Yaşamak

9,0/10  (91 Oy) · 
284 okunma  · 
121 beğeni  · 
3.232 gösterim
Yeni Türkçe'de ki hatıra türünün en yetkin örneklerinden biri olan Yaşamak, toplumsal olarak bir ışığa dönüştürmek istediğimiz acıya, bireysel bir dünyada aydınlık sağlamaktadır.

Zarifoğlu, çevremizde gelişen olayların gözümüzü yorduğu ve bizim, hayatın bütünsel akışıyla olan bağlarımızı güçlükle koruduğumuz dönemde, o bağlara canlılık veren birkaç şairimizden biridir.

Yaşamak, şiirindeki derinliğin yol açtığı açılım getiren ve şaire ait iç dünyanın zenginliğini gözler önüne seren bir eserdir.
Şair, yaşamayı varlık ve oluşun özüne dokunan bir derinlik içinde algıladığı ve arka planındaki hikmetle anlaşarak yaşadığı için, aynı hikmetin onun anlatımında parıldaması pek tabiidir.
Münzevi Okur 
18 Oca 19:40 · Kitabı okudu · 12 günde

Kısa bir şiir ve ardından “ne çok acı var” diye başlıyor kitabımız… Sonra kendinizi Zarif adam ile beraber altmışlı yetmişli yıllarda buluyorsunuz.

Yaşamak… Bence bir kitaba verilebilecek mükemmel bir isim. Çoğu insan yaşadığını sanıyor ama aslında yaşamıyor. Yaşamak denilemez buna. Ama Cahit Zarifoğlu yaşamayı beceren sayılı insanlardan bir tanesi diye düşünüyorum. Bu kitabı okurken sizde nasıl yaşadığına tanık olacaksınız. Normal de kapalı bir anlatım tarzı olan Cahit Zarifoğlu’nun şuana kadar okuduğum en açık kitabı diyebilirim. O yüzden ilk bu kitabını okumanızı tavsiye ederim.

Kitap günlük ve anı türünde gibi gözüküyor. Öyle bildiğiniz gibi zamana göre ilerlemiyor. Tarihler karışık. Bir bakmışsınız geçmişe gitmiş. Birde bakıyorsunuz yaşadığı zamana geri gelmiş. Ayrıca bu türler dışında yazılarının içine birçok türü de katmış. Deneme yazıları da var. Şiir de var. Sayamayacağım kadar çok konuya değinmiş. Bazen yeni bilgiler öğreniyorsunuz. Bazen de yazarın bir insan, bir konu hakkındaki görüşlerini görüyorsunuz.

Kitap içerisinde çok sevdiğim anlam dolu beni duygulandıran paragraflar vardı. Bu adama Zarif adam diyorlarsa içinde aşkında, sevginin de geçmesi gerekiyor. Ve geçiyor da... Yalnızlık da olmazsa olmazlardan… Yazılarında kimi zaman insanları, kimi zaman da davasını anlatmış… Bazı yerlerde annesine olan sevgisi ve özlemini dile getirmiş. Bazen de babasına sitem etmiş. Gönlü zengin yaşlı bir dedeyle olan anısını da anlatmış. Hani bir yayla da süt ikram eden fakat Nehri geçemediği için sütü gelip kendilerinin almasını isteyip, hediye eden kişinin kendisi olmasına rağmen özür dileyen kocaman yüreği olan yaşlı dede... Ne sevmiştim bu dedeyi. Dedemi hatırladım. Ne çok özlemişim onu. Bugünlerde ölmüştü oda.

Yazarımız yeni nesilden de şikâyetçi olduğunu "Dönelim kendimize ve aldığımız yaralara bakalım" diyerek belirtmiş. Modernleştikçe kendimizi, kültürümüzü kaybettiğimizi söylüyor. Türkiye sınırları içerisinde yazdığı yazıların yanı sıra yurtdışı yazıları da var. Oralardan da bahsetmiş. Biliyorsanız C. Zarifoğlu Dünyanın birçok yerini otostop ile dolaşmıştır. Her dilden her renkten insanlarla tanışmış ve yaşamış olması gerekir. Ama yine de yalnızlık işlemiş bu şairimizin içine.
Savaş hakkında yazıları da var. Mesela Vietnam savaşına değinmiş. Kitabın sonuna doğru Afganistan savaşını da kalemine almış. Bun konuyla ilgili şiir türünde yazmış olduğu bir Çocuk kitabı da var. İspanya iç savaşına da... (Bu bölümü okuduğum gün Pan’ın labirentini izledim. Orada da ispanya savaşı atmosferi vardı. Tevafuk olsa gerek. :) )

Bir yazısında ise Şairi anlatır. Şiiri anlatır. Bu ikisinin arasında ki bağı, hangisinin hangisine hükmettiğini anlatır. Yazmaya çalıştığı romanlardan bahseder. Oradaki olaydan, romancıdan, karakteri olan çocuğun safça bakış açısından…
Babası ile olan mektuplar da kitabın içinde yer almaktadır. Babası ile problemli olduğunu düşünürdüm. Daha önce bazı yazı ve videolardan böyle düşünmüştüm ama bu mektuplara bakınca hiçte öyle gözükmüyor. Babasının oğluna ne kadar değer verdiğini görüyoruz. Her mektubun da ibadetlerini yapmasını yazması da dikkat çekici…

Dini konulara da değinmiş. Her şeyin mirasçısı olana duyulan Hasretten bahsetmiş. Kelimeden, sevgiden, sevginin çekip gitmesinden bahsetmiş. Sezai Karakoç ve onun edebi dilini nasıl kullandığına, o dönemde şiirine duyulan hatırı sayılır ilgiye değinmiş. Müzik için fazla şansınız olmadığından, müzik başlar başlamaz kapatılan radyoların yanında büyüdüğüne değinmiş.

Önceden sevdiğim, bir insan sayesinde daha da çok sevdiğim İzmir'i ve orda geçen bir anısını da yazmış. Ankara’dan Oradaki insanlardan, yer altında okunan ezanlardan ve kılınan namazlardan bahsetmiş. Olumlu düşünceler değildi bunlar. Sonunda ihtiyar dedenin sayesinde asıl manayı fark etmiş.
Bir annenin çocuğuna olan ilgisin gözlemlediği bir olayı ve sonucunu anlatmış. Anarşi salgınını kokakolanın tutması gibi reklam ve propagandaya bağlamış. Neden Dindar bir çevreden evlendiğine değinmiş. İsmet Özel ile olan anısına yer vermiş.
Sanat’tan da bahsetmiş. Divan Edebiyatından dahi bahsetmiş. Arada Fuzuli’ye değinip oradan da Dostoyevski’ye atladığı olmuş. Sanat üzerine yazdığı bölüm kitabın en ilgi çekici yerlerinden birisiydi. Son olarak kitabında bazı yerlerinde Necip Fazıl’dan da bahsediyor. Hatta bahsettiği bir olayı Necip Fazıl’ın O ve Ben kitabında da okumuştum.

Velhasıl gördüğünüz gibi gündelik, sanatsal, eleştirel yazılar yazmış. Çok da güzel yazmış.

Keyifli Okumalar…

Baki Coşkun 
25 Şub 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Kitabı okuyup bitirdikten sonra sanki yakın bir dostla güzel bir muhabbetin sonuna gelmiş gibi hissettim. Bu ayrılık hissi tez zamanda başka kitaplarını okuma isteği oluşturdu bende. Cazit Zarifoğlunun kendine özgü üslubu insanı alıp kendi alemine götürüyor. Ama şiirlerindeki gibi anlaşılması biraz gayret istiyor. Benim tavsiyem kitabı okumadan önce Cahit Zarifoğlu adına çıkmış yazılar ve belgesellerden onu daha iyi tanımaya çalışın. O zaman sanki aranızda gizli bir bağ oluşuyor. Tabii ki böyle bir tanışıklık olmadan kimse kimseye özelini açmaz.

Suskun/ca 
23 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Zarifoğlu'nun günlüğüne konuk olmak inanılmaz güzeldi. Üstad NEcip Fazıl ile olan anıları, bazı bölümlerdeki hikaye tadındaki yazılar, babasının mektupları... Zarif adamı okuduğum her kitabıyla daha çok seviyorum. Hala Cahit Zarifoğlu ile tanışmayanlarınız varsa mutlaka ilk fırsatta bir kitabını alıp okuyun derim. Ben "Bir Değirmendir Bu Dünya" kitabı ile başlamıştım :)

İnceleme yazmaya utandığım böylesi yaşanmışlık böyle ince nakış nakış işlendiği içinizde göğsünüzün en nadide yerinde taşıyacağınız bir güzelim Zarifoğlu eseri. Ne çok acı var, değil mi sevgili okur?

"Yeryüzündeyiz ve bunun şifası yok." diyor ya hani Beckett. Yaşamak,Zarifoğlu'nun şifa arayan ruhunun öyküsü.

“Söyle önce nereden belledin bu kadar ağır kelimeyi, onları yan yana getirmeyi?
Genç kalbimin yalanları ne acılar duydum ve düşünmeye başladım hüznü” diyor, canım şairim Zarifoğlu.

O öyle derken Edip Cansever:
“Dönüp dönüp arkamıza baktığımız
Bir dünya kalıntısı üstünde
Hak edilmiş hüzünlerimiz olacak mı bizim de" diye soruyordu.

Sanırım olabilmesi için kalbimizin acıları duyumsaması gerekiyordu. Hüznü iliklerimizde hissetmek, karanlık sokaklarda ilerlerken, şehrin gri havasını içimize çekip: “Ah İstanbul benimsin” diyerek karşımıza çıkan yaşlı yüzlere, masum çocuklara bakıp iç çekerek hüznü yeniden yorumlamak gerekiyordu. Okulda, evde, her yerde ağır gelmemiz gerekiyordu kendimize.

Sonrasında ağır gelen yükler altında ezilip büzülen insanın, hangi nimetlerle kuşatıldığını anlayabilmesi için daha çok bakması gerekiyordu kendisini ki kerametleri görebilsin: “Ve o zaman bir kere daha ve daha iyi anlıyorum: kendisine bize bir keramet göster denen velinin, "Peki, göstereyim" deyip ayağa kalkmasını ve, "İşte yürüyorum" demesini.”

“İstanbul ve yeryüzü hüznü avutacak gibi değil. yordum seni gözlerim” diyerek öteleri aramak hüzünle hemhal olmak gerekiyordu.

Hüzünlü Peygamber’in hüzünlü ümmetleri olma adına, acı duyan, acıyı özümseyen, kalbiyle halleşen, dünyaya meyletmeyen kullarından olmak gerekiyordu.

Ve nihayetinde: “Ruhumuzun batıdan aldığı lekelerden bizi ancak Allah arındırabilir” diyerek Rabbimizden içimizdeki kirleri alması duasında bulunmak gerekiyordu.

Kulağımızda Zarifoğlu’nun: “Bir kalbiniz vardır onu tanıyınız.” nasihatini unutmadan.

Fatma Nur Mermer 
26 Tem 21:04 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bir öneri üzerine alıp bitmesin diye okumaktan geri kaldığım bir kitap. Alırken bu kadar tesirinde kalmayı ummuyordum. Okudukça yüreğimde yeni yeni pencerelerin açıldığını gördüm, okudukça Zarifoğlu'nu daha çok sevdim/ tanıdım/ bi parça anladım. Hissettiği gibi hissetmek, gördüğü gibi görmek istedim, ne mümkün... Onun gibi hissetmek için onun gibi bir yüreğe sahip olmak gerektiğini farkettim her cümlesinde.
Babasına sitemini de gördüm, annesine hasretini de.
Yalnızlık, acı, sevgi... Hepsini insanda toplayıp: acıyı insanla bölmüş, sevgiyi insanla çarpmış, yalnızlığı kendinde eşitlemiş.
Zarifoğlu'nun anılarına seyahat etmiş kadar oldum yada bunu umdum.
Özetle yüreğinize dokunacak bir kitap diyebilirim. Arayıp bulamadığınız, konuşmak isteyim dile getiremediğiniz yahut tanımlayamadığınız birçok duygu ve hissin bu kitapta yer aldığına tanıklık edeceksiniz. Kitap bittiğinde bitmiş olmasının verdiği hüzünle beraber böylesine kıymetli bir eseri okumuş olmanın mutluluğunu bir arada yaşayacaksınız.
Şimdiden keyifli okumalar.

Sabriye Yabancı 
02 May 12:18 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · Puan vermedi

Yaşamak Zarifoğlu'nun günlüklerini derlediği bir kitap daha çok anıya yakın. Kitabı okumaya başladığımda ilk sayfalar çok keyifsizdi benim için çünkü alışkın olduğumuz günlük ve anının dışındaydı yazılar.İşin ilginci kimden bahsettiği tam anlaşılmıyordu. Yirmi altıncı sayfadan sonrası ise benim için keyifli ve ilginç bir deneyimdi.Şairlik yönüyle ön plana çıkan sanatçının yazarlığının da gücünü gördüm.
Zarifoğlu gözlemlerinden hareketle başka başka hayatların kendi ruhundan aksini anlatıyor bizlere.Hiç susmayan iç sesi ve çoğu insan için sıradan olan olaylara bunca anlam yükleyebilmesi onun ruhunun derinliğini haber veriyor.Bazen konuyu açıkça dile getirmeden yaptığı göndermeler çok hoş.Kitapta kültür emperyalizmi, okullar ,geçim sıkıntısı, döneminin tanınmış sanatçı ve fikir adamları, Vietnam Savaşı, sanat hakkındaki görüşleri ... gibi pek çok konu bazen nesir bazen şiir olarak anlatılmış.
Düşün ve hayal alemimizi genişletecek hoş bir eser bana göre tavsiye ederim.

Hatice Özdemir 
 02 May 13:55 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Cahit Zarifoğlunun zarifliğini ortaya koyan günlük tadında kitabıdır. Ve tam tamına dilini yansıttığı özgün eseridir yaşamının özgünlüğünü, bir o kadarda özlemini tamamıyla yansıttığı özel bir kitabıdır okumanızı tavsiye ederim.

Nasrettin 
26 Nis 11:50 · Kitabı okudu · 8 günde · 6/10 puan

Sayın Zarifoğlu'nun okuduğum ikinci kitabı (ilki şiirler.), okuyacaklarım arasında yoktu ama elime geçince başka kitapda hazırda olmayınca okuyayım dedim belki "şiirler" deki karmaşıklığı bir nevi anlarım diye. Farkına vardım ki Zarifoğlu'nun kendine has bir karmaşıklığı var yazılarında anlatmak istediği şeyleri çoğu zaman sadece kendisinin bilebileceğini düşünür insan.

Kitabın 'günlük' olduğu ilk başta belirtilmese belki bunu farketmeyecektim. Belkide daha günlük okumadığım içindir bilemiyorum artık. Çoğu yerde günlükten farklı bir şekilde yazmış yazacaklarını. Oldukça da düzensiz olduğunu söylemeliyim, Bazen anlattığı bir olaydan sonra 2 yıl gerilerden, konudan bağımsız başka bir olayı anlatır. Yine de Rasim Özdenören'in dediği gibi "bu kadar karmaşıklığına rağmen kimse onun eserlerini reddedememiştir."

(Alında kitap benim üzerimde "yaşamak" olarak değilde daha çok "uyumak" olarak etki bıraktı. Ne zaman okumak istesem 3-4 sayfa okumadan ağır bir uyku çökerdi üzerime. :) belki kitaptaki derinlikten, belki baharın gelişiyle kısalan gecelerden, belki de yorgunluktandır. Bilemedim...

Okursanız güzel şeyler bulabilirsiniz. Okumasanızda, her kitapta olduğu gibi kaybedilecek bir şeyler mutlaka vardır.

İYİ OKUMALAR...

Siyah 
05 Tem 06:03 · Kitabı okudu · 14 günde · Beğendi · 10/10 puan

Hayat koşuşturmasından dolayı kitabı hakkıyla okuduğumu söyleyemem ve bu, kitaba büyük bir haksızlık oldu. Normalde iki bilemediniz üç günde bitireceğim kitap günlerdir elimde süründü. Bu yüzden gece boyu uyumadım ve tamamını bitirdim. Kitaba gelecek olursak yazarımız zaten belli ona diyebilecek bir lafım olamaz. Kitabı benim gibi uzun sürede bitirseniz dahi, günlük türünde olmasından dolayı akıcı bir okuma sağlıyor. Anlamak isteyerek okuyan birine çok şey katabilecek ve herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği bir kitap. Okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum...

3 /

Kitaptan 219 Alıntı

Sergen Özen 
13 Oca 01:50 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Yine de biri çıksa, nasılsın dese alışkanlıkla iyiyim diyeceğim.

Yaşamak, Cahit Zarifoğlu (Sayfa 172 - Beyan)Yaşamak, Cahit Zarifoğlu (Sayfa 172 - Beyan)
Baki Coşkun 
12 Şub 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Evimizde her türlü müsibete ve hastalığa karşı bir tek doktor ve ilaç vardı; dua ve aspirin. Daima şifa bulduk.

Yaşamak, Cahit Zarifoğlu (Sayfa 128)Yaşamak, Cahit Zarifoğlu (Sayfa 128)
Avcı 
 30 Ağu 18:44 · Kitabı okudu

"... Gelmek nice göreyim
Yere gönlümü sereyim
Kapında dileneyim
Gün gördüm güleyim
Dost gördüm sevineyim
Nice maldan geçeyim
Yollarına dökeyim
Özüm şerbet tutsun
Hak dostun bağında..."

Yaşamak, Cahit Zarifoğlu (Sayfa 224 - Beyan Yayınları)Yaşamak, Cahit Zarifoğlu (Sayfa 224 - Beyan Yayınları)

"Yine de biri çıkıp nasılsın dese alışkanlıkla iyiyim diyeceğim. Kederli olduğum da söylenemez zaten. Buna sebep de yok çünkü. Ne taze bir ölüye sahibim, ne felaket geçirenlerim var. Dedim ya oturuyorum öylece. İyi ki kalbimi tanıyanlar yok. Ağırlıksız duran bedenimi küçümseyeceklerdi. Sonra da birbirlerine dürterek, ya da ilerideki arkadaşlarına göz işareti vererek beni gösterecekler, "kalbini yok etmişin haline bakın, hınzır pek de pratik, belli etmiyor hiç" diyeceklerdi. Ama iyi ki yoklar."

Yaşamak, Cahit ZarifoğluYaşamak, Cahit Zarifoğlu
Sergen Özen 
08 Oca 16:41 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Bir şehir kadar kalabalıktır bazıları
Bir dehliz kadar karanlıktır bazıları
Konuşurlar
İsterler
Susarlar

Yaşamak, Cahit Zarifoğlu (Sayfa 58 - Beyan)Yaşamak, Cahit Zarifoğlu (Sayfa 58 - Beyan)

İnsan, gittikce daralan dünyasında neden mutsuz. Herkes artık gereğinden fazla büyüyor da onun için mi? On yedi yaşlarındaki delikanlıların bile iki kat yaşlıların ki kadar yürekleri dolu.

Yaşamak, Cahit Zarifoğlu (Sayfa 41)Yaşamak, Cahit Zarifoğlu (Sayfa 41)

"Ne var ki imla düşüklüğünden zevk alıyorum. İfade düşüklüklerini bile bile olduğu gibi bıraktığımda oluyor. Nasıl olsa mükemmel değiller, olmaları da gerekmiyor."

Yaşamak, Cahit ZarifoğluYaşamak, Cahit Zarifoğlu