h

Hikaye

178 üye
Takip
Hikayeler ve öykülerle ilgili paylaşımlar.
HİKÂYEDE TEBLİĞ, TELKİN ve ÜSTÜN TELKİN...
Cumhuriyet dönemi hikâyeciliğinin karşısında hesaba vurulacağı hikâye anlayışı şudur: Mevzuu ne olursa olsun; ister ferdî bir bunalımı, ister içtimaî bir yarayı, ister basit, isterse unutulmaz bir hâdiseyi veya çok canlı bir duyguyu, kadını, aşkı, hasreti, sevgiyi, öfkeyi, haksızlığı, kahramanlığı, kimi ve neyi anlatırsa anlatsın ama anlatılanın ötesinde ve üstünde bir iklimin kapısını aralayabilirsin… Bu tür bir hikâye anlayışının, günümüzde ucuz anlamıyla mevcut olan ideolojik hikâyecilikle ilgisi de yoktur. Bir hâdiseyi bahane ederek herhangi bir siyasî anlayışın tebliğini yapmak, propagandacılığına soyunmak başka; nereye el atarsan at, oradan bir dünya görüşünün kalbine uzanan anlayış hattı tesis etmek başka… “Tebliğ” ve “Telkin” arasındaki fark… Şöyle misâllendirelim: Elma güzeldir, armut ise çirkin… Elma yemeyi ihmal etmeyin; armuda ise hiç yaklaşmayın!.. Hikâyesinde böyle bir iddiayı işleyen yazar, kuru bir tebliğciden başka bir şey değildir. Bir de şu: Hiçbir iddiaya yanaşmaksızın, anlattığı hâdise ve duygulara muhatab olan okuyucuya elmanın güzel ve armudun çirkin olduğunu hissettiren yazar… İşte bu “telkinci” bir tavırdır ve böyle bir yazarın ayrıca “elma güzel, armut çirkin” demeye ihtiyacı yoktur. Zâten onu okuyan ne demek istediğini hisseder; yâni onun iddiasız satırlarının arkasında en ciddî iddialar saklıdır. Fakat biz “telkinci” ile “üstün telkinci” arasında da bir ayırım yapmak mecburiyetindeyiz. Yâni “telkinci” bir üslûb kullanan her yazar, bizim bahsini ettiğimiz BİR DÜNYA GÖRÜŞÜNÜN KALBİNE uzanan anlayış hattını tesis ediyor değildir. “Üstün telkin” mi? İşte: **Elmanın güzel ve armudun çirkin olduğunu hissettirir ve düşündürürken, bunu sadece “elma” ve “armut” için yapmaz; belki bu meyvelerin şahsında okuyucuyu
Hikaye
HİKÂYE ÜZERİNE...
(...) **Bizim cemiyetimizde hikâyenin mazîsi manzum olarak ve kıssadan hisse biçiminde çok eskilere dayanmaktadır. Mesnevîlerimizde, kasîdelerimizde, siyasetnâmelerimizde şiirin içinde rakseden bir hikâye ediş vardır.__ Ancak bu çalışmanın mevzuunu teşkil eden “hikâye” kavramı, formunu Batıda bulan ve memleketimize ilk olarak 19. yüzyılın ortalarında girmeye başlayan sanat türüdür. Bir taklid edebiyatı olarak gelişen bu türün, Cumhuriyet dönemine kadar hangi safhalardan geçtiği, bu çalışmamızı fazla ilgilendirmiyor. Lâkin, edebiyatımızda hikâyenin formunu bulma yolundaki ilk önemli hamlelerinin, usta bir taklidçi olan, Edebiyat-ı Cedide yazarlarından Halid Ziya’nın kalemiyle gerçekleştirildiğini; Ömer Seyfettin’in ise sağlam sayılabilecek bir yapı inşâ ederek, Cumhuriyet dönemi yazarlarına kendi çapında önemli sayılabilecek bir miras bıraktığını hatırlamakta fayda var. -H. Y, "CUMHURİYET EDEBİYATINA TOPLU BAKIŞ II (Hikâye ve Roman Çevresinde: Birkaç Çizgi / Hikâye Üzerine / Hikâye Türleri)", akademyadergisi.com, 20 Haziran 2006-
Hikaye
Reklam
Albümdeki En Güzel Poz
Zeynep ve annesi, o günden sonra ne zaman hava kapansa, gökyüzünü gri bulutlar kaplasa pencerelerinin önündeki o küçük koltuğa yan yana oturmayı bir alışkanlık haline getirmişlerdi. Artık o korkulan fırtınalı günler, anne-kızın en özel eğlencesine dönüşmüştü. Yine böyle gök gürültülü, şimşeklerin ardı ardına çaktığı bir akşamdı. Dışarıda rüzgar ağaçların dallarını sallıyor, yağmur camları adeta bir müzik ritmiyle dövüyordu. Birden odanın içi, geceyi gündüze çeviren bembeyaz, upuzun bir şimşek ışığıyla aydınlandı. Hemen arkasından, evi hafifçe titreten o büyük gök gürültüsü duyuldu: "GÜÜÜM!" Annesi, kızının tepkisini görmek için merakla Zeynep’e döndü. Eskiden olsa korkudan ağlayarak boynuna atlayacak olan küçük kız, bu kez hiç kıpırdamadan pencereye bakıyordu. Üstelik yüzünde, yanaklarını yukarıya doğru kaldıran, gözlerinin içini parlatan sıcacık ve kocaman bir tebessüm vardı. Dudakları kulaklarına varıyordu. Annesi sevgiyle gülümsedi ve kızına sordu: "Zeynepçiğim, dışarıda bu kadar büyük bir fırtına varken neden öyle tatlı tatlı gülümsüyorsun?" Zeynep, gözlerini gökyüzünden ayırmadan, sanki çok önemli bir sırrı paylaşıyormuş gibi fısıldadı: "Çünkü anneciğim... Melekler fotoğrafımı çekiyor!"
Hikaye
Anthony Robbins
"İstediğinizi elde etmenizi engelleyen tek şey, kendinize sürekli anlattığınız hikayelerdir."
Hikaye

Hikaye Konusuna Benzer öneriler

Din İslam1.594 üye · 170 yeni gönderi
Takip
Tiyatro573 üye · 20 yeni gönderi
Takip
s
Sevmek115 üye · 6 yeni gönderi
Takip
``Sen söyleyince adımı, bahar bahçeymişim gibi..``
Hiç kimse söylemesin, sen söyle adımı, yeryüzünde binlerce var adımdan ama sen söyle, sen söyleyince sadece bir tane oluyor adım, yeryüzünde ilk defa telaffuz edilen bir ses. Çirkinim, kamburum, gözümün üstünde siğilim var, aksak ve sağırım..
Sayfa 111 - Dergah Yayınları·Kitabı okudu
Hikaye
Reklam
Reklam