"Hayatınıza giren herkes tam vaktinde gelir. Zira daha evvel gelse birbirinize hazır değilsinizdir."
Sadece insanların değil, kitapların da vaktini beklediğine inananlardanım. Bazen bir kitap yıllarca elimin altında durduğu halde onu okumayı her seferinde erteleyip başka bir kitaba geçtiğimi sonra bir gün aniden kendimi onu okurken bulduğumu ve çok etkilendiğimi bilirim. Aykut Tanrıkulu 'nun Adem'in Hikayesi kitabında tam olarak bu durumu yaşamış ve kitap zamanını beklemiş demiştim. Funda Uçuk Er 'in kalemiyle tanıştığımda da aynı hissi yaşadım. Hayatımda öyle bir döneme denk geldi ki gerçekten bir Derviş Dede'ye, sohbetine, unuttuklarımı hatırlamaya, bilmediklerimi öğrenmeye ihtiyacım varmış.
Kitap bittiğinde garip bir hüzün hissettim. Sanki çok sevdiğim bir dosttan ayrılıyormuşum gibi... Benim için güzel bir yol arkadaşı, harika bir başucu kitabı...
Huşu Ağacı ve Asude Bahçe'nin devamı, serinin son kitabı... Diğer iki kitapta olduğu gibi tasavvufu günlük yaşam üzerinden, yalın bir dille, herkesin anlayacağı şekilde, sıkmadan veriyor. İlk kitapta karşımıza çıkan tüm karakterlerin akıbetinden de haberimiz oluyor bu kitapta. Havada kalan, acaba dediğimiz hiçbir kişi ya da olay bırakmadan tamamlanıyor seri. Okurken dört mevsimi de yaşatıyor. Hazan olup sararıp solduğunuz da oluyor, ilkbahar olup yeniden tomurcuk verdiğiniz de... Kış olup dallarınızın çırılçıplak kaldığı da oluyor, yaz olup her yanınızdan çiçekler fışkırdığı, güneşin sıcaklığının teninizi yaktığı da... İnsan ömrü misali... Okurken farklı karakterlerin farklı zamanlarında bir şekilde kendimi buldum ben. Ezcümle kitabı okumadım, yaşadım...
Derviş KelamıFunda Uçuk Er · Hayykitap · 20221,478 okunma
"Kitap, en iyi dosttur." desek de bazen ciddi bir tehlikeye dönüşebiliyor. Çocuk kitabı deyip ellerine verdiğimiz kitaplarda yaşlarına uygun olmayan ifadeler bulabiliyoruz maalesef. Bu nedenle kızıma aldığım kitapları önce ben okuyorum, daha sonra ona okutuyorum. Nohut Adam da kızım için aldığım bir kitaptı ve gerçekten başarılı buldum. Çocuk kitabı olmasına rağmen bir yetişkin olarak okurken çok büyük keyif aldım.
Günümüzde önemini yitiren arkadaşlık, yardımlaşma, farklılıklara saygı, hoşgörü gb. değerlere vurgu yapılıyor kitapta.
Saflığın, temizliğin sembolü olan çocuklarımız bazen onlardan beklenmeyecek derecede acımasız olabiliyorlar. Karşılarındaki kişinin duygularını hiç önemsemeden kırıp dökebiliyorlar. Okullarda, sokaklarda karşılaştığımız akran zorbalığı bize her geçen gün ne kadar kötüye gittiğimizi gösteriyor adeta. Vicdanını yitiren, kendisine benzemeyene tahammülü olmayan, başkasının üzerine basarak güçlü olduğunu zanneden insanlar yetişiyor. Anıl Basılı da bu konuyu ele almış. Dış görünüşüyle diğerlerine benzemeyen, bu nedenle dışlanan, yalnız kalan Nohut Adam'ın yaşadıkları, hissettikleri anlatılmış ve her ne olursa olsun umudu elden bırakmamak gerektiği vurgulanmış. Nohut Adam tam olarak iyiliğin vücut bulmuş hali. Kendisine yapılan onca kötülüğe rağmen karşısındaki insanlar için iyilik istemekten vazgeçmiyor. Okurken aklıma, Şeyh Edebali'nin "İyiliğe iyilik her kişinin, kötülüğe iyilik er kişinin işidir." sözü geldi. Verdiği mesajlar açısından dolu dolu bir kitap olmuş.
Her çocuğun zorbalığı yapan ya da zorbalığa uğrayan tarafta olma riski var günümüzde ve bence bu kitap her iki tarafa da seslenmiş. Zorbalığa uğrayanlara, "İnsanlar bazen kendini güçsüz ve mutsuz hisseder. Böyle durumlarda elinden gelen en iyi şeyin onu rahatsız eden şeylerden kaçmak