~ İstemeden varım ve istemeden öleceğim. Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum. ~
~ Fernando Pessoa ~
Aşkın nefrete dönüştüğü o anı dakikası dakikasına kim belirleyebilir? Ben sadece her şeyin eninde sonunda bittiğini biliyorum. Özellikle mutluluğun. Özellikle aşkın.
Kimse gerçeği görmek istemez; hepimiz bir peri masalı duymanın peşindeyiz. Lana’nın hikayesi de dıştan öyle görünüyordu. Büyülü, rüya gibi bir yaşam. Ama şu hayatta öğrendiğim bir şey varsa o da hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığıdır.
Birbirinden bu kadar farklı iki insan nasıl dost olabilmişti?
Galiba bunda gençliğin büyük payı var. Hayatımızın ilerleyen dönemlerinde, gençken edindiğimiz türde dostları nadiren ararız. Eski dostlarımızı uzun süredir tanıyor olmamız onları gözümüzde, deyim yerindeyse bir tür nostaljiye dönüştürür, onlara bir ayrıcalık, hayatlarımızda bir “serbest geçiş” hakkı tanır.