Şanzelize Düğün Salonu

·
Okunma
·
Beğeni
·
8.660
Gösterim
Adı:
Şanzelize Düğün Salonu
Baskı tarihi:
Ekim 2015
Sayfa sayısı:
292
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759967956
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Profil Yayıncılık
Şeyh babamın vefatından hemen sonra, yeni şeyhin kim olacağını görebilmek için rüyayı bekleyen dervişler, rüyalarında aynı gece, aynı kişiyi görüp vaziyetin mahiyetini anlayabilmek için sabahın erken saatlerinde kapımı çaldıklarında, gece boyunca vücudumun her zerresine sirayet etmiş şarabın etkisinden henüz kurtulamamıştım."

Tarık Tufan'dan ?hayat bu, her şey olur" diyen bir roman!

Şanzelize Düğün Salonu'nun ?isimsiz" kahramanı bir aşk için evinden çıkıp savrulmaya başlayınca, kendisini daha önce hiç yaşamadığı türden şaşırtıcı ve bir o kadar da tuhaf olayların içinde buluyor.

Tarık Tufan sevilen üslubu, hakiki hayreti ve ?acayip" kurgusuyla bizi ilgi çekici bir yolculuğa çıkarıyor. Kahramanın oradan oraya savrulmasıyla gelişen bu yolculuk bir yanıyla da insanın içine doğru uzanan bir arayış.


?Aşk bize kefil oluyor bir yerde. Kalan borcumuzu temizliyor. Borç dediğim, hayata olan borcumuz; iyi insanlara, deftere yazan bakkallara, az isteyince de çok veren lokantacılara, yaptığı yemekten bir kap da sana getiren komşu kadınlara olan borcumuz. Kalan son canımızı kendi elimizle almamıza mâni oluyor. Tesellimiz oluyor. İyi tarafından bakalım. İnsanları masum olduğumuza inandırabiliriz. Ya da insanları boş verin; Allah'ı inandırırız. Âşık adamın kötülüğü de aşkı kadar aşikâr olur. Ne varsa yüzümüzde var. Başka da bir şey yok. Bu!"
DERVİŞTİM SENDEN ÖNCE...
Önce deli sandım onu...
Sonra faydasızın teki...
Mazoşist bir hayalperest...
Kendine acıyan bir zavallı...
Kendini arayan bir filozof bozması....
Hiçbiri değildi halbuki...
Bir şeyhin oğlu olarak tekkede tespih çekip namazını kılıp sohbetlerle pişerken âşık olur bir kıza ve hayatı Eda’dan önce ve Eda’dan sonra olmak üzere ikiye ayrılır.
Aslında HER ŞEY OLMASI GEREKTİĞİ GİBİ OLUR, ne bir eksik ne bir fazla.
Bu aşk yangını onu ne harla yakar ne de küle döndürür... Bir kor halinde canını yakar ama o yoldan çıkmaya gönüllüdür zaten.
Bir kadını hayatının ortasına koyup kendi deyimiyle öncesizliği seçer.
Roman bir yangın üzerine kurulu bence...
Bir tekkenin şeyhi olan Şeyh Ahmet Niyazi Efendi Allah aşkıyla yanar ve sağduyulu, inançlı, gönül gözü açık bir kahraman olarak okuyucunun gönlünde taht kurmayı başarır.
Tasavvuftaki “Yere göğe sığmadım da bana inanan kulumun gönlüne sığdım.” ifadesi bu şeyhte vücut buldu , çünkü Allah’ın evi sayılan kalbi kırmamak için rıza gösteren ve merhamet eden halleri gülümsetti beni okurken.
Postlara oturan mürşit, tekkedeki müritler, tespihler.... ve fondaki tekke bana Mevlevi tarikatını çağrıştırdı. Tevhit inanışıyla kendi varlığını Allah’ın varlığında yok etme ve bir olma gayretiyle çalışan şeyh baba oğlunun sevgi ve ilgisinden mahrum kaldıkça ateşi de büyümektedir.
İsimsiz kahraman ise Eda ile vardır, Eda yoksa o da yoktur, sadece Eda’nın kendisini sevebilme ihtimali ile bile yanmaya amadedir.
Rüstem, ( Şanzelize Düğün Salonu’nun sunucusu ) hiç tanımadığı bir gelini düğün gecesi kaçıracak kadar gözü karadır, aşka aşıktır, annesinin merhametine aşıktır.
Ve Baki Semih, insanın içini ısıtan adam, romanın kalbi, tekkenin yeni mürşidi, aklı selim, hoşgörülü küçük şeyh, o herkes için yanar.... Yanan herkesi görüp derde derman olmak için yanan gönül adamı.
(İtfaiyeyi aradınız umarım)
VAROLUŞÇULUĞUN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI ...
Takıntılıyız varoluşumuza, anlam vermek için var olmaya elbirliği yapmış gibiyiz... Modern romanların vazgeçilmez unsuru varoluşçuluk burda da var; kendini kaybeden, hatalar yapan, yolunu şaşıran, pusulası kırılan, yoldan çıkan, tövbe eden, yine hata yapan insanın kendini arayışı ister istemez okuyucuyu da dürtüyor.
Boşluktan doğmadığımızı hatırlatırken kalp burkmaları da yaşatmıyor değil.
Tarık Tufan’la bende ne değişti?
Öncelikle takipçi profilim değişti,beğeni ve yorum butonlarında farklı isimler gördüm. Yazarın da mistik akımcılardan olduğunu göz önünde bulundurursak sebep ortaya çıkıyor galiba :)
Hidayete ermedim ama tasavvufa ilgimden dolayı severek okudum.
Bilmem kaç yüz kez yaptığım alıntılardan etkilenip okuma listesine eklemek isteyenler için bir de sitem butonu talep edeceğim 1000 Kitap’tan.
Dip Not: Bu kitap alındığı günden bugüne kadar 3 şehir gezdi benimle...
Deniz suyuyla ıslandı...
Arkadaş sohbetlerinde masanın kenarında başkenti izledi..
Sade kahvemi içerken mutfak masamda benimleydi...
Osman Y. Tarık Tufan’ la aramdan çık lütfen artık....:)))
Şanzelize Düğün Salonu, okuduğum ikinci Tarık Tufan kitabı oldu. İlki, Ve Sen Kuş Olur Gidersin idi. İki roman arasında büyük benzerlikler vardı bence. Hatta birkaç sene sonra iki karakteri birbirine karıştırma ihtimalimin olduğu kadar büyük benzerlikler. İkisinin de annesi vefat etmiş ve bu müşfik ve sevgi dolu annenin vefatının ardından ruhen dağılmış bir erkek evlat kalmış geride.

Şanzelize Düğün Salonu, oldukça akıcı, zamanlar arasında geçişler yaparken bunları birbirine iyi eklemleyebilen bir roman. İnsanda, sonunu getirme isteği uyandırıyor. Tarık Tufan, kendine has bir üslup geliştirmiş. Aforizmaların sıklıkla yer bulduğu bir anlatımı var.

Özellikle aşk kavramının bir hastalığa hatta deliliğe göndermeler yapması bence doğru idi. Burada kahramanımızın Eda’ya duyduğu hisler yani aşk, bütün hayatını darmadağın ederken, aynı duyguların Eda tarafından, beş para etmez bir adam olan Savaş’a karşı hissedildiğini de görüyoruz.

Roman kahramanı muhafazakar bir ortamda yetişmiş; hatta muhafazakar da ne? Babası bir tarikat şeyhi; ancak bir anda bambaşka bir yola meyledecek bir kahraman. Vakit namazı kaçırmamış, hatta bırakın bira içmeyi bira satan dükkandan alışveriş dahi yapmamış bir genç aşkı uğruna içmeye başlıyor. Bunun nasıl bir duygu olabileceğini sanırım yalnızca yaşayanlar bilirler. Şahsım ve çevrem adına birçok benzerlik buldum. Yıllarca muhafazakar kodlarla yaşayan bazı insanlar, bugün, bu ülkede hem de muhafazakarların iktidarında kimliklerini sorgular hale geldiler. Kırılmalar yaşanıyor. Neyse, roman doğrudan bununla ilgili değil zaten…

Romanda ilginç hikayeleri olan karakterler var; Murat Menteş romanlarına benzetilmiş mesela –ki doğrudur. Ama ben bu tarz romanlar için Pulp Fiction ve Fight Club tarzı romanlar diyorum. Sürükleyici, özgün ve süratli.

Final bozucu bir cümle olur mu bilmiyorum ama eğer olabilir diye düşünen varsa, şu cümleyi okumasınlar; belirsizliklerle dolu bir son olmuş.

Tarık Tufan okumaya devam eder miyim? Kesinlikle evet.
Bu incelemeyi bacağımda yara bantları ve elimde gözüm ne zaman takılsa acısa da öldürmez dedirten sıyrıkla yazıyorum.Gazi oldumsa da yolda hep şu kitap bitince ne inceleme yazacağım diye düşünüp dururken iyi de halt yerken oldum.Üstelik kitaba Ahmed Amiş Efendi'nin "Olan olmuştur,olacak olan da olmuştur."(Ki kendisi benim çok sevdiğim,ilk kez Şubat dizisinde denk geldiğim bir sözdür.) diye başlaman kendini affettirmiyor.

Bir gün sitenin bana kattıklarını,biraz duygusal,biraz minnet dolu içimizde pamuk şekerler oluşturmasını umut ettiğim bir yazıyla anlatmaya çalışacağım.Dedim ya bir gün,nasip..Onu yazmadan önce Tarıkçığım Tufancığımla el ele yürüdüğümüz(Bunu diyorum çünkü malumunuz beni yarı yolda bırakmaya yeltenen cağğnım bacağımla yürümek zor oluyor o sebeple el ele) bu yolda ben biraz önyargılı başlamıştım.Ee Hakan Günday'a sen wattpad yazarı gibidir dersen tanımadan etmeden ve Sonra müptelası olursan,Tarık Tufan için dar zihniyetli bir yazardır deyip deyip Sonra kitabını bir günde bitirirsin.
***SPOİLER İÇERİR***
Kahramanımız asi mi asi,hani öyle ana babadan böyle evlat işte,düşman başına.Sen kalk şeyh baban olsun,dergahta büyü Sonra bir kıza tutul ve her bir belaya bulaş.Aşık olduğu kızda biraz kızlar olarak kendimizi gördüm.Kızlar beni kesin anlayacaksınızdır bir cocuk sizin için her şeyi yapmaya hazırdır;ama gider yine serseriye,acı çektirene tutuluruz.Olta taktiği hep bunlar,yemeyelim,yedirmeyelim emi.(Beyler üzgünüm burada,ama hemcinslerime bu açıklamayı yapmalıydım.) Rüstem'le Nurhan aşkı ise tam bir Yeşilçam örneği.Evlenmek istemeyen bir kız,acı çekmiş bir oğlan,kaderin tuhaf cilveleri veeee sevgili Eros bebeğinin okları.Neyse deli ve divaneye neden diye sormuyoruz,yola devam ediyoruz.Allah biliyor ya pek bekledim dedim bu sefer vazgeç şu kızdan,kız bak seni istemiyor,sürekli o oğlana gidiyor.Fayda etmedi elbet.Ah kızlar,hep böyle dikimize gidiyoruz sanki.Kitabın bir kısmında Halil Coşkun karakteri vardı,bir eleştiri olarak Belki o karakteri son kısımlara daha iyi bağlayabilirdi,eksik kalmış diye düşündüm.Bitiş kısmı da baştan savma gibi geldi ne yalan söyleyeyim daha uğraşılıp iyi bir şey yapılabilir miydi? Evetttt! Neyse ne diyelim olan olmuştur,olacak olan da olmuştur.Bir dahaki incelemeye kadar sağlıcakla ve esenle kalın emiii!!
Okudum ve bitti. Ama kitap değil sadece Tarık Tufan kitapları da bitti. Öylece kaldık ortada. Bütün kitapları elimde artık bakıp bakıp dururum. Belki tekrar baştan okurum bazı kitaplarını belli mi olur. Şanzelize, Şanzelize diye tutturuyordum bu da bitti işte. Daha Tarık Tufan'ı hiç okumazken bu kitabı hakkında birşeyler okumuştum öyle olunca da yazarı tanımadan bir fikir oluşuyor kafanda, öyle ki çoknda güzel değildi bu yazılanlar. Biraz farklı yazdığını söylüyorlardı bu kitabında, şimdi düşünüyorum bence de öyle, biraz yavan son ile karşılaşıyoruz kitapta.

Kitap çok güzel aslında, 3 günde bitirdim hatta bayram olmasaydı siz diyin 1 gün, ben diyim 2 günde bitirirdim. Çünkü Tarık Tufan cümleleri işte, içine sizi bir sokuyor isterse dünyanın en olağan şeyini anlatsın "vay be" diyorsunuz "adam ne yaşamış ama". Sonra olağan bir şey düşünüyorsunuz yazar hakkında "abi sen ne yaşıyorsun ya" sonra aklınıza söyleşisi geliyor ve şöyle oluyor "oysa ki o kadar da eğlenceli ve sempatik bir adam ama ikizler burcu işte iki kişilik olayında birini yaşarken birini yazıyor demek ki" diyorsunuz. Anlaşıyoruz bir şekilde biz Tarık Tufan'la. Bazen kitap sonlarında beni şaşırtarak, bazen ince bir ruhla, bazen sonu gelmemiş cümlelerle..

Kitapta asıl tema o kadar olağan ki, bilin bakalım ne: Aşk pek tabii. Fakat ben galiba en çok bu huyunu seviyorum Tarık Tufan'ın; bir erkeğin bir kadına olan aşkını öyle güzel anlatıyor ki hayran kalıyorum, aslında bir kadını öyle güzel anlatıyor ki ona hayran kalıyorum. Fakat kitap bu işte bazen hayatta olmaz dediğiniz burada olur, bazen de hayatta da oluyormuş dediğiniz şeyler kitapta olmaz. Ama burada her ikisi de var. Neden görülmesin ki çünkü: lafın gereği âlimden zalim çıktığı.. Hadi karakterlerden biraz bahsedelim: Ana karakterimiz var ama ismi yok ben bir isim düşündüm ona Ahmet veya Furkan olabilir, sonra şeyh bir baba var o yüzden de Ahmet veya Furkan diye düşündüm çocuğun ismini, öyle olmasa belki Deniz koyardım ismini ama Deniz sonraki ismi olurdu. Evet karakterimizin iki hayatı var, neyse, kitabın başlarında vefat eden bir anne var, onun sonrasında çocuğun hayatını 180° döndüren, âşık olunan bir kız var, Eda.. Yeter mi, yetmeyebilir... Rüstem var, Şanzelize Düğün Salonu'nda çalışıyor, Nurhan var oraya kendi düğününe geliyor ama düğüne katılmıyor, Savaş var Eda da ona âşık mesela, Baki Semih var unutmak çok büyük olur bu abimize derken var da var. Kişi olunca olay da baya bir oluyor anlayacağınız ama iyi ki oluyor, keşkebiraz daha yazsa da biraz daha okusam diyorum her seferinde. Sadece bir son yok bu kitapta, ama olmasın, bazı kitaplar da böyle bitsin ne olacak ki, her kitap okuyucusu ile karşılaştığında yeni bir kitaba dönüşmez mi zaten. Tarık Tufan okunulacaksa cümleleri için okunur çünkü o tam olarak abi gibi bir abidir. :)



"Kitap şeyh bir babanın dünya vadilerinin en sert rüzgarlarına kapılmış, devran dönen evladını anlatmış kitabında... Annesini yeni kaybetmiş, hayatında ilk kez bir kıza vurulmuş, ne annesine ne de sevdiceğine bir türlü varamamış bir gencin, hazan yaprağı misali bir vadiden diğerine savruluşunun öyküsü bu. Pervane gibi yanan, teyyare gibi dönen bir genç." kitabı, Sibel Eraslan'a ait bu sözlerle rahatla anlatırım ve sonra da kitapta sıkça geçen şu cümleyi yazarım: "Olan olmuştur,olacak olan da olmuştur."
Veya şu alıntıyı da paylaşabilirim: "Bu dünyada hiçbir düşmanım yok, çünkü en çetin kavgaları kendi içimde yaşıyorum. kendim varken bana zarar vermesi muhtemel bir başkasına ihtiyacım yok."
Bence siz her hâlükarda okuyun en iyisi.
Çalışıyor olmama rağmen teneffüslerde, yemek yemeyip öğle arasında bile elimden bırakamadan 1 günde biten sıcacık, yumuşacık, içinize döndüren okunası bir eser. Yazarın okuduğum ilk kitabı ve tanıştığıma çok memnun oldum. Kitabın kapağı ve ismi çok hoşuma gitmişti, herhangi bir fikrim bile olmadan okudum, yazarın ismini elbette duymuştum. Çok aman aman deli bir kurgu yok, ama kış gecesinde sıcacık sobanın başında huzur içinde çay içmeye benzedi, sevdim kitabı, çok sevdim. Keyifli okumalar diliyorum.
Çalışıyor olmama rağmen teneffüslerde, yemek yemeyip öğle arasında bile elimden bırakamadan 1 günde biten sıcacık, yumuşacık, içinize döndüren okunası bir eser. Yazarın okuduğum ilk kitabı ve tanıştığıma çok memnun oldum. Kitabın kapağı ve ismi çok hoşuma gitmişti, herhangi bir fıkrim bile olmadan okudum, yazarın ismini elbette duymuştum. Çok aman aman deli bir kurgu yok, ama kış gecesinde sıcacık sobanın başında huzur içinde çay içmeye benzedi, sevdim kitabı, çok sevdim. Keyifli okumalar diliyorum.
Okuduğum ilk Tarık Tufan eseri olan Şanzelize düğün salonu beni yeni bir yazar tanımanın mutluluğuna eriştirdi. Fazlasıyla akıcı olan kitabın konusu da başından sonuna kadar ilgiyle okumamıza yardımcı oluyor.
Kahramanımız annesinin vefatı üzerine dağılan hayatına birde karşılıksız aşk ekleyerek boşluğa düşüyor. Kendi benliğini kaybetmeye başlıyor. Tekkesi olan şeyh babasından, alıştığı hayattan tamamen uzaklaşarak sevdiği kadına yaklaşmaya çalışıyor. Hiç yadırgamadığı yeni yaşamında aslında iyi bir insan olmaya devam ediyor sevdiğim yanlardan biri de buydu kitaptaki. Arkadaşları Rüstem ve Levent'inde hayatında farklı farklı yönde etkileri oluyor. Çok sevdiğim bir karakterde babasının müridlerinden olan Baki Semihti. Tekke yaşamına çok yer verilmiyor kitapta. Bu da bence akıcı olmasını sağlayan sebeplerden biri. Kısaca sevdiğim bir kitap oldu. Sizlere de tavsiye ederim. İyi okumalar.
Ya sen çok sıcak bir kitapsın ️ Okurken nasıl çevirdim yaprakları bilmedim. Sürekli merak ettim, heyecanlandım, acaba dedim. Sonu da beni oldukça şaşırttı. Kalemine sağlık usta !
Şanzelize Düğün Salonu/Tarık Tufan
Uzun zamandır bazı sorulara cevaplar arıyorum ve bu kitap tam zamanında ellerimden tuttu. Zaten inandığım ama bir süredir bocaladığım konulara ışık oldu. Sanki bu boşluk görülmüş duyulmuş da bu kitap elime verilmiş gibi bir his var. Böyle şeylere inanır mısınız bilmiyorum ama ben hep inandım. İhtiyaç duyduğum şeylerin beni bulmasına hep inandım.
Okuduğum 6. Tarık Tufan kitabı ve hep daha iyisi ile karşılaşıyorum. Anlatımı sade ve akıcı böylece kitabı bir solukta okuyor ve bittiğine üzülüyor insan. Olayları öyle güzel bir kurgu ile yazmış ki heyecanla kitabı okumaya devam ediyor ve ihtiyaç molası olmasa inanın okumayı hiç bırakmayacak bir akıcılıkda kitap. Bir delikanlının, kendisini unutmaya çalışması, benliğinden ve kimliğinden sıyrılma hikayesi diyebiliriz. Sonrasında kendisini bulma hikayesine dönüşüp, aslında bizi anlatan bir aynaya dönüşüyor kitap. Hep sorarım kendime kötüler hep kötü olarak mı doğarlar yada sonradan mı olurlar? Ben her insanın iyi yönlerinin olduğuna inanıyorum ve bunları ancak iyilik yaparak yüzeye çıkarabileceğimizi düşünürüm. Bu hikayede iyi bir aile terbiyesi almış bir insanın, annesinin ölümü ve aşık olmasıyla değişen hayatını okuyoruz. Yada kaybolma hikayesi de denilebilir. Ne yaşarsa yaşasın yüreğindeki iyiliği kaybetmeyen bir delikanlı o. Kötü olmaya çalışıp,olamayan, başaramayan bir gencin hayatı.
Kitapda iki kadın karaktere yer vermiş yazar ve ikiside aynı, onları çok seven, kırmayan, incitmeyen erkekleri değil tam tersi karakterde olan erkekleri tercih edip hayatlarını mahveden iki kadın. Bu satırları okurken, hayatta da bu böyle diye düşündüm, neden biz kadınlar göz göre göre böyle hatalar yapıyoruz bunun bir açıklamasını bulamadım. Hayatımız da asıl değerli olan insanları görmezden gelip, bize değer vermeyen adamlar için kendimizi parçalıyoruz. Neden?
Yazar, bir annenin ölümünün insana verdiği acıyı öyle duygulu ve güzel cümlelerle anlatıyor ki hayran kalmamak mümkün değil. Bu kitabı mutlaka okuyun çok şeyler kazanacaksınız. Tarık Tufan iyiki tanıdım ve kitaplarının bana iyi geldiği kesin. Son iki kitabı kaldı okunacak, iste o zaman tamam olacak yazar...
Kitapla ve sevgiyle kalın...
İsmimin olması kitabı daha çok sevmeme neden oldu. Romanı okuyan ve kalp taşıyan her insan da okuma esnasında acı çekmektedir. Romanın baş karakteri sanırım Tarık Tufan diye düşünmekteyim. Annesinin ölümü ile yaşamayan birini düşünün tepe taklak olmuş bir adam... Eda baş kahramanın sevdiği kadın. Eda, Rüstem ,Levent herkes kitapta acı çekmektedir. Kitap acı çekmenin felsefesini yoğun bir şekilde işlemektedir. Ara ara tasavvufa yer verilse de geneli bir adamın yaşama tutunması için bir kadına yaşam gözüyle bakması. incelememi kitaptan bir kısım ile sonlandırmak istiyorum :)

'Doğru düzgün bakmadan aceleyle çıktım. Kötü görünüyor muyum?''
''Çok güzel görünüyorsun.''
''Saçlarıma bak,süpürge gibi. Tarayamadan çıktım.''
''Saçların da çok güzel.''
Gözlerin de çok güzel Eda. Parmakların da çok güzel Eda. Kirpiklerin de çok güzel Eda. Ağzın da çok güzel Eda. Kaşların da çok güzel Eda. Dudakların da, çenen de, ellerin de, omuzların da, boynun da, avuçların da, kalbin de... Çok güzelsin Eda.
Kendinizi okuyacağınız bir kitap. En azından benim için öyle. İnsan kendi içi ile konuşur, bunu herkesin yaptığını bilirsin ama okumak, kendini görmek, başkalarının da böyle kendi ile konuştuğunu bilmek normal olduğunu hissettirir. Bir de başucu kitabı saçmalığı döner dillerde. Evet bu kitabı okumadan önce başucu kitaplarına saçmalık derdim.
Küçükken öldüğümü düşünürdüm. Daha doğrusu öldükten sonra cenaze törenim yapılırken olacakları. İnsanların cenazemdeki üzüntülü hallerini düşünürdüm; kimlerin ne kadar üzüleceğini, arkamdan neler konuşulacağını, çok sevdiğim insanların ne tepkiler vereceğini.
Ben açık birisiyim mesela. İçimde ne varsa dilimde de o var. Öyle insanları seviyorum. Çok konuşan değil ama içindekini konuşsun. Bir şey söylemek istemiyorsa da oturalım susalım, umrumda olmaz. Neden konuşmuyorsun diye sormam bile. Bilirim ki söyleyecek bir şey yok, susuyoruz. Ama bir şüphe olunca insanın tadı kaçıyor.
Anne bir kere öldü mü artık bütün zaman dilimleri, olaylar onun ölümüyle tarif ediliyor;
annem öldükten bir yıl sonra, annem ölmeden iki ay önce, annemin öldüğü yıl.
İnsanın aklında bir tek o kalıyor, sonrası gereksiz teferruat..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Şanzelize Düğün Salonu
Baskı tarihi:
Ekim 2015
Sayfa sayısı:
292
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759967956
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Profil Yayıncılık
Şeyh babamın vefatından hemen sonra, yeni şeyhin kim olacağını görebilmek için rüyayı bekleyen dervişler, rüyalarında aynı gece, aynı kişiyi görüp vaziyetin mahiyetini anlayabilmek için sabahın erken saatlerinde kapımı çaldıklarında, gece boyunca vücudumun her zerresine sirayet etmiş şarabın etkisinden henüz kurtulamamıştım."

Tarık Tufan'dan ?hayat bu, her şey olur" diyen bir roman!

Şanzelize Düğün Salonu'nun ?isimsiz" kahramanı bir aşk için evinden çıkıp savrulmaya başlayınca, kendisini daha önce hiç yaşamadığı türden şaşırtıcı ve bir o kadar da tuhaf olayların içinde buluyor.

Tarık Tufan sevilen üslubu, hakiki hayreti ve ?acayip" kurgusuyla bizi ilgi çekici bir yolculuğa çıkarıyor. Kahramanın oradan oraya savrulmasıyla gelişen bu yolculuk bir yanıyla da insanın içine doğru uzanan bir arayış.


?Aşk bize kefil oluyor bir yerde. Kalan borcumuzu temizliyor. Borç dediğim, hayata olan borcumuz; iyi insanlara, deftere yazan bakkallara, az isteyince de çok veren lokantacılara, yaptığı yemekten bir kap da sana getiren komşu kadınlara olan borcumuz. Kalan son canımızı kendi elimizle almamıza mâni oluyor. Tesellimiz oluyor. İyi tarafından bakalım. İnsanları masum olduğumuza inandırabiliriz. Ya da insanları boş verin; Allah'ı inandırırız. Âşık adamın kötülüğü de aşkı kadar aşikâr olur. Ne varsa yüzümüzde var. Başka da bir şey yok. Bu!"

Kitabı okuyanlar 1.010 okur

  • Gdjdkd
  • Emrullah Yetiş
  • Fatma Kılıç
  • Cemile Çelik
  • Gülşeniçen
  • Furkan Güreci
  • Zuhal Lavinya
  • Nur Sokmen
  • Zeynep Güleç
  • Murat Mete

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.7
14-17 Yaş
%5
18-24 Yaş
%22.7
25-34 Yaş
%42
35-44 Yaş
%19.3
45-54 Yaş
%1.7
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%1.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%78.4
Erkek
%21.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%28.3 (105)
9
%20.2 (75)
8
%26.7 (99)
7
%13.5 (50)
6
%4.6 (17)
5
%3.5 (13)
4
%0.5 (2)
3
%0.8 (3)
2
%1.1 (4)
1
%0.8 (3)

Kitabın sıralamaları