Cahit Zarifoğlu

Cahit Zarifoğlu

YazarÇevirmen
8.7/10
5,8bin Kişi
·
25bin
Okunma
·
8,4bin
Beğeni
·
133,5bin
Gösterim
Adı:
Cahit Zarifoğlu
Tam adı:
Abdurrahman Cahit Zarifoğlu
Unvan:
Türk Şair, Yazar
Doğum:
Ankara, 1 Temmuz 1940
Ölüm:
İstanbul, 7 Haziran 1987
Abdurrahman Cahit Zarifoğlu (d. 01 Temmuz 1940, Ankara - ö. 07 Haziran 1987, İstanbul), Türk şair, yazar.

Aslen Kahramanmaraşlı'dır. 1940 yılında Türkiye'nin başkenti Ankara'da doğmuş olan şairin çocukluğu Kahramanmaraş'ta geçmiştir. Edebiyata, Kahramanmaraş Lisesi'nde iken şiir ve kompozisyon yazarak başlamış, lise sonrasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümünde okumuş ve buradan mezun olmuştur. Öğrenciliği sırasında çalışmak zorunda kalınca, sayfa sekreteri olarak çalışmış yine bu dönemde Diriliş Dergisinde çeşitli şiirleri yayımlanmıştır. 1976'dan sonra, kurucularından olduğu, Mavera Dergisinde şiirleri, birkaç hikâyesi, senaryo çalışmaları, günlükleri ve "Okuyucularla" ismini verdiği sohbetleri yayımlanmıştır.
Değişik zamanlarda ilkokul öğretmen vekilliği ve Almanca öğretmenliği yapmasının yanı sıra, Mavera Dergisi'ni çıkartmaya başladığı süreçte TRT Genel Müdürlüğü'nde mütercim sekreter olarak da görev almıştır. 1987 yılında vefat etmiştir. Mezarı Beylerbeyi'ndeki Küplüce mezarlığındadır.

“Yedi Güzel Adam” adıyla anılan isimler Türk edebiyatına damga vuran Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Mehmet Akif İnan, Alaeddin Özdenören ve Ali Kutlay'dır. Yolları Kahramanmaraş'ta kesişen 7 Güzel Adam'ın eğitim gördüğü 169 yıllık tarihi Maraş Lisesi 2019 mart ayında müzeye çevrilmiştir.
“Anılar defterinde gül yaprağı
Gibi unutuldum kurudum
Başıma düşmüş sevda ağı
Bir başıma tenhalarda kahroldum
Sen kimbilir, rüzgârlı eteklerinle
kimbilir hangi iklimdesin, Ben
Sensiz bu sessizlikle
Deli gibiyim sensiz
Bu sessizlikle

Ayrılıkla başım belada
Gözlerini çevir gözlerime
Yoksa sensiz bu sessizlikle
Deliler gibiyim
Sensiz bu sessizlikle”
"Yine de biri çıkıp nasılsın dese alışkanlıkla iyiyim diyeceğim. Kederli olduğum da söylenemez zaten. Buna sebep de yok çünkü. Ne taze bir ölüye sahibim, ne felaket geçirenlerim var. Dedim ya oturuyorum öylece. İyi ki kalbimi tanıyanlar yok. Ağırlıksız duran bedenimi küçümseyeceklerdi. Sonra da birbirlerine dürterek, ya da ilerideki arkadaşlarına göz işareti vererek beni gösterecekler, "kalbini yok etmişin haline bakın, hınzır pek de pratik, belli etmiyor hiç" diyeceklerdi. Ama iyi ki yoklar."
136 syf.
·Puan vermedi
Leval 1 : Televizyonu açıyoruz
Leval 2 : Kanalı değişiyoruz.


__Kanalın birinde ağa dizisi var.

Oldum olası bitmeyen diziler.
Cello ağası gider, Bello ağası gelir.
Aynı senaryo, aynı hamam.

__Kanalın diğerinde aile dizisi var.

Aile derken aklınıza Adile Naşit ile Münir Özkul'un oynadığı 'Neşeli Günler veya Bizim Aile' tarzı filmler gelmesin. Sözde Aile yani...

__Üçüncü kanalda yarışma programı var.

İçeriği tiyatro, adı yarışma olan.
Kanal kapandıktan sonra akılda birşey kalmayan.

Velhasıl liste uzayıp gidiyor.
Değişen birşey yok.
Kendimi bildim bileli bu senaryo devam ediyor.


İçeriği siz belirlemek isterseniz,
bu süregelen totemin aksine 'Yedi Güzel Adam' dizisini izlemenizi tavsiye ederim.

Şair ruhlu hissetmenizi sağlayacak.
Şiir gibi bir dizi...


*

Yedi Güzel Adam
okumalarına devam ediyorum.

Üstad Sezai Karakoç'dan sonra ikinci durağım olan Cahit Zarifoğlu' nda misafirim...

*

Yedi Güzel Adamdan birisi
birgün bir kitap yazdı.
Adını 'Yedi Güzel Adam' koydu.

Zarifoğlu'nun şiirleri zor oluyor, anlayarak,
üzerine durarak okumamız gerekiyor...

Bu şiir kitabında'da aynı zorluğu hissediyoruz, ama kendine has üslubuyla derin ve farklı perspektifden şiir dünyasına bakmanızı sağlıyor.

Sanırım Zarifoğlu'nu farklı kılan noktada bu işte. Kendi imgeleriyle düşünmeye sevk etmesi.

Okudum ve beğendim.
Okunması gereken bir eser diye düşünüyorum.
Sizlerede tavsiye ederim.


*
Okumadığın Gün Karanlıktasın.

Aydınlığınız kitaplar olsun.
Keyifli okumalar dilerim
136 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Nasıl başlayacağımı bilmiyorum ama köyden indim şehire filminde bir replik var hani "Himmet abey ben heç doymadım" diyor ya o deyişle "ben bu kitaptan heç bi şey annamadim."
Anlamadım derken biliyorum ki yediğim bir gıda gibi beynimde ve gerektiğinde bana bir sekilde dönecektir. Zarifoğlu kisi ve olaylari öyle sembollerle ifade ediyor ki anlarsanız zaten kafayı siyirirsiniz.
Söylediği veya anlatmak istediği her neyse en dogrusunu kendi biliyor. Kitabın akışı icinde once dize sonra şiir ve nihayetinde kitap bütünlüğüne baktığınızdaysa aynı kelimenin çok farklı anlamlarda hatta okuyucunun anlık psikolojisine göre farklı anlamlarda kullanıldığını görüyorsunuz. Aklımda kalan tek bir misra bile yok ama biliyorum ki uzun bir süre aklimi meşgul edecek bir kitap.
Kan, dağ, mızrak, toprak kelimelerinin çok yoğun kullanıldığına sahit oldum. Bunları birer sembol sayarsak dağ dünyayı kan hayatı mızrak insanı, toprak ise ölümü temsil ediyor bence. Bunun yani dira bebek, kadın doğurmak ve bir kaç yabancı isim varki hiç bir zaman içinden çıkamayacağım sekil ve durumlarda geçiyor.
Etkinlik kapsamında okumama vesile olan arkadaşlara beni böyle bir kaosa attıkları için teşekkür ediyorum. Okuyacaklara tavsiyem öyle aceleye getirip ayak üstü okumayın. Yoksa çok yorar sizi bu kitap. Her satırı düşüne düşüne, sindire sindire, sakin sakin okuyun. Çünkü bu adam beyin yakan adam Cahit Zarifoğlu.
224 syf.
Kısa bir şiir ve ardından “ne çok acı var” diye başlıyor kitabımız… Sonra kendinizi Zarif adam ile beraber altmışlı yetmişli yıllarda buluyorsunuz.

Yaşamak… Bence bir kitaba verilebilecek mükemmel bir isim. Çoğu insan yaşadığını sanıyor ama aslında yaşamıyor. Yaşamak denilemez buna. Ama Cahit Zarifoğlu yaşamayı beceren sayılı insanlardan bir tanesi diye düşünüyorum. Bu kitabı okurken sizde nasıl yaşadığına tanık olacaksınız. Normal de kapalı bir anlatım tarzı olan Cahit Zarifoğlu’nun şuana kadar okuduğum en açık kitabı diyebilirim. O yüzden ilk bu kitabını okumanızı tavsiye ederim.

Kitap günlük ve anı türünde gibi gözüküyor. Öyle bildiğiniz gibi zamana göre ilerlemiyor. Tarihler karışık. Bir bakmışsınız geçmişe gitmiş. Birde bakıyorsunuz yaşadığı zamana geri gelmiş. Ayrıca bu türler dışında yazılarının içine birçok türü de katmış. Deneme yazıları da var. Şiir de var. Sayamayacağım kadar çok konuya değinmiş. Bazen yeni bilgiler öğreniyorsunuz. Bazen de yazarın bir insan, bir konu hakkındaki görüşlerini görüyorsunuz.

Kitap içerisinde çok sevdiğim anlam dolu beni duygulandıran paragraflar vardı. Bu adama Zarif adam diyorlarsa içinde aşkında, sevginin de geçmesi gerekiyor. Ve geçiyor da... Yalnızlık da olmazsa olmazlardan… Yazılarında kimi zaman insanları, kimi zaman da davasını anlatmış… Bazı yerlerde annesine olan sevgisi ve özlemini dile getirmiş. Bazen de babasına sitem etmiş. Gönlü zengin yaşlı bir dedeyle olan anısını da anlatmış. Hani bir yayla da süt ikram eden fakat Nehri geçemediği için sütü gelip kendilerinin almasını isteyip, hediye eden kişinin kendisi olmasına rağmen özür dileyen kocaman yüreği olan yaşlı dede... Ne sevmiştim bu dedeyi. Dedemi hatırladım. Ne çok özlemişim onu. Bugünlerde ölmüştü oda.

Yazarımız yeni nesilden de şikâyetçi olduğunu "Dönelim kendimize ve aldığımız yaralara bakalım" diyerek belirtmiş. Modernleştikçe kendimizi, kültürümüzü kaybettiğimizi söylüyor. Türkiye sınırları içerisinde yazdığı yazıların yanı sıra yurtdışı yazıları da var. Oralardan da bahsetmiş. Biliyorsanız C. Zarifoğlu Dünyanın birçok yerini otostop ile dolaşmıştır. Her dilden her renkten insanlarla tanışmış ve yaşamış olması gerekir. Ama yine de yalnızlık işlemiş bu şairimizin içine.
Savaş hakkında yazıları da var. Mesela Vietnam savaşına değinmiş. Kitabın sonuna doğru Afganistan savaşını da kalemine almış. Bun konuyla ilgili şiir türünde yazmış olduğu bir Çocuk kitabı da var. İspanya iç savaşına da... (Bu bölümü okuduğum gün Pan’ın labirentini izledim. Orada da ispanya savaşı atmosferi vardı. Tevafuk olsa gerek. :) )

Bir yazısında ise Şairi anlatır. Şiiri anlatır. Bu ikisinin arasında ki bağı, hangisinin hangisine hükmettiğini anlatır. Yazmaya çalıştığı romanlardan bahseder. Oradaki olaydan, romancıdan, karakteri olan çocuğun safça bakış açısından…
Babası ile olan mektuplar da kitabın içinde yer almaktadır. Babası ile problemli olduğunu düşünürdüm. Daha önce bazı yazı ve videolardan böyle düşünmüştüm ama bu mektuplara bakınca hiçte öyle gözükmüyor. Babasının oğluna ne kadar değer verdiğini görüyoruz. Her mektubun da ibadetlerini yapmasını yazması da dikkat çekici…

Dini konulara da değinmiş. Her şeyin mirasçısı olana duyulan Hasretten bahsetmiş. Kelimeden, sevgiden, sevginin çekip gitmesinden bahsetmiş. Sezai Karakoç ve onun edebi dilini nasıl kullandığına, o dönemde şiirine duyulan hatırı sayılır ilgiye değinmiş. Müzik için fazla şansınız olmadığından, müzik başlar başlamaz kapatılan radyoların yanında büyüdüğüne değinmiş.

Önceden sevdiğim, bir insan sayesinde daha da çok sevdiğim İzmir'i ve orda geçen bir anısını da yazmış. Ankara’dan Oradaki insanlardan, yer altında okunan ezanlardan ve kılınan namazlardan bahsetmiş. Olumlu düşünceler değildi bunlar. Sonunda ihtiyar dedenin sayesinde asıl manayı fark etmiş.
Bir annenin çocuğuna olan ilgisin gözlemlediği bir olayı ve sonucunu anlatmış. Anarşi salgınını kokakolanın tutması gibi reklam ve propagandaya bağlamış. Neden Dindar bir çevreden evlendiğine değinmiş. İsmet Özel ile olan anısına yer vermiş.
Sanat’tan da bahsetmiş. Divan Edebiyatından dahi bahsetmiş. Arada Fuzuli’ye değinip oradan da Dostoyevski’ye atladığı olmuş. Sanat üzerine yazdığı bölüm kitabın en ilgi çekici yerlerinden birisiydi. Son olarak kitabında bazı yerlerinde Necip Fazıl’dan da bahsediyor. Hatta bahsettiği bir olayı Necip Fazıl’ın O ve Ben kitabında da okumuştum.

Velhasıl gördüğünüz gibi gündelik, sanatsal, eleştirel yazılar yazmış. Çok da güzel yazmış.

Keyifli Okumalar…
96 syf.
·Puan vermedi
Bazılarının yalnızlığı.

Bir Garip Adam Zarifoğlu.
Bir Güzel Adam Zarifoğlu.

*
Tarihe not düştüm.
14 Mayıs Perşembe
' İşaret çocuklarıyla' Zarifoğlu'nu tanıdım.

Peki ben kimim ?
Dedi.
Cahit Zarifoğlu

Sen Lisedeyken o kadar durağan ve içine kapanık birisin ki, arkadaşların bir bilge gibi suskun ve sakin olmandan dolayı 'Aristo' lakabını takmışlardı sana.

Fakat  sen, Necip Fazıl'ın deyimiyle 'Artist' bir kişiliksin. Edebiyatımızın Artist şairisin.

*
Hakkında kısmen bilgi sahibi olduğum, sözlerini beğendiğim, sevdiğim bir şairdir Zarifoğlu.

Şiir kitabınında bazı noktalar gizemli olmakla beraber anlaşılması güç olabiliyor fakat genel olarak akıcı olduğunu söyleyebilirim.

Zaten kendisi Şiirini "anlaşılmaz değil zor" olarak tanımlamakta ve  şiirini "kapalı" bulanlara, bir söyleşisinde şöyle cevap vermekte :

"Şiirlerimi genellikle ifade ettiğiniz gibi 'örtülü manalı' bulanlar çoğunlukta. Bu şiirin diline aşina olmayanların kolay kolay anlamları mümkün değil. Biraz gayretle anlaşılabilirler. Tarzım böyle. Buna rağmen yine isabetle belirttiğiniz gibi, bu kapalı anlamın gerisinde İslami bir muhteva mevcuttur, hepsinde olmasa bile. Şiir anlayışım üzerinde uzun boylu düşünmedim."

Şiirlerini hayatıyla birleştiren şairin, tarzını daha iyi anlamak için diğer eserlerinide okumak gerektiği kanısındayım .

Sizlere'de tavsiye ederim.

*
Keyifli okumalar dilerim
286 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Kitabın en çok giriş bölümünü beğendim, hatta giriş bölümünü okuyunca kitabı hemen beğendiklerim arasına ekledim. Eminim sizde çok beğeneceksiniz. Tabi kitap genel olarak güzeldi.
Giriş bölümünde etkileyici bir üslupla hayatı, dünyayı ve insanları ele alan yazar daha sonra siyasi ve dini Konulardan bahsediyor.

Yazarın anlattığı tüm bu sorunlar neredeyse tamamı günümüzde hâlâ devam etmektedir.
Galiba böyle de sürüp gidecek bu düzen.

Zarifoğlu'nun modern çağı eleştirmesi iyi hoştu ama modern çağda bize önerdiği şeyler yetersiz geldi bana... Ya da bana öyle gelmiştir.
Hayatın bir çok sorununu, o dönemin ve geçmiş dönemin bir çok olayına değinmiştir. Geçmişten günümüze müslümanların yaşadığı olaylar ve müslümanların hallerini eleştirmekte, en önemlisi ise Avrupa, ABD, İsrail, İngiltere ve Rusya gibi ülkelerin müslümanlara yaşattıkları ve müslümanları nasıl yozlaştırdığını vurgulamaktadır.

Müslümanlar olarak Avrupanın var ettiği modern hayata ayak durmak şöyle dursun ele almak bile zor bir konu/durum. Bu yüzden pek bir şey söylemeyeceğim, kitabı okumanız daha doğru olacaktır. Şunu da belirtmek isterim ki yazarın genel olarak bütün düşüncelerine katılıyorum.

Yazar özellikle yaşadığı dönemi konu alıyor ve eleştiriyor. Bakış açısı ve görüşleri çok güzel. Keşke herkes böyle düşünebilse, farkında olabilse...

Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim, böylelikle geçmiş ile gelecek arasındaki farklılıkları ve benzerlikleri görebilir, bakış açınız değişir.

Okuyacaklar için keyifli okumalar :)
96 syf.
·8 günde·Puan vermedi
"Yorgun bir masal uzakta kaybolur."

Küçükken uyuyabilmek için saydığım koyunlar geldi aklıma bu mısrayla. Sadece ona kadar sayabildiğim için abim sorduğunda hep 10 derdim. Çok çabuk uyuyorsun uykucu derdi.
Kaç tane 10 saydığını en iyi insanın kendisi bilir.

"Ne korkunç bir iklimdi çocukluğum uyku yansın, yürek mecburlarsın." Demiş Zarifoğlu yine. Benim de çocukluğumun iklimi o kadar sert ve çetindi. Yine de gecekondu enkazında oyuncaklarımın parçalarını hatırladım o sessiz her molozu birbirinden daha kederli tuğla parçalarını anımsadım İşaret Çocuklarında.
Evin enkazının da bir zamanlar bütün oluşturduğu bir gerçekti ve bu kitapta öyle. Öyle dağınık öyle sereserpe duruyor ki mısralar bilimsel makalelerin verdiği zihin yorgunluğunu da veriyor. Bir yandan da o yorgunluğun vermiş olduğu güzellik. Şiirle haşir neşir değilse bir insan ilk tepkisi muhtemelen bu ne biçim şiir olabilir. Ama öyle değil bir elinde mala bir elinde pastel boya olan insanları aynı karede gösterebiliyor Üstad.

Eğer resim çiziyor olsaydı tek renkle rengarenk resimler yapan bir ressam olurdu Zarifoğlu.

"SEVMEK DE YORULUR "

Belkide geldiğimiz zaman da sevmek yorulmuştur bu yüzden her yerde sevgisizlik.
Bu kadar suç, ölüm, zulüm....
Sevmeyi yormayalım efenim.
Henüz yorulmamış Sevgiler herkese ve her şeye. Sevgilerle....
T.e
220 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Bizimse
Hüznümüzün miktarı çok
Bilmezik
Doğduğumuz saat
Kabre dolduğumuz zamandır.

Zarifoğlunu ne zaman okusam her kelimesi yüreğime işliyor, işliyor da içimde ki insani nefsani duygular ile bir cenge girişiyor gibi hissediyorum.

Yaşadığı dönemi tıpkı kendisi gibi sade ve naif kelimeler ile adeta bir yorgan gibi ilmek ilmek işliyor. Öyle emek kokuyor, insana dairlikler içeriyor satırları.

İnsan muhteviyatının geldiği durumu anlatırken gizil hiç bir şey bırakmıyor Zarif adam, bizi bizden utandırıyor.

Bize de yan yana, birbirine saygı ve sevgi ile dizilmiş kelimeleri okumak, anlamak ve daha da önemlisi anlamlandırmak düşüyor.

Göğümüz mavi umudumuz baki kalsın..'
312 syf.
·25 günde·Beğendi·9/10
“Akil isen can gözün aç, tut kulak bu sözüme
Bir değirmendir bu dünya öğütür bir gün bizi”

Cahit Zarifoğlu bu kitabınızı okumadan önce sizi şiirlerinizden tanıyordum.

Muhafazakar bir görüntü içinde yazdığınız bu kitap, bir öğüt, bir tavsiye niteliğinde. Son derece samimi bir dil kullanmışsınız. Dünya görüşünüz beni yansıtıyor. Keşke sizi tanıma imkanım olsaydı. İçinde bulunduğumuz toplumun sosyal, siyasi ve dini yönlerini ele alır, kendimizce çözümler üretirdik. Belki siz göremediniz ama biz kazanıyoruz. Kaybettiğimiz değerleri geri kazanmaya başladık.

Ne de güzel belirtmişsiniz, ileri bir görüş ile:
“Bakın, kalbimin inancını söyleyeceğim: Kazanan biz olacağız!”

Sevgi ve saygı ile
Özgür Beden
136 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler top oynarken eski hamam içinde…Ben diyeyim hoş sohbetli siz deyin sıkıcı 7 tane adam varmış...

Sezai karakoç

Nuri pakdil

Akif inan

Erdem bayazıt

Alaadin özdenören

Rasim özdenören

Cahit zarifoğlu
Bu adamların yedisi de birbirinden ayrılmaz üstlerine de bir sekizinci eklenmezmiş.. (Bahar rüzgarı mı o esen) :):)

“ Yüreğimin zarif acısı...”
Böyle bir cümle kitapta yer almıyor ama yığınla bu kitaptan böyle bir alıntı paylaşılmış! Sayfa sayısını söylerse o arkadaşlar çok memnun olurum, belki de ben gözden kaçırmışımdır...


Okuduğum ilk ACZ kitabı. Başlangıç olarak olabilecek en güzel seçimlerden birisini yaptığımı düşünüyorum. Çok güzel yumuşak bir geçiş oldu.Okuduğunuzu anlamayabiliyorsunuz öyle mânâlara sahip ziyadesiyle derin bir kitap.

*Bu arada Zarifoğlu lisedeyken edebiyat dersinden sınıfta kalmış :)
Herkese keyifli okumalar ve mutlu haftasonları diliyorum.

https://youtu.be/C-q7TOvxYec
https://youtu.be/VDk7JKJSh54
https://youtu.be/QK8bxIFzm1Y

Yazarın biyografisi

Adı:
Cahit Zarifoğlu
Tam adı:
Abdurrahman Cahit Zarifoğlu
Unvan:
Türk Şair, Yazar
Doğum:
Ankara, 1 Temmuz 1940
Ölüm:
İstanbul, 7 Haziran 1987
Abdurrahman Cahit Zarifoğlu (d. 01 Temmuz 1940, Ankara - ö. 07 Haziran 1987, İstanbul), Türk şair, yazar.

Aslen Kahramanmaraşlı'dır. 1940 yılında Türkiye'nin başkenti Ankara'da doğmuş olan şairin çocukluğu Kahramanmaraş'ta geçmiştir. Edebiyata, Kahramanmaraş Lisesi'nde iken şiir ve kompozisyon yazarak başlamış, lise sonrasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümünde okumuş ve buradan mezun olmuştur. Öğrenciliği sırasında çalışmak zorunda kalınca, sayfa sekreteri olarak çalışmış yine bu dönemde Diriliş Dergisinde çeşitli şiirleri yayımlanmıştır. 1976'dan sonra, kurucularından olduğu, Mavera Dergisinde şiirleri, birkaç hikâyesi, senaryo çalışmaları, günlükleri ve "Okuyucularla" ismini verdiği sohbetleri yayımlanmıştır.
Değişik zamanlarda ilkokul öğretmen vekilliği ve Almanca öğretmenliği yapmasının yanı sıra, Mavera Dergisi'ni çıkartmaya başladığı süreçte TRT Genel Müdürlüğü'nde mütercim sekreter olarak da görev almıştır. 1987 yılında vefat etmiştir. Mezarı Beylerbeyi'ndeki Küplüce mezarlığındadır.

“Yedi Güzel Adam” adıyla anılan isimler Türk edebiyatına damga vuran Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Mehmet Akif İnan, Alaeddin Özdenören ve Ali Kutlay'dır. Yolları Kahramanmaraş'ta kesişen 7 Güzel Adam'ın eğitim gördüğü 169 yıllık tarihi Maraş Lisesi 2019 mart ayında müzeye çevrilmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 8,4bin okur beğendi.
  • 25bin okur okudu.
  • 1.121 okur okuyor.
  • 14,1bin okur okuyacak.
  • 456 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları