1000Kitap Logosu
Tanıl Bora

Tanıl Bora

Yazar
Derleyen
Çevirmen
Editör
BEĞEN
TAKİP ET
636
Okunma
176
Beğeni
6,5bin
Gösterim
Unvan
Yazar, Çevirmen, Yayıncı, Editör
Doğum
Ankara, 1963
Yaşamı
1963'te Ankara'da doğdu. İstanbul Erkek Lisesi'nin ardından 1984'de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi. 1984-87'de Yeni Gündem'de gazetecilik yaptı. 1988-89'da Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi'nin yayın kurulunda yeraldı. Birikim dergisinde editörlük; Toplum ve Bilim dergisinde yayın yönetmenliği yaptı. 1988'den beri İletişim Yayınları'nda araştırma-inceleme dizisi editörlüğünü yürütmekte, üç aylık sosyal bilimler dergisiToplum ve Bilim dergisinin yayın yönetmeninliğini yapmakta, Birikim dergisinde yazmaktadır. Ek olarak, Radikal Gazetesi'nde haftalık futbol yazıları yazmaktadır.

Derlediği kitaplar

Çevirdiği kitaplar

Mutsuz Olmak
Okuyacaklarıma Ekle
Aşk
Okuyacaklarıma Ekle
Yengeler Cumhuriyeti
Okuyacaklarıma Ekle
Kaybolan
Okuyacaklarıma Ekle
Seks Olmayınca
Okuyacaklarıma Ekle
Alman Sevgili
Okuyacaklarıma Ekle
Yarasalar
Okuyacaklarıma Ekle
Umut İlkesi
Okuyacaklarıma Ekle
İkili Devlet
Okuyacaklarıma Ekle
Boksör
Okuyacaklarıma Ekle
Umut İlkesi
Okuyacaklarıma Ekle

Editörlük yaptığı kitaplar

Son Hafriyat
Okuyacaklarıma Ekle
Kün
Okuyacaklarıma Ekle
Velhasıl
Okuyacaklarıma Ekle
Taş ve Gölge
Okuyacaklarıma Ekle
Sandık Odası
Okuyacaklarıma Ekle
Yetim
Okuyacaklarıma Ekle
İmtiyaz
Okuyacaklarıma Ekle
Vur Ulan Vur
Okuyacaklarıma Ekle
531 syf.
·
9 günde
·
9/10 puan
Eğitime adanmış hayatlar
Hasan Ali Yücel... Türk tarihinin en çalışkan,en verimli,en başarılı,arkasında büyük eserler bırakmış iki eğitim bakanından biri.Diğeri de Mustafa Necati Bey. Onun da bu ülkeye katkılarını unutamam. Trabzon'lu bir baba ile Tekirdağ'lı bir annenin çocuğu Hasan Ali. Hem bba hem anne tarafı mevlevi inancına sahipler. Böyle bir ortamda Hasan Ali'nin de bu kültürden etkilenmemesi mümkün değildi elbet. Bu inanç onun çocukluğunda ve gençliğinde önemli bir yer tutmuş. Hasn ali genç cumhuriyetin eğitim neferlerinden biri olarak kısa sürede sivriliyor. Türkçe,edebiyat,felsefe ve mantık dersleri veren bir öğretmen. Bu kariyer 1938 yılında Maarif bakanlığına kadar yükselecektir. ilginçtir, ona ilk kez bakanlık teklif eden , dönemin başbakanı Celal Bayar. Teklifi büyük bir sevinçle kabul ediyor Hasan Ali, hemen de kolları sıvıyor. ve cumhuriyet tarihinin en uzun bakanlık yapan eğitim bakanı olarak arkasında muhteşem işler bırakıyor. Tabii, bu bizim gibi cumhuriyetçilerin görüşü. Sağ cenahın akıl almaz hakaretlerine,suçlamalarına,terbiyesizliklerine maruz kalıyor maalesef. bunlara değinmek istemiyorum, çünkü çok alçakça, çok aşağılık insanların suçlamaları. Hasan Ali'nin yaptıklarına bakalım biz. Bakanlığı süresince en akılda kalan ilerici işlerinden biri, güzel sanatlara verdiği değer. Opera,resim,müzik dallarında ülke tarihine geçmiş öncü uygulamalara imza atmış. Büyük destekler vermiş, seminerler düzenlemiş, yurtdışından hocalar getirtmiş. Unutmayalım ki, kültür politikaları da onun bakanlığına bağlı. Bir diğeri coğrafya kongresi. Türkiyenin 7 coğrafi bölgeye ayrılması onun zamanında yapılmış. Bu coğrafya çalışmaları ilerde köy enstitülerinin kurulması aşamasında değerli veriler oluşturacak. Bir diğeri,her alanda etkin bir şekilde Türkçeleştirme hamlesi. anayasada,eğitim bilimlerinde,edebiyatta... bir diğeri çeviri hamlesi. Kurdüğu tercüme bürosuyla Dünya klasiklerini Türkçeye kazandıran eğitimci. Üniversite özerkliğiyle ilgili çalışmaları yine toplumda karşılık bulan bir diğer önemli çalışma. ve... Köy enstitüleri... Köy enstitüleri eşittir Hasan Ali olarak bilinir. Aslında bu projenin fikir babası İsmail Hakkı Tonguç'tur. Ya da bilinen adıyla Tonguç Baba.Dönemin ilköğretim müdürüdür. Daha önceden bu çalışmayı sunduğu, ancak pek üzerinde durulmadığı anlaşılıyor. Fakat Hasan Ali projeyle çok ilgilenmiş, İsmet Paşadan da oluru aldıktan sonra canla başla üzerinde mesai harcamışlardır demeyeceğim, hayatlarını adamışlardır. Tabii yukarda bahsettiğim tüm suçlamalara kalkan olan da yine kendisidir. Peki nedir köy enstitüleri? Yüzde yetmişi kırsalda yaşayan yoksul ve cahil insanların oluşturduğu genç cumhuriyette ilk atilımın eğitim kulvarında verilmesi ve bunun da köylerden başlaması benimsenmişti. Burda amaç yoksul köylü çocuklarının ayağına gitmek, onları her alanda eğitmek, pratikte ve teoride bunu birlikte başarmak, daha sonra mezunları ülkenin dört bir tarafına gönderip cumhuriyeti ileri götürmekti. Köylerin verimi artacak, köylü sınıfın ağa,bey gibi sıfatlara gereksinimi olmayacak, kendi yağıyla kavrulacak, böylece şehre olan göç te önlenmiş olacaktı. Her türden dersler veriliyordu bu okullarda. Tarım,hayvancılık, demircilik, v.s. Okulun bölgesinde ne yapılıyorsa hepsi bu okulların bir nevi konuları arasındaydı. İşte size Türk Rönesansı. Latince eğitim bile verilmiş. İzmir Kızılçullu ve Eskişehir Çifteler ilk açılan okullar. Kısa sürede sayı yirmiyi bulmuş. ve, son derece başarılı, son derece iyi geri dönüşlü haberler gelmiş. Rakamlar özellikle tarım ve hayvancılıkta rekor seviyelere gelmiş. Hasan Ali ve Tonguç Baba'nın da keyfi yerine gelmiş. Düşünün gününn ilk saatlerinde Hasan Ali arabaya atlıyor,(bakanlığın tek aracı var, dikkat buyrunuz) Tonguç Babayı alıyor ve okul okul gezip dert dinliyorlar, sorun çözüyorlar. Okulların çimentosundan, tebeşirine kadar herşeyiyle ilgileniyorlar. Şimdi burda tek parti iktidarından bahsetmek lazım. Malum meşhur tek parti CHP iktidarı. Herhalde herkesin aklına gelen şudur. Of, memleketi istedikleri yönettiler. Ne karışanları vardı, ne görüşenleri. Bu satırlar köy enstitüleri ile ilgilidir bu arada, belirtelim. Kimse muhalefet etmadi gibi bir görüntü var. Şöyle söyleyeyim, o günkü yani 1938-1946 sürecinde yani köy enstitülrinin zirvede olduğu dönemde öyle bir muhalafet vardı ki, bugün böle bir muhalefet yok. Alın size tek parti CHPsi. Chp içindeki sağcı kanat ki,sayıları sol kanattan fazla, ırkçı basının da katkılarıyla ki bunun başını da atsız çekiyor, Hasan Ali'ye etmediklerini bırakmadılar. En geçerli suçlama koministlik üzerinden yapıldı ki, burdan çok ekmek yediler. Zannedersiniz Türk ordusunu arkadan koministler hançerledi, zannedersiniz ülkenin işgaline komünistler izin verdi. neyse. Gerekçe ne? Cezaevindeki Nazım Hikmet'e çeviri yaptırılmış, adamın adı bile yoktu kitap kapağında, neymiş, Sabahattin Ali okullarda gezdirilmiş.Birinin hayatını hapislerde süründürdünüz, diğerini öldürdünüz,yetmedi. Projenin sovyetlerden alındiğnı iddia edenler -alınsa ne olurdu- enstitü adının bile koministliği çağrıştırdığını söyleyenler,neler neler. İşte tüm bunlar ağaların,beylerin ve ırkçıların hoşuna gitmedi tabii. Bir diğeri, neymiş çocuklar amele gibi çalıştırılıyormuş, yoruluyorlarmış. İmece usulunün ve pratik eğitimin birer parçası olan bu uygulama Chp'li sağcı paşazadeleri çok endişelendirmiş. inasanın sorası geliyor,ne ara çocukları düşünür oldunuz? işi artık zıvanadan çıkaran suçlama kızlı-erkekli başlığı altında uzayıp gidiyor. Bahsederken bile midem bulanıyor. Kadın deyince akıllarına başka bir organları gelmeyen .... belirtelim ki tüm enstitü tarihine kız öğrencilerin oranı sadec %10. tüm bu şiddetli suçlamalar sonuç verdi. İlk önce İnönü desteğini çekti. Belki oy sevdasına düştü, belki korktu ,bilinmez. 1946'da Hasan Ali'nin bakanlıktan alınmasıyla köy enstitülerinin önü kesildi ve 1954 te DP kapattı. Bu parti Chp'nin içinden çıkan sağcılar,ağalar,beylerin kurduğu bir partiydi. Bu proje edebiyat dünyamıza da başta Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Mahmut Makal gibi köy romancılığı akımını başlatan yazarlar kazandırdı. Gördüklerini yazdılar, köy gerçeğiyle yüzleştirdiler okuru. Ama tehtid edildiler, tutuklandılar, darp edildiler, hatta suikaste uğradılar Hasan Ali gibi. bu iki isim Hasan Ali ve İsmail Hakkı Tonguç, bu ülkenin görüp görebileceği en müthiş eğitim atılımını yarattılar. Karşılığında kendilerine yapılanları hiç haketmediler. Parti içinde yalnızlaştırılmayı da. Tanıl Bora hocamız gerçekten iyi birçalışma çıkarmış. Zevkle okur musunuz bilmem ama oldukça bilinçlendirici olduğunu söyleyebilirim.
Hasan Âli Yücel
7.4/10 · 19 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
182 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
7/10 puan
"İçlerinde bitmek bilmeyen bir korkuyla ayrıldıkları baba evlerinin kokusuyla ve hiç bilmedikleri duygularla bindikleri trenlerin yolda kalmış kederli yolcuları” diye tarif ettiği yengeleri sosyo kültürel siyasal magazinsel bir şekilde ele almış. Siyasette edebiyatta sinemada ve TV dizileri temsilini de içeren makalelere yer verilmiş. Eğlenceli bazen üzen yer yer vay be dedirten bir kitap ben sevdim.. Tüm yengelere ve yengesi olanlara kısacası kendi kültüründeki yenge kültünü öğrenmek isteyen herkese tavsiye ederim.
Yengeler Cumhuriyeti
Okuyacaklarıma Ekle
926 syf.
·
12 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Belli bir görüşe mensup olabilmek veya savunuculuğunu yapabilmek için farklı kişi ve kaynaklardan çokça okuma yapmak gerekir. Tanıl Bora’nın “Cereyanlar, Türkiye’de Siyasi İdeolojiler” adlı kitabı, Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihinde yer alan; Geç Osmanlı Zihniyet Dünyası, Batıcılık, Kemalizm, Milliyetçilik, Türkçülük ve Ülkücülük, Muhafazakârlık, İslâmcılık, Liberalizm, Sol, Feminizm ve Kürt Siyasal Hareketi başlıklarıyla incelemek isteyenlere rehberlik edecek, titizlik ve özenle yazılmış nadide bir eser.
Cereyanlar
9.1/10 · 115 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
256 syf.
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Tanıl Hoca'nın tanımına laf söylemek bize düşmez. Her ne kadar milliyetçilik, Fransız devrimi ile kendisine siyasi politik alanda yer bulsa da, milliyetçilik belki kent veya kabile(Dubrovnik erken dönem Hırvat Rönesans aydınları)düzleminde, devrimden önce bu topraklarda çoktan yeşermişti. Yugoslavya'nın milliyetçilik üzerinden öyküsü olan bu değerli çalışmayı bu bağlamda milliyetçilik bumerangı diye de görmek mümkün olabilir. Tez-anti Tez diyalektiğinde hep karşıtlarını doğurarak ilerleyen milliyetçilik, nihayetinde gelip aslî toprağına uğramayı ihmal etmemiştir. Esasen milliyetçilik konusunda da her yol Paris'e değil Roma'ya doğru gider. Bu bağlamda Roma yanındaki Dalmaçya kıyıları, kendi evlatlarını yiyen devrim niteliğinde milliyetçiliğin acı tadına bile bile bakmışlardır. Kimse onları provake etmemiştir.
Milliyetçiliğin Provokasyonu
Okuyacaklarıma Ekle
926 syf.
·
118 günde
·
Puan vermedi
Cereyanlar, Osmanlı’nın son dönemlerinden günümüze kadar Türkiye’de zuhur eden siyasi ideolojileri anlatır. On bir farklı alt başlık taşıyan kitap; Türkiye’deki farklı siyasi ideolojilerin formasyonlarını, konjonktüre bağlı olarak değişim ve gelişimlerini, birbirlerini etkileme süreçlerini, ideolojilerin fikir sahiplerinin düşüncelerini anlatır. Olabildiğince objektif bir yorum perspektifi çerçevesinde tartışılmış, panoramik bir ‘prospektüs’ niteliği taşır. Cereyanlar, olayları anlatmak ve analiz etmekten ziyade konuya kısaca değinerek olayların düşünsel arka planını derinlemesine inceleyen, söz ve düşünce odaklı bir ideoloji tarihi kitabıdır. Dolayısıyla okuyucuya siyasi olaylardan ziyade düşünsel arka planına odaklanmasını sağlayarak, okuyucuyu siyasi olaylarda sıklıkla rastlanılan ‘fantazmagori’den kurtarmaya çalışır. . Politik konular her ne kadar bıçak sırtı ise ve de popülarizasyona elverişli ise de Tanıl Bora’nın objektifliğini elden bırakmaması takdire şayandır. Tanıl Bora’nın entelektüel bilgi birikiminin açıkça göze çarptığı bu kitap, okunmaya ve üzerinde düşünmeye değerdir. İlgilisi için eşine az rastlanır bir eser.
Cereyanlar
9.1/10 · 115 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
926 syf.
Kitabı okurken yazara hayran kalmamak elde değil. Türkiye ve Osmanlı'dan günümüze ideolojik kategorizasyonla beraber çok detaylı bir araştırma ve tarihçe sunmuş. Başlı başına tüm siyasi serencamızı nakletmiyor elbet ama ana hatlarıyla fikir sahibi olmanızı sağlıyor. Yazım dili çok zengin olup, eski sözcükler sizi yormayacak ölçüde ve lugatınıza katkı sağlayacak şekilde nakşedilmiş. Tanıl Bora hocaya durmadan yazmasını isteyeceğimiz harikulade bir sosyal bilimci.
Cereyanlar
9.1/10 · 115 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
112 syf.
·
3 günde
·
2/10 puan
ÖZENSİZ, DEĞERSİZ VE BASİT BİR ÇALIŞMA İÇİN İNCELEME
Gazete, dergi, internet ve benzeri süreli yayınlar için hazırlanmış yazılardan dönüştürlen kitaplardan oldum olası hazzetmem, onlardan uzak durmaya çalışırım. Zira bu tür yazılar çoğunlukla ayaküstü hazırlanmış, özensiz, yanlı ve popülisttir. Kitap ise özen, ciddiyet, araştırma, inceleme ve tabi emek ister. Kitabın "Türkiye'nin Linç Rejimi" gibi bir adı olunca en azından Cumhuriyet dönemindeki iktidar / devlet destekli linçlerin ele alınacağı, bunların sebepleri ve sonuçlarının inceleneceği gibi bir kanaate kapılıyorsunuz ister istemez ama öyle bir durum yok. Tanıl Bora bu kitabında "Razgrad, Vagonli, Hatay olayı, Tan Matbaası, 6/7 Eylül" başlıklarını kullanmış ama 6/7 Eylül ve Gezi Eylemi linçleri dışında hiçbir linç hadisesini incelememiş. Yani Türkiye'nin Linç Rejiminden bahsediyorsunuz ama başlık olarak verdiğiniz "Razgrad, Vagonli, Hatay olayı, Tan Matbaası" olaylarına bile yer vermiyor, İzmir Suikasti, Menderes ile arkadaşkarının, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının asılması, yargılanması gibi adli, hukuki linçler aklınıza bile gelmiyor. Maraş, Çorum, Madımak linçlerine hiç değinmiyorsunuz. Kitabın sonuna bolca yüksek sesle müzik ve gürültü terörüne yönelik müdahaleleri "Kürtlere karşı linç" diye değerlendirmiş ki, bu düpedüz yazarın kendi kendine bir saygısızlığı, kışkırtıcılığının ilanı gibi bir durum. Zira, bu saldırıların pek çoğunda saldırıya uğrayandan ziyade saldıran taraf mağdur. Yanı başınızda bir inşaat, araba veya camiden, müzik/ezan/sala adı altında sürekli olarak yüksek sese/gürültüye maruz bırakılıyor, taciz ediliyorsunuz. Maganada sokağı, caddeyi kapatıp düğün adı altında terör estiriyor, havaya ateş açıyor... Bunlara karşı şikayet mercileri, yani kolluk, hukuk, devlet sizi korumuyor... Vatandaş ya evini, yurdunu terk edip gidecek veya, toplayabildiği kadar insan toplayıp bu teröre, eşkıyalığa karşı müdahale edecek. Bunun adı "linç midir?" Evet ama bunlara müdahale vatandaşın görevi değil. Yasalarımıza göre suç olmasına rağmen, görevi olanlar bu eşkıyalığı, bu haydutluğu suç olarak görmediği için, vatandaş müdahale etmek zorunda kalıyor. Evet, Türkiye'de devleti çetlerin, mafyanın ele geçirmiş olmasından, yargı, yürütme ve yasamanın işlememesinden ötürü gücü yeten gücü yetene saldırıyor, malına mülküne el koyuyor ama bu kitap ve yazarı sanki bunlardan hiç haberi yokmuş gibi, sadece iki olayla Türkiye'nin linç rejimini anlattığını zannediyor. Çabuk ve kolay okunan, yüzeysel ve "kitap" demeye bile değmeyecek kadar basit bir çalışma.
Türkiye'nin Linç Rejimi
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.