• Kitap günlük ve deneme arasında bir yerdeydi, tür olarak. İlla sizi anlatan bir cümle, bir paragraf bulacağınızı düşünüyorum. Genel bir kitaptı, belli bir konusu yoktu. Bölümler içinde de konu atlamaları vardı. Ama o kadar sıkıcı bir kitap değildi. Düşünce kitapları okumayı seviyorsanız tavsiye ederim.
  • Yazarın diğer kitaplarına göre daha farklı bir kitap. Edebi olmaktan daha çok felsefi bir kitap. Yazarın diğer kitaplarını beğenip bunu da okumak isteyenlerin bu durumu göz önünde bulundurmasını tavsiye ederim. Deneme tarzında yazılan kitap yer yer sıkıcı olabiliyor. Keyifli okumalar dilerim.
  • Merhaba Değerli Kitap Dostları

    Yepyeni bir kitap yorumuyla tekrardan sizlerleyim. 


    #aliural #tekkelimeliksözlük #kitapyorumu

     


    Bir sözlüğe ihtiyacım var 


    -Kaç kelimelik olsun


    -Tek. 


    Çocukluğumuza mı ihtiyacımız var? Yıllarımızı onunla geçirmiş olsak da bir sabah oyuncaklarını toplayıp gitmesine ve dönmeyeceğini bildiğimiz halde hayat boyu onu özlemememize göz yummasına mı? Hayır, biz çocukluğumuz olmadan da yaşarız.


    Işığa mı ihtiyacımız var? Aydınlığa tutkun ruhumuza karanlığın hiç gelmeyeceğini düşündürecek kadar aldatıcı olmasına mı? Hayır, biz ışıksız da yaşarız.


    Bir uçurtmaya mı ihtiyacımız var? Bulutları sobeleyecek kadar yükselsek, cesaretimiz herkesi imrendirse de bizi incecik bir ipin hep bir yere bağladığına ve kurtuluşumuzun olmadığına mı? Hayır, biz uçurtma uçurmadan da yaşarız.


    Güzelliğe mi ihtiyacımız var? İlginin geldiği hiçbir adresi sorgulamadan, geçen yıllarla bizden bıkmayıp hep yanımızda kalmasına mı? Hayır, biz güzel olmasak da yaşarız.


    Aşka mı ihtiyacımız var? Bizi bir sarkaç gibi mutluluğun ve çaresizliğin arasında götürüp getirmesine ve hiçbir tarafta karar kılmamasına mı? Hayır, biz aşksız da yaşarız.


    Hayallere mi ihtiyacımız var? Bize bugün kendi kurduğumuz krallıkların tacını giydirirken, yarın bir efsanevî bir kahramana dönüştürmesine mi? Hayır, biz hayal kurmadan da yaşarız.


    Bir kelimeye mi ihtiyacımız var? Bütün sırları kulağımıza fısıldayacak, korkularımızın iskambilden evlerini bir işaretiyle dağıtacak bir kelimeye mi? Hayır, biz o kelime olmadan yaşayamayız. Bizim sadece tek bir kelimeye ihtiyacımız var.



    Ali Ural'dan çok güzel bir deneme derlemesiyle karşı karşıyayız. Hayattan alıntılar yaparak bolca dersler veren, kendinizi sorgulayacağınız, hayatınıza anlam katacak kısa kısa denemelerden oluşuyor kitap. Ali Ural'ı okuyan bilir. Okumayanlar lütfen tanışın. Ben eminim ki Ali Ural'ı bir kez okuyan bir kitabıyla sınırlı kalmaz. Fırsatını bulursa diğer kitaplarını mutlaka okur. Kelimelerle adeta dans eden amacı okutmak değil bizlere yaşatmak olan edebiyatımızın değerli ismi Ali Ural'ın bu kitabını okumanızı öneriyorum. Tekrar görüşmek üzere. Hoşçakalın. Huzurlu okumalar 🤗

    Alt kısımda çok güzel alıntılar var. Alt kısıma bir göz atın bence (:






    Kapının arkasında olduğunu biliyorum. Sessizliğinden biliyorum ve tıkırtılarından. Küçük bedenini saklayıp büyük gözlerini aralıktan kara bir uçurtma gibi salmandan biliyorum bunu. Elinle kapatsan da ağzını, parmak aralarından dökülen kıkırtılarından. Nefes alıp verişini dinlemek heyecanlandırıyor beni; Merih'ten bana ne, yeryüzünde hâlâ hayat var! Fakat neyi bekliyorsun bu hayatı taşımak için misafir odasına. Bak konuklar buruşturdukları kâğıtları avuçlarında tutarak bekliyorlar seni, büyük bir alışveriş için. Ne akıllısın sen, kapının arkasında bekleyerek, bayramın fiyatını yükseltiyorsun.


    Kapının arkasında olduğunu biliyorum. Menteşelerin arasından sızan ışıktan. Küçük bedenini saklayıp büyük gölgeni duvara bir sır tablosu olarak asmandan biliyorum bunu. Hem saklanıyor, hem yerini işaret ediyorsun. Korkarım, büyüsen de vazgeçmeyeceksin bu huyundan. Hadi çek gölgeni, biraz da kıvılcımlarınla oyala bizi. Kapıyı ileri geri hareket ettirerek ışığı dalgalandır. Varlığından haberdar olduğumuz, fakat göremediğimiz her sey gibi karıştır ruhumuzu. Tam yakalayacakken minik elini, bulutların arasına gir ve benzer bir bulutu aslana. Başka bir bulutu kediye benzet. Bir başkasını ata. "Neye benziyorum?" diye sorayım mı çocuk, sıra bende, "İnsana benziyorsun!"





    Her şey vardı ve hiçbir şeyin adı yoktu. Kelimelerini arıyordu kâinat; sesini. Dalgaların, rüzgârın, yağmurun, ağaçların ve kuşların sesinden başka bir ses. Bir ses ağaca "ağaç" demeli, rüzgâra "rüzgâr" dalgaya "dalga." Ağaç duyunca ismini hışırdamalı tepeden tırnağa. Dalga işitince adını, "Buradayım!" demeli köpükler saçarak. Rüzgâr karşılaşınca adıyla selam vermeli eğilerek yerlere kadar. Fakat yükselme zamanı. Yeryüzünün gelmiş geçmiş bütün yazarlarını toplamalı o ahraz dağda: Bir edebiyat zirvesi. Kim daha iyi tasvir edecek bulutları, kayaları, sisi? Kimin kelimeleri yan yana gelip sallar yapacak sımsıkı bağlanmış iri dallar gibi birbirine. Dil kıyısına çıkaracak, konuşmayı unutmuş kazazedeleri. İşte geldi vakit. Akrep kuyruğunu indirdi, indi tokmak, çınladı evren. Kalemler dağıtıldı, kâğıtlar yerini aldı ahşap zeminde. Adların henüz koyulmadığı o tuhaf günde, lacivert ve yeşil dalgalar birbirine karıştı; deniz ve orman. Üzerlerinde derinliğini hiç kimsenin ölçemediği sema;  buluttan elleriyle bastırdı ruhlara. Dekor tamamlandığında sürüler halinde geçmeye başladı hayvanlar önlerinden. Önce akbabalar, yırtıcı bir akarsu simsiyah üstlerinde. Sonra koyunlar, o beyaz ırmak. Ve peşinden gitti gri bir nehir, kurt sürüleri. Bülbüller gelmeden önce yakalarına güller takarak, ateşler yakmalı alevleri kağıtlarını yalayan. Haydi betimleyin köpekbalıklarını! Yoksa çatlayacak akvaryumlar.
  • Rio'nun öteki yüzüne ışık tutuyor Aslı Erdoğan. Kendinden başlayarak çıktığı yolculuk arka mahallelerde, ölümün, hırsızlığın, uyuşturucunun,tecavüzün kol gezdiği öteki Rio'da bir bütüne ulaşamadan, pul pul dökülüyor adeta.
    .
    Roman' ın kahramanı Özgür'ün, Kırmızı Pelerinli Kent adını vereceği kitabının eskizleri ile Rio' da yaşadıkları ve hissettikleri arasında yoğrulan sayfalar 40 derecenin üzerinde bir sıcaklığa sahip. .
    Şehrin üzerine aldığı pelerinin altında kalmışsa bir insan, karanlığa alışan gözleri içine düştüğü rahmin sıcaklığından kör olmuşsa, silahsızsa, kopardığını zannettiği hep ip aslında kendi damarlarıysa, derin bir nefes alıp battığı su hayat vermekte değil hayat çalmakta ustalaşmışsa...
    .
    Ya bu şehrin tenine yapışan pelerinini kazıyarak çıkaracak ya da gün gelecek insan yerleri dökülürken sadece bir renk olacak: Kırmızı...
    .
    Kaçmak değil savaşmak istiyorsa kaleminin gölgesinde bu kitabı bitirmek zorunda. Eğer bitirirse lambanın içine hapsedilen cin gibi bu şehri kelimelere, harflere hapsedebilir.
    Otobiyografik roman, sürgün anlatısı, kent romanı, varoluş kaygısı üzerine deneme ve felsefi tefekkürü iç içe geçiren bu roman Aslı Erdoğan'ın ikinci kitabı.
    .
    Şiirsel anlatımı ile bir şehri bir insan ne kadar anlatabilirse o kadar anlatmış
    .
    Rio'nun tutku ve şiddet dolu sokaklarında bir ölüm kalım mücadelesi
  • Italo CalvinoKlasikleri Niçin Okumalı?

    İtalya’nın “kalem sincabı” olarak tanınan yazarlığı kadar,edebiyat üzerine düşünceleriyle de damga vurmuş bir yazar Italo Calvino.Klasikler Niçin Okunmalı? Kitabında kendisi için büyük önem taşıyan,hayatının çeşitli dönemlerinde okuyup tanıdığı,yazar,bilimadamları ve şairler Üzerine yazmış olduğu deneme yazılarından oluşmuş kitap.Bir nevi kendi klasiklerini oluşturmuş.

    Öncelikle benim için çok zorlu bir okuma olduğunu söylemeliyim.Çünkü bahsetmiş olduğu yazarlardan bir çoğuyla yeni tanıştım.Ama okumamı zorlaştırmak yerine yeni yazarları keşfetmenin mutluluğunu yaşadım,araştırdım.

    Homeros’u edebiyatın ve şüpheciliğin babası olarak tanımlıyor,onunla birlikte,Ksenophon,Anabasşs,Galileo,Robinson Crusoe,Stendhal,Balzac,Dennis Diderot,Charles Dickens,Tolstoy,Borges gibi bilindik yazarların dışında, hiç okumadığım Robert Louis Stevenson,Trant ol Blanc,Gerolamo Cardano gibi yazar ve bilimadamları da var kitapta.

    Kitabın hemen girişinde ondört maddeden oluşan klasikler hakkında konuşulan maddeler sıralamış Şöyle ki;

    ️Klasikler, haklarında asla “okuyorum “sözünü değil, genellikle “yeniden okuyorum “sözünü işittiğimiz kitaplardır.

    Okumak fiilinin önündeki yeniden sözü ünlü bir kitabı okumadıklarını itiraf etmekten utananların küçük bir iki yüzlülüğün olabilir diyor.

    Bir bireyin “oluşum dönemindeki” okumaların ne kadar kapsamlı olursa olsun her zaman okuyamadığı çok sayıda temel yapıt kalır geriye.



    ️Bir maddede ise” Bir Klasik, söyleyecekleri asla tükenmeyen bir kitaptır.

    İtalo Calvino Homeros İçin her tür şüpheciliğin ve bilimin ve edebiyatın babası diyor.


    ️Dünya Gerçekliği çoğul, dikenli, üstüste binmiş sık katmanlar halinde belirir gözümüze.Tıpkı bir enginar gibi. Edebiyat yapıtında bizim için önemli olan, her zaman yeni okuma boyutları keşfederek yapıtın sayfalarında sonsuz bir enginar gibi karıştırmayı sürdürebilmektir.

    Ayrıca Italo Calvino diyor ki;

    ️Öncelikle Stendahal’i severim, çünkü yalnızca onda bireysel ahlaki gerilim,tarihsel gerilim,yaşam atılımı bir bütün oluşturur.Puşkin’i severim, Çünkü berraklık berraklık,ironi be ciddilik demektir.Gogol’u severim, çünkü açıkça,kötülükle ve ölçüyle çarpıtır.Dostoyevski’yi severim,çünkü tutarlılıkla,öfkeyle ve ölçüsüzce çarpıtır.Balzac’ı severim,çünkü kahindir.Kafka’yı severim,çünkü gerçekçidir.Svevo’yu severim,çünkü yaşlanmak da gerekir...Gibi sevdikleri bir çok yazarı sevme gerekçeleriyle açıklamış.
  • Yazıma Ham kelimesinin anlamından bahsederek başlamak istedim.( Yazar da böyle başlamış kitabına.) Ham; farsçadan dilimize gelen bir sıfat. 5 tane de anlamı var.
    [sıfat] Yenecek kadar olgun olmayan (meyve)
    "Ham elma."
    İşlenmemiş (madde)
    "Ham petrol."
    İdmansız
    "Ham vücutla ancak bu kadar koşabilirim."
    Gerçekleşme kolaylığı veya imkânı olmayan
    "Ham hayal. Ham teklif."
    Kaba, toplum kurallarını bilmeyen, incelmemiş
    "Ne ham adam!"
    Yazar, Ham kelimesinin anlamı ile şiirlerine ve yazılarına derinlik katarak hayatın anlamını okuyucularına aktarmaya çalışmış. Hayata bir kere geliyoruz ama bu hayatı kendi isteklerimiz doğrultusunda değil başkalarının bildiği bize gösterdiği kalıplarla yaşıyoruz. işte Burcu Bakdur bu kalıpların aslında hayatımızı ne kadar etkilediğinden bahseder. Bu kalıplar yüzünden sevgi ile bakamıyoruz dünyaya. Sevgimiz sulanmayan çiçekler gibi soluyor.

    Beni en çok etkileyen deneme yazısı Eli ve Sing'in Cennet İnşası oldu. Burada zamanın ilerlemesini, bir yerlere yetişerek ya da bir yerlerde zamanı düşünerek geçirilen hayata bir eleştiri yapılıyor. Şöyle bir düşündüğünüzde haklı değil mi? Zamana göre yaşamaya çalışıyoruz. Zamanı düşünüyoruz. Peki ya sizce zamanı durdurmak mümkün mü? Bu soruyu hem gerçek anlamda hem de mecaz anlamda düşünülmesi gerekir. Mecaz anlamda bence bir insanın kafasında biten bir durum. Zamanı durdurmak bu kadar zor olmamalı. Zamanın hayatın bütününe eklenerek yaşamaya çalışmasını engelleyebilir miyiz? Denememiz gerekir.

    Kitaptaki denemelerde mutlak bir son yok. Siz kendi sonunuzu kendiniz yaratıyorsunuz. Sorular sorarak yapıyorsunuz bunu. aslında yazar burada size kendinizi sorgulatmak istiyor. Ne istediğinizi, ne yapacağınızı, ne olduğunu anlamanızı istiyor.

    Şiirler de ise yaşanmışlık kokarak hayatta yer almak istiyor. Bu yeri onlara sizin vermenizi bekliyorlar sanki. Ben de böyle bir his uyandırdılar.

    Eğer yeni bir kitap arayışındaysanız ve deneme okumaktan hoşlanıyorsanız size önerebilirim.
  • Taraflarca iş sözleşmesine bir deneme kaydı konulduğunda, bunun süresi en çok 2 AY olabilir. Ancak deneme süresi toplu iş sözleşmeleriyle 4 AY'a kadar uzatılabilir.