İncelemeye geçmeden önce, bu kitabı bana öneren, o güzel insana kocaman bir teşekkür etmem lazım. İyi ki "Mutlaka okumalısın" demişsin; sayende ruhumun tozunu alan harika bir yolculuğa çıktım.
Şunu en baştan söyleyeyim: Ben bu kitabı gerçekten çok sevdim. Hatta "sevmek" biraz hafif kalabilir, resmen kitabın içine hapsoldum diyebilirim. Kaan Murat Yanık, kelimelerle resim yapmış resmen.
Bir Başlangıç: Nergis’in Ağır Yükü
Kitap başladığında bizi Nergis karşılıyor. Nergis’in hikayesi öyle pek "pembe" bir başlangıç değil. Onun başından geçenleri, o omuzlarındaki ağır yükü ve yaşadığı olayları okurken insanın göğsüne bir yumru oturuyor. Kaan Murat Yanık, Nergis üzerinden öyle bir atmosfer kurmuş ki, onun hüznünü yanınızda hissediyorsunuz. Kitabın ilk kısmında Nergis’in dünyasında ilerlerken "Tamam, herhalde böyle dramatik bir çizgide gideceğiz" diye düşünüyorsunuz.
Ama sonra... Bir anda her şey değişiyor.
Kitabın ikinci bölümüne geçtiğinizde, sanki yazar sizi alıp bambaşka bir evrene, bambaşka bir zaman dilimine ve ruha ışınlıyor. İlk kısımdaki o atmosfer yerini bambaşka bir derinliğe bırakıyor.
Firuz ve Ayvaz: Dostluğun Kitabı
İşte benim için kitabın kalbi tam burada, yani ikinci bölümde atmaya başladı. Burada karşımıza Firuz ve Ayvaz çıkıyor. Eğer edebiyatta gerçek bir dostluk, saf bir sevgi ve derinlik arıyorsanız, bu ikiliye bayılacaksınız.
Onların arasındaki o bağ beni benden aldı. Birlikte yaptıkları o uzun, derin, insanı düşündüren edebi sohbetleri okurken "Keşke yanlarında bir sandalye de ben çekip otursaydım" dedim. Birbirlerine karşı besledikleri o samimi sevgi bir yana, aralarındaki o tatlı atışmalar, birbirlerine takılmaları kitaba öyle güzel bir neşe ve doğallık katmış ki... Hüzünle gülümseme arasında mekik dokutuyorlar insana. Firuz’un o naif