Zevç mevkiinde, karısına; orkestra şefi makamında, çaldırdığı parçaya; aktör hüviyetinde, oynadığı esere; muallim kürsüsünde, okuttuğu sınıfa hayran kalabilenler, bence bu ve bütün kadroların en büyük güzideleridir. İnsan psikolocyasıyle derinden uğraşanlar pekâlâ takdir eder ki, ekseriyetle mesleklerin huşunetli ameliyeleri, işin aşk ve sıfat cephesini öldürür ve insanı dolap beygiri gibi sonsuz ve hazin bir “git gel”e mahkûm eder. Bu mahkûmluğa düşen aşksız ve saffetsiz insanlardan da hiçbir sahada ve hiçbir zaman ibda ve eser hamlesi beklememek lâzımdır. İşte ben bu inceliği, idareciden beklenen sanatkâr mizacı diye ifadelendirmek istedim.
Bilseniz, insanın içinde yaşadığı, mes'ulü olduğu, idaresine memur bulunduğu şeyi, her ân bir kat daha taze bir duyguyla sevebilmesi ne zor, ne zordur. Basit gibi görünen bu şey, bence en muğlak ruh düğümü!.
Bugünün apartman denilen sefertası biçiminde evleri, herbirinin nefes kokusunu duyacak kadar insanları burun buruna getirmekle, aşırı yakınlık yüzünden öyle bir uzaklık doğurmuştur ki, Avrupalı bir muharririn de dikkat ettiği gibi, komşuluk denilen aziz mânayı tam kökünden kurutmuştur. Bugünün apartman isimli mahkûm hücrelerinde insanlar, birbirlerinin gözü önünde birbirlerine yabancı kalmanın felâketini misâllendirmişler, mıncık mıncık bir arada yuğurulurken birbirlerinden bütün bütüne kopmuşlardır.