Adı:
Sırça Köşk
Baskı tarihi:
Ekim 2003
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750806629
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
"Niçin hep acı şeyler yazayım ? Dostlar, yufka yürekli dostlar bundan hoşlanmıyorlar. 'Hep kötü, sakat şeyleri mi göreceksin ? diyorlar. 'Hep açlardan, çıplaklardan, dertlilerden mi bahsedeceksin ? Geceleri gazete satıp izmarit toplayan serseri çocuklardan; bir karış toprak, bir bakraç su için birbirlerini öldürenlerden; cezaevlerinde ruhları kemirile kemirile eriyip gidenlerden; doktor bulamayanlardan; hakkını alamayanlardan başka yazacak şeyler, iyi güzel şeyler kalmadı mı ? Niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli ? Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu ?"
(Arka Kapak)
Sade, gündelik ama büyüleyici bir dil. Her bir hikaye hayatın taa içinden. Toplumsal sorunlara, insanlığa ironik bir bakış. Kesinlikle okunmalı. Ayrıca Sırça Köşk hikayesi zamaninda yasaklanan bir öyküdür. (Devlete bir başkaldırı olarak görüldü.) Keyifli okumalar.
Bu hikâyeler konuşuyor!

Romandan farklı olarak bir hikâyeyi beğenmem için kısa yapısı gereği anlattığı konunun bende alelade olmayan bir şeyleri uyandırması lazım. Bunu hissettiğim her hikâyeyi ve her yazarı severim. Sırça Köşk tam da bu kriterleri karşılayan bir kitap oldu benim için. Hatta okumak için geç kaldığımı bile hissettim. Sabahattin Ali öyle hikâyeler yazmış ki okurken insanın içinde sürekli gölgede kalmış yerler aydınlanıyor, aydınlanmakla kalmayıp başka yerlere de ışığını saçmak için çabalıyor. Bir hikâyesi bir ses niteliğinde. Hikâye dile gelip konuşuyor size sadece dinlemek kalıyor. Bu gibi şeylerden sonra Sabahattin Ali sevdiğim yazarlar arasında yerini çoktan aldı bile.

Hikâye kitaplarını her şeyiyle tamamlanmış bir tabloya benzetebiliriz, bu tablonun detaylarını da kitaptaki hikâyelere. Diyelim bir tablo genel itibariyle hoşunuza gitti. Bu durumun en büyük sebebi tablodaki detaylardır, ne kadar çoğunu göremesek de. Sırça Köşk’te bana göre her şeyiyle tamamlanmış bir tabloydu. Kitaptaki hikâyelerin çoğu gerçekten güzel ve gerçekleri gözler önüne seren bir yapıdaydı. Ama bazı hikâyeler vardı ki bu kitabın güzelliğine güzellik katan, okunurluğuna okunurluk ekleyen. Ressam Tevfik Aravurgun ve arkadaşlarının başından geçenleri anlatan Beyaz Bir Gemi adlı hikâye ilk favorim. İkinci favorim para hırsının insanları ne tür kararlar almaya ittiğini gösteren Cankurtaran adlı öyküydü. Sonuncusu ve beni en çok etkileyen ve düşündüren hikâye Bahtiyar Köpek adlı hikâyeydi. Sabahattin Ali’nin her hikâyesinde toplumun belli bir kısmını görebiliyoruz. Kim bu belli bir kısım? Toplumun dayatmasıyla suç işlemiş olanlar, garip ve fukara köylüler, kederli ve acısıyla dost olan kişiler vs. Sabahattin Ali böyle kişilerden bahsederek içimizdeki boşlukların neler olduğunu gösteriyor.

İnsan bir kere göze batmaya görsün! İster gitsin taaa uzaklardan bulunmaz Hint kumaşını bulsun gelsin, ister çıkmaz ayın son çarşambasını bilsin, isterse de leb demeden başka şeyleri anlasın bu göze batma durumdan hepten kurtulamaz. Artık Sabahattin Ali’de nasıl göze battıysa adamı oradan oraya sürgün edip, eserlerini yasaklamışlar. Kitaba adını veren Sırça Köşk adlı masal da yasaklanmış zamanında. Masalda, üç arkadaşın her işini kendi yapan, kimsenin kimseye emir vermediği, kazananın kazanamayana yardım ettiği, kavga dövüş olmayan bir şehirde Sırça Köşk yaptırması anlatılıyor. Sırça kelime anlamı olarak camdan yapılmış anlamına geliyor. Dönemin ileri gelenleri(Tarih 1945) Sabahattin Ali’nin Sırça Köşk’ünü devletin bütünlüğüne bir tehdit olarak görmüşler sanırım. Çünkü masalda bu isim devlet kelimesinin karşılığı olarak kullanılıyor. Sabahattin Ali “Devlet olmadan da yaşanabilir, olsa bile sırça gibi kırılgan olabilir.” düşüncesini bu masalda dile getirmiş. Yine benzer bir durumu Koyun Masalı adlı masalda da görüyoruz. Ama ben burada öküzün altında buzağı aramanın doğru olmadığını düşünüyorum. Olan Sabahattin Ali’ye olmuş.

“Neden yazıyorsun? Niye sürekli toplumun bir kesimini ele alan yazılar yazıyorsun? Sizin için yazmak bir ihtiyaç mı yoksa alelusul bir şey mi?” Çeşitli yazarlara bu soruları farklı farklı zamanlarda sormuşlar. Sait Faik, “Yazmasaydım delirecektim” demiş. Tezer Özlü’ye sormuşlar: “Dünya acılı olduğu için yazıyorum. Duygularım taştığı için yazıyorum. Zavallılıktan sıyrılabilen kişinin yaşamı kendi egemenliği altına alabileceğini göstermek için yazıyorum,” diyerek devam etmiş. Hasan Ali Toptaş’ın bu sorulara gülüp geçtiğini hatırlıyorum. Günün birinde Sabahattin Ali’ye de biri sormuş: “Yav, Sebaattin gardaşım, sen niye hep acıklı şeyler yazıyon ki? Bu memlekette heç mi bahtiyar insan yok heri?” Sabahattin Ali bu soruya muhtemelen hemen cevap vermemiş. 1946’da Bahtiyar Köpek adlı bir hikâye yazmış. Hikâyenin adından da anlaşılacağı gibi hikâyede bahtiyar bir köpeğin saadet dolu yaşamından(kuzu etinden başka et yemiyor, serin havalarda üstünde örme bir hırka var, sahibi layığı olmayan bir dişiyle çiftleşmesini istemiyor çünkü köpeğin huyunun bozulacağından korkuyor vs.) bahsediyor. Hikâyenin sonunda Sabahattin Ali başta sorulan soruya kendince şöyle cevap veriyor: “Ah, ben hayvanları çok severim. Bütün canlı mahlûkları, hayatı, güzelliği, saadeti severim…Ben karanlık şeylerden bahsetmek için dünyaya gelmemiştim…Hele cümle âlem bu köpeğin onda biri kadar rahata kavuşsun, bakın ben bir daha acı şeylerden söz açar mıyım!” diyor. Bu yazı hem bir yazarın neden yazdığının cevabı hem de yüzümüze vurulmuş toplumsal bir ayıptır. Ama ayıplardan ne kadar ders çıkarabiliyoruz ki! İşte bu gibi cevaplar sayesinde bana göre, bazen bir yazarın neden yazdığı ne yazdığından çok daha önemli!

Bu okuduğum ikinci Sabahattin Ali kitabı oldu. İçimizdeki Şeytan ve Kuyucaklı Yusuf’u da yaz bitmeden okuyacağım, inşallah. İçimden bir his Sabahattin Ali’nin hikâyelerini daha çok seveceğimi söylüyor. Bazı insanlar görüşleri yüzünden bazı yazarları ya da kitapları okumazlar. Ama Sabahattin Ali her kesimden insanın okuması gereken bir yazar. Onun için okuyup, okutalım. İyi bayramlar.
Sabahattin Ali'nin 13 öykü ve 4 masaldan oluşan,gayet akıcı,düşündürücü,yasak zihniyetlere sıkıdenetim uygulayan, kalbimize ve kafamıza neşter vurucu bir eser.

Sabahattin Ali'nin 1940'lı yıllarda yazmış olduğu bu eseri sanki geçmişten günümüzün çekilmiş değişmeyen fotoğrafı gibiydi.Okurken şaşırmadığım sadece gozlemleme noktasında zayıf olduğumu(!),duyarsız olduğumu dusundurten bir eser oldu.Hikayelerin gerçekçi olusu,bir yerlerde hala daha "Ruhuna Fatiha" okunmayacak şekilde yaşanabilir oluşu,varlığını surdurebiliyor oluşu,benzer hikayelerin zihninize üsüsüyor oluşu Sabahattin Ali'nin usta bir toplum fotoğrafçısı olduğunu gösteriyor.Bahsettiği öykülerin gercekciligi zihninizde ve kalbinizde değerli kılıyor yazarı.Bundan dolayı Sabahattin Ali kıymetler ötesi bir yere sahip yüreğimde.Tüm eserlerini okumak istediğim özel bir insan.

Hikayelerden Beyaz Bir Gemi ,Katil Osman,Böbrek,Bahtiyar Bir Köpek,Dekolman,Cankurtaran,
Kurtla Kuzu,masallardan genel olarak hepsini cok beğendiğimi Bir Aşk Masalı,Koyun Masalı ve özellikle Sırça Köşk masalı harikuladeydi.Hikayeler genel olarak toplumun arizalarini yansitirken masallar ise bu arizalarin,aksakliklarin,kanayan yaraların ve bu yaraların ortaya çıkışının musebbibi gibiydi.Bir Aşk Masali'ndaki melikenin yurdunda dertli insan bulundukca iç huzuru yakalayamadigi,kendisinin de bir o kadar dertlendigi,çare aradığı ,muhtaclara el uzatan,kapılarına çuvalla mutluluk ikram eden iyilik elçisi misali hayalindeki yöneticinin profilini çizmiş yazar adeta bu güzelliklerin tukenmemesi,yazıda kalmaması icin hoh'laya,hoh'laya kalemine...

Ancak "eeee,eeee bebeğim eeee" masallariyla surekli uyutulan milletin bununda yanında zalim sevicilerin ve güce tapanlarin bile koyun gibi gudulmemesi için,kendilerine aylakliklarini katık yapip "sırça kosk" yaptıran milletin tepesine menfaatlerini basamak yapıp kat çıkan,yapmaları gerektiği halde bir lütufmus gibi yaldizli,ışıltılı tepside sundukları yapmadıkları hizmeti (!) allandira ballandıra yapıyormuş gibi gostererek milletin malını mulkunu ganimet sayıp tepe tepe kullanan,bununla da yetinmeyip kendi ellerimizle besledigimiz karganin beslendikce,guclendikce gün gelip gözümüzü oymasi;yıkılmaz,devrilmez masallariyla uyusturduklari 'beyinsiz,gözsüz,dilsiz'
bırakılan canlı cenazeler için;ahlaki kokusmusluklariyla,yureklerinin abdestsiz oluslariyla en önlerden görünmek için kameraya bulastirdiklari kirli pozlarla cenaze namazı kılan,halkın ideolojilerini,mukaddes değerlerini bir kefen gibi boyunlarindan geçirip peşlerinden sürükleyen diktatorlerin (!) de korkuyla,nefretle,gayzla sürdürmeye çalıştıkları saltanatlarinin ,kurdukları uygarliklarinin da üç-beş uyanmış insanın ses vermesiyle,"Dur..!" demesiyle oluşan cesaret konvoylarinin çıkardıkları ayak sesleri ile yikilabilirliginin ,
devrilebilirliginin mümkün olabilirligini,eğer ki böyle bir diktatorle yönetiliyor olma ihtimalimize karşı canı pahasına da olsa ,bedeli acı acı odetilse de daha fazla can kaybı,zihin kaybı,merhamet kaybı,vicdan kaybı,adalet kaybının yaşanmaması için başımızdan defetmenin çözüm yollarını murekkebiyle miras birakiyor yazar adeta bize.

"Niçin hep acı şeyler yazayım ? Dostlar, yufka yürekli dostlar bundan hoşlanmıyorlar. 'Hep kötü, sakat şeyleri mi göreceksin ? diyorlar. 'Hep açlardan, çıplaklardan, dertlilerden mi bahsedeceksin ? Geceleri gazete satıp izmarit toplayan serseri çocuklardan; bir karış toprak, bir bakraç su için birbirlerini öldürenlerden; cezaevlerinde ruhları kemirile kemirile eriyip gidenlerden; doktor bulamayanlardan; hakkını alamayanlardan başka yazacak şeyler, iyi güzel şeyler kalmadı mı ? Niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli ? Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu ?" diye kendisine sitemde bulunulan yazar,
"Bahtiyar Köpek " oykusuyle yapılan eleştirilere yaptigi açıklamayla yazmış olduğu tüm öykülerinin kalbini oluşturuyor adeta.Diger anlattıkları üzerinde durduğu konular,kültürel ve tarihsel yagmalanma,kültürel yozlasma,doğanın korunmamasi,tahrip edilmesi,
aydinlari susturan paranın gücünü,milletin acgozlulugu,canının hiçe sayılması,Anadolu insanının safliklarini paraya çevirip sagligiyla oynanması ve ağır bir bedel odetilmesi,
doktorların insan tacirligi yapması vesaire gibi harabeye çevrilmiş toplumun sorunlarını imar etmek için, farklı alanlardan aynı sancılı hikayeleri neden masaya yatirdigina bir açıklama gereksinimi duyuyor yazar "Bahtiyar Köpek " hikayesiyle...

Acıyla seyrediyoruz ve şahit oluyoruz ki halen daha Sabahattin Ali ve bu düşüncede olan kişiler toplumun sıkısmıslıklarını suskun bir kabul edisle boyun egip teslim olmadıkları için çekmek (!) düştü belki de bahtlarina.Bir mahşer uyanikligina saklanilan kelimeler, gün gelecek en güzel ,en yakışan kıyafetiyle haklının ve doğrunun yanında saf tutan vicdanlari haklı çıkaracaktir.Inanıyorum ki Sabahattin Ali, kahrı ve hüznü dağıtacak ,yüzümüzde tebessüm oluşturacak iyilik ,güzellik hikayelerine tutunup murekkebiyle neşe sacmak isterdi.Bugün de çok daha fazlasını canı gönülden isterdi.Ancak düşünceleri uğruna vurulan birisi için,bugün bile hiç değişmeden tekerrür eden misliyle yaşananlar ve yasatilanlar sadece utanç verici...!

Keyifli okumalar ...
Sabahattin Ali’nin 13 öykü ve 4 masaldan oluşan 141 sayfalık 1940 – 1950 tarihinde kaleme aldığı eseri. İçeriği çok sürükleyici ve güzel bir anlatımıyla dopdolu bir kitap.

Toplumun hep kanayan yaralarına dokunan anlatımıyla sıkılmadan okunacak bir eser. Özellikle “Cankurtaran” hikâyesine bayıldım. Orada anlatılan çaresizlik ise başka bir dert. Ne güzel sürüklüyoruz değil mi insanı ölüme? Muhtemelen halende vardır; borcundan dolayı kişiyi rehin alma hadisesi. Lakin o devirdeki gibi “Muhatapsız” kalmazsınız. Muhakkak sesinizi bir yerlere ulaştırırsınız.

Usta için, pek bir dil dökmeye gerek yok. Muazzam kalemini kullanarak dillere destan edip yazdığı eserleri okumayı ihmal etmeyin. Sabahattin Ali’nin eserlerinden çıkarılacak birçok ders vardır. Herkes hakkına düşen nasibini alması dileği ile…

Sevgiyle kalın.
Harika bir yazar elinden çıkmış yine harika bir kitap.İşinizi gücünüzü yorgunluğunuzu ertelemek isterseniz başlayın.İçindeki en güzel öykü bence bahtiyar köpek ve cankurtaran'dı.Ama esas güzellik son bölümdeki masallarda.Değirmen kitabının aksine kitaba ismini veren masal bu kitapta sonda.Günümüzde ve her çağda geçerli mesaja sahip enfes bir anlatı.Bir parça huzura hayale ihtiyacınız varsa lütfen okuyun.İnanın sadece bir iki saat yetecek.
Eveet efenim, uzun bir aradan sonra tekrar bir incelemede beraberiz. Bu sefer inceleme yapmak istediğim kitap Sırça Köşk. Çok sevdiğim bu adamın kitap incelemesine geçmeden önce Sevgili Cerrah Asya ya teşekkürlerimi iletiyor, bu güzel etkinlik için; #29389764 ona minnetar olduğumu belirtmek istiyirum. Zira etkinlik olmasa bu güzel adamın güzel kitaplarını ertelemeye devam edecektim:\


Sabahattin Ali, günümüzde çok sevilen ama maalesef ki kendi zamanında değeri bu kadar bilinmeyen (neden hep böyle yazarların değeri sonradan anlaşılıyor anlamıyorum ki) bir yazarımız. Kürk Mantolu Madonna kitabıyla aşık olduğumuz bu yazar diğer eserlerinde de bu aşkı söndürmedi. Hatta katbekat arttırdı diyebilirim. Biraz kitaplarından, yazarlığından bahsedecek olursak;

Her kitabında toplumun her köşesinden insana yer verebilen bir yazar. Okurken kitaplarını hiç sıkıldığımı hatırlamıyorum. Her kitabında aşka illa yer verir. Sanatını aşka adar yazarımız. Büyük Türk Yazar ibresini kullanabiliriz onun için. O yüzden eğer erteliyorsanız bu adamın kitaplarını; çok şey kaçırıyorsunuz derim.

Biraz da hayatına gelirsek, kendisinin trajik bir ölümünün olduğunu belirtmek isterim. Hala bile katilinden şüpheliyim ben. Böyle öldürülmesine tek şaşıran ben olmasam gerek ki; Aziz Nesin (çok değerli bir yazarımız olduğunu düşünüyorum kendisinin) bile öldüğünü öğrendiği andaki ifadesini şöyle anlatır; #18768850 , #18769399 (Bu alıntıları bizimle paylaştığı için sevgili Tuco Herrera ya teşekkürlerimi iletiyorum.) Gördüğünüz gibi Biz Sabahattin Ali'yi tanımıyoruz ama onu okuyoruz, onunla tanışmıyoruz ama bir yerlerde görsek hemen tanırız. Sabahattin Ali olmak işte böyle bir şey. Minnettarım sana ve kitaplarına Büyük Yazar...

Spoiler olabilir...

Kitabı ilk elime aldığımda diğer kitapları gibi tek hikayeden olduğunu düşünerekten hata etmişim. Zira birkaç güzel hikayeden oluşuyor kitabımız. Hikayeler kesinlikle beklentilerimi karşıladı diyemem çünkü ben ondan daha farklı şeyler beklerdim. Ah ah, bunlar hep diğer kitaplarıyla karşılaştırma yaptığım için oluyor. Bunun için üzgünüm Sabahattin:( ama dediğim gibi, hikayeler bana aynı tadı vermediler) Ha kesinlikle kötü değiller. Ama eski Sabahattin Ali de değiller. Bu kitabı okurken her zamanki beklentiye girmemenizi öneririm. Umarım bu son okuduğum Sabahattin Ali kitabı olmaz temennisiyle spoilere son veriyorum.


Günümüzde edebiyat nasıl bu hale geldi diye sormak istiyorum. Nasıl böyle Sabahattin Alilerden Ahmet Batmanlara dönüştük? Nerede Aziz Nesin gibi özgür düşünen yazarlarımız? Nerede her halükarda toplumun içinden yazan Peyami Safalarımız? Neredeler? Hiçbir yerde! Kesinlikle bu bizim suçumuz. Bu özgür düşünceyi katleden, edebiyatı ayaklar altına alan düşünceleri destekleyen yani bizim suçumuz. Sen on yedi yaşımsın kitabını(!) okuyan, okutturan bizlerin suçu. Şimdi oturup kendi halimize gülelim mi ağlayalım mı siz karar verin. Yeni edebiyatımız hayırlı uğurlu olsun!
Sabahattin Ali yine geleceği görmüş, geçmişten ders alın demiş resmen. Harika bir dil, harika öyküler ama masallar çok daha muhteşem. Kitap 2 bölümden oluşmakta. İlk bölümde öyküler var. İkinci bölümde ise masallardan oluşuyor. Masalları daha çok beğendiğimi itiraf edebilirim. Çok sarsıcı ve mükemmel dersler veriyor.

Portakal hikayesi; nasip nedir bilemezsin gibi bir ders vermiş, Beyaz Gemi öyküsü ise sanat konusunda, lakaplar ve takılan isimlerin üzerine yapışması sonucu oluşan olaylardan bahsetmiş.

Beni en çok etkileyen konulardan biri ise sağlık oldu. Sağlıkla ilgili bir çok hikaye anlatmış ama bu kadar mı gerçek olur. Resmen geçmişimizde yaşanan sorunlar, sıkıntılar hepsi çok kötü şeyler. Maddi yetersizlikler sonucu ölenler, doktor azlığından dolayı ölenler, doktorların deneyimsizliği vb. Cankurtaran hikayesi ben kitapta en etkileyen kısımdı itiraf edebilirim.

Bahtiyar köpek hikayesi ile annelik içgüdüsü, ailenin önemi anlatılmış. Kısacası küçük bir öykü kitabına neler sığdırmış Sabahattin Ali. Vuslat, kavaşamama, doğayı tahrip etmeme, kültürel yozlaşma, tarihine sahip çıkmama, devletin yanlış politikaları, açgözlülük, hapishane, işkenceler, boş lafa kanmamak,reklamlara kanıpta aldanmak...

Son masal Sırça Köşk çok sağlamdı. Herkese tavsiye ederim. Sabahattin Ali'nin adı geçmesi bir kitap için yeterli sanırım. İyi okumalar diliyorum.
On üç öykü ve dört masaldan oluşan Sırça Köşk bize Sabahattin Ali'nin romanda olduğu kadar öyküde ve masalda da başarılı olduğunu gösteriyor. Her yaştan okuyucu kitlesine hitap ediyor kitap. Kitapta geçen Koyun Masalı bana az da olsa George Orwell'in Hayvan Çiftliği'ni anımsattı. Öte yandan aç gözlülüğün insanın gözünü kör edebileceğini gösteren ve en sevdiğim öykü Beyaz Bir Gemi, en sevdiğim masal ise çok sağlam eleştiriler barındıran, bana manidar gelen ve zamanında yasaklanan Sırça Köşk oldu. Sabahattin Ali'nin öldürülmeden önce yayımlanan son kitabı olduğundan benim gibi Sabahattin Ali hayranıysanız ister istemez biraz hüzünleniyorsunuz okurken. Bir öğretmen, bir yazar, bir baba olan, Aliye'sine çok aşık, zamanında kitapları yasaklanan ama şu an milyonlarca okuru ve seveni olan Sabahattin Ali'yi kalleşçe sırtından vuranlar bu ülkeden ne çaldıklarını biliyorlar mıdır acaba?
Sanmıyorum...
********* SPOİLER İÇERİR***********
Bu incelemeyi yazabilmek için kitabı bitirip birkaç saat sindirmeye çalıştım. Kitap 2 bölümden oluşuyor.1. bölümde öyküler 2. bölümde ise masallar.Kitabın dili tasvirleri çok iyi defalarca Şirince'ye gittim ama Sabahattin Ali oranın eski halini öyle güzel betimlemiş ki gözümde canlandı.Aslında bu kitapta beni etkileyen 2 masal vardı.Eğer Sabahattin Ali'nin hayatını okuduysanız mutlaka sizin de dikkatinizi çekecektir. Sabahatin Ali 1907-1948 yılları arasında yaşamış Osmanlı Devletinin çöküşü ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu dönemlerini görmüş eserlerinde bu dönemin etkileri görülüyor.Bahsettiğim 2 masaldan biri ''Koyun Masalı'' George Orwell' in Hayvan Çiftlİğine oldukça benziyor.Bu masaldaki karakterler halk koyunlar, kurtlar İtilaf devletleri, çoban padişah, köpekler ise Atatürk yönetimi.5 sayfa olmasına rağmen çok iyi yazılmış bi taşlama olmuş ama okurken kendimi çok garip hissetmeme neden oldu. Çobanın koyunları sömürmesi kötü davranması ile başlıyor, son gelen çobanın koyunları kurtlardan korumak yerine birkaç koyun atıp savuşturuyor.''Günün birinde yabani hayvanlar, canavarlar birbirine girdi kışta sert olunca kurtlar ayılar yiyecek bulamayıp azmışlardı''( Burayı 1.Dünya savaşı olarak düşünebiliriz.) '' Canavarların kıpkırmızı açılan ağızlarıyla iri dişlerini görünce koyunlar işin şakaya gelmeyeceğini anladılar.Köpekler de koyunlar elden gidince kendilerinin aç kalacağını düşünüp gayrete geldiler hep beraber sıska kurtlara saldırdılar.( Buraya bakacak olursak halkın zaten işgallere karşı geldiğini bunu Atatürk sayesinde olmadığını vurgulamış.)Koçlar başını öne eğip iri boynuzlarıyla canavarların üstüne yürürlerken,köpekler de bi hayli havlayıp gürültü ettiler. Daha sonra ''hep birlikte çobanın üstüne yürüdüler. Ödlek çoban kaçıp canını zor kurtardı.'' ''Bu kavgadan en karlı çıkan köpekler olmuştu hem çayırlardaki kurt leşlerini hem de dövüşürken ölen koyunları yiyip iyice doymuşlardı.'' daha sonra köpekler '' Sizi kurtlardan da çobanlardan da kurtardık'' diyerek burunları büyüdü. İçlerine büyüklük kurdu düştü ve rastgele köpeklerden olmadıklarını düşünmeye başladılar ''Köpek ne demek? Bizim de aslımız kurt değil mi?'' diye övünüyorlardı.(Savaşı halkın kazandığını ama Atatürk yönetiminin bizim sayemizde kazandığını söylediğini vurgulamış.)Masalın sonunda ise '' Bu dünyada çobansız da, köpeksiz de yaşanabilirmiş. Ama bunu anlamak için her defasında bu kadar kurbanlar verecek olursak pek çabuk neslimiz kurur. Bari siz gözünüzü açın da ilerde başınıza yeniden itler musallat olursa, sürüyü canavarlara paralatmadan onları defetmeye bakın.'' Masalın birçok yerinde buna benzer vurgular var ben sadece öne çıkanları yazdım. Diğer masal ise kitaba adını veren ''Sırça Köşk''. Ben Sırça Köşk'ü TBMM ye benzettim. Kitap için incelemem bu kadar umarım okumak isteyenler için faydalı olur.
Sabahattin Ali'nin 1944 ve 1947 yıllarında yazdığı, on üç deneme ve dört kısa masaldan oluşan bu kitap, sade dile akıcı cümleleri ile okuru geçmiş zamanın sokaklarında gezintiye çıkarıyor...

Özellikle hastanede yaşanan, Doktor Mutena Cankurtaran ve İbrahim arasında ki hadise çok düşündürücü...

Çirkince'nin konusu ise; Cumhuriyet dönemi ile isminin nasıl değiştirildiği...

Çilli'nin başına gelenler ve evladı hakkında ki kararı...

Avni Akbulut'un böbrek rahatsızlığından dolayı geldiği İstanbul'da, başına gelenler ise, merhamet yoksunluğu ve sömürücülüğün; saf duyguların nasıl kullanıldığına dair güzel bir örnek teşkil ediyor...

Katil Osman'ın hikayesin de ise insan hayatına kastın bu kadar kolay mı olduğunu sorgulayacaksınız...

Rıfat'ın karakolda başından geçen işkence dolu dört günün anlatımı ise, sizi sanki o odanın için de onun ile birlikteymişsiniz hissini uyandırıyor...

Yazar öykülerini o kadar sade bir dille ama o kadar güzel bir tasvir ile yazmış ki, okurun her öykünün içinde yer almasını sağlıyor...
Bir adama aşık oldum ben. Ruhu, ah cümleleri öyle güzel ki. Acısının üstüne çiçek ekmiş bir adam bu. Öyle bir adamki halledilmemiş bir ukdenin peşinden koşan dimağnın yorgunluğunu yaşayan bir adam.  Öyle bir adam ki "etrafın seni sıktığı zaman kitap oku" diyen bir adam.

Göremedim onu. Görmeden sevdim. Olsundu. Görmesemde her kitabında ondan bir parça buluyordum . Yetiyordu bana. Kürk Mantolu Madonna'sında , Kuyucaklı Yusuf'unda, İçimizdeki Şeytan'ında , Sırça köşkünde, Değirmen'inde... O hep böyle saklamıştı kendini, içini kitaplara dökmüş yok olmuştu adeta. Onunla yüz yüze gelip konuşamasamda kitaplarında adeta karşılıklı münakaşa ediyorduk. O derece yaşıyordu kitaplarında, Yaşatıyordu .

Bir temmuz akşamı, yokken kapısını çalacak kimsem, Sabahattin Ali'ye  koştum. Sırça Köşk adlı kitabında dertleştim onunla.
 Sabahattin Alim; hüznün beden bulmuş adamı.

Kitapta farklı farklı hikayeler yer almakta, aynı zaman da Kitap bir çok yerde vurgu yaparak devleti eleştiriyor.  hikaye kitabı olmasına rağmen sübliminal mesajlar veriyor. Bana George Orwell'ın Hayvan Çiftliğini andırdı. Cümlelerin yerli yerinde kullanılması ve akıcılığı ile harika bir kitap. Zaten yukarda Sebahattin Ali ye olan aşırı sevgimden bahsettim. Onu okuyun cümlelerinde kaybolun. Dünyasını görün.
Sırça köşk Sabahattin Ali'nin öykülerinden ve birkaç masalından oluşan bir kitap.Her hikayesinde eleştirici bir üslubu olduğu belli oluyor.Hikayelerin altında yatan yada büsbütün önünde gözüken ana düşünceler benim çok dikkatimi çekti.Daha önce toplumcu bir yazar olarak tanıdığım Sabahattin Ali'nin bu küçük öykü kitabından da oldukça şey öğrendim.
" Ama ruhumuz böyle gökyüzünde uçup dururken birdenbire yere inip insan küçüklüğü ile karşılaşmak ne tuhaf oluyor. "
İnsanın içini bir dert kemirmeyince yüzü böyle solar, gözleri böyle dalar mı?
Ocağımızı batırdın Osman, tez günde boyların devrilsin.
Sabahattin Ali
Sayfa 29 - Yapı Kredi Yayınları
Menfaatini düşünmeyen insan olur mu?Eline fırsat geçirip de çalmayan bir kişi göstersene bana! Ha? Bir kişi!
Bol bol hayaller kurup bunların her zaman boşa çıktığını görmeye alışmış bütün insanlar gibi, ressam Tevfik de kaderine çabuk boyun eğenlerdendi.
Bu dünyada çobansız da, köpeksiz de yaşanabilirmiş. Ama bunu anlamak için her defasında bu kadar kanlı kurbanlar verecek olursak pek çabuk neslimiz kurur. Bari siz gözünüzü açın da, ilerde başınıza yeniden itler, hele kendilerini kurt sanan palavracı itler musallat olursa, sürüyü canavarlara paralatmadan onları defetmeye bakın!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sırça Köşk
Baskı tarihi:
Ekim 2003
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750806629
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
"Niçin hep acı şeyler yazayım ? Dostlar, yufka yürekli dostlar bundan hoşlanmıyorlar. 'Hep kötü, sakat şeyleri mi göreceksin ? diyorlar. 'Hep açlardan, çıplaklardan, dertlilerden mi bahsedeceksin ? Geceleri gazete satıp izmarit toplayan serseri çocuklardan; bir karış toprak, bir bakraç su için birbirlerini öldürenlerden; cezaevlerinde ruhları kemirile kemirile eriyip gidenlerden; doktor bulamayanlardan; hakkını alamayanlardan başka yazacak şeyler, iyi güzel şeyler kalmadı mı ? Niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli ? Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu ?"
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 2.801 okur

  • Şeyma Metin
  • Melis Has
  • Muhtesim Yiğit
  • Defne Eda
  • Muhammed Yıldırım
  • merdoscop
  • cem berber
  • Mercury
  • Gamze Özben
  • Yagmurvekahve

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.9
14-17 Yaş
%7.4
18-24 Yaş
%23
25-34 Yaş
%33.9
35-44 Yaş
%20.1
45-54 Yaş
%5.2
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%61.9
Erkek
%38.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%28.5 (255)
9
%21 (188)
8
%27.9 (250)
7
%13.5 (121)
6
%4.8 (43)
5
%2.8 (25)
4
%0.6 (5)
3
%0.4 (4)
2
%0.3 (3)
1
%0.2 (2)

Kitabın sıralamaları