“Sakin Olmak” bana göre otuzundan sonra mutlaka okunması gereken bir kitap. Çünkü bu yaşlardan önce insanın ne kalbi ne zihni bu kitaptaki derinliği tam olarak taşıyacak olgunluğa erişmemiş oluyor. Kitap, hayatın telaşı arasında iç sesini duymakta zorlanan herkes için bir nefes aralığı gibi. Dinlerken kendimi çoğu zaman, içimden geçen ama kelimelere dökemediğim duyguların söze bürünmüş haliyle karşı karşıya buldum.
Kitabın dili oldukça akıcı, sade ama bir o kadar da düşündürücü. Her cümle, yazarın yaşam deneyiminden süzülerek gelmiş gibi. Özellikle şu sözler zihnimde yer etti:
“İnsan hissettiği yaştadır, genelde hissettiğinden de yaşlı.”
“Yaşam, kötü kahve içilmeyecek kadar kısadır.”
“Çelişki hayata dönmeyi sağlar.”
“Yaşam bir öğrenme projesidir, son ana kadar sürer.”
“İçimizdeki dışımıza dökülür.”
Bu satırlar, sadece okumalık değil; üzerine düşünmelik, sindirmelik, zaman zaman dönüp bakmalık ifadeler. Kitap boyunca sık sık “Evet ya, bunu hep hissediyordum ama böyle ifade edemezdim.” dedim. İşte bu yüzden bana tercüman olmuş bir eser gibi geldi.
Kitap yaşlanma üzerine görünse de aslında yaşam sanatı üzerine… "Çeyrek yaş bunalımı", "sükunet", "hâlâ dönemi", "yaşamın mavi saati", "sohbet zevki", "arkadaşlığın samimiyeti" gibi kavramlarla, insanın hem geçmişe hem geleceğe bakışını yumuşatan bir hava katıyor. Her bölümde kendi hayatımdan izler buldum, bazen bir dostla konuşur gibi, bazen kendi iç sesimle dertleşir gibi…
Kitapta dikkat çeken başka bir şey de zaman kavramıyla ilişkimiz. "Yaşlanma sanatı"ndan "hala dönemi"ne, "yaşamın anlamı"ndan "neşe"ye kadar geçen bu yolculukta fark ettim ki, aslında hepimiz “yavaşlamaya, hissetmeye ve anlamaya” ihtiyaç duyuyoruz. Bu kitap da bana tam olarak bunu hatırlattı.
Ve düşüncelerime son verirken zihnime kazınan cümle