Adı:
Sırça Köşk
Baskı tarihi:
Ekim 2003
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750806629
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
"Niçin hep acı şeyler yazayım ? Dostlar, yufka yürekli dostlar bundan hoşlanmıyorlar. 'Hep kötü, sakat şeyleri mi göreceksin ? diyorlar. 'Hep açlardan, çıplaklardan, dertlilerden mi bahsedeceksin ? Geceleri gazete satıp izmarit toplayan serseri çocuklardan; bir karış toprak, bir bakraç su için birbirlerini öldürenlerden; cezaevlerinde ruhları kemirile kemirile eriyip gidenlerden; doktor bulamayanlardan; hakkını alamayanlardan başka yazacak şeyler, iyi güzel şeyler kalmadı mı ? Niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli ? Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu ?"
(Arka Kapak)
Sade, gündelik ama büyüleyici bir dil. Her bir hikaye hayatın taa içinden. Toplumsal sorunlara, insanlığa ironik bir bakış. Kesinlikle okunmalı. Ayrıca Sırça Köşk hikayesi zamaninda yasaklanan bir öyküdür. (Devlete bir başkaldırı olarak görüldü.) Keyifli okumalar.
Bu hikâyeler konuşuyor!

Romandan farklı olarak bir hikâyeyi beğenmem için kısa yapısı gereği anlattığı konunun bende alelade olmayan bir şeyleri uyandırması lazım. Bunu hissettiğim her hikâyeyi ve her yazarı severim. Sırça Köşk tam da bu kriterleri karşılayan bir kitap oldu benim için. Hatta okumak için geç kaldığımı bile hissettim. Sabahattin Ali öyle hikâyeler yazmış ki okurken insanın içinde sürekli gölgede kalmış yerler aydınlanıyor, aydınlanmakla kalmayıp başka yerlere de ışığını saçmak için çabalıyor. Bir hikâyesi bir ses niteliğinde. Hikâye dile gelip konuşuyor size sadece dinlemek kalıyor. Bu gibi şeylerden sonra Sabahattin Ali sevdiğim yazarlar arasında yerini çoktan aldı bile.

Hikâye kitaplarını her şeyiyle tamamlanmış bir tabloya benzetebiliriz, bu tablonun detaylarını da kitaptaki hikâyelere. Diyelim bir tablo genel itibariyle hoşunuza gitti. Bu durumun en büyük sebebi tablodaki detaylardır, ne kadar çoğunu göremesek de. Sırça Köşk’te bana göre her şeyiyle tamamlanmış bir tabloydu. Kitaptaki hikâyelerin çoğu gerçekten güzel ve gerçekleri gözler önüne seren bir yapıdaydı. Ama bazı hikâyeler vardı ki bu kitabın güzelliğine güzellik katan, okunurluğuna okunurluk ekleyen. Ressam Tevfik Aravurgun ve arkadaşlarının başından geçenleri anlatan Beyaz Bir Gemi adlı hikâye ilk favorim. İkinci favorim para hırsının insanları ne tür kararlar almaya ittiğini gösteren Cankurtaran adlı öyküydü. Sonuncusu ve beni en çok etkileyen ve düşündüren hikâye Bahtiyar Köpek adlı hikâyeydi. Sabahattin Ali’nin her hikâyesinde toplumun belli bir kısmını görebiliyoruz. Kim bu belli bir kısım? Toplumun dayatmasıyla suç işlemiş olanlar, garip ve fukara köylüler, kederli ve acısıyla dost olan kişiler vs. Sabahattin Ali böyle kişilerden bahsederek içimizdeki boşlukların neler olduğunu gösteriyor.

İnsan bir kere göze batmaya görsün! İster gitsin taaa uzaklardan bulunmaz Hint kumaşını bulsun gelsin, ister çıkmaz ayın son çarşambasını bilsin, isterse de leb demeden başka şeyleri anlasın bu göze batma durumdan hepten kurtulamaz. Artık Sabahattin Ali’de nasıl göze battıysa adamı oradan oraya sürgün edip, eserlerini yasaklamışlar. Kitaba adını veren Sırça Köşk adlı masal da yasaklanmış zamanında. Masalda, üç arkadaşın her işini kendi yapan, kimsenin kimseye emir vermediği, kazananın kazanamayana yardım ettiği, kavga dövüş olmayan bir şehirde Sırça Köşk yaptırması anlatılıyor. Sırça kelime anlamı olarak camdan yapılmış anlamına geliyor. Dönemin ileri gelenleri(Tarih 1945) Sabahattin Ali’nin Sırça Köşk’ünü devletin bütünlüğüne bir tehdit olarak görmüşler sanırım. Çünkü masalda bu isim devlet kelimesinin karşılığı olarak kullanılıyor. Sabahattin Ali “Devlet olmadan da yaşanabilir, olsa bile sırça gibi kırılgan olabilir.” düşüncesini bu masalda dile getirmiş. Yine benzer bir durumu Koyun Masalı adlı masalda da görüyoruz. Ama ben burada öküzün altında buzağı aramanın doğru olmadığını düşünüyorum. Olan Sabahattin Ali’ye olmuş.

“Neden yazıyorsun? Niye sürekli toplumun bir kesimini ele alan yazılar yazıyorsun? Sizin için yazmak bir ihtiyaç mı yoksa alelusul bir şey mi?” Çeşitli yazarlara bu soruları farklı farklı zamanlarda sormuşlar. Sait Faik, “Yazmasaydım delirecektim” demiş. Tezer Özlü’ye sormuşlar: “Dünya acılı olduğu için yazıyorum. Duygularım taştığı için yazıyorum. Zavallılıktan sıyrılabilen kişinin yaşamı kendi egemenliği altına alabileceğini göstermek için yazıyorum,” diyerek devam etmiş. Hasan Ali Toptaş’ın bu sorulara gülüp geçtiğini hatırlıyorum. Günün birinde Sabahattin Ali’ye de biri sormuş: “Yav, Sebaattin gardaşım, sen niye hep acıklı şeyler yazıyon ki? Bu memlekette heç mi bahtiyar insan yok heri?” Sabahattin Ali bu soruya muhtemelen hemen cevap vermemiş. 1946’da Bahtiyar Köpek adlı bir hikâye yazmış. Hikâyenin adından da anlaşılacağı gibi hikâyede bahtiyar bir köpeğin saadet dolu yaşamından(kuzu etinden başka et yemiyor, serin havalarda üstünde örme bir hırka var, sahibi layığı olmayan bir dişiyle çiftleşmesini istemiyor çünkü köpeğin huyunun bozulacağından korkuyor vs.) bahsediyor. Hikâyenin sonunda Sabahattin Ali başta sorulan soruya kendince şöyle cevap veriyor: “Ah, ben hayvanları çok severim. Bütün canlı mahlûkları, hayatı, güzelliği, saadeti severim…Ben karanlık şeylerden bahsetmek için dünyaya gelmemiştim…Hele cümle âlem bu köpeğin onda biri kadar rahata kavuşsun, bakın ben bir daha acı şeylerden söz açar mıyım!” diyor. Bu yazı hem bir yazarın neden yazdığının cevabı hem de yüzümüze vurulmuş toplumsal bir ayıptır. Ama ayıplardan ne kadar ders çıkarabiliyoruz ki! İşte bu gibi cevaplar sayesinde bana göre, bazen bir yazarın neden yazdığı ne yazdığından çok daha önemli!

Bu okuduğum ikinci Sabahattin Ali kitabı oldu. İçimizdeki Şeytan ve Kuyucaklı Yusuf’u da yaz bitmeden okuyacağım, inşallah. İçimden bir his Sabahattin Ali’nin hikâyelerini daha çok seveceğimi söylüyor. Bazı insanlar görüşleri yüzünden bazı yazarları ya da kitapları okumazlar. Ama Sabahattin Ali her kesimden insanın okuması gereken bir yazar. Onun için okuyup, okutalım. İyi bayramlar.
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.152 Oy)8.453 beğeni27.102 okunma744 alıntı132.120 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.289 Oy)12.837 beğeni32.840 okunma3.088 alıntı137.838 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.810 Oy)8.749 beğeni23.953 okunma1.599 alıntı111.083 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.072 Oy)7.634 beğeni21.446 okunma741 alıntı83.669 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.491 Oy)8.437 beğeni24.891 okunma2.214 alıntı107.343 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.204 Oy)8.630 beğeni24.025 okunma1.250 alıntı117.904 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.376 Oy)11.046 beğeni27.307 okunma1.472 alıntı143.686 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.418 Oy)5.526 beğeni18.731 okunma766 alıntı95.785 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.578 Oy)18.095 beğeni41.010 okunma2.605 alıntı172.352 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.720 Oy)6.025 beğeni15.861 okunma2.580 alıntı81.923 gösterim
Sabahattin Ali’nin 13 öykü ve 4 masaldan oluşan 141 sayfalık 1940 – 1950 tarihinde kaleme aldığı eseri. İçeriği çok sürükleyici ve güzel bir anlatımıyla dopdolu bir kitap.

Toplumun hep kanayan yaralarına dokunan anlatımıyla sıkılmadan okunacak bir eser. Özellikle “Cankurtaran” hikâyesine bayıldım. Orada anlatılan çaresizlik ise başka bir dert. Ne güzel sürüklüyoruz değil mi insanı ölüme? Muhtemelen halende vardır; borcundan dolayı kişiyi rehin alma hadisesi. Lakin o devirdeki gibi “Muhatapsız” kalmazsınız. Muhakkak sesinizi bir yerlere ulaştırırsınız.

Usta için, pek bir dil dökmeye gerek yok. Muazzam kalemini kullanarak dillere destan edip yazdığı eserleri okumayı ihmal etmeyin. Sabahattin Ali’nin eserlerinden çıkarılacak birçok ders vardır. Herkes hakkına düşen nasibini alması dileği ile…

Sevgiyle kalın.
Harika bir yazar elinden çıkmış yine harika bir kitap.İşinizi gücünüzü yorgunluğunuzu ertelemek isterseniz başlayın.İçindeki en güzel öykü bence bahtiyar köpek ve cankurtaran'dı.Ama esas güzellik son bölümdeki masallarda.Değirmen kitabının aksine kitaba ismini veren masal bu kitapta sonda.Günümüzde ve her çağda geçerli mesaja sahip enfes bir anlatı.Bir parça huzura hayale ihtiyacınız varsa lütfen okuyun.İnanın sadece bir iki saat yetecek.
Eveet efenim, uzun bir aradan sonra tekrar bir incelemede beraberiz. Bu sefer inceleme yapmak istediğim kitap Sırça Köşk. Çok sevdiğim bu adamın kitap incelemesine geçmeden önce Sevgili Cerrah Asya ya teşekkürlerimi iletiyor, bu güzel etkinlik için; #29389764 ona minnetar olduğumu belirtmek istiyirum. Zira etkinlik olmasa bu güzel adamın güzel kitaplarını ertelemeye devam edecektim:\


Sabahattin Ali, günümüzde çok sevilen ama maalesef ki kendi zamanında değeri bu kadar bilinmeyen (neden hep böyle yazarların değeri sonradan anlaşılıyor anlamıyorum ki) bir yazarımız. Kürk Mantolu Madonna kitabıyla aşık olduğumuz bu yazar diğer eserlerinde de bu aşkı söndürmedi. Hatta katbekat arttırdı diyebilirim. Biraz kitaplarından, yazarlığından bahsedecek olursak;

Her kitabında toplumun her köşesinden insana yer verebilen bir yazar. Okurken kitaplarını hiç sıkıldığımı hatırlamıyorum. Her kitabında aşka illa yer verir. Sanatını aşka adar yazarımız. Büyük Türk Yazar ibresini kullanabiliriz onun için. O yüzden eğer erteliyorsanız bu adamın kitaplarını; çok şey kaçırıyorsunuz derim.

Biraz da hayatına gelirsek, kendisinin trajik bir ölümünün olduğunu belirtmek isterim. Hala bile katilinden şüpheliyim ben. Böyle öldürülmesine tek şaşıran ben olmasam gerek ki; Aziz Nesin (çok değerli bir yazarımız olduğunu düşünüyorum kendisinin) bile öldüğünü öğrendiği andaki ifadesini şöyle anlatır; #18768850 , #18769399 (Bu alıntıları bizimle paylaştığı için sevgili Tuco Herrera ya teşekkürlerimi iletiyorum.) Gördüğünüz gibi Biz Sabahattin Ali'yi tanımıyoruz ama onu okuyoruz, onunla tanışmıyoruz ama bir yerlerde görsek hemen tanırız. Sabahattin Ali olmak işte böyle bir şey. Minnettarım sana ve kitaplarına Büyük Yazar...

Spoiler olabilir...

Kitabı ilk elime aldığımda diğer kitapları gibi tek hikayeden olduğunu düşünerekten hata etmişim. Zira birkaç güzel hikayeden oluşuyor kitabımız. Hikayeler kesinlikle beklentilerimi karşıladı diyemem çünkü ben ondan daha farklı şeyler beklerdim. Ah ah, bunlar hep diğer kitaplarıyla karşılaştırma yaptığım için oluyor. Bunun için üzgünüm Sabahattin:( ama dediğim gibi, hikayeler bana aynı tadı vermediler) Ha kesinlikle kötü değiller. Ama eski Sabahattin Ali de değiller. Bu kitabı okurken her zamanki beklentiye girmemenizi öneririm. Umarım bu son okuduğum Sabahattin Ali kitabı olmaz temennisiyle spoilere son veriyorum.


Günümüzde edebiyat nasıl bu hale geldi diye sormak istiyorum. Nasıl böyle Sabahattin Alilerden Ahmet Batmanlara dönüştük? Nerede Aziz Nesin gibi özgür düşünen yazarlarımız? Nerede her halükarda toplumun içinden yazan Peyami Safalarımız? Neredeler? Hiçbir yerde! Kesinlikle bu bizim suçumuz. Bu özgür düşünceyi katleden, edebiyatı ayaklar altına alan düşünceleri destekleyen yani bizim suçumuz. Sen on yedi yaşımsın kitabını(!) okuyan, okutturan bizlerin suçu. Şimdi oturup kendi halimize gülelim mi ağlayalım mı siz karar verin. Yeni edebiyatımız hayırlı uğurlu olsun!
Sabahattin Ali yine geleceği görmüş, geçmişten ders alın demiş resmen. Harika bir dil, harika öyküler ama masallar çok daha muhteşem. Kitap 2 bölümden oluşmakta. İlk bölümde öyküler var. İkinci bölümde ise masallardan oluşuyor. Masalları daha çok beğendiğimi itiraf edebilirim. Çok sarsıcı ve mükemmel dersler veriyor.

Portakal hikayesi; nasip nedir bilemezsin gibi bir ders vermiş, Beyaz Gemi öyküsü ise sanat konusunda, lakaplar ve takılan isimlerin üzerine yapışması sonucu oluşan olaylardan bahsetmiş.

Beni en çok etkileyen konulardan biri ise sağlık oldu. Sağlıkla ilgili bir çok hikaye anlatmış ama bu kadar mı gerçek olur. Resmen geçmişimizde yaşanan sorunlar, sıkıntılar hepsi çok kötü şeyler. Maddi yetersizlikler sonucu ölenler, doktor azlığından dolayı ölenler, doktorların deneyimsizliği vb. Cankurtaran hikayesi ben kitapta en etkileyen kısımdı itiraf edebilirim.

Bahtiyar köpek hikayesi ile annelik içgüdüsü, ailenin önemi anlatılmış. Kısacası küçük bir öykü kitabına neler sığdırmış Sabahattin Ali. Vuslat, kavaşamama, doğayı tahrip etmeme, kültürel yozlaşma, tarihine sahip çıkmama, devletin yanlış politikaları, açgözlülük, hapishane, işkenceler, boş lafa kanmamak,reklamlara kanıpta aldanmak...

Son masal Sırça Köşk çok sağlamdı. Herkese tavsiye ederim. Sabahattin Ali'nin adı geçmesi bir kitap için yeterli sanırım. İyi okumalar diliyorum.
On üç öykü ve dört masaldan oluşan Sırça Köşk bize Sabahattin Ali'nin romanda olduğu kadar öyküde ve masalda da başarılı olduğunu gösteriyor. Her yaştan okuyucu kitlesine hitap ediyor kitap. Kitapta geçen Koyun Masalı bana az da olsa George Orwell'in Hayvan Çiftliği'ni anımsattı. Öte yandan aç gözlülüğün insanın gözünü kör edebileceğini gösteren ve en sevdiğim öykü Beyaz Bir Gemi, en sevdiğim masal ise çok sağlam eleştiriler barındıran, bana manidar gelen ve zamanında yasaklanan Sırça Köşk oldu. Sabahattin Ali'nin öldürülmeden önce yayımlanan son kitabı olduğundan benim gibi Sabahattin Ali hayranıysanız ister istemez biraz hüzünleniyorsunuz okurken. Bir öğretmen, bir yazar, bir baba olan, Aliye'sine çok aşık, zamanında kitapları yasaklanan ama şu an milyonlarca okuru ve seveni olan Sabahattin Ali'yi kalleşçe sırtından vuranlar bu ülkeden ne çaldıklarını biliyorlar mıdır acaba?
Sanmıyorum...
Bir adama aşık oldum ben. Ruhu, ah cümleleri öyle güzel ki. Acısının üstüne çiçek ekmiş bir adam bu. Öyle bir adamki halledilmemiş bir ukdenin peşinden koşan dimağnın yorgunluğunu yaşayan bir adam.  Öyle bir adam ki "etrafın seni sıktığı zaman kitap oku" diyen bir adam.

Göremedim onu. Görmeden sevdim. Olsundu. Görmesemde her kitabında ondan bir parça buluyordum . Yetiyordu bana. Kürk Mantolu Madonna'sında , Kuyucaklı Yusuf'unda, İçimizdeki Şeytan'ında , Sırça köşkünde, Değirmen'inde... O hep böyle saklamıştı kendini, içini kitaplara dökmüş yok olmuştu adeta. Onunla yüz yüze gelip konuşamasamda kitaplarında adeta karşılıklı münakaşa ediyorduk. O derece yaşıyordu kitaplarında, Yaşatıyordu .

Bir temmuz akşamı, yokken kapısını çalacak kimsem, Sabahattin Ali'ye  koştum. Sırça Köşk adlı kitabında dertleştim onunla.
 Sabahattin Alim; hüznün beden bulmuş adamı.

Kitapta farklı farklı hikayeler yer almakta, aynı zaman da Kitap bir çok yerde vurgu yaparak devleti eleştiriyor.  hikaye kitabı olmasına rağmen sübliminal mesajlar veriyor. Bana George Orwell'ın Hayvan Çiftliğini andırdı. Cümlelerin yerli yerinde kullanılması ve akıcılığı ile harika bir kitap. Zaten yukarda Sebahattin Ali ye olan aşırı sevgimden bahsettim. Onu okuyun cümlelerinde kaybolun. Dünyasını görün.
********* SPOİLER İÇERİR***********
Bu incelemeyi yazabilmek için kitabı bitirip birkaç saat sindirmeye çalıştım. Kitap 2 bölümden oluşuyor.1. bölümde öyküler 2. bölümde ise masallar.Kitabın dili tasvirleri çok iyi defalarca Şirince'ye gittim ama Sabahattin Ali oranın eski halini öyle güzel betimlemiş ki gözümde canlandı.Aslında bu kitapta beni etkileyen 2 masal vardı.Eğer Sabahattin Ali'nin hayatını okuduysanız mutlaka sizin de dikkatinizi çekecektir. Sabahatin Ali 1907-1948 yılları arasında yaşamış Osmanlı Devletinin çöküşü ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu dönemlerini görmüş eserlerinde bu dönemin etkileri görülüyor.Bahsettiğim 2 masaldan biri ''Koyun Masalı'' George Orwell' in Hayvan Çiftlİğine oldukça benziyor.Bu masaldaki karakterler halk koyunlar, kurtlar İtilaf devletleri, çoban padişah, köpekler ise Atatürk yönetimi.5 sayfa olmasına rağmen çok iyi yazılmış bi taşlama olmuş ama okurken kendimi çok garip hissetmeme neden oldu. Çobanın koyunları sömürmesi kötü davranması ile başlıyor, son gelen çobanın koyunları kurtlardan korumak yerine birkaç koyun atıp savuşturuyor.''Günün birinde yabani hayvanlar, canavarlar birbirine girdi kışta sert olunca kurtlar ayılar yiyecek bulamayıp azmışlardı''( Burayı 1.Dünya savaşı olarak düşünebiliriz.) '' Canavarların kıpkırmızı açılan ağızlarıyla iri dişlerini görünce koyunlar işin şakaya gelmeyeceğini anladılar.Köpekler de koyunlar elden gidince kendilerinin aç kalacağını düşünüp gayrete geldiler hep beraber sıska kurtlara saldırdılar.( Buraya bakacak olursak halkın zaten işgallere karşı geldiğini bunu Atatürk sayesinde olmadığını vurgulamış.)Koçlar başını öne eğip iri boynuzlarıyla canavarların üstüne yürürlerken,köpekler de bi hayli havlayıp gürültü ettiler. Daha sonra ''hep birlikte çobanın üstüne yürüdüler. Ödlek çoban kaçıp canını zor kurtardı.'' ''Bu kavgadan en karlı çıkan köpekler olmuştu hem çayırlardaki kurt leşlerini hem de dövüşürken ölen koyunları yiyip iyice doymuşlardı.'' daha sonra köpekler '' Sizi kurtlardan da çobanlardan da kurtardık'' diyerek burunları büyüdü. İçlerine büyüklük kurdu düştü ve rastgele köpeklerden olmadıklarını düşünmeye başladılar ''Köpek ne demek? Bizim de aslımız kurt değil mi?'' diye övünüyorlardı.(Savaşı halkın kazandığını ama Atatürk yönetiminin bizim sayemizde kazandığını söylediğini vurgulamış.)Masalın sonunda ise '' Bu dünyada çobansız da, köpeksiz de yaşanabilirmiş. Ama bunu anlamak için her defasında bu kadar kurbanlar verecek olursak pek çabuk neslimiz kurur. Bari siz gözünüzü açın da ilerde başınıza yeniden itler musallat olursa, sürüyü canavarlara paralatmadan onları defetmeye bakın.'' Masalın birçok yerinde buna benzer vurgular var ben sadece öne çıkanları yazdım. Diğer masal ise kitaba adını veren ''Sırça Köşk''. Ben Sırça Köşk'ü TBMM ye benzettim. Kitap için incelemem bu kadar umarım okumak isteyenler için faydalı olur.
Sabahattin Ali'nin 1944 ve 1947 yıllarında yazdığı, on üç deneme ve dört kısa masaldan oluşan bu kitap, sade dile akıcı cümleleri ile okuru geçmiş zamanın sokaklarında gezintiye çıkarıyor...

Özellikle hastanede yaşanan, Doktor Mutena Cankurtaran ve İbrahim arasında ki hadise çok düşündürücü...

Çirkince'nin konusu ise; Cumhuriyet dönemi ile isminin nasıl değiştirildiği...

Çilli'nin başına gelenler ve evladı hakkında ki kararı...

Avni Akbulut'un böbrek rahatsızlığından dolayı geldiği İstanbul'da, başına gelenler ise, merhamet yoksunluğu ve sömürücülüğün; saf duyguların nasıl kullanıldığına dair güzel bir örnek teşkil ediyor...

Katil Osman'ın hikayesin de ise insan hayatına kastın bu kadar kolay mı olduğunu sorgulayacaksınız...

Rıfat'ın karakolda başından geçen işkence dolu dört günün anlatımı ise, sizi sanki o odanın için de onun ile birlikteymişsiniz hissini uyandırıyor...

Yazar öykülerini o kadar sade bir dille ama o kadar güzel bir tasvir ile yazmış ki, okurun her öykünün içinde yer almasını sağlıyor...
Daha en baştaki iki öyküyü okuyunca farklı bir Sabahattin Ali eseriyle karşı karşıya olduğumu anlamıştım. Zira önceki okuduğum öyküleri tarz olarak da içerik olarak da farklıydılar buradakinden. Bazen sessiz bir isyan devamındaysa tek başına yok olma pahasına gücünün sonuna dek bir mücadele ve sonunda sessiz sedasız bir yokoluş vardı. Çoğunluk kırsalda, ufak yerde geçen işleyişteki sıkıntının mağduriyeti ile oluşan durumlar vardı. Sırça Köşk’ te ise durum farklı.

İlk iki hikâye gemileri arka fonuna alıyor. Bu hikâyelerden itibaren başlayan farklı durum; önceki öykülerde gördüğümüz büyük sistemdeki (işleyişteki) problemlere odaklanılıyorken, burada küçük sistemdeki (insandaki) büyük problemlere odaklanılıyor olması. Tabiri caizse herkesin kendi avantasına baktığı, hırsın ve yozlaşmanın tavan yapmasıyla adeta hayvanlar alemindekini andıran güçlünün galip geldiği, ayakta kalanın haklı olduğu bir tablo meydana çıkıyor. Hırsın kör edip halüsinasyonlar gösterttiği, katil olan namını hak etmek için cinayet işleyenlerin olduğu bir insanlar alemi mevzu bahis. Sabahattin Ali ise bu karmaşada önceki öykülerinden farklı bir pozisyon alıyor. Daha evvel betimleyen, gözlemleyen ve sonunda ise sessizce onurlu mücadelesini veren adamken; burada hicveden, bıyık altı gülen, ironiyle ince yergiler yapan kimi zamansa Sait Faik’in öykülerindeki o serseri, umursamaz, dünyaya eyvallahı olmayan adamı gördüğümüz biri haline dönüşüyor. Daha evvel anlattığı kederli fukara öykülerine burun kıvıranlara adeta “bunu siz istediniz” deyip o kırılgan ve zayıf profilden sıyrılıp daha güçlü, daha hoyrat ve daha eleştirel bir profile geçiş yapıyor. Bunu da beğendiğim taşlama öyküsü Bahtiyar Köpek de şu şekilde dile getiriyor:

“Niçin hep acı şeyler yazayım? Dostlar, yufka yürekli dostlar bundan hoşlanmıyorlar. -Hep kötü, sakat şeyleri mi göreceksin? - diyorlar. -Hep açlardan, çıplaklardan, dertlilerden mi bahsedeceksin? Geceleri gazete satıp izmarit toplayan serseri çocuklardan; bir karış toprak, bir bakraç su için birbirlerini öldürenlerden; cezaevlerinde ruhları kemirile kemirile eriyip gidenlerden, doktor bulamayanlardan; hakkını alamayanlardan başka yazacak şeyler, iyi güzel şeyler kalmadı mı? Niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli? Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu? -

Hiç olmaz olur mu? Arayıp, bulup görmek lazım. Bunun için de kenarı köşeyi araştırmak istemez. Her şey apaçık ortada, göz önünde. Sade güler yüzlü, bahtiyar insanlar değil, bahtiyar köpekler bile var. Ben de karar verdim, bu sefer açlıktan, ıstıraptan, nefretten değil… rahattan, tokluktan, sevgiden bahsedeceğim.”

Bu tarzın meydana gelmesinde kuşkusuz Markopaşa dönemi ve Aziz Nesin’in de payı vardır. Okurken aklıma hep bu geldi. Zekice yapılmış ironi ve kinayeyi seven biri olarak bu kitaptan okurken ayrıca zevk aldığımı belirtmem gerek. Özellikle Böbrek, Bahtiyar Köpek, Dekolman, Hakkımızı Yedirmeyiz! ve Çirkince öyküleri bu tarzda yazılmış güzel öykülerdi.

Gelelim kitabın son kısmında yer alan masallara. Öykülerden sonra kitapta bir de masallar kısmı yer almakta (ki bunlar büyüklere göz kırparak anlatılan masallar). Bu masallardan ilki (Bir Aşk Masalı) Sabahattin Ali’nin Değirmen kitabında açık bir biçimde gördüğümüz havai, romantik yanına denk düşüyor. Sonraki üç masaldaysa gittikçe artan dozajda bir sistem eleştirisi, güce ve haksıza karşı gücünü yok saymama, baş eğmeme çağrısı var.

Devlerin Ölümü masalında sürüngen hayvan soyundan bataklıkta yaşayan tiksinç yaratıklar olan devler, güçleri sayesinde kaygısız ve rahat bir yaşam sürerek diğer canlıları tahakküm altına almışlardır. Ancak dünya işte devri daim olur ve sonra beynin kudret gelişimi başlar  Sonrasında bir Koyun Masalı var, köpeğin kendini alemi titreten kurt sandığı ve en sonunda da kinayenin sırça köşk metaforuyla yapıldığı Sırça Köşk masalı var ki yine diyorum “Evet, isyan!”

https://www.youtube.com/watch?v=dwZUCZQk3VM

Kitap ilk yayınlandığında toplatılmışsa bilin ki bunun nedeni Masallar bölümü ve ilki hariç eleştirel anlatımda gittikçe sivrileşen bir dilin kullanıldığı üç masaldır. Bunun böyle olduğunu okuyunca rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. Bu kitap, kuşkusuz Sabahattin Ali’nin öykü kitapları arasında tarzı ve içeriği açısından ayrışan ve öne çıkan bir kitap.
Sırça köşk Sabahattin Ali'nin öykülerinden ve birkaç masalından oluşan bir kitap.Her hikayesinde eleştirici bir üslubu olduğu belli oluyor.Hikayelerin altında yatan yada büsbütün önünde gözüken ana düşünceler benim çok dikkatimi çekti.Daha önce toplumcu bir yazar olarak tanıdığım Sabahattin Ali'nin bu küçük öykü kitabından da oldukça şey öğrendim.
" Ama ruhumuz böyle gökyüzünde uçup dururken birdenbire yere inip insan küçüklüğü ile karşılaşmak ne tuhaf oluyor. "
İnsanın içini bir dert kemirmeyince yüzü böyle solar, gözleri böyle dalar mı?
Ocağımızı batırdın Osman, tez günde boyların devrilsin.
Sabahattin Ali
Sayfa 29 - Yapı Kredi Yayınları
Olur, bazen olur... İnsan dedikleri mahlukun, içinde neler kaynaştığını biliyor muyuz? Öyle anlar olur ki, en ummadığımız adam en beklemediğimiz şeyleri yapabilir
Menfaatini düşünmeyen insan olur mu?Eline fırsat geçirip de çalmayan bir kişi göstersene bana! Ha? Bir kişi!
Bol bol hayaller kurup bunların her zaman boşa çıktığını görmeye alışmış bütün insanlar gibi, ressam Tevfik de kaderine çabuk boyun eğenlerdendi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sırça Köşk
Baskı tarihi:
Ekim 2003
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750806629
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
"Niçin hep acı şeyler yazayım ? Dostlar, yufka yürekli dostlar bundan hoşlanmıyorlar. 'Hep kötü, sakat şeyleri mi göreceksin ? diyorlar. 'Hep açlardan, çıplaklardan, dertlilerden mi bahsedeceksin ? Geceleri gazete satıp izmarit toplayan serseri çocuklardan; bir karış toprak, bir bakraç su için birbirlerini öldürenlerden; cezaevlerinde ruhları kemirile kemirile eriyip gidenlerden; doktor bulamayanlardan; hakkını alamayanlardan başka yazacak şeyler, iyi güzel şeyler kalmadı mı ? Niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli ? Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu ?"
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 3.192 okur

  • Büşra Erol
  • Ayla Küçük
  • Özlem Güngör
  • Servet Aksoy
  • Mehmet Kayalı
  • Payiz
  • Fatma Aytekin
  • Sultan Yatgak
  • Alim Saruhan
  • Tuğba Arslan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.9
14-17 Yaş
%7.4
18-24 Yaş
%23
25-34 Yaş
%33.9
35-44 Yaş
%20.1
45-54 Yaş
%5.2
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%61.9
Erkek
%38.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%28.3 (279)
9
%21.5 (212)
8
%28 (276)
7
%13.1 (129)
6
%4.8 (47)
5
%2.9 (29)
4
%0.5 (5)
3
%0.5 (5)
2
%0.3 (3)
1
%0.2 (2)

Kitabın sıralamaları