Giriş Yap

Wilhelm Schmid

Yazar
7.7
1.927 Kişi
Unvan
Alman filozof, yazar
Doğum
Billenhausen / Bayerisch-Schwaben, Almanya, 26 Nisan 1953
Yaşamı
Wilhelm Schmid 1953’te Almanya’da Bavyera-Süebya (Schwaben) bölgesinde doğdu. Berlin, Paris ve Tübingen’de felsefe eğitimi aldı. Çeşitli Alman üniversitelerinde çalıştı, Riga ve Tiflis üniversitelerinde misafir öğretim üyeliği yaptı. Bir dönem Zürih’te bir hastanede hastalara “felsefeyle manevi destek” hizmetinde çalıştı. Halen Erfurt Üniversitesi’nde dışarıdan felsefe dersleri veriyor. Almanya’da ve dünyanın çeşitli yerlerinde tebliğler sunuyor. On üç dile çevrilen kitaplarının dünya çapındaki satışı bir milyona yaklaşıyor.

İncelemeler

Tümünü Gör
92 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
mutsuzum o halde varım!
¶¶Bazen tam da talihsiz hadiseler yeni bakış açısına imkan verir. ¶¶ ¶¶Birçok ülkede insanlar için mutluluk, hayatta kalabilmektir. ¶¶ ¶¶Üzüntüyü tanımasam sevinci nereden bilecektim. ¶¶ Kitap vurucu bir şekilde : ne kadar da aciz olduğumuzu yüzümüze vurarak bitiyor. Okuyanlar bilir ki
Sisifos Söyleni
'nde Zeus tarafından lanetlenen Sisifos' un yokuş aşağı yuvarlanan kayasını her defasında umutla tekrar yukarı çıkarması anlatılır. Camus tarafından ortaya konulan felsefenin birincil görevi, -yaşamın yaşamaya değer olup olmadığına- ya da farklı bir deyişle -intihar edip etmemeye karar vermek- olarak tanımlanabilir. Mutlu isek bu geçerli değildir değil mi?! Peki ya aslında kendimize sürekli mutluyum diretmelerimizin altında koca bir mutsuzluk söz konusu var ise, inancına göre intiharı da yeğlemiyorsak, bu bağlamda tam olarak ne yapmamız gerekir kendinize sorabilir ya da bu sorgulama ile yaşamı sürdürüp vakti gelince sonlandırabilir misiniz?! Cevapsız kalacağını bile bile oysa... Sisifos açısından bakalım o zaman, İntihar edemez, vazgeçemez,düş kırıklığına uğrayamaz bunun yanı sıra cezasını da bir ceza olarak göremez ki kendisine Zeus tarafından ölümsüzlük verilmiştir... O kayanın aşağı tekrar yuvarlanacağını bilerek ve onu tekrar yukarı doğru taşıyacağını bilerek geçiriyor tüm bu zamansızlığını... Bizler ki nesiller boyunca bir varız bir yokuz, ama o hep var... Tüm bu "mutlu" ve "mutsuzluk" kavramlarına vermeye çalıştığımız değerler, anlamlar ne kadar gerekli... Var olmanın dayanılmaz sancıları; sonu gelmeyen, sonsuzluğa giden, teknik açıdan zayıf, fakat yoğun karalamaları. Her şey güzel giderken ansızın durup "Ben ne yapıyorum?" dediğinde kendine, huzursuzluk sarar ruhunu. Neden insanlar kendisine, kendinin yönelttiği sorulara dürüst cevaplar vermez ki? Kendi kontrolü altında olmayan, adı soyadı veya sosyal statüsü cevabı mıydı gerçekten "Ben kimim?" sorusunun. İnsan hiçbir şeydi, evet ya, bir hiçbir şey. Hiçbir şey de bir şey midir, yoksa hiçbir şey olduğunun idrakinde olmak mıdır zaten her şey? Koşmak, düşmek, sonra tekrar kalkıp tekrar tekrar düşmekti hayat. Sebebi neydi tüm bunların ölüm varken sonunda? Kendi varlığı anlamsız, yetmezmiş gibi daha önce hiç sorgulanmamış bir anlamsız varoluşun, sözün özü insanın gidip de sineklerin, tanrının varlığını sorgulaması ne kadar anlamsız ve gülünçtü. Düşüncelerine kısa bir ara verip kendine bir kahve almaya git "Aman sen de sorgulayıp durursun hayatın anlamını, anlamsız hayata anlam yüklemeye çalışırsın; hayatın anlamı varsa o da kahve içmektir, biraz da sigara." diye söylen kendi kendine. Günlerdir yıkanmaksızın tekrar tekrar içilmekten sararmış kahve fincanına, tüm geceyi beraber geçireceğin cezveye, küllük dışında her yerine küller dökülmüş mutfak masasına ve elindeki günlerdir kullanılmaktan sonuna dayanmış kurşun kalemine göz gezdir.. Kendine bir kahve al, balkona geç, sigara dumanından sararmış duvarların geçmişi düşündüren duygusallığına yak sigaranı... Nasıl olsa Birgün biteceğiz. Bir Zeus tarafından lanetlenmedik, bir Sisifos kadar ölümsüz değiliz, mutlu isek mutlu, mutsuz isek mutsuz... Carpe Diem! Anlamaya çalışırken, anlamsızlık içinde melankoliye aman vermeyelim... #140519103 Okur kalın...
·
5 yorumun tümünü gör
Reklam
92 syf.
·
2 günde
·
10/10 puan
Mutlu olmayı değil, kahraman olmayı seçiyorum.
Sabah, gözlerim yatakta kapalı iken burnuma gelen kızartma kokusu, çay bardağına vuran kaşığın sesi beni mutlu eder. Öylece oturup denizin mavisine dalmak, yürürken müziğin ritmi ile bütünleşmek, gecenin en koyu karanlığında yazarların dünyasına dalmak, şiir okumak, gördüğüm yeşil bir kapı ile en güzel hatıralarımı canlı tutmak, gökyüzüne baktığımda Venüs’ü görüp; kaybettiğim biri ile özlem gidermek ve daha nicesi benim mutluluk kaynaklarım. Herkesin “mutluluk” tanımı kendine özgüdür. Benim mutluluk tanımımda, biraz huzur, biraz sükûn, biraz özlem ve hatta biraz hüzün de vardır. "Yaşamak için ihtiyacım olan inceliğin birazını sadece melankolimde bulabiliyorum." diyen yazar gibiyim, onunla besliyorum iç dünyamı. Belki de herkesin bildiği “mutluluk” kavramını elde edemeyince, mutluluğun içerisine kendi heybemdekileri kattım. Bence, benim için doğru olan da budur. Aksi halde, “Mutlu olmak zorundasın!” fikrini empoze etmeye çalışan reklam panoları ve bunun yollarını kapitalist fikirlerle önüme seren medyaya yenik düşer, doymak bilmeyen bir dünyanın esiri olurdum. Ama ben kahraman olmayı seçtim: “İnsan hayatındaki esas meydan okuma, mutlu olmak değildir. Biraz bilgi ve herkes denemeyle bunu başarabilir, sınırlı bir süreliğine de olsa. Mutsuz olmakla baş etmek, onu sindirmek ve ona dayanmak çok daha zordur; kahramanca olan, böyle bir hayattır.” Diğer yandan sürekli mutluluk diye bir şey zaten yoktur. Mutluluk diye bir şey varsa bu acılar sayesinde benliğimizde yer edinir. Kitapta, Hintli bir yazarın şöyle bir sözüne yer verilmiş: “Bu hasar görmez mükemmel hayat fikri bizde yoktur.” Mesele de bu değil mi zaten? Neden mutlu olmak zorundayız ki? Mükemmele ulaşmak yerine, değiştiremeyeceğimiz şeyleri kabul etmeyi denesek daha iyi olmaz mı? Efektler yüzünden, aynaya baktığında kendi yüzüne yabancılaşan insanlar olduk, dışımızla suniliğe esir olurken içimize de işgaller oluyor. Bu savaş ortamında en büyük rolü ise sosyal medya üstleniyor. “Mutluluk önemlidir ama anlam daha önemlidir. Hayatta tek meselenin mutluluk olduğu, modern hayattaki anlam kaybını mutlulukla ikame etmek isteyenlerin bir masalıdır.” Hayatımıza anlam katmak için en güzel yol arkadaşlarımız; edebiyat, müzik, sanat iyi ki var. Mutluluk, melankoli, depresyon, intihar üzerine çok düşünüyorsanız, çok keyif alacağınız bir kitap. Okumama vesile olan, 1000kitap.com/Sfumato'a ayrıca teşekkür ederim.
·
3 yorumun tümünü gör
92 syf.
Mutlu olmakta mutsuz olmakta nelerle mutlu oluruz küçük şeylerle mi yoksa büyük gıpta ile bakılacak şeylerle mi aslinda bunların hepsi kendi elimizde bana göre mutlu olmak sağlıklı olmak sevdigiklerinin sağ ve yanında olması güne iyi uyanmak benim için yeterli benceherkesin okuması gereken özellikle büyük şeylerle pahali ve lüks şeylerle mutlu olan ve bunların altında olduğu zaman mutsuz hissedenlerin okuması gereken bi kitap diye düşünüyorum
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42