Ve Sen Kuş Olur GidersinTarık Tufan

·
Okunma
·
Beğeni
·
9.753
Gösterim
Adı:
Ve Sen Kuş Olur Gidersin
Baskı tarihi:
Şubat 2017
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759960834
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Profil Yayınları
"Önceden söyleyebilecek bir sözüm yok... Söylenmesi gereken ne varsa söylemeye çalıştım. Bu benim gibi biri için çok kolay değil. Bir çırpıda anlatmaya çalıştım her şeyi. Durup düşünürsem anlatmaktan vazgeçebilirdim. 
Bazı şeyleri, anlatmaktan ötürü de pişman olacağımın farkındayım. 
İnsan, duygularının apaçık bir biçimde başkalarınca bilinmesini istemez sonuçta. 
Bir öykü kahramanı olmanın rahatlığına bırakıyorum kendimi...
Samimi bir dille yazılan ve ruhlarınızı okşayacak "Ve Sen Kuş Olur Gidersin" kusursuz bir eser."

 
Kitap yarım bırakmamak gibi bir prensibim olsa, kitap hediye gelmiş olsa ve sırf hatır için okumaya başlamış olsam ve 77 sayfa okumuş olsam dahi daha fazla katlanamadım.

Bir kere 77 sayfa boyunca altı boş aforizma kasmak dışında bize ne anlattın sayın Tufan? Acıların çocuğu Tufan diyesim var. Aşk acısı çekiyormuş Tarık Bey aman ne kadar değişik. Babası iflas etmiş, evi terk etmiş öfkeliymiş aman ne kötü. Yanlış anlaşılmak da istemem aşk acısı çekmeyen mi var, farklı ne anlattı bize hiç. Annesini çok seviyormuş annesi kanser olmuş dünyası kararmış. ( Yavan cümleler...)

Aşk acısı kim çekti diye anket yapsam şurada %95 lere ulaşır sayı, kimler o sırada kendisini dünyanın en mutsuz kişisi gibi hissetti desem oran yine yukarılarda olacaktır eminim. Pucca da aşk acısı çekti, hatta daha içten yazdı bunu o zaman Tarık Tufan neden yere göğe sığdırılamıyorken Pucca neden yerden yere vuruluyor. Sebebini ben söyleyeceğim ama ne ilgisi var diye muhalif olacak milyon kişi olacak. Olsun içimde tutamam söyleyeceğim. :) Çünkü Tarık Tufan iki kelimeden birinde Allah, Kuran, Yasin derken Pucca sigara, alkol, seks yazar! Muhafazakar kesim (gerekirse ötekeleştirici de olurum) de yüceltir işte böyle. Toplumun siyasi ve sosyolojik ortamı bu çünkü şuanda. Birisi acı da diğeri değil mi şimdi?

Bol bol ajitasyon yapayım, kanser anne diyeyim, babam iflas etti diyeyim aa dur hatta evli kadına aşık olayım ilginç olsum bir de Afrikalı çocuk/ akbaba / gazeteci örneğini de patlattım mı satar bu kitap.

Wattpat yazarlarından hallice... Öyle büyüleyici bir anlatımı falan da yok. İyi kötü bir okuma kültürüm olduğuna inanıyorum ve bunun bana verdiği yetkiye dayanarak bu kitap ÇOK KÖTÜ diye bağırıyorum.

Aforizma okumak istiyorsanız milyon tane yeraltı edebiyatı kitabı var ve dil olarak çok daha yukarıdalar Tufan'dan.

Gelelim kadınlar hakkındaki beni çok rahatsız eden kısımlara;

"Zayıf, cesaretsiz kadınları severim ben.
Erkeğine sürekli ihtiyaç duyan kadınları severim. Kendi zayıflığını her defasında erkeğine hissettiren kadınları. Tek başına karar almaktan korkan kadınları.
....
Kadın benim olmasa da mutlaka bir erkeğin olmalıydı." (Sayfa 56)

Bu ne şimdi? Güçlü kadın fikrinden neden bu kadar korkuyorsunuz. Biz kadınlar erkeklere bağımlı olmadan yaşayabiliyor, gayet başarıyla ayaklarımızın üzerinde durabiliyoruz. Pek çok konuda da erkeklerden daha başarılıyız. Tiksindim bu fikirlerden!! Neden kendi başıma karar alamıyorum, neden cesaret göstermiyorum sayın Tufan! Ne cüretle...

Gelelim başka bir yere...
"Birlikte yaşanması güç bir adam olarak, dünyası karmaşadan kurtulamayan bir adam olarak, son derece iyi bir aile yaşantısı olan ve fazlasını hakkeden onu, kendime karşı koruyordum." ( Allah razı olsun çok ince düşüncelisin.)

"Şuan evli olduğu adamla evlenmesine, birlikte olmasına göz yumdum."(Malsın çünkü.) "Biliyorum ki, bunu istemeseydim asla olmazdı."(Özgüvenin böylesi!! Kendini aşırı önemseme..) "Ancak düzenli bir hayatı olan, iyi bir işi ve ailesi olan, onu koruyacağından emin olduğum o adamla evlenmesine RAZI OLDUM." (Neden başka birisi koruyor ve yine bir sevap yapmış gibi yansıtma durumu. Onu çok seviyorum bu yüzden başka bir adamla evlenmesine RAZI OLDUM!)

Sözüm hemcinslerime... Kızlar sizi birisinin korumasına muhtaç değilsiniz! Birisi size böyle bir muamele yapıyor ve sizi sevdiği için yaptığını ileri sürüyorsa ilişkinizi ciddi ciddi gözden geçirin, bırakın o adamı! Kendi egolarını tatmin etme aracı olarak sizi kullanmasına aracı olmayın. Saçma sapan fikirleriyle başbaşa bırakın ve ona ihtiyaç duymadığınızı bildiği halde sizi sevenlerle harcayın zamanınızı.

Hayat korkak adamlarla ya da kötü kitaplarla zaman geçirmek için çok kısa.
Ben daha önce içerisinde kendime bu kadar rastladığım, "işte bu ben" dediğim, beni anlatan bir kitapla karşılaşmadım. Çoğu şarkıda kendimi buluyorum ama hiçbir kitap bana ayna olmadı bu kitap kadar.
Ben daha önce bu kadar kasvetli bir kitap okumadım.
Ben daha önce hiçbir kitaba 10 üzerinden 10 vermedim.
Tarık Tufan! Bilmem daha önce bu benzetmeyi yapan oldu mu ama bence Kafka'nın kafasını, ruh halini yaşıyor bu adam. Beni tanıyanlar bilir; hayat felsefem diyebileceğim birkaç cümle varsa birisi Kafka'nın "Dışarıya kapanmak esasen içeriye açılmaktır. Huzur mu arıyorsun? Az eşya, az insan.." cümlesidir. Özellikle son bir kaç yıldır bu böyle oldu. Bu kitapta da "Etrafımdaki eşyalar ruhumu kanatacak kadar rahatsız ediyordu. Zihnimi bile işgal edebileceklerinden korkuyordum. Çırılçıplak kalsam diyordum. Ruhuma giydirilen bedenim dışında hiçbir şeyim kalmasa." gibi, "Evin içini dolaşmaya başladım. İhtiyaç fazlası neler var diye bakınıyordum. Giyisilerimi kolaçan ettim. Kütüphanedeki kitaplara göz gezdirdim. Kitaplarımı birilerine dağıtabilirim diye düşündüm. Sonra bundan vazgeçtim. Aslında çok fazla eşyam yoktu. Buna sevindim." gibi, "Çoğu zaman insanlardan uzak durmak için özel gayret sarfettim." gibi cümlelerde Kafka'yı gördüm, kendimi gördüm.
Son bir iki yıldır uykum fena halde düzensiz, 35-40 saat uyuyamadığım çok oluyor. Tarık Tufan'ın cümlelerindeki gibi; "Sabaha karşı ancak uyuyordum ve işin garibi iki üç saat uyku bana yetiyordu.", "Bazen de televizyonun karşısına geçip uyku denilen meleğin gelip elimden tutup beni yatağıma yatırmasını bekliyordum. Müşfik elleriyle üzerimi örtüp, iyi uykular öpücüğünü alnıma kondurduktan sonra gökyüzüne yükselmesini" tam olarak böyleyim. Bu halin sebebini de açıklamaktan geri kalmamış sağolsun; "Aşkı ve öfkeyi söyleyemediğinde insanın konuşmaya dair hevesleri de bir bir yok oluyor. Susuyorsun." çünkü "İnsan, duygularının apaçık bir biçimde başkalarınca bilinmesini istemez."
Tarık Tufan, Bir Adam Girdi Şehre Koşarak kitabında da Kibrikçi Kız hikayesinden bahsetmişti. Bu kitapta da " Kibritçi kızın masalını hiç unutmadım. Soğuk bir yılbaşı gecesinde, üzerindeki incecik elbiseleriyle kibrit satmaya uğraşan kızın masalı. Gece iyice üşüyünce kibritleri bir bir yakmaya çalışır. Kibritin aydınlığında annesini görür, elinden tutar ve gider. Elimdekilerden kurtularak ruhumu ısıtmaya çalışıyordum." diyerek bahsediyor. Kibritçi Kıza yakınlık duyuyor. Belli ki onun da acılarından kaçmak için yaktığı kelimeleri var. Başkalarının bir tarafa attığı kelimeleri bulmuş gibi.
Ve yine kitabın son cümlesi bu kısa ve mutheşem kitabın özeti aslında;
susuyor olmam, acı çekmediğim anlamına gelmez..
KAFES..

merhaba değerli inceleme okuyucuları.. Bir Tarık Tufan rüzgarı ile daha başımın dönmesi geçmeden inceleme yazmak için klavyenin başına geçtim.. nitekim telefondan inceleme yazınca başıma gelen imla hataları pahalıya patlıyor :) ve ben bu incelemenin körün taşı gibi çaatt diye vurulan bir kuş gibi kazaya kurban gitmesine gönlüm razı olmadı :)

Error uyarısı vermek adına kendimi feda ederek okuduğum iki kitap ve akabindeki iki incelemeyi okuyanlar bilirler ne kadar yaralı olduğumu.. tıpkı kanadı kırık bir kuş gibi Tarık Tufan ın o merhamet dolu kitabına sığınarak yaraları sardık biraz sanki..
mutlu biten bir son ve verilen anlı şanlı bir 10 puan beni kendime getirdi gerçekten..

kitaba gelirsek efendim adından da belli olduğu üzere ve hatta yazarın başlarken kendinin de dediği üzere kendini hikaye kahramanıymış gibi anlatmanın serin sularında tarık tufan dökmüş bize içini.. 2004 de yayınlanan ilk baskıda 31 yaşındaymış Tarık tufan.. kitabın içindeyse 26 yaşında bir delikanlı var.. hatta soruyor bir yerde ''26 yaşında olmak size ne ifade ediyor'' diye.. çok hoş sorulardı.. ve beni o yaşlarıma geri döndürdü.. o yaşlarımda neler yaptığımı anlatamayacağım tabi sizlere ama bu kadar derin şeyler ne hissediyor ne de düşünüyordum diye özetleyebilirim kısaca.. imrendim.. neden derseniz hassas ve taşlaşmamış bir yürek öyle kolay kolay bulunacak bir şey değildir de ondan.. ve hayattaki en değerli şeydir.. ve ne acıdır ki biz bazen o yüreklerin hiç de kıymetini bilmeden ya da fark etmeden ya da umursamadan günlük hayatların tamamen tırt hengamesi içinde yanlarından geçip gidiyoruz.. o sıcak duyguları nelere feda ediyoruz nelere.. çok acı..

Kapakta iki tane kafes ve uçan kuşlar var.. ve o naif genç de kafes yapan bir yerde huzur buluyor kitapta en sonunda.. benim aslında bahsetmek istediğim başka bir konu var .. KUŞ ve KAFES kavramları..
normal hayatta çok sık kullandığımız kelimeler aslında..
Bir çok da manalara geliyor.. Artık siz en çok ne manalarını kullanıyorsunuz ya da hayatınızda neye tekabül ediyor bilmiyorum tabi :)

KAFESLEMEK..

KUŞUN KAFESE GİRMESİ

KUŞUN KAFESTEN KAÇMASI

VS VS

benim şimdilik aklıma bunlar geldi açıkçası.. kuş ve kafes mevzularına çok uzak olduğum için literatürümde zayıf kaldı muhtemelen..
ama bir gerçek var ki kuş beslemek ve balık beslemek konusunda erkekleri bir türlü anlamadım şimdiye kadar..etrafta bunun manyaklık derecesinde olduğu erkekleri gördükçe de inanın tez konusu bile olmalı diye düşünüyorum :)

kitabı okurken yakın bir zamanda evlenen işyerimden bir arkadaşımın nikah şekeri babında kafesin içinde iki kuş şeklindeki küçük oyuncağı da masamda ara baktığım bir figür oldu açıkçası.. o kafesteki kuş için Allahım ne espriler döndü anlatamam.. bayan olan arkadaş gözleri çakmak çakmak olmuş vaziyette '' kuşun biri kafesin dışındaydı, hayır o da içinde olacak diye direttim ona göre hazırlattım onları '' diye anlatmıştı :)) oyuncak bile olsa Allahtan kafesin kapağı açılıyor da erkekler bi rahat nefes aldı :) oyuncak kafesten bile rahatsız oldular düşünün.. Şimdi oyuncak bir kafes için bile bunu düşünen erkekler, kadınlar için o kadar rahat ve normalmiş gibi algılıyorlar ki bu kafese girme mevzunu.. GARİP :)

Tarık tufan bu kafes konusunu o kadar çok yönlü anlatmış ki .. hikayenin içinde kaybolurken çok da fark etmeyebiliyorsunuz.. ama şöyle bir baktığınızda kafese giren o kadar çok şey var ki.. Kanatlanıp uçamayan beden kafesinde olan bir ruh, işyerinde manyak manyak gelişim kitaplarıyla çalışmaya çalışan günümüz insanı, sevmeden yapılan bir evlilikteki o kafesin içindeki iki kişi, ailesinin itibarının gölgesinde kalan ve bu kafesten işleri batırarak çıkan bir baba... vs. vs..

daha da anlatmayayım isterseniz.. okuyun efendim.. kendi kafeslerimizin farkına vararak hem de..okuyun..
Güzel bir kitap. Okudukça kelimelerin içinde geçmişe dalıp gidiyorsun. İnsan çokça hayat ve bir de ölümdür...(en sevdiğim ve çokça düşündüğüm söz)
İlginç bir kitaptı. Şöyle ki, kitabı okumaya başladığımda mesai arkadaşım ne okuduğumu sordu. Ona ‘bir deneme kitabı okuduğumu’ söyledim. Gerçekten öyle düşünüyordum. Çünkü kitap adeta bir deneme gibi başladı. Ancak sonrasında bir romana ya da uzun hikayeye evrildi.

Kitapta çok sayıda aforizma var. Bazılarının altını çizdim. Kendini okutabilen bir eserdi. Başarılı...

Kendimden çok şey buldum diyebilirim. Bu bulmuş olmak, illa da kendi hayatımdan bir şeyler bulmak değil. Kendi yazarlık tecrübemden söz ediyorum. Anlatım tarzını, kelime yapısını, üslubunu benim Bir Gün adlı uzun hikayeme çok benzettim. Hatta, son cümlesi ‘Susuyor olmam, acı çekmediğim anlamına gelmez..’ aklıma hemen benim Bir Gün’deki ‘Susuyorsam, bil ki, seni düşünüyorumdur’ cümlesini getirdi. Yine iki hikayede kahramanların ruh halleri birbirine çok benziyordu. İkisi de aşk acısı çeken, yalnızlıktan hoşlanan, içlerine kapanık, kendilerince dindarlık anlayışları olan ama illa da suskun tiplerdi. Öyle ki, bazen Ve Sen Kuş Olur Gidersin’i gençlik yıllarımda ben yazmışım gibi hissettiğim oldu. Öğrendiğime göre bu eser Tarık Tufan’ın 25-26 yaş eseriymiş ve basıldığında 30 yaşlarındaymış. Benim Bir Gün de öyleydi. Ve son olarak, eserin takıldığı, eksik kaldığı kısımları da yine Bir Gün’e benzettim. Aynı acemilikleri yapmışız yani…

Şimâl Hanım’ın yönlendirmesi ile okudum bu kitabı. İlk Tarık Tufan kitabımdı. Ama aslında bunu alırken ikincisini de almıştım zaten. Sırada Şanzelize Düğün Salonu var. Pek yakında...
Keşke anneler hiç ölmese...

Kitabın en başında ya bu nedir? Yine bir deneme mi dememe kalmadan kitap yön değiştirdi. Ne yapayım sevmiyorum deneme okumayı !

İncecik 125 sayfa olmasına nazaran, harika bilgiler içeriyor. Bilgi diyorum, çünkü bir nevi bana kişisel gelişim kitaplarındaki tadı verdi. Tarık Tufan’ın akıcılığı ve merak uyandıran sonra ne oldusu, soluksuz okumama neden oldu. Çok güzel alıntılarla karşılaşmanız muhtemel. Özellikle anne’nin dahil olduğu bölümler benim için ayrı bir güzeldi. Bir de sonra doğru yazarın diğer karakteri de konuşturması çok hoşuma gitti.

Kişi babasız büyürde annesiz büyümez... Para, pul, iş, güç ve kariyer hepsi boş insanın huzuru olmadıktan sonra. Ana karakterimiz de kendi iç huzurunu kendi bildiği yollar ile arıyor. Aile içi dram, toplumsal şiddet, aşk ve bir çok duyguyu kitapta bulmamız ayrı bir hava katmış.

Ben kitabı genel olarak beğendim ve severek okudum. Sizlere de tavsiye ederim. Benim için farklı bir deneyimdi.

Sevgi isle kalın.
Herhalde bir kitabı ilk kez bu kadar kısa sürede bitirdim. Yazarın yaşadıklarını anlatma şekli, hissettikleri ve aile hayatında ki o tüm kargaşalar kendi ile kavgaları her insanın ''ya bende böyleyim evet evet bu söz bana ait olmalı'' demenize sebep oluyor. Herşeyden biraz biraz var diyemiyorum herşeyden baya baya var kitapta. Bazı sayfaları okumak benim için çok zor oldu ama okumamda gerekiyordu bu hikayenin sonunu görmek istiyordum. Kitabı bitirdiğinizde tarık tufan'ı bulup ona sarılmak isteyeceksiniz. İşte böyle bir son sizi bekliyor bu kitapta... Kitabı bitirince çok şey yazacağım bu incelemeye dedim ama söyleceğim herşeyi Tarık Tufan zaten kitapta yer vermiş. En iyisi ben susayım da o konuşsun sizinle. Kesinlikle okuyun :)
Evet Tarık Tufan’a ara ara devam ederek 3. Kitabını da okumuş oldum. Bu seferki eseri beni şaşırttı açıkçası. Başta deneme gibi başlayan eser orta sayfalara varmadan bir romana dönüştü. Önceki incelemelerimde belirttiğim gibi her cümlesi kıymetli yazarın. Kitabın ismi Cahit Zarifoğlu’nun bir şiirinin isminden gelmekte. Kitabın içindeki cümleler o kadar anlamlı ki altını çizecek olsanız sanırım çizilmedik yer pek kalmaz.. Kısa bir kitap 125 sayfa ama inceden inceye kendini sorgulatan, kişisel gelişimi irdeleyen, arada Filistin ve Gazze halkına atıfta bulunan, itiraflarla dolu, genel olarak umutsuz, hüzünlü ve depresyonu anlatan bir eser. Ailevi sıkıntılar çeken, yalnızlıkla boğuşan, huzuru arayan bir kahramanımız var. Daha doğrusu kendi içinde kendini arayan biri. Hayatından kesitlerle bölüm bölüm oluşturulmuş bir kitap.

Eser bir çok şeyi yeniden fark ettirmeye çalışıyor. Anlatımı o kadar bizden ve samimi ki çok hoş. Ayrıca bu eserinde karakterleri birbiriyle dertleştirmiş, konuşturmuş. Farklı karakterlere de bürünebiliyor yazar. Dertleşiyor daha doğrusu sizinle.

Sonuç olarak bakarsak bu kadar övgüye rağmen diğer okuduğum iki eserinin üstüne çıkamadı. Önceki okuduklarımdan bir tık aşağıda buldum ama yine de tekrar ediyorum. Bir yerlerden başlayın Tarık Tufan okumaya. Tavsiye ederim.

" Susuşları ve istemsiz veda edişleriyle tamamlanmamış bir cümledir insan.."
Yazarın okuduğum ikinci kitabı şanzelize düğün salonu kadar hızlı okusamda onun kadar beğenemedim. Yazarın anlattığı kendi yaşadıkları, bir çırpıda yazılabilecek incelikte bir kitap fakat satırlarda yazılanları yaşaması özellikle ruhsal açıdan uzun zaman almıştır. Kendinizden mutlaka bir parça bulabileceğiniz samimiyetle yazılmış bir kitap. Keyifli okumalar diliyorum.
Cümleleriyle ve hissettirdikleriyle insanın içine ve hatta düşüncelerine işleyen bir kitap. Bir solukta okuyacağınız türden.. Kitabı okurken karakterle birlikte aynı duyguları hissetmek, yeri geldiğinde kalbini tatlı bir sevecenlik kaplaması okuyucuya etkisini yitirmeyecek bir güzellik katmakta.

Ve evet, kitabın sonunda da denildiği gibi:

"Susuyor olmam, acı çekmediğim anlamına gelmez..."
Okurken ben bunu hissettim ama anlatamamıştım diyeceksiniz .. İncecik haline göre fazla derin bir kitap. Özellikle "Allah'a ve peygamberine ihanet etmeyin" cümlesi onun kadar benide etkiledi.
Manevi anlamda inceleyecek olursam arkadaşlarımın ilk doğum günü hediyesi ve Tarık Tufan'ın ilk okuduğum kitabı:)
Üslup olarak çok akıcı bir günde bitebilecek kadar hem de ... Kitap için kişisel gelişim romanı demek yerinde olur bence. Kitabı okurken insan kendini kitaptan bir karakter gibi hissediyor çok samimi bir dil ile yazılmış.
Ne garip,
İnsan doğruların ne kadar farkında olursa olsun
Kendisini kandırabilme gücünü asla yitiremiyor...
Bir oyundaymışım da, ebe beni unutup gitmiş gibi. Yıllarca oyunun kaldığı yerden devam etmesini bekleyen bir çaresizdim. Sobelenmek pahasına ortaya çıkıyordum ve kimseler varlığımı umursamıyordu.
Eğer Kur'an okumuyorsan, bütün bunlar elbette boğacaktır seni. Daha nefes alıp vermeyi bile bilmiyorsun.
Ona aşık mıyım?
Evet.
Ona bunu hiç söyledim mi?
Hayır.
Söylemeyi düşünüyor muyum?
Hiçbir zaman.
O bunu biliyor mu?
Kesinlikle evet.
Peki neden bir araya gelemiyoruz?
Başkasıyla evli!
Tarık Tufan
Sayfa 75 - Profil Kitap

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ve Sen Kuş Olur Gidersin
Baskı tarihi:
Şubat 2017
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759960834
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Profil Yayınları
"Önceden söyleyebilecek bir sözüm yok... Söylenmesi gereken ne varsa söylemeye çalıştım. Bu benim gibi biri için çok kolay değil. Bir çırpıda anlatmaya çalıştım her şeyi. Durup düşünürsem anlatmaktan vazgeçebilirdim. 
Bazı şeyleri, anlatmaktan ötürü de pişman olacağımın farkındayım. 
İnsan, duygularının apaçık bir biçimde başkalarınca bilinmesini istemez sonuçta. 
Bir öykü kahramanı olmanın rahatlığına bırakıyorum kendimi...
Samimi bir dille yazılan ve ruhlarınızı okşayacak "Ve Sen Kuş Olur Gidersin" kusursuz bir eser."

 

Kitabı okuyanlar 1.343 okur

  • DÜNYA
  • Busem
  • Demoklesin Kitabı
  • l
  • Sinem Albayir
  • S.S
  • Aslı
  • Dilek Obut
  • Özlem Çılgın
  • İrem Yıldız

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%9.9
14-17 Yaş
%7.7
18-24 Yaş
%31.9
25-34 Yaş
%38.1
35-44 Yaş
%8.2
45-54 Yaş
%1.5
55-64 Yaş
%0.5
65+ Yaş
%2.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%81.2
Erkek
%18.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%35.6 (158)
9
%21.6 (96)
8
%16.2 (72)
7
%12.8 (57)
6
%7.4 (33)
5
%3.8 (17)
4
%0.7 (3)
3
%0.7 (3)
2
%0.7 (3)
1
%0.5 (2)

Kitabın sıralamaları