cahil insanlara bir saniye bile tahammül edememek… Yani dünyanın neredeyse yüzde doksanına hakim olan her şeye”.

Kaan Murat Yanık çok genç ve çok yetenekli bir yazar. Yukarıda saydığım konular arasında debelenip duran, iki kelimeyi bir araya getirip edebiyat yaptığını zanneden, çok okunarak iyi bir yazar olduğunu düşünen yazarların tam aksine yazdığı bu kitapta edebiyattın, müziğin, kelimelerin, aşkın, cümlelerin hakkını veren bir yazarla tanışmanın mutluluğunu tadıyorum şuan. Haydar Ergülen’in dediği gibi “..meğersem neler yapmış…” bizim genç yazar. Aslında yazar sadece roman yazmamış burada; edebiyattı, müziği, aşkı, toplumsal değerleri, sevgileri, maddi ve manevi değerleri, rüyaları yok olan bir topluma ayna tutmuş vaziyette.

Bu roman bir aşk romanı olduğu kadar, toplum sosyolojisine ışık tutan bir hicivdir bir yandan. Kitaptan müziğe, müzikten felsefeye, insan ilişkilerinden doğa ilişkilerine dair çok şey bulabileceğiniz bir kitap olmuş. Yazarımız bizdeki büyülü gerçekçiliğin belki de nadide örneklerinden birine imza atmış. Burada kahramanın gözüyle ilk bölümde şuan ki bizim elit, entelektüel kesim dediğim bir çevreden günümüzü anlatmakla başlar hikayesine. Ardında kahramanın dedesinin babasının kardeşi olan Yusuf’un Butimar’a aşkını yine kahramanın bir gün ofisine gelen karısından sırf babasının mektuplarına vermiş olduğu zamandan dolayı ayrılan yaşlı bir adamın kendisine mektuplar vermesiyle başlar tüm olaylar ve ikinci bölümde anlatılır. Kitabın son bölümünde aslında olayın yani Yusuf ve Butimar’ın hikayesi psikiyatrist olan kahramanımız rüyasında bizlere sunuluyor. Olaydan çok bahsetmek huyum değildir. Ben burada kesip, son günlerde okuduğum; dilliyle, müziğiyle, kurgusuyla en güzel kitaplardan birisi diyip yazıma son vermek istiyorum.
Ve Münir Üstün’ün “ Bu isme dikkat edin. İleri de çok duyacaksınız” sözünün gerçekleşmesinin zamanı olduğunu düşünüyorum.