Tarık Tufan’ın, insanların en derin yaralarını anlama konusunda maharetli bir sanatçı olduğunu düşünüyorum. Cümlelerine şifalı bir anlam ekliyor ve fırlatıyor. O cümleler bizim duygu dünyamızda yerini buluyor, anlam kazanıyor. Cümleler duygularımıza eşlik ediyor, sanki karşımızda derdimizi dinleyen ve anlayan biri varmış gibi hissettiriyor. "Yalnız değilmişim" diye hissedebilmek, bir çoğumuz için güzeldir diye düşünüyorum. Tam olarak bu hissi yaşatan satırlarla yolculuk yaptırıyor.
Yazar bu kitapta, bir erkeğin duygu dünyasının psikolojik derinliklerine iniyor. Ama duygular evrensel olduğundan, satır aralarında her insanın kendini görebilmesi mümkün oluyor. Bazen bir hakim gibi net bir ifadelerle silkeliyor, bazen de en masum sevgiyle sarıp sarmalıyor.
Yazar, bir erkeğin aşk duygusunun detaylı analizini yapıyor. Kitabın girişi atın ölmesi metaforuyla başlıyor. Yazar bu metaforu, kaybetme duygusuyla ilişkilendiriyor. O sayfaları okuduğumda, Nurullah Genç'in, "At vuruldu içim paramparça Rüveyda" dizesinin analizini okumuş gibi oldum. Ama ben buradan başlamak istemiyorum. En baştan, bu isimsiz kahramanımızın sevme cesaretinden başlamak istiyorum..
Cahit Zarifoğlu'nun sevmek ile ilgili şu cümlesini çok severim ;
" Sevgisizliğin dayatıldığı coğrafyalarda aşk şiiri yazmak bile başlı başına baş kaldırmaktır. "
Birini gerçekten sevmenin, mutsuzluğu tercih etmekten daha cesurca olduğunu düşünen kahramanımız, şairi de dinlemiş olmalı ki, Füruzan'a sevdalanıyor. Aşk şiiri yazmak demek, oturup bir kalem kağıtla yazmak demek değildir sadece; insan, duygularının yansıdığı hâl dili ve eylemleriyle de aşk şiiri yazabilir. Bir insanın hayatının bazı anları aşk şiiri olabilir. Karakterimizin aşk şiiri de böyle ortaya çıkıyor. __Sevdayı başlatmak cesaret istediği gibi,