Butimar (Sessizliğin Kanatları)

·
Okunma
·
Beğeni
·
5.700
Gösterim
Adı:
Butimar
Alt başlık:
Sessizliğin Kanatları
Baskı tarihi:
Ekim 2015
Sayfa sayısı:
390
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055147242
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
Edebiyat dünyasının son yıllarda dikkat çeken ismi Kaan Murat Yanık’tan sıradışı bir psikiyatrın romanı: Butimar – Sessizliğin Kanatları Bir tarafta dünya ile arasında ciddi problemler olan, yanlış yüzyılda yaşadığını düşünen, çarşafa bürünüp kadın kılığında İstanbul sokaklarını arşınlayan, hastalarının hayatlarına müdahil olan ve kendi rüyalarını dahi tasarlamaya çalışan bir psikiyatr… Diğer yanda ise başka bir yüzyılda akan kırmızı bir hayat: Savaş, aşk, simya, büyü, göç, devrim, sefalet ve dostluk… 20. Yüzyıl Başları, Erivan, Bolşevik Devrimi, Ermenilerle Türkler Arasındaki Kavgalar-Aşklar, Simya ve İlkel Psikoloji… BUTİMAR – Sessizliğin Kanatları, gerçekle hayal arasındaki sınırın silikleştiği bir roman. Doğu-Batı, laik-muhafazakâr ve madde-mânâ çatışmalarıyla örülen bir arka plan… Edebiyat dünyasının son yıllarda dikkat çeken ismi Kaan Murat Yanık, hayaller, rüyalar ve halüsinasyonlarla karışık bir belleği, büyülü gerçeklik akımına da göz kırparak resmediyor. Ve okura akıcı, şaşırtıcı, doyurucu bir roman vaat ediyor. Butimar’la herhangi bir yerde mahsur kalmak isteyeceksiniz. “İki husus kafamda dolaşıyordu; ölmek ve delirmek. İki hal de ne hissedilebilir ne de doğrulanabilirdi. Ölmüş ya da delirmiş olabilirdim yani. Yalnızlığın bilmem kaçıncı evresini yaşadığımı bilmez halde, tamamlanmamış insanları yararak yürüdüm. Otobüsler, tramvaylar, duraklarda bekleyen insanları metal canavarlar suretinde yutup hızla kaçırıyorlardı. Eve girer girmez bir şarkı koydum kendime. Bir daha, bir daha başa sarıp dinledim. Bir tarafım söylemek istediklerimle doluyken, diğer yanım onları yok etmekle meşguldü. Arada kalan bendim ve ufalanıp yok olmamam bir mucizeydi. Bir yanım diğerine şunu söyleyebilmişti en azından, bunu duyabildim… Şarkıyı değil, o şarkıyı ilk dinlediğin zamanki kendini özlüyorsun. O zamana dokunamadığını anlayınca da şarkıyı bir daha dinliyorsun.”
İlginç hem de çok ilginç ! Marquez’in ve Borges’İn ayak sesleri. Günümüzün edebiyat anlayışını özellikle bu çok satanların bu kadar sorumsuzca davranmasını hep yadırgamışımdır. Okurlarımız ne yazık ki bestseller furyasında, ergen aşk konuların, dini ve manevi duyguların tahribatında yazılmış kitaplar arasında hapsolmuş, ezilmiş, nefessiz kalmış durumda. Ve bu her geçen gün artmaktadır. Kaliteli edebiyattan, kaliteli kalemlerden bihaberdirler. Dil artık sıradan bir şeymiş gibi algılanmaya başlandı, nerede çalakalem yazılmış aşkı, manevi değerleri, inançları elle alan bir kitap bulduysa onu okumaya başladı. Okuyucuya ve çok satılmasına bakıp sadece bu kriterlere bakıp edebiyatta bir şeyler kattığını zanneden yazarlar çoğaldı. Daha da kötü olan adeta içler acısı şey de; ne yazık ki hep çok satanlarda oldular bunlar . Edebiyat adına çok üzücü bir durum olduğunu düşünenlerdenim.
Yazar bu konuda düşündükleri şu ince mesajla dille getirmektedir: “… Karnınızdaki yakışıklı oğlunuza değil soda, o okuduğunuz çok satan ergen kitaplar dahi zarar veremez…”. Yazar şuan ki tüm kesimlere, laikçilere, sağ-solculara, muhafazakarlara, dini kullananlara, edebiyatçı geçinenlere,kapitalist sisteme ve daha sayamadığım envai çeşit gruplara ve sektörlere haklı olarak isyan etmektedir.
Yazarımız bir yerde bunu şöyle dille getirmektedir:” …Herkesin eğlendiği meşgalelere karşı alaka duyamamak… Kitapların içinde sıkışıp kalmak… Güzel, zengin kızla yakışıklı ve bir o kadar da gururlu fakir oğlanın eksik olmadığı televizyona, dondurma tanıtırken kadın pazarlayan reklamlara, kitleleri uyuşturan futbola, insanları aptallaştıran popüler kültür zırvalıklarına, vıcık vıcık yaşanan aşklara, sistemin koyunlarının taptığı siyasi putlara, milyon dolarlarla oynanıp Müslümanlara kanaat etmeyi öğreten din hocalarına, sanatı bir klozet markası sanan cahil insanlara bir saniye bile tahammül edememek… Yani dünyanın neredeyse yüzde doksanına hakim olan her şeye”.

Kaan Murat Yanık çok genç ve çok yetenekli bir yazar. Yukarıda saydığım konular arasında debelenip duran, iki kelimeyi bir araya getirip edebiyat yaptığını zanneden, çok okunarak iyi bir yazar olduğunu düşünen yazarların tam aksine yazdığı bu kitapta edebiyattın, müziğin, kelimelerin, aşkın, cümlelerin hakkını veren bir yazarla tanışmanın mutluluğunu tadıyorum şuan. Haydar Ergülen’in dediği gibi “..meğersem neler yapmış…” bizim genç yazar. Aslında yazar sadece roman yazmamış burada; edebiyattı, müziği, aşkı, toplumsal değerleri, sevgileri, maddi ve manevi değerleri, rüyaları yok olan bir topluma ayna tutmuş vaziyette.

Bu roman bir aşk romanı olduğu kadar, toplum sosyolojisine ışık tutan bir hicivdir bir yandan. Kitaptan müziğe, müzikten felsefeye, insan ilişkilerinden doğa ilişkilerine dair çok şey bulabileceğiniz bir kitap olmuş. Yazarımız bizdeki büyülü gerçekçiliğin belki de nadide örneklerinden birine imza atmış. Burada kahramanın gözüyle ilk bölümde şuan ki bizim elit, entelektüel kesim dediğim bir çevreden günümüzü anlatmakla başlar hikayesine. Ardında kahramanın dedesinin babasının kardeşi olan Yusuf’un Butimar’a aşkını yine kahramanın bir gün ofisine gelen karısından sırf babasının mektuplarına vermiş olduğu zamandan dolayı ayrılan yaşlı bir adamın kendisine mektuplar vermesiyle başlar tüm olaylar ve ikinci bölümde anlatılır. Kitabın son bölümünde aslında olayın yani Yusuf ve Butimar’ın hikayesi psikiyatrist olan kahramanımız rüyasında bizlere sunuluyor. Olaydan çok bahsetmek huyum değildir. Ben burada kesip, son günlerde okuduğum; dilliyle, müziğiyle, kurgusuyla en güzel kitaplardan birisi diyip yazıma son vermek istiyorum.
Ve Münir Üstün’ün “ Bu isme dikkat edin. İleri de çok duyacaksınız” sözünün gerçekleşmesinin zamanı olduğunu düşünüyorum.
Kitap bitti ve dilimin ucuna direk Aşkın Nur Yengi-Yazık şarkısı takıldı. “BÖYLE Mİ SONA ERECEKTİ?” Muhteşem başlangıç ve acı bir bitiş.
Buram buram kalite kokuyor. Kurgu muazzam.

İstanbul’dan Revan’a (Erivan’a), Rus Çarına, Devrime uzanan bir hikaye ama ne uzanış. Yaşayarak yazılmış bir roman.
Kah çarşaf giyip İstanbul sokaklarında gezerek, kah taksici olarak, kah dilenci olarak.
Zıt kutupların çatışması -Doğu-Batı, Laik-Muhafazakar- sistem eleştrisi, popüler kültürün insanları ne hallere getirdiğine, dini kullanıp her türlü ahlaksızlığı yapanlara isyan var isyan. Hepsinden çokça şey bulacaksınız.

Yazar “Etliye, sütlüye dokunmadan yaşamanın alçaklık olduğunu düşünüyorum.” diyor; ve bu doğrultuda gerçekten etliye de sütlüye de yazarak dokunuyor. Kimi yazarak dokunuyor, kimi konuşarak dokunuyor, ama bir şekilde dokunulması gerektiği gerçeği ortada. Ancak tabi hiçbir şeye dokunmadan yaşayanlar daha bir mutlu yaşıyor orası da ayrı bir muamma. Bu böyle mi olmalı bana göre böyle olmamalı ama durumun böyle olduğu gerçekliği de ortada. Gücün yanında olan, rüzgar nereden eserse oraya yönelen insanlar her türlü gemisini yüzdürüyor. Maalesef.
Bütün bunlar bir psikiyatrın dilinden anlatılıyor. Sonrasında bir hastasının getirdiği mektupla ikinci bölüme geçiliyor.

Ve bundan sonrası Yusuf’un hikayesi. Göçler, sefalet, savaş, isyan, dostluk, aşk, simya, hırs. Var oğlu var.
Yusuf’un hikayesi insanlığımızın hikayesi biraz da. Gözünü para hırsı bürümüş insanların acı hikayesi. “"Para hırsı bu dünyanın güzelliklerini örten kara bir perdedir! O hırsın peşine düşen kişiler, bir bebeğin ilk gülüşünü, bir ağacın boy atışını, bir yıldızın kayışını izlemeyi kaçırırlar. Hatta kendilerini bile unuturlar bir süre sonra. Kendine âmâ olan birisi tüm dünyaya sahip olsa ne olur..."
Okuyun arkadaşlar uzun zamandır böyle etkilendiğimi hatırlamıyorum.
Ne diyordu ince şeylerin annesi: Ötekini oku, derinde dipte duranı. Kaan Murat Yanık derinde duran bir yazar. Büyüleyici bir dil ve etkileyici bir olay örgüsü ile Butimar kitabı bir baş yapıt. Popüleriteyi seven bir topluluk olduğumuz için ötekini görmüyoruz. Sermayenin reklamlarla şişirdiği sığ, içi bos yazarların milyonlar satan kitaplarına karşın derinde, dipte durani okudum daima ve büyük bir mutluluk ve haz duydum. Genç ve başarılı bir romancı Kaan Murat Yanık ileride ismini çok duyacağiniz bir yazar. Kitaba gelince elime aldığım ilk andan son kelimeyi okuyana kadar hiç bitmesini istemediğim bir rüyadaydım. büyüleyici dili ve etkileyici olay örgüsü ile sarip sarmaliyor kitap insanı.
Konu yelpazesi çok geniş olan bu kitap bizi İstanbul'dan Erivan'a, 2015'ten 1900'lere, Çarlık döneminden Bolşevik Devrimi'ne, Lenin'den Freud'a, Hayyam'dan Şems'e, Sokrates'e, psikolojiden simyaya, maddeden manaya, doğudan batıya, hayallerden rüyalara, büyülerden gerçeklere götürüyor. Okumaktan kesinlikle büyük haz duyacaksınız.
İnsanların gizemli dünyası rüyalar ,rüyaları kontrol etmeye çalışan bir psikiyatr ve gerçekten daha gerçek bir rüya.Aşkın büyüsü ve zenginliğin olmana isteğinin oluşturduğu büyük hırs...Nelerden vazgeçebilir insan bu hırs uğruna?İlk görüşte aşık olduğun, uğruna herkesi karşına aldığın ,günlerce kapısında kılık değiştirip dolaştığın,uğruna nice zorluklara göğüs gerdiğin Butimar 'ım dediğinden mesela....İyi ki okudum diyebileceğiniz ,sizi başka bir aleme götürecek muhteşem bir roman.
Butimar kuşu çok yükseklerde uçabilmesine rağmen üç durumda uçamaz;
Bir, müzik sesi duyarken
İki, kar yağarken
Üç, aşık olduğu zaman

Butimar İran mitolojisinde bir deniz kuşudur. Denize aşık bir kuştur bu yüzden kenarına konup kanatlarını açıp yalnızca suyunu izler. Denizin suyundan içtiğinde kuruyacağını düşündüğünden susasa da hiç içmez o sudan ve sonunda susuzluktan ölür. Deniz ise dingin ve vakar dolu, sonsuza parlamaya devam eder.

"Esaretin Allah'a ise özgürlüğün sonsuzdur." Yusuf bilmeliydi Simya'nın "canını" yakacağını. Gitmemeliydi Butimarsız ..

Belki kitabın beni etkilemesindeki neden baş kahramanın ismiydi; "Yusuf". Ya da Butimar'ın anlamıydı. Bundan emin değilim ama kitabın güzel olduğundan eminim. Velhasılı "okuyun" :)
İnsanlar kitapları seçmez. Bu büyük bir yanılgı. Hikayeler kendi okurunu kendi seçer. Bunu şiirin ihtiyacı olan kişiye ait oluşuyla karıştırmayın. Bu, başlı başına bir hikaye. Eğer bir kitap sizin okumanızı istiyorsa okursunuz; er ya da geç. Butimar da öyle kitaplardan. Her okuruyla kati surette bir hikayesi olan ve okunmak için karşımıza çıkan.
Esas hikaye ise 2015’in Nişantaşı’nda hayatla arası iyi olmayan bir psikiyatr ile başlıyor. Modern zamana ve modern zamanın şekillendirdiği insan tipine yöneltilen eleştirilerle hem de. Öyle uzaklarda aramadan, aslında her sabah aynada gördüklerimizle.Gerçek hastanın psikiyatrın ta kendisi olduğunu bilmeden gelen hastaların dünyasına misafir oluyoruz. Bir ara kendimizi akşam vakti bir müzenin bahçesinde padişah kaftanlarıyla dolaşırken buluyoruz. Yahut çarşafa bürünüp Bebek’te tur atıyoruz. Genetik biliminin gücü psikiyatrın kendi rüyalarını tasarlaması için bir kapı aralıyor. Ve “Ben de yapabilir miyim acaba?” sorularını akıllara düşürüyor.
Ve bir anda 20. yüzyılın başlarında o zamanki adıyla Revan, günümüzde Erivan olan Ermenistan’ın başkentinde buluyoruz kendimizi. O dönemlerde sadece Türk-Müslüman olan bir şehir. Aynı zamanda Azeri Türklerinin efsaneleri üzerine kurulu bir arka planı mevcut. Gökdelenlerden, alışveriş merkezlerinden, kalabalık kaldırımlardan sonra rahat bir soluk alıp o soluğu verinceye kadar bitiriyoruz ikinci kısmı. Sarı bir hikaye, yazarın deyişiyle. Derin. Yalnızca Butimar’ın, Yusuf’un ya da Behzad’ın hikayesi değil, senin benim hikayem oluyor bir yerde. İçinde simya da var aşkta. Çarlık döneminden Bolşevik Devrimi'ne uzanış, Hayyam'da var Şems'te, Sokrates'te var Tolstoy da. Doğu-Batı ve madde-mana çatışması. Ne hayal demeye dil varıyor ne gerçek. Tarihi bir roman değil, tarihi kaleme mürekkep yapıp coğrafyalar üzerine çizilmiş bir tablo. Edebi açıdan bakınca postmodern bir edebiyatın içinde büyülü gerçekçilik damarları.
Bunu Google’a Butimar yazdığınız zamanda okuyabilirsiniz. Ancak ben bunu anlatmak istemiyorum.
Bazen çatılan kaşlarla(geldiğimiz hale) bazen onaylayan gözlerle okunan ilk bölümden sonra tüm büyüyü ve büyülü gerçeği bizzat yaşamaya başlıyorsunuz. Evet, okumak değil yaşamak. Yaşattığı büyü kadar da aslında toplumsal gerçekçi ve natüralist. Görsele dayalı ve ayakları yerde. Elinden tutup gitmek istediğiniz insanlar da çıkıyor karşınıza, ardınızda bırakıp geri dönmemek üzere gitmek istediğiniz de.
Butimar yanlış çağda yaşayanların hikayesi. Hem karakterleriyle hem yazarıyla hem de okurlarıyla. Bu yüzden bu hikayenin insanları birbirine dört kolla sarılıyor. Bu yüzden yine yazarının bir dizesini yaşatıyor okurlarına:
“Kimi ruhlar evvelden aşinadır birbirine. Bunu biliyorum.”
Butimar bittikten aylar sonra bile dinmeyen öfkeler, kırgınlıklar bırakıyor geriye. Bazen olayların geldiği noktaya kızıyoruz ama çoğu zamanda olayları bu noktaya getiren insana. Ancak kendi tahammülsüzlüğümüzü, hatalarımızı, hırslarımızı, faniliğimizi bir karakterin omuzlarına yüklemek çok büyük haksızlık. Eğer gerçekten suçluysa da suçu bize insan olduğumuzu hatırlatması. Vitrinde sergilediğimiz güzel yönlerimizin yanı sıra depoda gizlediklerimizi gün ışığına çıkarması. Sadece vitrindekilerle var olamayacağımızı ve depoda sakladıklarımızı da yok edemeyeceğimizi öğretmesi.
Bir hikayeye niye dört kolla sarıldığımızı anlamayanlar var ve olmaya devam edecek. Teknolojinin gelişmesi, modern zaman algısı, Anadolu şehirlerinin de artık metropolleşmesi gibi kucak dolusu sayabileceğim sebep sonucu git gide kalabalıklar içinde yalnızlaşıyoruz. Bazen en yakınımızdakileri dahi tanımadığımız fikrine kapılıyoruz. Hiç olmadı mı size de? Böyle bir dönemde bizim elimizden tutup, bizi bizden uzaklaştıran her şeyi arkamızda bırakmamızı sağlayan ve hatta kendimizi hatırlatan bir şey bulduğumuzda onu bırakmamak en insani içgüdü bence.
Ve gel gelelim Butimar’a. Pers mitolojisindeki adıyla Butimar, denize aşık olan ve denizin kuruma ihtimaline karşın bir damla dahi su içmeden, denizin kıyısında susuzluktan ölen bir kuş. Kar yağdığında, müzik sesi duyduğunda ve aşık olduğunda uçamıyor bu kuşlar. Hikayeye ve okurlarına bakarsak hayatta hep bir şeyleri oldurmaya çalışan ama olduramayan ve aslında Butimar'a benzeyen karakterler çıkıyor karşımıza. Haydar Ergülen’in deyişiyle “farklı bir tutunamayanlar anlatısı.”
Vurgu yapılan bir diğer nokta sessizliğin kanatları. Gün geçtikçe dikkatimizi cezbeden psikoloji, bilinçaltı yahut bilinç dışının insan hayatına zuhur eden tarafı.
“Gerçekle hayal arasındaki sınırın silikleştiği bir roman.” gibi bir cümle çıkar eğer Butimar’ı araştırmaya başlarsanız. Ve pek de üstünde durmaz, dursanız dahi anlamazsınız okumaya başlayana kadar. Butimar’dan önce Marquez, Borges, Mishima, Sadık Hidayet okumamışsanız, kitabı bitirdiğiniz hafta kütüphanenizde biriktirmeye başlarsınız bu isimleri.
Defalarca kitabı ‘bitirmek’ten bahsettim. Ancak bu teknik anlamda bir bitirmek.Zira 384 sayfalık bu hikaye son sayfasındaki son noktayla bitmiyor. Dahil olacağı birçok rüya bırakıyor ardında. Kağıt Ev’de insanların kitapların kaderini değiştirebileceği yazıyor ama ben bunun tam tersinin varlığında ısrarcıyım.
Bu yazıyı tamamlamanın eşiğine gelmişken Butimar’ımın en çok hırpalanan sayfalarından biri açık masamın üzerinde. Üstüne iki kez kahve damlattığım, vicdan azabımı hafifletsin diye gidip iki tane daha Butimar aldığım sayfa. (kamu spotu: daha sonra itinayla paketlenip, içlerinde güzel mektuplarla hediye edildiler.) Anlamsız gözlerle okumaya devam edenler ve hatta abarttığımı düşünenleriniz olacak. Ama evet, sevince bu şekilde seviyorum. Ve bu sayfada şu yazıyor:
“Kendini bulmakla, kendini anlamayı karıştırma. Aralarında cennetle cehennem arasındaki mesafe kadar bir boşluk var. Ama kendini bulmak için başkalarına benzeme çalışma sakın. Her şeyin başka bir şeye dönüştüğü bu uğursuz dünyada kendin olarak kalabilmektir mesele…”
Yazıyı bitirip iki kere sesli bir kere de içimden okudum. Memnuniyetsizliğimi bastırmaya gayret ediyorum. Ve anlıyorum ki Butimar’ı hangi şekilde anlatırsam anlatayım duyduğum minnet yanında sönük kalacak. İyisi mi;
“Ben de susayım artık. Hayal ile gerçeğin sınırlarının birbirine karıştığı yerde herkes aynı dili konuşur, susarak.”
"Kimi benden çok seversen onu senden alırım. Onsuz yaşayamam deme seni onsuz da yaşatırım..." (Mevlana)
Bu söz üzerine yazılmış bir roman olmuş. Okudukça içten içe bu cümle yankılandı kulaklarımda ve evet bazı kitaplar tekrar tekrar okunmalı. Bu da onlardan benim için. 2. Kez okudum. O kadar güzel ki hemen bitmesin diye ağırdan aldım. Çoğu kez bazı yerleri tekrar okudum. Beni öyle bağladı ki kendine, yazarın büyülü gerçeklik dediği yerde kayboldum. Diğer kitaplarından izler buldum.
Olay örgüsü akıcı, konu oldukça ilgi çekici. Kitapla, Kendini bulma, özüne dönme, insanın o kendini gerçekleştirme basamağına kadar aldığı yolu tırmandım. Tüm ana karakterleri Yusuf'u, Butimar'ı, Behzad'ı çok sevmişken, bir anda kızdım yeri geldi acıdım. Onlarla aşka, bağlılığa , dostluğa ,sevgiye baktım da nice nice duygu ve durumun içine girip çıktım. Bir karaktere dönüşme şansım olsa Badımcan'a dönüşür Revan'ın kokusunu içime çekerdim.
Kitap tek boyutta yazılmamış metaforları çok başarılı buldum. Yazarın kendine selam göndermesi, alelade bir karakteri bildiğimiz tanıdığımız bir isimden esinlenerek betimlemelesi beni gülümsetti. İlk okuduğumda fark edemediğin detaylar yakaladım ki az kitapta böyle oluyor ne yazık ki.
Butimar adının nerden geldiği ne olduğuna da değiniyor kitap. Ben söylemeyeyim :) Arada sayfalarını karıştırma sözü vererek kitaplığıma yerleştirdim.
Ve elbette ben de biliyorum;
"Kimi ruhlar evvelden aşinadır birbirine"
Nasıl bir kitapsın Butimar, içinde herkesi kendine hayran bırakacak bir musiki var...
Butimar'a olan aşkıyla simyaya merak saran Yusuf...
“ Şu simyadan uzak dur, bugüne kadar kimseye fayda getirmemiştir o illet! Para hırsı bu dünyanın güzelliklerini örten kara bir perdedir! O hırsın peşine düşen kişiler, bir bebeğin ilk gülüşünü, bir ağacın boy atışını, bir yıldızın kayışını izlemeyi kaçırırlar. Hatta kendilerini bile unuturlar bir süre sonra. Kendine âmâ olan birisi tüm dünyaya sahip olsa ne olur...”
Yazar; okuyucuyu bu kitabında da kurgu ve gerçek arasına doluyor, bir dervişin iç savaşında, muharebe alanında bırakıveriyor.
İnsana bir ihsan, bir nimet olarak verilen zeka'nın, kendisini çevrelemesi, kıskaçları arasına alması, asıl gayesini unutturması, uğruna serden geçmesi...
Aklıma Kara Gözlüm filminde Türkan Şoray'ın söylediği sözler geldi:
Her şeye sahip olmak isteyen, elindekini de kaybediyor.
Kitabı okurken yazacağım incelemeyi düşündüm aralarda. İncelemede beğenmediğimi, dedikleri kadar -en sevdiğim, gözde kitabım, muhteşem ötesi...- güzel bir kitap olmadığını yazacaktım.
Kitabı benden önce annem okuduğu için az çok içinde neler anlatılıyor biliyordum. Daha çok merak ettim çünkü rüyalarla ilgiliydi ki benim de rüyalara ayrı bir ilgim olduğundan daha çok heyecanla başladım kitaba. Ayrıca da bir psikiyatristin de ana karakter olması daha da kitaba sarılmama vesile oldu diyebilirim. Lakin bu etki pek uzun sürmedi. Çünkü gelişme bölümüne bence gereksizce fazla yer verilmiş. Yusuf ve Behzad'ın arkadaşlığı gerçekten hakiki ama çocukluk dönemindeki bu dostluk fazla basit cümlelerle ifade edilmiş. Ve bir yerden sonra bu basit anlatım sizi rahatsız etmeye başlıyor. -Tabi aksine hoşuna gidenler de olabilir doğallık diye değerlendirip- Kitapta altının bir insanı ne kadar değiştirebileceğinden, altının sinsice kana girip onu bir hastaya çevirebileceğinden bahsetmiş. Ki bunun doğru olduğunu düşünüyorum. Son zamanlarda çevremde de bu tarz örnekleri işittiğim için kitapta nasıl yer verildiğini ve ne şekilde sonuçlandığını  merak ettim. Lakin  ister istemez sonu da tahmin ediyorsunuz ama yine de yazar belki farklı sonla bitirir diye umuyorsunuz. Tahminiz doğru çıkıyor ama sonu yine de çok güzel bağlaması genel anlamda güzel kitaptı dedirtiyor.
Yine de tekrar etmek gerekirse ilk ve son 30 sayfa beni çok daha etkiledi diyebilirim. Rüyaları kontrol edebilme ve maddeleri altına çevirme -simya- isteği dışında güzeller güzeli bir hristiyan kızla ki bu Butimar bir Müslüman erkeğin aşkı, Ruslar Ermeniler Türkler ve bunlar arasındaki çatışma, medresede hocalık yapan Ali Galip'in talebeleriyle muhabbeti gibi farklı temalardan da serpiştirilmiş...
Şöyle diyorum yazarın çıkış fikri güzel, kitap da güzel ama 384 sayfayı hak etmiyordu...
Evet,garip bir hikaye ile karşı karşıyayız.
Kitap bir psikoloğun günlerini anlatmasıyla başlıyor ardından hastalarından birinin bir mektup getirmesiyle olaylar Butimar'a dönüyor. Ama Butimar psikoloğun aslında rüyalarında gördüğü bir güzel zaten. Kitapta Revan Türk Hanedanlığının son günlerinden bahsediliyor. Soy ağacımı kontrol edip Revan'ı görünce ve bu kitapta da buna tesadüf edince nedensiz bir biçimde bir başka bağlandım kitaba. Hem içerisindeki Azerice konuşmalar ve maniler okurken keyiflendirdi. Kitaptaki imgeler inanılmaz derecede şaşırttı beni çünkü kitaba başlarken öncelikle böyle bir kurgu,böyle bir betimleme ve böyle bir akıcılık beklemiyordum. Kitap ilk bakışta Gayrimüslim ve Müslüman iki gencin aşkını anlatıyor gibi gelse de asıl mesele bunun çok çok uzağında. Ciddi anlamda kafayı taktım Yusuf'un ilgilendiği şeylere. Yazarın sık sık vurguladığı Yusuf ve kuyu ikilemi içinde bulunduğu durumu anlatmaya fazlasıyla yetti. O kadar çok şey var ki içerisinde bahsedilen ben bunların hepsini anlatıp spoiler yağmuruna tutmak istemiyorum sizleri. Fakat kesinlikle şans vermeniz gereken bir yazar ve kitap. Yazarımız gencecik biri. Ve akademik kariyeri de göz önüne alınınca kitabının bu derece enfes oluşunu nasıl sağladığını da anlıyorsunuz. Popülariteye kurban vermediğimiz güzide tatlılıkta bir roman. Aynı zamanda 2015 yılında ESKADER tarafından en iyi roman ödülüne de sahip kendisi. Sevin, sevdirin. Keyifli okumalar..
Muhtemelen bir sonraki romanıyla birçok uluslararası ödülü alacak yazar. Orhan Pamuk'un da genç yazarlar arasında beğendiği tek yazar. Butimar tek kelimeyle müthişti. Okuyanlar bilir.
"Bir tarafım söylemek istediklerimle doluyken, diğer yanım onları yok etmekle meșguldü.Arada kalan bendim ve ufalanıp yok olmamam bir mucizeydi.. "
Zamanın aşılmaz duvarlarına karşı koyan bir şey vardı; hafıza...
Kaan Murat Yanık
Sayfa 78 - Kapı Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Butimar
Alt başlık:
Sessizliğin Kanatları
Baskı tarihi:
Ekim 2015
Sayfa sayısı:
390
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055147242
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
Edebiyat dünyasının son yıllarda dikkat çeken ismi Kaan Murat Yanık’tan sıradışı bir psikiyatrın romanı: Butimar – Sessizliğin Kanatları Bir tarafta dünya ile arasında ciddi problemler olan, yanlış yüzyılda yaşadığını düşünen, çarşafa bürünüp kadın kılığında İstanbul sokaklarını arşınlayan, hastalarının hayatlarına müdahil olan ve kendi rüyalarını dahi tasarlamaya çalışan bir psikiyatr… Diğer yanda ise başka bir yüzyılda akan kırmızı bir hayat: Savaş, aşk, simya, büyü, göç, devrim, sefalet ve dostluk… 20. Yüzyıl Başları, Erivan, Bolşevik Devrimi, Ermenilerle Türkler Arasındaki Kavgalar-Aşklar, Simya ve İlkel Psikoloji… BUTİMAR – Sessizliğin Kanatları, gerçekle hayal arasındaki sınırın silikleştiği bir roman. Doğu-Batı, laik-muhafazakâr ve madde-mânâ çatışmalarıyla örülen bir arka plan… Edebiyat dünyasının son yıllarda dikkat çeken ismi Kaan Murat Yanık, hayaller, rüyalar ve halüsinasyonlarla karışık bir belleği, büyülü gerçeklik akımına da göz kırparak resmediyor. Ve okura akıcı, şaşırtıcı, doyurucu bir roman vaat ediyor. Butimar’la herhangi bir yerde mahsur kalmak isteyeceksiniz. “İki husus kafamda dolaşıyordu; ölmek ve delirmek. İki hal de ne hissedilebilir ne de doğrulanabilirdi. Ölmüş ya da delirmiş olabilirdim yani. Yalnızlığın bilmem kaçıncı evresini yaşadığımı bilmez halde, tamamlanmamış insanları yararak yürüdüm. Otobüsler, tramvaylar, duraklarda bekleyen insanları metal canavarlar suretinde yutup hızla kaçırıyorlardı. Eve girer girmez bir şarkı koydum kendime. Bir daha, bir daha başa sarıp dinledim. Bir tarafım söylemek istediklerimle doluyken, diğer yanım onları yok etmekle meşguldü. Arada kalan bendim ve ufalanıp yok olmamam bir mucizeydi. Bir yanım diğerine şunu söyleyebilmişti en azından, bunu duyabildim… Şarkıyı değil, o şarkıyı ilk dinlediğin zamanki kendini özlüyorsun. O zamana dokunamadığını anlayınca da şarkıyı bir daha dinliyorsun.”

Kitabı okuyanlar 501 okur

  • Kevser
  • yusuf ay
  • Rukiye Yücel
  • Merve B.
  • mb
  • Şeyda
  • Selma
  • Çiğdem Bölek
  • şems supertramp
  • Meltem Zariç

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.6
14-17 Yaş
%1.1
18-24 Yaş
%13
25-34 Yaş
%63
35-44 Yaş
%13
45-54 Yaş
%1.1
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%1.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%82.4
Erkek
%17.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%49.2 (117)
9
%20.6 (49)
8
%16.4 (39)
7
%8.4 (20)
6
%3.4 (8)
5
%1.3 (3)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0.8 (2)

Kitabın sıralamaları