Sırça Köşk

8,3/10  (388 Oy) · 
1.123 okunma  · 
331 beğeni  · 
5.868 gösterim
"Niçin hep acı şeyler yazayım ? Dostlar, yufka yürekli dostlar bundan hoşlanmıyorlar. 'Hep kötü, sakat şeyleri mi göreceksin ? diyorlar. 'Hep açlardan, çıplaklardan, dertlilerden mi bahsedeceksin ? Geceleri gazete satıp izmarit toplayan serseri çocuklardan; bir karış toprak, bir bakraç su için birbirlerini öldürenlerden; cezaevlerinde ruhları kemirile kemirile eriyip gidenlerden; doktor bulamayanlardan; hakkını alamayanlardan başka yazacak şeyler, iyi güzel şeyler kalmadı mı ? Niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli ? Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu ?"
(Arka Kapak)
  • Baskı Tarihi:
    2014
  • Sayfa Sayısı:
    152
  • ISBN:
    9789750806629
  • Yayınevi:
    Yapı Kredi Yayınları
  • Kitabın Türü:
Murat Sezgin 
26 Haz 22:09 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bu hikâyeler konuşuyor!

Romandan farklı olarak bir hikâyeyi beğenmem için kısa yapısı gereği anlattığı konunun bende alelade olmayan bir şeyleri uyandırması lazım. Bunu hissettiğim her hikâyeyi ve her yazarı severim. Sırça Köşk tam da bu kriterleri karşılayan bir kitap oldu benim için. Hatta okumak için geç kaldığımı bile hissettim. Sabahattin Ali öyle hikâyeler yazmış ki okurken insanın içinde sürekli gölgede kalmış yerler aydınlanıyor, aydınlanmakla kalmayıp başka yerlere de ışığını saçmak için çabalıyor. Bir hikâyesi bir ses niteliğinde. Hikâye dile gelip konuşuyor size sadece dinlemek kalıyor. Bu gibi şeylerden sonra Sabahattin Ali sevdiğim yazarlar arasında yerini çoktan aldı bile.

Hikâye kitaplarını her şeyiyle tamamlanmış bir tabloya benzetebiliriz, bu tablonun detaylarını da kitaptaki hikâyelere. Diyelim bir tablo genel itibariyle hoşunuza gitti. Bu durumun en büyük sebebi tablodaki detaylardır, ne kadar çoğunu göremesek de. Sırça Köşk’te bana göre her şeyiyle tamamlanmış bir tabloydu. Kitaptaki hikâyelerin çoğu gerçekten güzel ve gerçekleri gözler önüne seren bir yapıdaydı. Ama bazı hikâyeler vardı ki bu kitabın güzelliğine güzellik katan, okunurluğuna okunurluk ekleyen. Ressam Tevfik Aravurgun ve arkadaşlarının başından geçenleri anlatan Beyaz Bir Gemi adlı hikâye ilk favorim. İkinci favorim para hırsının insanları ne tür kararlar almaya ittiğini gösteren Cankurtaran adlı öyküydü. Sonuncusu ve beni en çok etkileyen ve düşündüren hikâye Bahtiyar Köpek adlı hikâyeydi. Sabahattin Ali’nin her hikâyesinde toplumun belli bir kısmını görebiliyoruz. Kim bu belli bir kısım? Toplumun dayatmasıyla suç işlemiş olanlar, garip ve fukara köylüler, kederli ve acısıyla dost olan kişiler vs. Sabahattin Ali böyle kişilerden bahsederek içimizdeki boşlukların neler olduğunu gösteriyor.

İnsan bir kere göze batmaya görsün! İster gitsin taaa uzaklardan bulunmaz Hint kumaşını bulsun gelsin, ister çıkmaz ayın son çarşambasını bilsin, isterse de leb demeden başka şeyleri anlasın bu göze batma durumdan hepten kurtulamaz. Artık Sabahattin Ali’de nasıl göze battıysa adamı oradan oraya sürgün edip, eserlerini yasaklamışlar. Kitaba adını veren Sırça Köşk adlı masal da yasaklanmış zamanında. Masalda, üç arkadaşın her işini kendi yapan, kimsenin kimseye emir vermediği, kazananın kazanamayana yardım ettiği, kavga dövüş olmayan bir şehirde Sırça Köşk yaptırması anlatılıyor. Sırça kelime anlamı olarak camdan yapılmış anlamına geliyor. Dönemin ileri gelenleri(Tarih 1945) Sabahattin Ali’nin Sırça Köşk’ünü devletin bütünlüğüne bir tehdit olarak görmüşler sanırım. Çünkü masalda bu isim devlet kelimesinin karşılığı olarak kullanılıyor. Sabahattin Ali “Devlet olmadan da yaşanabilir, olsa bile sırça gibi kırılgan olabilir.” düşüncesini bu masalda dile getirmiş. Yine benzer bir durumu Koyun Masalı adlı masalda da görüyoruz. Ama ben burada öküzün altında buzağı aramanın doğru olmadığını düşünüyorum. Olan Sabahattin Ali’ye olmuş.

“Neden yazıyorsun? Niye sürekli toplumun bir kesimini ele alan yazılar yazıyorsun? Sizin için yazmak bir ihtiyaç mı yoksa alelusul bir şey mi?” Çeşitli yazarlara bu soruları farklı farklı zamanlarda sormuşlar. Sait Faik, “Yazmasaydım delirecektim” demiş. Tezer Özlü’ye sormuşlar: “Dünya acılı olduğu için yazıyorum. Duygularım taştığı için yazıyorum. Zavallılıktan sıyrılabilen kişinin yaşamı kendi egemenliği altına alabileceğini göstermek için yazıyorum,” diyerek devam etmiş. Hasan Ali Toptaş’ın bu sorulara gülüp geçtiğini hatırlıyorum. Günün birinde Sabahattin Ali’ye de biri sormuş(muhtemelen Çorumlu bir arkadaşı): “Yav, Sebaattin gardaşım, sen niye hep acıklı şeyler yazıyon ki? Bu memlekette heç mi bahtiyar insan yok heri?” Sabahattin Ali bu soruya muhtemelen hemen cevap vermemiş. 1946’da Bahtiyar Köpek adlı bir hikâye yazmış. Hikâyenin adından da anlaşılacağı gibi hikâyede bahtiyar bir köpeğin saadet dolu yaşamından(kuzu etinden başka et yemiyor, serin havalarda üstünde örme bir hırka var, sahibi layığı olmayan bir dişiyle çiftleşmesini istemiyor çünkü köpeğin huyunun bozulacağından korkuyor vs.) bahsediyor. Hikâyenin sonunda Sabahattin Ali başta sorulan soruya kendince şöyle cevap veriyor: “Ah, ben hayvanları çok severim. Bütün canlı mahlûkları, hayatı, güzelliği, saadeti severim…Ben karanlık şeylerden bahsetmek için dünyaya gelmemiştim…Hele cümle âlem bu köpeğin onda biri kadar rahata kavuşsun, bakın ben bir daha acı şeylerden söz açar mıyım!” diyor. Normalde hiçbir şekilde burada bir hikâyenin sonunu paylaşmam. Ama bana göre bu bir hikâye kesinlikle ve kesinlikle olamaz. Bu yazı hem bir yazarın neden yazdığının cevabı hem de yüzümüze vurulmuş toplumsal bir ayıptır. Ama ayıplardan ne kadar ders çıkarabiliyoruz ki! İşte bu gibi cevaplar sayesinde bana göre, bazen bir yazarın neden yazdığı ne yazdığından çok daha önemli!

Bu kitap annelere okutulmalı. Çünkü kızını bayram temizliğine zorlayan bir anne bu kitabı okusun yeminle bir daha temizlik memizlik yaptırmaz, demeyi gerçekten çok isterdim. O temizliği engellemek için ne bir güç ne de bir kitap var. Neyse. Bu okuduğum ikinci Sabahattin Ali kitabı oldu. İçimizdeki Şeytan ve Kuyucaklı Yusuf’u da yaz bitmeden okuyacağım, inşallah. İçimden bir his Sabahattin Ali’nin hikâyelerini daha çok seveceğimi söylüyor. Bazı insanlar görüşleri yüzünden bazı yazarları ya da kitapları okumazlar. Ama Sabahattin Ali her kesimden insanın okuması gereken bir yazar. Onun için okuyup, okutalım. İyi bayramlar.

Nurhan ATA 
25 Oca 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

Sade, gündelik ama büyüleyici bir dil. Her bir hikaye hayatın taa içinden. Toplumsal sorunlara, insanlığa ironik bir bakış. Kesinlikle okunmalı. Ayrıca Sırça Köşk hikayesi zamaninda yasaklanan bir öyküdür. (Devlete bir başkaldırı olarak görüldü.) Keyifli okumalar.

Asiye-Melikşah 
01 Mar 21:25 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Harika bir yazar elinden çıkmış yine harika bir kitap.İşinizi gücünüzü yorgunluğunuzu ertelemek isterseniz başlayın.İçindeki en güzel öykü bence bahtiyar köpek ve cankurtaran'dı.Ama esas güzellik son bölümdeki masallarda.Değirmen kitabının aksine kitaba ismini veren masal bu kitapta sonda.Günümüzde ve her çağda geçerli mesaja sahip enfes bir anlatı.Bir parça huzura hayale ihtiyacınız varsa lütfen okuyun.İnanın sadece bir iki saat yetecek.

insan_okur 
13 Eki 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Sabahattin Ali yine geleceği görmüş, geçmişten ders alın demiş resmen. Harika bir dil, harika öyküler ama masallar çok daha muhteşem. Kitap 2 bölümden oluşmakta. İlk bölümde öyküler var. İkinci bölümde ise masallardan oluşuyor. Masalları daha çok beğendiğimi itiraf edebilirim. Çok sarsıcı ve mükemmel dersler veriyor.

Portakal hikayesi; nasip nedir bilemezsin gibi bir ders vermiş, Beyaz Gemi öyküsü ise sanat konusunda, lakaplar ve takılan isimlerin üzerine yapışması sonucu oluşan olaylardan bahsetmiş.

Beni en çok etkileyen konulardan biri ise sağlık oldu. Sağlıkla ilgili bir çok hikaye anlatmış ama bu kadar mı gerçek olur. Resmen geçmişimizde yaşanan sorunlar, sıkıntılar hepsi çok kötü şeyler. Maddi yetersizlikler sonucu ölenler, doktor azlığından dolayı ölenler, doktorların deneyimsizliği vb. Cankurtaran hikayesi ben kitapta en etkileyen kısımdı itiraf edebilirim.

Bahtiyar köpek hikayesi ile annelik içgüdüsü, ailenin önemi anlatılmış. Kısacası küçük bir öykü kitabına neler sığdırmış Sabahattin Ali. Vuslat, kavaşamama, doğayı tahrip etmeme, kültürel yozlaşma, tarihine sahip çıkmama, devletin yanlış politikaları, açgözlülük, hapishane, işkenceler, boş lafa kanmamak,reklamlara kanıpta aldanmak...

Son masal Sırça Köşk çok sağlamdı. Herkese tavsiye ederim. Sabahattin Ali'nin adı geçmesi bir kitap için yeterli sanırım. İyi okumalar diliyorum.

DERYA 
19 Haz 19:38 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

Her bir hikaye,her bir masal o kadar hayat kokuyor ki...Sanki o hikayelerin herbirini gördüm,duydum,yaşadım...Sevgili Sabahattin Ali kalemini,ustalığını konuşturmakla kalmamış,bizzat yaşayıp,yaşatmış...Portakalda gördüm...Denize atılacak kadar çok olan portakalın,fakire gelince yok olduğunu...Böbrek de gördüm...Derdine derman ararken,dermansız kalındığını...Bahtiyar köpek de gördüm...Sevgi varsa hayatın nasıl güzelleştiğini...Çilli de gördüm...Anneliğin en büyük savaşını...Cankurtaran da gördüm...Paran yoksa öl demenin ne kadar kolay olduğunu...Çirkince de gördüm...Doğanın nasıl yapaya çevrildiğini...Ve sırça köşkte gördüm...Yapılanın yıkıldığını ama gönlümüzde ki köşklerde baş köşeye koyduklarımızın asla sarsılmadığını...

Nurhan Işkın 
23 Ara 2015 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Sabahattin Ali'nin 1944 ve 1947 yıllarında yazdığı, on üç deneme ve dört kısa masaldan oluşan bu kitap, sade dile akıcı cümleleri ile okuru geçmiş zamanın sokaklarında gezintiye çıkarıyor...

Özellikle hastanede yaşanan, Doktor Mutena Cankurtaran ve İbrahim arasında ki hadise çok düşündürücü...

Çirkince'nin konusu ise; Cumhuriyet dönemi ile isminin nasıl değiştirildiği...

Çilli'nin başına gelenler ve evladı hakkında ki kararı...

Avni Akbulut'un böbrek rahatsızlığından dolayı geldiği İstanbul'da, başına gelenler ise, merhamet yoksunluğu ve sömürücülüğün; saf duyguların nasıl kullanıldığına dair güzel bir örnek teşkil ediyor...

Katil Osman'ın hikayesin de ise insan hayatına kastın bu kadar kolay mı olduğunu sorgulayacaksınız...

Rıfat'ın karakolda başından geçen işkence dolu dört günün anlatımı ise, sizi sanki o odanın için de onun ile birlikteymişsiniz hissini uyandırıyor...

Yazar öykülerini o kadar sade bir dille ama o kadar güzel bir tasvir ile yazmış ki, okurun her öykünün içinde yer almasını sağlıyor...

Yonca Salman 
 01 Eki 2016 · Puan vermedi

Kitap kısa öykülerden oluşuyor.Farklı tarzlarda hikayeler bunlar .Ama en güzel olanı sondaki sırça köşk masalı ...Kaliteli bir dil ve üslup var.

Nisa 
11 Haz 22:28 · Kitabı okudu · 2 günde · 8/10 puan

********* SPOİLER İÇERİR***********
Bu incelemeyi yazabilmek için kitabı bitirip birkaç saat sindirmeye çalıştım. Kitap 2 bölümden oluşuyor.1. bölümde öyküler 2. bölümde ise masallar.Kitabın dili tasvirleri çok iyi defalarca Şirince'ye gittim ama Sabahattin Ali oranın eski halini öyle güzel betimlemiş ki gözümde canlandı.Aslında bu kitapta beni etkileyen 2 masal vardı.Eğer Sabahattin Ali'nin hayatını okuduysanız mutlaka sizin de dikkatinizi çekecektir. Sabahatin Ali 1907-1948 yılları arasında yaşamış Osmanlı Devletinin çöküşü ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu dönemlerini görmüş eserlerinde bu dönemin etkileri görülüyor.Bahsettiğim 2 masaldan biri ''Koyun Masalı'' George Orwell' in Hayvan Çiftlİğine oldukça benziyor.Bu masaldaki karakterler halk koyunlar, kurtlar İtilaf devletleri, çoban padişah, köpekler ise Atatürk yönetimi.5 sayfa olmasına rağmen çok iyi yazılmış bi taşlama olmuş ama okurken kendimi çok garip hissetmeme neden oldu. Çobanın koyunları sömürmesi kötü davranması ile başlıyor, son gelen çobanın koyunları kurtlardan korumak yerine birkaç koyun atıp savuşturuyor.''Günün birinde yabani hayvanlar, canavarlar birbirine girdi kışta sert olunca kurtlar ayılar yiyecek bulamayıp azmışlardı''( Burayı 1.Dünya savaşı olarak düşünebiliriz.) '' Canavarların kıpkırmızı açılan ağızlarıyla iri dişlerini görünce koyunlar işin şakaya gelmeyeceğini anladılar.Köpekler de koyunlar elden gidince kendilerinin aç kalacağını düşünüp gayrete geldiler hep beraber sıska kurtlara saldırdılar.( Buraya bakacak olursak halkın zaten işgallere karşı geldiğini bunu Atatürk sayesinde olmadığını vurgulamış.)Koçlar başını öne eğip iri boynuzlarıyla canavarların üstüne yürürlerken,köpekler de bi hayli havlayıp gürültü ettiler. Daha sonra ''hep birlikte çobanın üstüne yürüdüler. Ödlek çoban kaçıp canını zor kurtardı.'' ''Bu kavgadan en karlı çıkan köpekler olmuştu hem çayırlardaki kurt leşlerini hem de dövüşürken ölen koyunları yiyip iyice doymuşlardı.'' daha sonra köpekler '' Sizi kurtlardan da çobanlardan da kurtardık'' diyerek burunları büyüdü. İçlerine büyüklük kurdu düştü ve rastgele köpeklerden olmadıklarını düşünmeye başladılar ''Köpek ne demek? Bizim de aslımız kurt değil mi?'' diye övünüyorlardı.(Savaşı halkın kazandığını ama Atatürk yönetiminin bizim sayemizde kazandığını söylediğini vurgulamış.)Masalın sonunda ise '' Bu dünyada çobansız da, köpeksiz de yaşanabilirmiş. Ama bunu anlamak için her defasında bu kadar kurbanlar verecek olursak pek çabuk neslimiz kurur. Bari siz gözünüzü açın da ilerde başınıza yeniden itler musallat olursa, sürüyü canavarlara paralatmadan onları defetmeye bakın.'' Masalın birçok yerinde buna benzer vurgular var ben sadece öne çıkanları yazdım. Diğer masal ise kitaba adını veren ''Sırça Köşk''. Ben Sırça Köşk'ü TBMM ye benzettim. Kitap için incelemem bu kadar umarım okumak isteyenler için faydalı olur.

Bayan Okur 
18 Mar 2016 · Kitabı okudu · 5 günde · Puan vermedi

Bu zamana kadar okuduğum öykü kitaplarI arasında gerçekten en kaliteli yazı diliyle yazılmış her okurun kütüphanesinde bulunması gerektiğini düşünüyorum. Sabahattin Ali okurken pişman olunmayacak yazarlardan.

Ezgi Sezgin 
05 Tem 2015 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Dil, kurgu ve anlatımın sadeliğiyle öykü sevenler için harika bir kitap.13 öykü ve 4 masaldan oluşan bir eser.Günümüzde yaşanan, günlük yaşamda karşılaşabileceğimiz öyküler söz konusu.
Yazar, farklı insan karakterleri ile Anadolu insanının farklı yaşam biçimlerini dile getiriyor.
İçinde birbirinden güzel, birbirinden gerçekçi hikayeler var.Kimi zaman hüzünlendiren, kimi zaman tebessüm ettiren hikayelerden...
Hikayelerden özellikle Beyaz Gemi ve Dekolman'ı, masallardan Sırça Köşk'ü beğendim.

Kitaptan 180 Alıntı

Derya Deniz 
05 May 19:31 · Kitabı okudu · Beğendi

" Ama ruhumuz böyle gökyüzünde uçup dururken birdenbire yere inip insan küçüklüğü ile karşılaşmak ne tuhaf oluyor. "

Sırça Köşk, Sabahattin Ali (Sayfa 27)Sırça Köşk, Sabahattin Ali (Sayfa 27)
Cansu Koçak 
15 Şub 11:54 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

İnsanın içini bir dert kemirmeyince yüzü böyle solar, gözleri böyle dalar mı?

Sırça Köşk, Sabahattin Ali (Sayfa 125 - YKY)Sırça Köşk, Sabahattin Ali (Sayfa 125 - YKY)
Sadettin TANIK 
06 Haz 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bu dünyada çobansız da, köpeksiz de yaşanabilirmiş. Ama bunu anlamak için her defasında bu kadar kanlı kurbanlar verecek olursak pek çabuk neslimiz kurur. Bari siz gözünüzü açın da, ilerde başınıza yeniden itler, hele kendilerini kurt sanan palavracı itler musallat olursa, sürüyü canavarlara paralatmadan onları defetmeye bakın!

Sırça Köşk, Sabahattin AliSırça Köşk, Sabahattin Ali
Sadettin TANIK 
06 Haz 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bol bol hayaller kurup bunların her zaman boşa çıktığını görmeye alışmış bütün insanlar gibi, ressam Tevfik de kaderine çabuk boyun eğenlerdendi.

Sırça Köşk, Sabahattin AliSırça Köşk, Sabahattin Ali
Sadettin TANIK 
06 Haz 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Cennet gibi yerler virane oldu diye gavurda keramet, Müslüman'da kabahat arama!.. Eskiden buraların sahipleri burada yaşar, burada işlerdi. Sen sahipli memleketi sahipsiz eden beylerin yakasına yapış...

Sırça Köşk, Sabahattin AliSırça Köşk, Sabahattin Ali

"Bu dünya menfaat dünyası. Menfaatini düşünmeyen insan olur mu? Eline fırsat geçirip de çalmayan bir kişi göstersene bana!.. Ha? Bir kişi!.. Kör olayım yoktur."

Sırça Köşk, Sabahattin AliSırça Köşk, Sabahattin Ali
Zagor 
 12 Nis 00:07 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Ağaç
"Ağaç dediğin bakım ister, masraf ister... Kıymetini bilmeyene nimetini verir mi? Muhacirler iki sene üst üste mahsul alamayınca ya kestiler, ya sattılar... Cahillikle fakirlik bir olmuş, Sultan Süleyman'ın mülkü dağılmış."

Sırça Köşk, Sabahattin Ali (Sayfa 104 - Yapı Kredi Yayınları 34.Baskı 2017)Sırça Köşk, Sabahattin Ali (Sayfa 104 - Yapı Kredi Yayınları 34.Baskı 2017)
Mine 
06 Ağu 19:59 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Olur, bazan olur... İnsan dedikleri mahlukun, içinde neler kaynaştığını biliyormuyuz? Öyle anlar olur ki, en ummadığımız adam en beklemediğimiz şeyleri yapabilir.

Sırça Köşk, Sabahattin Ali (Sayfa 109)Sırça Köşk, Sabahattin Ali (Sayfa 109)

“Her an bir şey olması ihtimali içinde, saatlerce, günlerce hiçbir şey olmadan beklemek, azapların en korkunçları arasındadır. Bir kapının önünde, bir hücrede neden olduğunu bilmeden beklemek. Kafanıza dolmak isteyen türlü ihtimallerle zaman zaman yüreğinizin çarpıntısı artarak beklemek.”

Sırça Köşk, Sabahattin AliSırça Köşk, Sabahattin Ali
18 /