• Tanıdığım yok. Benim tanıdıklarım beni tanımaz, beni tanıyanları da ben unutmuşumdur. Arayacak kimse yok.
    Güray Süngü
    Sayfa 69 - İz Yayıncılık, 1. Baskı, Muhayyel:13, İstanbul 2016
  • Ve kendine soruyorsun: Nerede hayallerin? Ve başını sallıyor, şöyle diyor: Yıllar ne çabuk geçiyor! Ve yine soruyor kendine: Ne yaptın bunca yılı? En iyi zamanlarını nereye sakladın? Yaşadın mı yaşamadın mı? Baksana, diyor kendine, baksana, yeryüzü nasıl soğuyor. Daha yıllar geçecek ve peşinden kasvetli yalnızlık gelecek, bastonlu, titrek yaşlılık gelecek, peşinden de sıkıntı ve bunaltı.
  • Sigara içmiyorum. Ama Şarap dozun da..🍷💖
    SİZ SİGARA İÇTİKÇE, SİGARA SİZİ YİYECEK

    Tarık Akan'ın sigara yüzünden ölüme sürüklenmiş olması, aklıma sigaradan ölen kimi edebiyatçılarımızı getirdi. Sigarayı çok sevenleri... Bütün fotoğraflarında sigara içiyor olanları...
    Fazıl Hüsnü Dağlarca içkiciydi ama sigara içmezdi. Subaylığında kendisine bedava verilen sigaraları, arkadaşı Cahit Sıtkı'ya götürdüğünü anlatmıştı bir keresinde.
    Yetmişli yılların ilk yarısında yitirdiğimiz Kemal Tahir, vaktiyle çok sigara içenlerden biriymiş. Akciğerlerinden ameliyat geçirince artık yasaklanmıştı doğal olarak. Ama üstat sigarayı çok özlermiş. Hulki Aktunç, onu tahrik etmemek için yanında sigara içilmediğini söylerdi.
    Necatigil Hoca da, sigarasız fotoğraf vermeyenlerdendi! Üstadın bu tutkusu, yaşamdan erken ayrılmasına neden olacaktı.
    Metin Eloğlu da sigara tutkusunun bedelini yaşamıyla ödeyen ağabeylerimizden biri oldu, ne yazık!
    Salah Birsel, yaşlılık günlerine kadar içtiği sigaranın Bostancı'dan Uludağ'a kadar uzandığını hesaplayınca dehşete kapılmış ve son yıllarında bırakmıştı.
    Atilla Özkırımlı da günde iki paketin altına düşmeyen sigara kurbanlarından biri oldu!
    Muzaffer Buyrukçu, Birinci sigarasının tutsağıydı adeta! Akciğerlerine zarar verinceye dek sürdürdü bu kör tutkuyu. Yeleğinin cebinden paketini çıkarıp bir sigara yakışı şimdi gibi gözlerimin önünde.
    Şükran Kurdadul yasemin ağızlıkla içerdi Bafra sigarasını ki, ağaç zehrini emsin... Tabii kâr etmedi! Hekimler yasaklayınca, nice özlemini duysa da, içemedi. Kadıköy vapurunun güvertesinde, yanında sigara içen arkadaşına şöyle diyecekti bir gün: "Dumanını bana doğru üflesene! Kokusunu özlemişim..."
    Karikatürist Ferruh Doğan'ın erken vedasının altında da sigara alışkanlığı yatıyordu diye anımsıyorum.
    Cemal Süreya, sigarasını vaktinde söndürmesini bilenlerdendi. Günlüğünün bir yerinde şöyle yazar: "Sigaraya geç başladım. İçkiden de sonra. İlk sigarayı otuz iki yaşımda içtim... Ama başladıktan bir ay sonra günde iki pakete yükselttim. Birkaç kez de bıraktım. İlki, üç yıl sürdü. Öbürleri üç günle iki ay arasında başarısız deneyler. O üç yıllık deney benim için çok önemli. Bir iki aylığına sigarayı her zaman bırakabilirim. İşi yıllara vurmaya gelince orada başka bir durum ortaya çıkıyor. Sigara bir değer olarak kalıyor sizde. Aradan on yıl da geçse hiç içmemiş duruma gelemiyorsunuz. Başlangıçtaki o zararlı fazlalık, bu kez de sayrılı bir eksiklik duygusuna dönüşüyor. Bırakma mücadelesinin tersi bir mücadele bu. Üstelik yeniden başlamada bir sağlık söz konusu değildir. Hiç değilse o kadar ağır basmaz. Boğazınızda kurumasını özlediğiniz bir ıslaklık vardır.
    "Çok sigara içen kişinin tek işi vardır: Sigara içmek!"
    Cemal Süreya'nın sigara türlerini nitelemesi de tam ona özgü bir hoşlukta:
    "Yolculuk sigarası, Yeni Harman. Zehrini güzelce ve harbi öngören Bafra. Siyasal içerikli Birinci. Henüz on yedisinde Bahar. Döklüm döşek Yenice. Güllüm kuşak Gelincik. Kozmopolit ve kentsoylu Hisar. Ürkünç Kulüp. Serin Çamlıca. Gömleğinin manşeti bir karış Sipahi. Dut ağacı Maltepe. Hayın Samsun." (Samsun'da bir gönderme olduğu kesin!)
    Üstat adeta sigara üzerine küçük bir deneme yazmış o gün. Yazı uzayıp gidiyor. Ama bunca sözü boşuna söylemiyor elbet: Sonunda, "Pislik bu!" diyerek, sigarayı bırakmak gerektiğine kendini inandırıyor...
    Onun sigarayı bıraktığı günlerde ben içiyordum. Akıl vermeleri sevmeyen Cemal Süreya'nın, sadece "azalt" diyen sesi hâlâ kulaklarımda...
    Ustanın bu önerisine bir kez uymadım: Onun cenaze günü!
    Bu kez de Tarık Dursun K. müdahale etti: "Necati çok içmiyor musun?"
    Gözlerim nemli, yanıtlamıştım: "Ama bugün Cemal abi öldü!"
    Daha bir şey dememişti Tarık Dursun K.
    Sonra da Nermin Kakınç yaşamdan kopacak, Tarık abi, bıraktığı sigaraya yeniden başlayacaktı! Ölünceye kadar...
  • Yaşam, zamansız. Yaşamın hiçbir zamanı yok. Çocukluk, erkeklik, yaşlılık, yaşam, ölüm, sevgi, sevgisizlik, doyum, doyumsuzluk, her şeyi iç içe. Akıl, delilik, varlık, boşluk iç içe. Kuzey Avrupa'nın beyaz geceleri gibi. Kararmayan havanın ardından, hemen gene, günün ağarması gibi.
  • "Gençliğin gözüyle bakıldığında, yaşam sonsuz uzunluktaki bir gelecektir; yaşlılık gözüyle ise, oldukça kısa bir geçmiştir."
    -Arthur Schopenhauer
  • İnsanlar her şeyi ilerideki yaşlılık üzerine kurarlar. Düzelmezlerle kuşatılmış bu yaşlılığa
    kendilerini savunmasız bırakan başıboşluğu vermek isterler. Küçük bir köşke çekilmek için ırgatbaşı olmak isterler. Ama bir kez yaşlılığa
    gömüldüler mi anlarlar bunun yanlış olduğunu. Korunmak için başka insanlara gereksinimleri vardır.
  • Yaşlılık bu kadar korkunç alçalırsa,
    Gençlik ne yapsın?
    Dostoyevski
    Sayfa 85 - Başkasının Karısı ve Yatağın Altındaki Koca-TÜRKİYE İş Bankası Kültür Yayınları 9.Basım