Yaşamak

8,9/10  (45 Oy) · 
129 okunma  · 
47 beğeni  · 
2.500 gösterim
Yeni Türkçe'de ki hatıra türünün en yetkin örneklerinden biri olan Yaşamak, toplumsal olarak bir ışığa dönüştürmek istediğimiz acıya, bireysel bir dünyada aydınlık sağlamaktadır.

Zarifoğlu, çevremizde gelişen olayların gözümüzü yorduğu ve bizim, hayatın bütünsel akışıyla olan bağlarımızı güçlükle koruduğumuz dönemde, o bağlara canlılık veren birkaç şairimizden biridir.

Yaşamak, şiirindeki derinliğin yol açtığı açılım getiren ve şaire ait iç dünyanın zenginliğini gözler önüne seren bir eserdir.
Şair, yaşamayı varlık ve oluşun özüne dokunan bir derinlik içinde algıladığı ve arka planındaki hikmetle anlaşarak yaşadığı için, aynı hikmetin onun anlatımında parıldaması pek tabiidir.
Münzevi Okur 
18 Oca 19:40 · Kitabı okudu · 12 günde

Kısa bir şiir ve ardından “ne çok acı var” diye başlıyor kitabımız… Sonra kendinizi Zarif adam ile beraber altmışlı yetmişli yıllarda buluyorsunuz.

Yaşamak… Bence bir kitaba verilebilecek mükemmel bir isim. Çoğu insan yaşadığını sanıyor ama aslında yaşamıyor. Yaşamak denilemez buna. Ama Cahit Zarifoğlu yaşamayı beceren sayılı insanlardan bir tanesi diye düşünüyorum. Bu kitabı okurken sizde nasıl yaşadığına tanık olacaksınız. Normal de kapalı bir anlatım tarzı olan Cahit Zarifoğlu’nun şuana kadar okuduğum en açık kitabı diyebilirim. O yüzden ilk bu kitabını okumanızı tavsiye ederim.

Kitap günlük ve anı türünde gibi gözüküyor. Öyle bildiğiniz gibi zamana göre ilerlemiyor. Tarihler karışık. Bir bakmışsınız geçmişe gitmiş. Birde bakıyorsunuz yaşadığı zamana geri gelmiş. Ayrıca bu türler dışında yazılarının içine birçok türü de katmış. Deneme yazıları da var. Şiir de var. Sayamayacağım kadar çok konuya değinmiş. Bazen yeni bilgiler öğreniyorsunuz. Bazen de yazarın bir insan, bir konu hakkındaki görüşlerini görüyorsunuz.

Kitap içerisinde çok sevdiğim anlam dolu beni duygulandıran paragraflar vardı. Bu adama Zarif adam diyorlarsa içinde aşkında, sevginin de geçmesi gerekiyor. Ve geçiyor da... Yalnızlık da olmazsa olmazlardan… Yazılarında kimi zaman insanları, kimi zaman da davasını anlatmış… Bazı yerlerde annesine olan sevgisi ve özlemini dile getirmiş. Bazen de babasına sitem etmiş. Gönlü zengin yaşlı bir dedeyle olan anısını da anlatmış. Hani bir yayla da süt ikram eden fakat Nehri geçemediği için sütü gelip kendilerinin almasını isteyip, hediye eden kişinin kendisi olmasına rağmen özür dileyen kocaman yüreği olan yaşlı dede... Ne sevmiştim bu dedeyi. Dedemi hatırladım. Ne çok özlemişim onu. Bugünlerde ölmüştü oda.

Yazarımız yeni nesilden de şikâyetçi olduğunu "Dönelim kendimize ve aldığımız yaralara bakalım" diyerek belirtmiş. Modernleştikçe kendimizi, kültürümüzü kaybettiğimizi söylüyor. Türkiye sınırları içerisinde yazdığı yazıların yanı sıra yurtdışı yazıları da var. Oralardan da bahsetmiş. Biliyorsanız C. Zarifoğlu Dünyanın birçok yerini otostop ile dolaşmıştır. Her dilden her renkten insanlarla tanışmış ve yaşamış olması gerekir. Ama yine de yalnızlık işlemiş bu şairimizin içine.
Savaş hakkında yazıları da var. Mesela Vietnam savaşına değinmiş. Kitabın sonuna doğru Afganistan savaşını da kalemine almış. Bun konuyla ilgili şiir türünde yazmış olduğu bir Çocuk kitabı da var. İspanya iç savaşına da... (Bu bölümü okuduğum gün Pan’ın labirentini izledim. Orada da ispanya savaşı atmosferi vardı. Tevafuk olsa gerek. :) )

Bir yazısında ise Şairi anlatır. Şiiri anlatır. Bu ikisinin arasında ki bağı, hangisinin hangisine hükmettiğini anlatır. Yazmaya çalıştığı romanlardan bahseder. Oradaki olaydan, romancıdan, karakteri olan çocuğun safça bakış açısından…
Babası ile olan mektuplar da kitabın içinde yer almaktadır. Babası ile problemli olduğunu düşünürdüm. Daha önce bazı yazı ve videolardan böyle düşünmüştüm ama bu mektuplara bakınca hiçte öyle gözükmüyor. Babasının oğluna ne kadar değer verdiğini görüyoruz. Her mektubun da ibadetlerini yapmasını yazması da dikkat çekici…

Dini konulara da değinmiş. Her şeyin mirasçısı olana duyulan Hasretten bahsetmiş. Kelimeden, sevgiden, sevginin çekip gitmesinden bahsetmiş. Sezai Karakoç ve onun edebi dilini nasıl kullandığına, o dönemde şiirine duyulan hatırı sayılır ilgiye değinmiş. Müzik için fazla şansınız olmadığından, müzik başlar başlamaz kapatılan radyoların yanında büyüdüğüne değinmiş.

Önceden sevdiğim, bir insan sayesinde daha da çok sevdiğim İzmir'i ve orda geçen bir anısını da yazmış. Ankara’dan Oradaki insanlardan, yer altında okunan ezanlardan ve kılınan namazlardan bahsetmiş. Olumlu düşünceler değildi bunlar. Sonunda ihtiyar dedenin sayesinde asıl manayı fark etmiş.
Bir annenin çocuğuna olan ilgisin gözlemlediği bir olayı ve sonucunu anlatmış. Anarşi salgınını kokakolanın tutması gibi reklam ve propagandaya bağlamış. Neden Dindar bir çevreden evlendiğine değinmiş. İsmet Özel ile olan anısına yer vermiş.
Sanat’tan da bahsetmiş. Divan Edebiyatından dahi bahsetmiş. Arada Fuzuli’ye değinip oradan da Dostoyevski’ye atladığı olmuş. Sanat üzerine yazdığı bölüm kitabın en ilgi çekici yerlerinden birisiydi. Son olarak kitabında bazı yerlerinde Necip Fazıl’dan da bahsediyor. Hatta bahsettiği bir olayı Necip Fazıl’ın O ve Ben kitabında da okumuştum.

Velhasıl gördüğünüz gibi gündelik, sanatsal, eleştirel yazılar yazmış. Çok da güzel yazmış.

Keyifli Okumalar…

Baki Coşkun 
25 Şub 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Kitabı okuyup bitirdikten sonra sanki yakın bir dostla güzel bir muhabbetin sonuna gelmiş gibi hissettim. Bu ayrılık hissi tez zamanda başka kitaplarını okuma isteği oluşturdu bende. Cazit Zarifoğlunun kendine özgü üslubu insanı alıp kendi alemine götürüyor. Ama şiirlerindeki gibi anlaşılması biraz gayret istiyor. Benim tavsiyem kitabı okumadan önce Cahit Zarifoğlu adına çıkmış yazılar ve belgesellerden onu daha iyi tanımaya çalışın. O zaman sanki aranızda gizli bir bağ oluşuyor. Tabii ki böyle bir tanışıklık olmadan kimse kimseye özelini açmaz.

Suskun/ca 
23 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Zarifoğlu'nun günlüğüne konuk olmak inanılmaz güzeldi. Üstad NEcip Fazıl ile olan anıları, bazı bölümlerdeki hikaye tadındaki yazılar, babasının mektupları... Zarif adamı okuduğum her kitabıyla daha çok seviyorum. Hala Cahit Zarifoğlu ile tanışmayanlarınız varsa mutlaka ilk fırsatta bir kitabını alıp okuyun derim. Ben "Bir Değirmendir Bu Dünya" kitabı ile başlamıştım :)

EFK 
29 Eki 2016 · Kitabı okumadı · Puan vermedi

Yaşamak kitabı, Zarifoğlu’nun zarif fikir dünyasına ve zarif hayatına kronolojik olmayan zarif bir bakıştır. Yaşamak, Zarifoğlu’nun günlüklerini, hatıralarını yayınladığı kitap..... Zarifoğlu 'Yaşamak' adlı kitabına "Ne çok acı var" cümlesiyle başlıyor. İşte olay bu kadar net...

Fatih Kara 
22 Tem 2015 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Yaşamak, günlük kitapları arasında en mükemmelidir. Okumak isteyenlere tavsiye ederim. Cahit Zarifoğlu, çok kapalı bir insan olduğu gibi, aynı zaman da cümleleri ve şiirleri de kapalıdır. Anlamak için ruh halini bilmek gerek.

Kafka T. 
18 Ara 2016 · Kitabı okudu · 10/10 puan

"Yeryüzündeyiz ve bunun şifası yok." diyor ya hani Beckett. Yaşamak,Zarifoğlu'nun şifa arayan ruhunun öyküsü.

“Söyle önce nereden belledin bu kadar ağır kelimeyi, onları yan yana getirmeyi?
Genç kalbimin yalanları ne acılar duydum ve düşünmeye başladım hüznü” diyor, canım şairim Zarifoğlu.

O öyle derken Edip Cansever:
“Dönüp dönüp arkamıza baktığımız
Bir dünya kalıntısı üstünde
Hak edilmiş hüzünlerimiz olacak mı bizim de" diye soruyordu.

Sanırım olabilmesi için kalbimizin acıları duyumsaması gerekiyordu. Hüznü iliklerimizde hissetmek, karanlık sokaklarda ilerlerken, şehrin gri havasını içimize çekip: “Ah İstanbul benimsin” diyerek karşımıza çıkan yaşlı yüzlere, masum çocuklara bakıp iç çekerek hüznü yeniden yorumlamak gerekiyordu. Okulda, evde, her yerde ağır gelmemiz gerekiyordu kendimize.

Sonrasında ağır gelen yükler altında ezilip büzülen insanın, hangi nimetlerle kuşatıldığını anlayabilmesi için daha çok bakması gerekiyordu kendisini ki kerametleri görebilsin: “Ve o zaman bir kere daha ve daha iyi anlıyorum: kendisine bize bir keramet göster denen velinin, "Peki, göstereyim" deyip ayağa kalkmasını ve, "İşte yürüyorum" demesini.”

“İstanbul ve yeryüzü hüznü avutacak gibi değil. yordum seni gözlerim” diyerek öteleri aramak hüzünle hemhal olmak gerekiyordu.

Hüzünlü Peygamber’in hüzünlü ümmetleri olma adına, acı duyan, acıyı özümseyen, kalbiyle halleşen, dünyaya meyletmeyen kullarından olmak gerekiyordu.

Ve nihayetinde: “Ruhumuzun batıdan aldığı lekelerden bizi ancak Allah arındırabilir” diyerek Rabbimizden içimizdeki kirleri alması duasında bulunmak gerekiyordu.

Kulağımızda Zarifoğlu’nun: “Bir kalbiniz vardır onu tanıyınız.” nasihatini unutmadan.

Ertuğrul Erol 
 07 Şub 23:20 · Kitabı okudu · 9 günde · Puan vermedi

Kitap okumaya deger,anlatımı iyi daha çok günlük tarzı diyebiliriz arada şiirlerin olması sizi sıkmaktan alıkoyuyor kelimeler özenle seçilip sunulmuş .

ihtiyar 
27 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Yazar'ın özel dünyasına bir yolculuk olduğu için kolay kitap değil öncelikle, sizi yorabilir, belki de okurken anladığımızı sandığımız yerler bile anlamadığımız yerlerdir. Günlük, hatıra, dolayısıyla iç dünya...Tavsiye ederim.

Esmanur Yüksel 
01 Mar 2016 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 10/10 puan

En sevdiğim kitaplar arasına girdi. Samimi bir de yazılmış bir günlük. Günlük tarihleri karışık olarak sıralanmış ama yaşamdaki çizgisi ve bakış açısı hiç çelişmemiş. Doğru bildiği yolda yürüyen dava adamı olduğunu anlatmış. Eğer şiirlerini anlamıyorum diyorsanız okuyun.

Merve Çolak 
06 Oca 18:14 · Kitabı okudu · 30 günde · 7/10 puan

Öncelikle şunu söylemeliyim ki noktalama işaretlerinin azlığı ve devrik cümleler beni çok zorladı. Alışık olduğum bir tarz olmadığından belki de. Bu yüzden biraz yavaş ilerledi. Kitabın en zevk aldığım bölümü yazarın babasından gelen mektuplardı.

2 /

Kitaptan 106 Alıntı

Sergen Özen 
13 Oca 01:50 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Yine de biri çıksa, nasılsın dese alışkanlıkla iyiyim diyeceğim.

Yaşamak, Cahit Zarifoğlu (Sayfa 172 - Beyan)Yaşamak, Cahit Zarifoğlu (Sayfa 172 - Beyan)
Baki Coşkun 
12 Şub 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Evimizde her türlü müsibete ve hastalığa karşı bir tek doktor ve ilaç vardı; dua ve aspirin. Daima şifa bulduk.

Yaşamak, Cahit Zarifoğlu (Sayfa 128)Yaşamak, Cahit Zarifoğlu (Sayfa 128)
Sergen Özen 
10 Oca 02:22 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Dört kutsal kelime duydum
Acz
Nasip
Rahmet
Ölüm

Yaşamak, Cahit Zarifoğlu (Sayfa 82 - Beyan)Yaşamak, Cahit Zarifoğlu (Sayfa 82 - Beyan)

"Yine de biri çıkıp nasılsın dese alışkanlıkla iyiyim diyeceğim. Kederli olduğum da söylenemez zaten. Buna sebep de yok çünkü. Ne taze bir ölüye sahibim, ne felaket geçirenlerim var. Dedim ya oturuyorum öylece. İyi ki kalbimi tanıyanlar yok. Ağırlıksız duran bedenimi küçümseyeceklerdi. Sonra da birbirlerine dürterek, ya da ilerideki arkadaşlarına göz işareti vererek beni gösterecekler, "kalbini yok etmişin haline bakın, hınzır pek de pratik, belli etmiyor hiç" diyeceklerdi. Ama iyi ki yoklar."

Yaşamak, Cahit ZarifoğluYaşamak, Cahit Zarifoğlu

"Ne var ki imla düşüklüğünden zevk alıyorum. İfade düşüklüklerini bile bile olduğu gibi bıraktığımda oluyor. Nasıl olsa mükemmel değiller, olmaları da gerekmiyor."

Yaşamak, Cahit ZarifoğluYaşamak, Cahit Zarifoğlu
Sergen Özen 
08 Oca 16:41 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bir şehir kadar kalabalıktır bazıları
Bir dehliz kadar karanlıktır bazıları
Konuşurlar
İsterler
Susarlar

Yaşamak, Cahit Zarifoğlu (Sayfa 58 - Beyan)Yaşamak, Cahit Zarifoğlu (Sayfa 58 - Beyan)

"İçimiz bir dolap değil ki açıp bakalım. Açıp gösterelim. Yine de anlatıyoruz ama. Bizi fark edince eşyaların arasına gizlenmeye çalışan bir böceğe benziyor anlattıklarım. Eşyayı kaldırınca kımıldamadan durduklarını görürsünüz. Söylediklerim bir defterin yaprakları arasına kıvrılmıştır. Sayfaları açtıkça onları göreceğimi sanıyorum ama anlıyorum ki asıl söylediğim şeylerdir altına gizlendiğim. Fark edilmesinden korktuklarımı kapadığım eşyalar oluyor anlattıklarım."

Yaşamak, Cahit ZarifoğluYaşamak, Cahit Zarifoğlu