Vakur Çayseven

Vakur Çayseven
@Teeliebhaber
Bu dünyada renk, nakış, lezzet, ne varsa küsüm! Gözümde son marifet, Azraile tebessüm...
ALLAH DÜŞMANLARINA, DÜŞMANLIK; EN BÜYÜK İBADET...
Esseyyid Abdülhakim ArvasiEsseyyid Abdülhakim Arvasi (Kuddise Sırruh) Hazretleri'nden: "Siz ne idüğini bilmiyorsunuz; ne olduğunu biraz görmüşsünüz ve anlamışsınız. Ben, ne idüğini biliyorum; ne hâle getirildiğimizi de biliyorum. Onun için bizi bu hâle düşürenleri sizden daha çok tanıyorum. Yâ Rabbî! Ahbes'e (Habis ruhlu kimseye) buğzumdan başka senin huzuruna getirecek hiçbir amelim yoktur!" "Ahbes'e (ruh-i habîs'e) bir milim yaklaşan, İslâmiyet'ten bir mil uzaklaşır." "Ahbes'e (habis ruh'a) muhabbet eden kâfirdir. Bilmeyenler mazurdur. Bilmemek de imkânsızdır; meğer ki kör ola. Bunlara buğz ve düşmanlık etmek, büyük ibadettir."
Esseyyid Abdülhâkim Arvâsi
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
ESKİLER RAĞBET ETMEDİLER...
(...) Eskiler dünya malına rağbet etmediler. Ateşmiş gibi ondan kaçtılar. Yeteri kadar sahip olduktan sonra, fazlasının hesabını verememekten korktular. Yeteri kadarına sahip olma konusunda da titiz davrandılar, helâl sınırının da hep biraz gerisinde kalmaya gayret ettiler...
Sayfa 54 - Beyan Yayınları
Dünya Malı
CANIMIZ DEĞİL, NEFSİMİZ İSTİYOR!..
(...) Eski putperestler, putlarını hamurdan kendi elleriyle yapar, onlara tapar, acıkınca da onları yerdi. Şimdikiler yapamıyor bunu, çünkü zaten yenebilecek her şey için yeterince toklar! “Bunca yemeği neden sipariş ediyorsun, istesen de hepsini yiyemezsin!” diye söylenmedi kadın. O söylenmeyince, “Ne biliyorsun, belki de ben yiyebileceğimden daha fazlasına açım!” diye karşılık vermedi adam. Böyle şeyleri pek düşünmüyorlardı yiyip içerken. Herkes, hepimiz, durma noktasını az ya da çok kaybetmiş insanlara dönüştük. İsterken aslında neye ihtiyacımız olduğunu pek düşünmüyoruz. İstememiz için önümüze konan şeyleri istemenin memuru kıldık kendimizi. Canımızın istediği her şeye sahip olmak istiyoruz. Oysa canımız değil isteyen bütün bunları, nefsimiz! Nefsimiz, yâni canımızın düşmanı... O sebeple olacak onun isteklerine boyun eğmemiz canımızı memnun etmiyor hiç. Nefsimiz istiyor, biz onun isteklerinin peşinde koşuyoruz ama canımız huzur bulmuyor. Çünkü canımızın kendi Rabbi var, başka tanrıları gözü görmüyor. “Sen mi onları yiyorsun” dedi meczup, “yoksa yediklerin mi seni yiyor!” -Gökhan ÖzcanGökhan Özcan, "Kazancın Metafiziği", yenisafak.com, 10 Ağustos 2023-
gökhanözcanyazıları
KAZANCIN METAFİZİĞİ... (Kazançperestlik)
İnsanın parayla ilişkisinde maddiyat ihtirasının ötesine taşan metafizik bir şeyler var gibi geliyor bana. Karun gibi zengin olup ömrünün sonlarına yaklaşan insanların daha fazlasını kazanmak için gecelerini gündüzlerine katmalarının daha fazla kazanmakla çok da ilgisi olmasa gerek. Çünkü böylelerinin zaten harcamaya ömürlerinin yetmeyeceği kadar çok servetleri var. Çoluk çocuklarını düşünerek uğraşıp didiniyorlar desek, bu da çok mantıklı değil; çünkü bırakın çocuklarını, sülale boyu yetecek birikimleri bir kıyıda bekliyor. Ne o zaman bunun açıklaması? Neden insanlar harcayabileceklerinden daha fazla para kazanmak için bu kadar uğraşıp didiniyor? Öyle ya, kazanıp bir kenarda istif ettiğin parayla yapabileceğin bir şey yok, yapmak istediğin ve paranın satın alabildiği her şeyi zaten yapabiliyor, satın alabiliyorsun! Burada acizane kanaatim kazanma hissinin tutkulaşması gibi bir durum var. Nefsin aracı amaçsallaştırması, bunu hissî bir tatmine, daha doğru bir deyişle bir tatminsizliğe dönüştürmesi... Öyle ki, kazandıkça kazanıyor, satın alabildiğiniz her şeyi alabiliyor ve her imkâna erişebiliyor, bir mânâda dünyanın size vadettiği her türlü maddî hedefi yakalayıp tüketiyorsunuz. Ama içinizde yine de doymayan bir şey kalıyor, açlığından vazgeçmeyen, açlığı giderilemeyen bir şey... Bu maddiyâtın kendisiyle çözebileceğiniz bir denklem değil! Belki, kazanmayı metafizik bir ide, "ibadet" kıvamında bir yönelim, bütün hissiyatınızı kaplayan, işgal eden bir zihnî bağımlılık, hattâ bir inanç gibi düşünebilirsek biraz daha anlam kazanabilecek bir durum, bir hâl bu! Tedbiri elden bırakıp biraz daha fazlasını söylemeye cüret edersek; **paranın tanrısallaştığı bir modern kulluk biçimi bu. Bağlılarının sadakatlerini yitirmediği yeni tip bir
gökhanözcanyazıları
OBJEKTİF OLAYIM DERKEN DİNDEN ÇIKILIR MI?
Hikmet-i Hûda, denk geldi, bu sıralar Kur'ân'ın âyetlerini kanunlar gibi görmeye dair birçok yazı karaladım. "Kanun" derken ne kasettiğimi de bir parça açayım: Efendim, kanun derken, "her zamanda nümûneleri bulunan hükümler" demeyi azmediyorum. Sözgelimi: Yerçekimi bir kanundur değil mi? Evet. Peki neden? Çünkü yer her zamanda çeker. Ve her mekânda bu çekimden dolayı çekilen/düşen bir şeyler bulunur. (Uzayda değilseniz tabii.) Ayağı kaydığı için havada uçmaya başlayanımız hiç olmamıştır. Hep düşülmüştür. Hep çekilinmiştir. İşte buna "kanun" denir. Yâni kanunlar sonuçları tekrarlanan hükümlerdir. Saded harici girecek ama söylemeden geçemeyeceğim: Benim evrim konusundaki itirazlarım da hep bu noktadan kaynaklanır: "Bilimsellik" dediğimiz bilgi alanının dayandığı "sonuçların tekrarlanabilirliği" ilkesi evrimde bulunmaz. Yâni, hangi şartlar bu katakulliyi tetikliyorsa, onların tesbit edilip laboratuvar ortamında tekrarlanmasıyla, bu evrim denen hakikati(!) görebilmemiz lâzımdır. Peki bize gösterilen bir şeyler var mıdır? Vardır. Ama bunlar hep tür içi çeşitlenmelerdir. Tür içi çeşitlenmelere hiç kimse itiraz etmez. Çünkü zaten şu dünyada kaç milyar insan varsa hiçbirinin yüzü, sesi, parmak izi, retina kalınlığı, DNA'sı, daha bilmem neleri neleri birebir birbirini tutmaz. Evet. Bu çeşitlenmedir. Haktır. Tekrarlanmaktadır. Her zamanda görülmektedir. Tamam. Fakat evrim hakkında asıl sorunumuz şudur: Bu türden tür içi çeşitlenmelerle türden türe atlamalar mümkün olabilir mi? Kardeşlerim, dostlarım, canlarım, bu konuda bencileyin derim ki: **Evrimciler gayba imânda Müslümanlardan daha ileridedirler. Hattâ dinlerinin haphalis Mü'minidirler. Meselâ: Müslümanlar, âyette buyrulduğu gibi, bahara bakıp tekrar dirilişin mümkünlüğüne kanaat getirirler. Nümûnesini görüp,