Şanzelize Düğün SalonuTarık Tufan

·
Okunma
·
Beğeni
·
7.260
Gösterim
Adı:
Şanzelize Düğün Salonu
Baskı tarihi:
Ekim 2015
Sayfa sayısı:
292
ISBN:
9789759967956
Kitabın türü:
Yayınevi:
Profil Yayıncılık
Şeyh babamın vefatından hemen sonra, yeni şeyhin kim olacağını görebilmek için rüyayı bekleyen dervişler, rüyalarında aynı gece, aynı kişiyi görüp vaziyetin mahiyetini anlayabilmek için sabahın erken saatlerinde kapımı çaldıklarında, gece boyunca vücudumun her zerresine sirayet etmiş şarabın etkisinden henüz kurtulamamıştım."

Tarık Tufan'dan ?hayat bu, her şey olur" diyen bir roman!

Şanzelize Düğün Salonu'nun ?isimsiz" kahramanı bir aşk için evinden çıkıp savrulmaya başlayınca, kendisini daha önce hiç yaşamadığı türden şaşırtıcı ve bir o kadar da tuhaf olayların içinde buluyor.

Tarık Tufan sevilen üslubu, hakiki hayreti ve ?acayip" kurgusuyla bizi ilgi çekici bir yolculuğa çıkarıyor. Kahramanın oradan oraya savrulmasıyla gelişen bu yolculuk bir yanıyla da insanın içine doğru uzanan bir arayış.


?Aşk bize kefil oluyor bir yerde. Kalan borcumuzu temizliyor. Borç dediğim, hayata olan borcumuz; iyi insanlara, deftere yazan bakkallara, az isteyince de çok veren lokantacılara, yaptığı yemekten bir kap da sana getiren komşu kadınlara olan borcumuz. Kalan son canımızı kendi elimizle almamıza mâni oluyor. Tesellimiz oluyor. İyi tarafından bakalım. İnsanları masum olduğumuza inandırabiliriz. Ya da insanları boş verin; Allah'ı inandırırız. Âşık adamın kötülüğü de aşkı kadar aşikâr olur. Ne varsa yüzümüzde var. Başka da bir şey yok. Bu!"
BİZE HER YER ŞANZELİZE 

Merhabalar değerli inceleme okuyucuları..

Tarık Tufan ‘ın okuduğum 4. Kitabı ile yine huzurlarınızdayım efendim.
Ne zamandır Şanzelize Şanzelize diye diye en nihayetinde kitapla kavuşup okuyarak bir arzumun da yerine gelmesinin ardından yazıyorum bu satırları..

Öncelikle belirtmeliyim ki kitapta tam umduğumu bulamadım sanki.. o yüzden biraz hevesim kaçtı inceleme yazmak adına .. gerçi sorsanız ne ummuştum da bulamadım?? Orası da muamma.. ama okumak adına yaşadığım heyecanı okurken hissedemedim bu kesin.. belki Ayfer Tunç un kitabının akabinde okumaktan kaynaklandı belki de ben beklentimi çok yüksek tuttum bilmiyorum.. ama okuduğum Tarık Tufan kitaplarının arasında bile yani kendi kategorisinde bile konu ve kurgu açısından belki en vasatıydı diyebilirim.. üzgünüm ama bana bunu hissettirdi..
Her Şanzelize adını duyduğumda Ankara’nın Dikmen’i nin bir hit şarkısı vardı hiç denk geldiniz mi bilmiyorum

‘’Oda kule buda kule biz de de var atakule
Eyfeli getirir dize bize her yer şanzelize
Yalan oldu bizim şengen dırdır eder hala yengen
Fransızlar sözüm size bize her yer şanzelize...’’

Diye sözleri var..Bana bunu çağrıştırsa da şu bir gerçek ki Kitabın adı çok havalı ve belli bir cazibesi var merak uyandırma adına.. peki kitabın adıyla içerikte çok bağlantı var mı?? El cevap: kocaman bir CIK :) bendeki karşılığı ise fiyasko .. başlarken ve biterken sırf alaka kurmak için adı geçen kıytırık bir mekandan ibaret.. TABİ BENCE..kapak tasarımları fena değil, kitap fiyatı da malum uçuk eee daha ne olsun :) Reklamın alası oldu bile :)
peki içerikte kaç hayata dokunmuş yazar derseniz 1. Tekil şahıs yani anlatıcı ve Şeyh babası, anlatıcının aşık olduğu kız Eda, anlatıcının arkadaşı Rüstem ve sevgilisi Nurhan, Rüstemin cezaevindeki annesi, Baki Semih ( adamım o bu arada :) baştan ayağa karizma kalite bir şahsiyet bu arada :) inanın asıl kahramandan daha çok sevdim onu :) )ve yaşlı bi amca .. yani toplamda 8 tane insan.. aynı bütçesi az olduğundan çok oyuncu ve mekan kullanamayan filmler gibi !!…
Sürprizbozan a çok girmeden anlatayım biraz ama yine de bi ERROR verip uyarayım okuyacakları.. Efenim bundan sonraki kısımları ben kitaptan okurum diyenler burda bırakabilir ..

Ee peki beni çok da sarmadı konu vasattı derken neden bahsediyorum?? bilmek isteyenlere diyebilirim ki aslında anlatılan bir aşk hikayesi filan değil.. çünkü Mejnun un Leylaa Leylaa demesi gibi Leylayı yani kahramanın Edasını merak etmekten, onu ayrıntılarıyla tanımaktan ve onların aşklarını okumaktan ziyade anlatıcının kendi düşüşünü, iç hissiyatlarını okuyorsunuz genelde.. gerçi yazarken kendi de diyor ‘’ben düşmedim aslında bile isteye atladım..’’ Şeyh bir babanın faydasız oğlu gibi kendini de şu satırlarla yeriyor ‘’ Alimden zalim doğar ın karşılığı gibiydim’’ … ama o Baki Semih var ya o Baki Semih .. neyse ben anlatmayım siz okuyun onu ..diyorum ya baştan ayağa karizma :) ADAMIM :)

Geçmişinden uzaklaşmak ve yeni bir kimliğe bürünmek için ilk yapılacak şey ortam değiştirmektir derler.. yani ya sabır ya sefer..işte burda bu çok güzel anlatılıyordu. Aralarda vurucu çok cümleler vardı okunmaya değmek adına yani çok da inkar etmeyeyim.. Fakat anlatılan iki aşk vardı kendi içinde tutarlı gibi görünen ve büyük şeyler göze alınan bu duygular bana çok da geçmedi .. Tabi bu senin kalpsizliğin, ya da bi erkek nasıl sever bilmeyişin diyenler çıkabilir olabilir de.. Bazı yerlerde hak verdim aslında hatta aşık olduğu kıza yakın olabilmek için geçmişindeki kendini öldürüp ilk kez sigara içen, içki içen, ot içen, ana avrat küfreden, adam döven ve de ezan okunduğunda utancından bir daha namaz kılamayan o adamı çok iyi anlatmıştı ve bu hallerini gören şeyh babanın, oğlunun ölümünü izlerkenki elinden bişey gelmeyişini.. Fakat bir okuyucu olarak, sırf olayı gerçekçi anlatayım diye dokuz kusurlu hareketten biri ve en tiksindiğim şey küfretmeyi böyle okumak çok da hoşuma gitmedi.. kasıntı ve zorlama geldi..

Son olarak kitabın içine serpiştirilmiş marka ürünler ve meşhur yazarlardan da bahsedeyim.. bu bir gelenek oldu sanırım ya da yazarlar reklam alıyor parayı bulmak adına bizim haberimiz yok :)) Murat Menteş in Ruhi mücerret inde bol ötesi gani miktarda olan bu şey, Ayfer Tunç ve Tarık Tufan ın bu kitabında da vardı.. bir de kendi aralarında arkadaşlarını ya da sevdiği yazarları metnin içine sıkıştırmak çok güzel olsa da (hani Behzat Ç.nin bir bölümüyle Leyla ile mecnun dizisinin bir bölümü ortak çekilmişti aynı onun gibi) tam nedenini çözmüş değilim.. ama farkettiğim şey tarz olarak genelde beğendiğim kişileri yazmış Tarık Tufan o da güzeldi kendi adıma..
Şimdilik bu kadar değerli okurlar.. Sırf Baki Semih için bile okunur Şanzelize diyerek incelememe nokta koyuyorum .. üç de link bırakarak :)

Baki muhabbetle huzurlu mutlu ve aşkla kalın efendim ..

https://gezipgordum.com/...desi-champs-elysees/

https://yandex.com.tr/...02625545-vla1-1497-V

https://yandex.com.tr/...edircnt=1523014243.1
Kitabın kapağı..

Gelinlik, umudu, nurhan ile rüstemi.
Şahmeran: töreyi
Mevlevi fotoğrafı :tekkkeyi ne olursan ol gel...
Koltuk ve t.v, tembelliği..
Kerpiç ev: halüsinasyonu...
İfade eder.
Şeyhlik ve dervişlik konu ve temalı bir kitap olması hesabı ile en sade en hurafesiz bir edebi eser.
Dünya ve tarikat bu kadar nezaket kibarlık o kadar vahim bir dalmışlık var ki, boğulmak için uzuvlarımıza olmadık felçlikler yapıyoruz.

Bu kadar dik başlı olunmaz ki arkadaş.

Hani Allah bize seçenekler sunar, çevremizi yaratır her yönü yöntemi gösterir de bizi bize bırakır, ama sen de artık bi zahmeti görme be adam. rahmeti gör. :))
Algı, zemin, fenomen, durumunda bile aklı melekeleri kullanmamak, Tarık tufan hep bir zor ihtimalleri seviyor.
Yazarımız ki ben bu eseri " beni onlara vermeden " sonra okudum...
Bu romanda asıl oğlan dediğimiz karakter, iyi dağıtmış kendini. çok iyi yazayım efsunlu tabloluk cümleler çıkarayım yarışına girmiş. kelimeleri yormuş.
Eserlerindeki berduşluk başı boş yaşama tarzından vazgeçmesi için dua ederim.(şunu da demeliyim Tarık tufan bu ruh haliylle yaşıyor zaten sosyalliği yok bütün eserlerindeki Karakterlerinde hep kendisi var.)
Kız hep neden ayrıldığına rücû eder durumları anlamış değilim.
Gerçek hayatta da böyle de..

Şu kelime tekrarı yapma cümlelerden artık vazgeçse, bayağı bir klişe oldu artık...
Konu güzel bazı yerlerde sıkıldım ama sürüklüyor...
Mevzu aşk, bu konuya girmiyorum....

Okuru hep merak uyandıran bir hal de, herkeste olur kanısındayım, aldığı eserin kapağına kitap hakkındaki cahilliği üzerindeyken bir bakar...
bir de Kitabı okuduktan sonra ki aydınlanma üzerindeyken ki o öğrenmişlik tadıyla bakmaktaktaki paha biçilmez lezzet ile bakar.

Kitap ilk çıktığında almıştım ama bilirsiniz ki kitap dostları ya kitap alınır getirilmez buna çalmak da diyeyim
Ya da hediye etmek zorunda kalırsınız.

Sağlam adam Tarık tufan okunabilir..
Sağlamlığı ruh sağlığını içermez... ;))

Benzer kitaplar

Bu incelemeyi bacağımda yara bantları ve elimde gözüm ne zaman takılsa acısa da öldürmez dedirten sıyrıkla yazıyorum.Gazi oldumsa da yolda hep şu kitap bitince ne inceleme yazacağım diye düşünüp dururken iyi de halt yerken oldum.Üstelik kitaba Ahmed Amiş Efendi'nin "Olan olmuştur,olacak olan da olmuştur."(Ki kendisi benim çok sevdiğim,ilk kez Şubat dizisinde denk geldiğim bir sözdür.) diye başlaman kendini affettirmiyor.

Bir gün sitenin bana kattıklarını,biraz duygusal,biraz minnet dolu içimizde pamuk şekerler oluşturmasını umut ettiğim bir yazıyla anlatmaya çalışacağım.Dedim ya bir gün,nasip..Onu yazmadan önce Tarıkçığım Tufancığımla el ele yürüdüğümüz(Bunu diyorum çünkü malumunuz beni yarı yolda bırakmaya yeltenen cağğnım bacağımla yürümek zor oluyor o sebeple el ele) bu yolda ben biraz önyargılı başlamıştım.Ee Hakan Günday'a sen wattpad yazarı gibidir dersen tanımadan etmeden ve Sonra müptelası olursan,Tarık Tufan için dar zihniyetli bir yazardır deyip deyip Sonra kitabını bir günde bitirirsin.
***SPOİLER İÇERİR***
Kahramanımız asi mi asi,hani öyle ana babadan böyle evlat işte,düşman başına.Sen kalk şeyh baban olsun,dergahta büyü Sonra bir kıza tutul ve her bir belaya bulaş.Aşık olduğu kızda biraz kızlar olarak kendimizi gördüm.Kızlar beni kesin anlayacaksınızdır bir cocuk sizin için her şeyi yapmaya hazırdır;ama gider yine serseriye,acı çektirene tutuluruz.Olta taktiği hep bunlar,yemeyelim,yedirmeyelim emi.(Beyler üzgünüm burada,ama hemcinslerime bu açıklamayı yapmalıydım.) Rüstem'le Nurhan aşkı ise tam bir Yeşilçam örneği.Evlenmek istemeyen bir kız,acı çekmiş bir oğlan,kaderin tuhaf cilveleri veeee sevgili Eros bebeğinin okları.Neyse deli ve divaneye neden diye sormuyoruz,yola devam ediyoruz.Allah biliyor ya pek bekledim dedim bu sefer vazgeç şu kızdan,kız bak seni istemiyor,sürekli o oğlana gidiyor.Fayda etmedi elbet.Ah kızlar,hep böyle dikimize gidiyoruz sanki.Kitabın bir kısmında Halil Coşkun karakteri vardı,bir eleştiri olarak Belki o karakteri son kısımlara daha iyi bağlayabilirdi,eksik kalmış diye düşündüm.Bitiş kısmı da baştan savma gibi geldi ne yalan söyleyeyim daha uğraşılıp iyi bir şey yapılabilir miydi? Evetttt! Neyse ne diyelim olan olmuştur,olacak olan da olmuştur.Bir dahaki incelemeye kadar sağlıcakla ve esenle kalın emiii!!
Şanzelize Düğün Salonu, okuduğum ikinci Tarık Tufan kitabı oldu. İlki, Ve Sen Kuş Olur Gidersin idi. İki roman arasında büyük benzerlikler vardı bence. Hatta birkaç sene sonra iki karakteri birbirine karıştırma ihtimalimin olduğu kadar büyük benzerlikler. İkisinin de annesi vefat etmiş ve bu müşfik ve sevgi dolu annenin vefatının ardından ruhen dağılmış bir erkek evlat kalmış geride.

Şanzelize Düğün Salonu, oldukça akıcı, zamanlar arasında geçişler yaparken bunları birbirine iyi eklemleyebilen bir roman. İnsanda, sonunu getirme isteği uyandırıyor. Tarık Tufan, kendine has bir üslup geliştirmiş. Aforizmaların sıklıkla yer bulduğu bir anlatımı var.

Özellikle aşk kavramının bir hastalığa hatta deliliğe göndermeler yapması bence doğru idi. Burada kahramanımızın Eda’ya duyduğu hisler yani aşk, bütün hayatını darmadağın ederken, aynı duyguların Eda tarafından, beş para etmez bir adam olan Savaş’a karşı hissedildiğini de görüyoruz.

Roman kahramanı muhafazakar bir ortamda yetişmiş; hatta muhafazakar da ne? Babası bir tarikat şeyhi; ancak bir anda bambaşka bir yola meyledecek bir kahraman. Vakit namazı kaçırmamış, hatta bırakın bira içmeyi bira satan dükkandan alışveriş dahi yapmamış bir genç aşkı uğruna içmeye başlıyor. Bunun nasıl bir duygu olabileceğini sanırım yalnızca yaşayanlar bilirler. Şahsım ve çevrem adına birçok benzerlik buldum. Yıllarca muhafazakar kodlarla yaşayan bazı insanlar, bugün, bu ülkede hem de muhafazakarların iktidarında kimliklerini sorgular hale geldiler. Kırılmalar yaşanıyor. Neyse, roman doğrudan bununla ilgili değil zaten…

Romanda ilginç hikayeleri olan karakterler var; Murat Menteş romanlarına benzetilmiş mesela –ki doğrudur. Ama ben bu tarz romanlar için Pulp Fiction ve Fight Club tarzı romanlar diyorum. Sürükleyici, özgün ve süratli.

Final bozucu bir cümle olur mu bilmiyorum ama eğer olabilir diye düşünen varsa, şu cümleyi okumasınlar; belirsizliklerle dolu bir son olmuş.

Tarık Tufan okumaya devam eder miyim? Kesinlikle evet.
Okudum ve bitti. Ama kitap değil sadece Tarık Tufan kitapları da bitti. Öylece kaldık ortada. Bütün kitapları elimde artık bakıp bakıp dururum. Belki tekrar baştan okurum bazı kitaplarını belli mi olur. Şanzelize, Şanzelize diye tutturuyordum bu da bitti işte. Daha Tarık Tufan'ı hiç okumazken bu kitabı hakkında birşeyler okumuştum öyle olunca da yazarı tanımadan bir fikir oluşuyor kafanda, öyle ki çoknda güzel değildi bu yazılanlar. Biraz farklı yazdığını söylüyorlardı bu kitabında, şimdi düşünüyorum bence de öyle, biraz yavan son ile karşılaşıyoruz kitapta.

Kitap çok güzel aslında, 3 günde bitirdim hatta bayram olmasaydı siz diyin 1 gün, ben diyim 2 günde bitirirdim. Çünkü Tarık Tufan cümleleri işte, içine sizi bir sokuyor isterse dünyanın en olağan şeyini anlatsın "vay be" diyorsunuz "adam ne yaşamış ama". Sonra olağan bir şey düşünüyorsunuz yazar hakkında "abi sen ne yaşıyorsun ya" sonra aklınıza söyleşisi geliyor ve şöyle oluyor "oysa ki o kadar da eğlenceli ve sempatik bir adam ama ikizler burcu işte iki kişilik olayında birini yaşarken birini yazıyor demek ki" diyorsunuz. Anlaşıyoruz bir şekilde biz Tarık Tufan'la. Bazen kitap sonlarında beni şaşırtarak, bazen ince bir ruhla, bazen sonu gelmemiş cümlelerle..

Kitapta asıl tema o kadar olağan ki, bilin bakalım ne: Aşk pek tabii. Fakat ben galiba en çok bu huyunu seviyorum Tarık Tufan'ın; bir erkeğin bir kadına olan aşkını öyle güzel anlatıyor ki hayran kalıyorum, aslında bir kadını öyle güzel anlatıyor ki ona hayran kalıyorum. Fakat kitap bu işte bazen hayatta olmaz dediğiniz burada olur, bazen de hayatta da oluyormuş dediğiniz şeyler kitapta olmaz. Ama burada her ikisi de var. Neden görülmesin ki çünkü: lafın gereği âlimden zalim çıktığı.. Hadi karakterlerden biraz bahsedelim: Ana karakterimiz var ama ismi yok ben bir isim düşündüm ona Ahmet veya Furkan olabilir, sonra şeyh bir baba var o yüzden de Ahmet veya Furkan diye düşündüm çocuğun ismini, öyle olmasa belki Deniz koyardım ismini ama Deniz sonraki ismi olurdu. Evet karakterimizin iki hayatı var, neyse, kitabın başlarında vefat eden bir anne var, onun sonrasında çocuğun hayatını 180° döndüren, âşık olunan bir kız var, Eda.. Yeter mi, yetmeyebilir... Rüstem var, Şanzelize Düğün Salonu'nda çalışıyor, Nurhan var oraya kendi düğününe geliyor ama düğüne katılmıyor, Savaş var Eda da ona âşık mesela, Baki Semih var unutmak çok büyük olur bu abimize derken var da var. Kişi olunca olay da baya bir oluyor anlayacağınız ama iyi ki oluyor, keşkebiraz daha yazsa da biraz daha okusam diyorum her seferinde. Sadece bir son yok bu kitapta, ama olmasın, bazı kitaplar da böyle bitsin ne olacak ki, her kitap okuyucusu ile karşılaştığında yeni bir kitaba dönüşmez mi zaten. Tarık Tufan okunulacaksa cümleleri için okunur çünkü o tam olarak abi gibi bir abidir. :)



"Kitap şeyh bir babanın dünya vadilerinin en sert rüzgarlarına kapılmış, devran dönen evladını anlatmış kitabında... Annesini yeni kaybetmiş, hayatında ilk kez bir kıza vurulmuş, ne annesine ne de sevdiceğine bir türlü varamamış bir gencin, hazan yaprağı misali bir vadiden diğerine savruluşunun öyküsü bu. Pervane gibi yanan, teyyare gibi dönen bir genç." kitabı, Sibel Eraslan'a ait bu sözlerle rahatla anlatırım ve sonra da kitapta sıkça geçen şu cümleyi yazarım: "Olan olmuştur,olacak olan da olmuştur."
Veya şu alıntıyı da paylaşabilirim: "Bu dünyada hiçbir düşmanım yok, çünkü en çetin kavgaları kendi içimde yaşıyorum. kendim varken bana zarar vermesi muhtemel bir başkasına ihtiyacım yok."
Bence siz her hâlükarda okuyun en iyisi.
Çalışıyor olmama rağmen teneffüslerde, yemek yemeyip öğle arasında bile elimden bırakamadan 1 günde biten sıcacık, yumuşacık, içinize döndüren okunası bir eser. Yazarın okuduğum ilk kitabı ve tanıştığıma çok memnun oldum. Kitabın kapağı ve ismi çok hoşuma gitmişti, herhangi bir fikrim bile olmadan okudum, yazarın ismini elbette duymuştum. Çok aman aman deli bir kurgu yok, ama kış gecesinde sıcacık sobanın başında huzur içinde çay içmeye benzedi, sevdim kitabı, çok sevdim. Keyifli okumalar diliyorum.
Çalışıyor olmama rağmen teneffüslerde, yemek yemeyip öğle arasında bile elimden bırakamadan 1 günde biten sıcacık, yumuşacık, içinize döndüren okunası bir eser. Yazarın okuduğum ilk kitabı ve tanıştığıma çok memnun oldum. Kitabın kapağı ve ismi çok hoşuma gitmişti, herhangi bir fıkrim bile olmadan okudum, yazarın ismini elbette duymuştum. Çok aman aman deli bir kurgu yok, ama kış gecesinde sıcacık sobanın başında huzur içinde çay içmeye benzedi, sevdim kitabı, çok sevdim. Keyifli okumalar diliyorum.
Okuduğum ilk Tarık Tufan eseri olan Şanzelize düğün salonu beni yeni bir yazar tanımanın mutluluğuna eriştirdi. Fazlasıyla akıcı olan kitabın konusu da başından sonuna kadar ilgiyle okumamıza yardımcı oluyor.
Kahramanımız annesinin vefatı üzerine dağılan hayatına birde karşılıksız aşk ekleyerek boşluğa düşüyor. Kendi benliğini kaybetmeye başlıyor. Tekkesi olan şeyh babasından, alıştığı hayattan tamamen uzaklaşarak sevdiği kadına yaklaşmaya çalışıyor. Hiç yadırgamadığı yeni yaşamında aslında iyi bir insan olmaya devam ediyor sevdiğim yanlardan biri de buydu kitaptaki. Arkadaşları Rüstem ve Levent'inde hayatında farklı farklı yönde etkileri oluyor. Çok sevdiğim bir karakterde babasının müridlerinden olan Baki Semihti. Tekke yaşamına çok yer verilmiyor kitapta. Bu da bence akıcı olmasını sağlayan sebeplerden biri. Kısaca sevdiğim bir kitap oldu. Sizlere de tavsiye ederim.Yazarın diğer kitaplarını da okumak istiyorum en kısa zamanda. :)
Ya sen çok sıcak bir kitapsın ️ Okurken nasıl çevirdim yaprakları bilmedim. Sürekli merak ettim, heyecanlandım, acaba dedim. Sonu da beni oldukça şaşırttı. Kalemine sağlık usta !
İsmimin olması kitabı daha çok sevmeme neden oldu. Romanı okuyan ve kalp taşıyan her insan da okuma esnasında acı çekmektedir. Romanın baş karakteri sanırım Tarık Tufan diye düşünmekteyim. Annesinin ölümü ile yaşamayan birini düşünün tepe taklak olmuş bir adam... Eda baş kahramanın sevdiği kadın. Eda, Rüstem ,Levent herkes kitapta acı çekmektedir. Kitap acı çekmenin felsefesini yoğun bir şekilde işlemektedir. Ara ara tasavvufa yer verilse de geneli bir adamın yaşama tutunması için bir kadına yaşam gözüyle bakması. incelememi kitaptan bir kısım ile sonlandırmak istiyorum :)

'Doğru düzgün bakmadan aceleyle çıktım. Kötü görünüyor muyum?''
''Çok güzel görünüyorsun.''
''Saçlarıma bak,süpürge gibi. Tarayamadan çıktım.''
''Saçların da çok güzel.''
Gözlerin de çok güzel Eda. Parmakların da çok güzel Eda. Kirpiklerin de çok güzel Eda. Ağzın da çok güzel Eda. Kaşların da çok güzel Eda. Dudakların da, çenen de, ellerin de, omuzların da, boynun da, avuçların da, kalbin de... Çok güzelsin Eda.
Bir öğretmenim bana vermişti bu kitabı, çok beğendiğini söyleyerek. Teşekkür ediyorum burdan ona, görmese de.

∆Okuduğum ikinci Tufan kitabı ve ilkinden daha çok sevdim. Okumaya başlar başlamaz kitabın akışına kapılıp son kelimeye kadar sıkılmadan okuyabilirsiniz. Dili akıcı, anlatımı güzel ayrıca kapağı da ilgimi çekmişti.
Belki spoiler olabilir!
∆İsimsiz bir karakterimiz var, şeyh bir baba, dindar bir hayat. Ta ki Eda gelene kadar. Baş kahramanımız üniversitede tanışıyor Eda ile. Sonra, yavaş yavaş kopuyor alışmış olduğu muhafazakâr hayatından. Annesinin ölümünden sonra babasıyla yalnız yaşadıkları evden de ayrılıyor bir süre sonra.
∆Babasının ölümünden sonra, kapısı çalınıyor dergâhtakiler tarafından, onu geri çağırıyorlar dergâha şeyh olması için.
∆Bir de Rüstem var, karakterimizin dostu, ansızın bir sabah çalıyor kapısını, yanında gelinlikli bir kızla.

Gelişen olayları sıkılmadan okuyacağınıza eminim. Kitapla ilgili tek sorunum; kadının biri karakterimizin yüzüne bakıyor bir müddet, birden bire. Sonra bekledim ileriki sayfalarda nedeni açıklanır diye, ama gelmedi. Bunun dışında sorun yok.

Keyifle ve severek okuyacağınıza inanıyorum.
İyi akşamlar, keyifli okumalar. :)
Neden bilmiyorum ama kitap bittiğinde çok tatmin etmedi beni. Babası şeyh olan ve tekkede yaşayan isimsiz baş karakterimiz annesinin ölümü ve üniversitede bir kızla tanışmasıyla tam tersi istikametinde değişen hayatını ve başına gelen talihsiz olaylar konusu. Aslında kitap çok sardı iki günde bitirdim. Kitap içinde de çok güzel pasajlar vardı. Olay da iyi ama birşeyler eksik kaldı sanki.
Küçükken öldüğümü düşünürdüm. Daha doğrusu öldükten sonra cenaze törenim yapılırken olacakları. İnsanların cenazemdeki üzüntülü hallerini düşünürdüm; kimlerin ne kadar üzüleceğini, arkamdan neler konuşulacağını, çok sevdiğim insanların ne tepkiler vereceğini.
Ben açık birisiyim mesela. İçimde ne varsa dilimde de o var. Öyle insanları seviyorum. Çok konuşan değil ama içindekini konuşsun. Bir şey söylemek istemiyorsa da oturalım susalım, umrumda olmaz. Neden konuşmuyorsun diye sormam bile. Bilirim ki söyleyecek bir şey yok, susuyoruz. Ama bir şüphe olunca insanın tadı kaçıyor.
Anne bir kere öldü mü artık bütün zaman dilimleri, olaylar onun ölümüyle tarif ediliyor;
annem öldükten bir yıl sonra, annem ölmeden iki ay önce, annemin öldüğü yıl.
İnsanın aklında bir tek o kalıyor, sonrası gereksiz teferruat..
Annenin ölümünün dilbilgisi, grameri olmuyor ki...
İnsanın annesinin ölümü zaten hayatın anlatım bozukluğu..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Şanzelize Düğün Salonu
Baskı tarihi:
Ekim 2015
Sayfa sayısı:
292
ISBN:
9789759967956
Kitabın türü:
Yayınevi:
Profil Yayıncılık
Şeyh babamın vefatından hemen sonra, yeni şeyhin kim olacağını görebilmek için rüyayı bekleyen dervişler, rüyalarında aynı gece, aynı kişiyi görüp vaziyetin mahiyetini anlayabilmek için sabahın erken saatlerinde kapımı çaldıklarında, gece boyunca vücudumun her zerresine sirayet etmiş şarabın etkisinden henüz kurtulamamıştım."

Tarık Tufan'dan ?hayat bu, her şey olur" diyen bir roman!

Şanzelize Düğün Salonu'nun ?isimsiz" kahramanı bir aşk için evinden çıkıp savrulmaya başlayınca, kendisini daha önce hiç yaşamadığı türden şaşırtıcı ve bir o kadar da tuhaf olayların içinde buluyor.

Tarık Tufan sevilen üslubu, hakiki hayreti ve ?acayip" kurgusuyla bizi ilgi çekici bir yolculuğa çıkarıyor. Kahramanın oradan oraya savrulmasıyla gelişen bu yolculuk bir yanıyla da insanın içine doğru uzanan bir arayış.


?Aşk bize kefil oluyor bir yerde. Kalan borcumuzu temizliyor. Borç dediğim, hayata olan borcumuz; iyi insanlara, deftere yazan bakkallara, az isteyince de çok veren lokantacılara, yaptığı yemekten bir kap da sana getiren komşu kadınlara olan borcumuz. Kalan son canımızı kendi elimizle almamıza mâni oluyor. Tesellimiz oluyor. İyi tarafından bakalım. İnsanları masum olduğumuza inandırabiliriz. Ya da insanları boş verin; Allah'ı inandırırız. Âşık adamın kötülüğü de aşkı kadar aşikâr olur. Ne varsa yüzümüzde var. Başka da bir şey yok. Bu!"

Kitabı okuyanlar 772 okur

  • Fatih kızıldemir
  • Cezmi şeker
  • Fatmanur Bulut
  • Vâveylâ
  • Esra Taşkın
  • Nuh Kuplay
  • R. Nur Yılmaz
  • Dilek
  • İNDİCAVİA
  • Fztelif

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.7
14-17 Yaş
%5
18-24 Yaş
%22.7
25-34 Yaş
%42
35-44 Yaş
%19.3
45-54 Yaş
%1.7
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%1.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%78.4
Erkek
%21.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%29.2 (89)
9
%20.3 (62)
8
%25.9 (79)
7
%14.4 (44)
6
%3.9 (12)
5
%3.3 (10)
4
%0.3 (1)
3
%1 (3)
2
%1 (3)
1
%0.7 (2)

Kitabın sıralamaları