·
Okunma
·
Beğeni
·
27678
Gösterim
Adı:
Yaşamak
Baskı tarihi:
2004
Sayfa sayısı:
220
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754731927
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Beyan Yayınları
Yeni Türkçe'de ki hatıra türünün en yetkin örneklerinden biri olan Yaşamak, toplumsal olarak bir ışığa dönüştürmek istediğimiz acıya, bireysel bir dünyada aydınlık sağlamaktadır.

Zarifoğlu, çevremizde gelişen olayların gözümüzü yorduğu ve bizim, hayatın bütünsel akışıyla olan bağlarımızı güçlükle koruduğumuz dönemde, o bağlara canlılık veren birkaç şairimizden biridir.

Yaşamak, şiirindeki derinliğin yol açtığı açılım getiren ve şaire ait iç dünyanın zenginliğini gözler önüne seren bir eserdir.
Şair, yaşamayı varlık ve oluşun özüne dokunan bir derinlik içinde algıladığı ve arka planındaki hikmetle anlaşarak yaşadığı için, aynı hikmetin onun anlatımında parıldaması pek tabiidir.
224 syf.
Kısa bir şiir ve ardından “ne çok acı var” diye başlıyor kitabımız… Sonra kendinizi Zarif adam ile beraber altmışlı yetmişli yıllarda buluyorsunuz.

Yaşamak… Bence bir kitaba verilebilecek mükemmel bir isim. Çoğu insan yaşadığını sanıyor ama aslında yaşamıyor. Yaşamak denilemez buna. Ama Cahit Zarifoğlu yaşamayı beceren sayılı insanlardan bir tanesi diye düşünüyorum. Bu kitabı okurken sizde nasıl yaşadığına tanık olacaksınız. Normal de kapalı bir anlatım tarzı olan Cahit Zarifoğlu’nun şuana kadar okuduğum en açık kitabı diyebilirim. O yüzden ilk bu kitabını okumanızı tavsiye ederim.

Kitap günlük ve anı türünde gibi gözüküyor. Öyle bildiğiniz gibi zamana göre ilerlemiyor. Tarihler karışık. Bir bakmışsınız geçmişe gitmiş. Birde bakıyorsunuz yaşadığı zamana geri gelmiş. Ayrıca bu türler dışında yazılarının içine birçok türü de katmış. Deneme yazıları da var. Şiir de var. Sayamayacağım kadar çok konuya değinmiş. Bazen yeni bilgiler öğreniyorsunuz. Bazen de yazarın bir insan, bir konu hakkındaki görüşlerini görüyorsunuz.

Kitap içerisinde çok sevdiğim anlam dolu beni duygulandıran paragraflar vardı. Bu adama Zarif adam diyorlarsa içinde aşkında, sevginin de geçmesi gerekiyor. Ve geçiyor da... Yalnızlık da olmazsa olmazlardan… Yazılarında kimi zaman insanları, kimi zaman da davasını anlatmış… Bazı yerlerde annesine olan sevgisi ve özlemini dile getirmiş. Bazen de babasına sitem etmiş. Gönlü zengin yaşlı bir dedeyle olan anısını da anlatmış. Hani bir yayla da süt ikram eden fakat Nehri geçemediği için sütü gelip kendilerinin almasını isteyip, hediye eden kişinin kendisi olmasına rağmen özür dileyen kocaman yüreği olan yaşlı dede... Ne sevmiştim bu dedeyi. Dedemi hatırladım. Ne çok özlemişim onu. Bugünlerde ölmüştü oda.

Yazarımız yeni nesilden de şikâyetçi olduğunu "Dönelim kendimize ve aldığımız yaralara bakalım" diyerek belirtmiş. Modernleştikçe kendimizi, kültürümüzü kaybettiğimizi söylüyor. Türkiye sınırları içerisinde yazdığı yazıların yanı sıra yurtdışı yazıları da var. Oralardan da bahsetmiş. Biliyorsanız C. Zarifoğlu Dünyanın birçok yerini otostop ile dolaşmıştır. Her dilden her renkten insanlarla tanışmış ve yaşamış olması gerekir. Ama yine de yalnızlık işlemiş bu şairimizin içine.
Savaş hakkında yazıları da var. Mesela Vietnam savaşına değinmiş. Kitabın sonuna doğru Afganistan savaşını da kalemine almış. Bun konuyla ilgili şiir türünde yazmış olduğu bir Çocuk kitabı da var. İspanya iç savaşına da... (Bu bölümü okuduğum gün Pan’ın labirentini izledim. Orada da ispanya savaşı atmosferi vardı. Tevafuk olsa gerek. :) )

Bir yazısında ise Şairi anlatır. Şiiri anlatır. Bu ikisinin arasında ki bağı, hangisinin hangisine hükmettiğini anlatır. Yazmaya çalıştığı romanlardan bahseder. Oradaki olaydan, romancıdan, karakteri olan çocuğun safça bakış açısından…
Babası ile olan mektuplar da kitabın içinde yer almaktadır. Babası ile problemli olduğunu düşünürdüm. Daha önce bazı yazı ve videolardan böyle düşünmüştüm ama bu mektuplara bakınca hiçte öyle gözükmüyor. Babasının oğluna ne kadar değer verdiğini görüyoruz. Her mektubun da ibadetlerini yapmasını yazması da dikkat çekici…

Dini konulara da değinmiş. Her şeyin mirasçısı olana duyulan Hasretten bahsetmiş. Kelimeden, sevgiden, sevginin çekip gitmesinden bahsetmiş. Sezai Karakoç ve onun edebi dilini nasıl kullandığına, o dönemde şiirine duyulan hatırı sayılır ilgiye değinmiş. Müzik için fazla şansınız olmadığından, müzik başlar başlamaz kapatılan radyoların yanında büyüdüğüne değinmiş.

Önceden sevdiğim, bir insan sayesinde daha da çok sevdiğim İzmir'i ve orda geçen bir anısını da yazmış. Ankara’dan Oradaki insanlardan, yer altında okunan ezanlardan ve kılınan namazlardan bahsetmiş. Olumlu düşünceler değildi bunlar. Sonunda ihtiyar dedenin sayesinde asıl manayı fark etmiş.
Bir annenin çocuğuna olan ilgisin gözlemlediği bir olayı ve sonucunu anlatmış. Anarşi salgınını kokakolanın tutması gibi reklam ve propagandaya bağlamış. Neden Dindar bir çevreden evlendiğine değinmiş. İsmet Özel ile olan anısına yer vermiş.
Sanat’tan da bahsetmiş. Divan Edebiyatından dahi bahsetmiş. Arada Fuzuli’ye değinip oradan da Dostoyevski’ye atladığı olmuş. Sanat üzerine yazdığı bölüm kitabın en ilgi çekici yerlerinden birisiydi. Son olarak kitabında bazı yerlerinde Necip Fazıl’dan da bahsediyor. Hatta bahsettiği bir olayı Necip Fazıl’ın O ve Ben kitabında da okumuştum.

Velhasıl gördüğünüz gibi gündelik, sanatsal, eleştirel yazılar yazmış. Çok da güzel yazmış.

Keyifli Okumalar…
220 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Bizimse
Hüznümüzün miktarı çok
Bilmezik
Doğduğumuz saat
Kabre dolduğumuz zamandır.

Zarifoğlunu ne zaman okusam her kelimesi yüreğime işliyor, işliyor da içimde ki insani nefsani duygular ile bir cenge girişiyor gibi hissediyorum.

Yaşadığı dönemi tıpkı kendisi gibi sade ve naif kelimeler ile adeta bir yorgan gibi ilmek ilmek işliyor. Öyle emek kokuyor, insana dairlikler içeriyor satırları.

İnsan muhteviyatının geldiği durumu anlatırken gizil hiç bir şey bırakmıyor Zarif adam, bizi bizden utandırıyor.

Bize de yan yana, birbirine saygı ve sevgi ile dizilmiş kelimeleri okumak, anlamak ve daha da önemlisi anlamlandırmak düşüyor.

Göğümüz mavi umudumuz baki kalsın..'
220 syf.
Bir besmele,içinde istiğfar da bulunan. Acz bulunan...
Sonra bu zarif adam şöyle devam etmiş: Ne çok acı var.
Okudum... Hemde defalarca okudum aynı cümleyi. Sanki dünyada bu kadar acı olduğunu ilk kez birinden böyle açıkca işitmiş ve ürkmüştüm. Ürkmüştüm çünkü bir ân bütün haşmetiyle dünyanın acılarından bir vücut vuku bulmuş ve beni derinlerine çekmiş, kollarını boynuma dolamıştı. Bütün insanlığın acısı birden önce içime, daha sonra dışıma taşmıştı. Yediğim de, içtiğimde, giydiğimde acıyı gördüm. O bana dokunmuştu. Ve sanki onda azrailden bir can alış, israfilin surundan kopan ve bir üfleme de her şeyi yerle bir eden bir pay vardı. Neden yazmıştı ki. Şimdi durduk yere neden içimi kusmuştum ve acımın ağzımdan aktığını görmüştüm...
Öyle büyük umutla açmıştım kapağını ama daha ilk cümleden hayal kırıklığına uğramıştım. Hayal kırıklığı dedimse, gerçeklerin önüme altın tepsilerle sunulmasıdır kastım. Bir insan bir kitapta kendini okuyabilir mi? Nasıl olur da başka, bambaşka bir insanın anılarından kendime böylesine büyük bir pay biçerim,aklım almıyor. Lafa odukça sıradan bir şeyden söz ederek başlıyor ama birde bakmışsınız ta derinlerde bir yerindesiniz kalbinizin.

"İçim ağrıyor,içimde spazm var, dar yerlerden sıkılıyorum, mutlu değilim,geceler uzun bitmiyor,gündüzler ağır, bahar bir türlü gelmiyor."

Ben bu satırları okuyorum. Ama yok okumuyorum. Yakalanmışım gibi geliyor daha çok. Birisi benim kalbimi gördü, işte yakalandım!
Nasıl tarif edilebilirse güzelce bir acı,acıyı da güzel tarif etmek olur mu demeyin oluyor, öylece tarif etmiş işte. Hem basit hem de öyle bam teline dokunmuş kelimelerin.

Sık sık soruyoruz kendimize,kimiz biz?
Ben kimim Yarabbi, ben kimim,kimim ben? Belli o da bulamamış ya da buldu da sırrını açık etmek istemiyor.
Ve işte gökyüzünde kanatlarını hoyratça,özgürce savurarak, yararak maviyi parçalayarak bir sürü kuş uçuyor.
"Çünkü göç eden bir kuş sürüsü görmek bir deprem seyretmek gibidir.Ve kuşlarla ve depremle yakın akrabalıklarımız vardır."
Ağrıyor, içimin ağrısını duyuyorum bu sefer.
Ve bende !
Ben de şehirde ağırıyla akan hayatın farkındayım. Onun içindeyim. Ondan bir parçayım.
Korna sesleri, satıcıların durmak bilmeden bağrışmalarının sesleri, çocukların paldır küldür koşuşmalarının, hayatın farkında olmadıklarını belli edercesine kahkalarının sesleri, ve daha bir sürü insan , bir sürü hayvan , bir sürü insan sesleri...
Parçasıyım karışıklığın. Parçasıyım, ağrıların.
Ve işte ân geliyor,dönüyoruz,Elhamdülillah.
Dönmek dediysem içime.
"İçinize dönün" diyor ya. Orda kapatıyorum kitabın kapağını. Er'mişim de hazır kıta bir emiri yerine getirmek için bekliyormuşumcasına...
Döndüm bende, içime...
Çıkmak da öyle kolay değil vesselam. İnsanın içi kalabalıktır zira.
Biri gelse yoklasa beni, burada değilim. Oradayım...
İçimize attık, insan kardeşlerim..Şimdi taşıyamadığımız bir yüktür. Çuval çuval sırtlandık. İçimize attıklarımız diyorum, boyumuzu aştı. Can çekişiyor benliğim ve aslında ben yokum.
Heyhat öldüm mü de yoktum, var mı olmamıştım hiç bir vakit. Yoksa sarmış mıydı yokluk bedenimi sonradan. Hiç bilmiyorum...

Bu bir inceleme olamaz, olamazdı.. Zira kelimeleri yetiremiyorum.. Kestiremiyorum sığdıramıyorum duygularımı kelimelere yetiştiremiyorum.

Velhasılı kelam.Bizde işte herkes gibi tükeniyoruz. Tükeniyoruz bir 'Yaşamak' türküsünü söyleye söyleye..Yitiyoruz...

Ey kadın kokla beni
hayatım yasaksınız
gelinmiyor akşam zaman kaplanı
kaçmıştım yeni bir ırmak şeklinde
hayvanların ilkbahar sıcakları bölümünde
kıvrılıp yeniden yakalanıyorum
cam kesiyor göğüslerimi
boynuma zümrüt bir gerdanlık atmışım
hem şarklıyım ben
gövdem yara dolu
sevdiğim, kolla beni...

Rahmetle ve sevgiyle...

https://youtu.be/3Fs6O4GWynA
224 syf.
·10/10
Senin adınla
Ey yüceler yücesi:

Bir kitap düşünün içinde hayatın bütün safhalarını bulabileceğiniz. ‘’Ne çok acı var.’’ diye başlayan: Gerçekten de öyle değil midir daha doğarken ağlamaya başlar insanoğlu. Sonra büyür, sevinci yaşar. Bazen üzülür sıkışır başı. Darda kalır bazen. Hüzün beş harfli, huzur da beş harf. Belki de insan hüznü yaşamadan huzuru bulamaz. Çünkü doğarken ağlayan bebekler, biraz büyüsün koşturup gülmeye başlarlar.

Henüz on sekizindesin, karanlığın her yerde kök saldığı, kötülük tohumlarının serpiştirildiği, insan ruhunun esir alındığı bir zamanda bütün insanlığa aslında bir kalplerinin olduğunu hatırlattın:

‘’Bir kalbiniz vardır onu tanıyınız.
Bir şehir kadar kalabalıktır bazıları
Bir dehliz kadar karanlıktır bazıları
Konuşurlar
İsterler
Susarlar
Dinlememişseniz nice yıl kalbinizi
Ev meslek iş para geçim diyerek
Düşünün şimdi bir de
Şehirlerde kasaba ve köylerde
Başını eğmiş kalbiyle söyleşen bir kişi olduğunuzu’’.

Seni kıskanmamak mümkün mü be adam. Tamam bazen insanın ağzını bıçak açmaz. Açmaz da kitabın ki, kitap susar mı hiç. Susuyormuş meğer. ‘’Diyorum ki her şeye rağmen insan mühimdir.’’ Bu satırların yazıldığı kitapta mühimdir. Yazarı, yazarı daha mühim.

‘’Bize ağır gelen kendimizdir.’’ diyorsun ya hani çok haklısın zarifoğlu. Aslında insan ne çok kaçıyor kendinden. İnsan önce kendinden kaçıyor. Yüreğine kilit vuruyor. Bakın etrafınıza şöyle bir, aslında gördüğünüz her yüz sizin yüzünüz, tanıdığınız her ses sizin sesiniz.

‘’Çoğu kez şiirin şairden bağımsız olduğunu düşündüm. Bu nedenle olacak şairliğime hiç sahip çıktığım olmadı.’’ Adına yakışır bir şiir anlayışı değildir de nedir şimdi bu? Sahip çıksaydın beklide böylesine güzel satırları yazamayacaktın.

‘’İçimiz bir dolap değil ki açıp bakalım. Açıp gösterelim. Yinede anlatıyoruz ama.'' Aşkı anlatıyorsun mesela, yazdığın satırlarınla, aşk yalnız Allah'a olandır. Yazdıkların belkide O'nun küçük bir tecellisi. Küçük bir ışık bile yetiyor, gözlerimizin aydınlanmasına...

''İnsan da dahil eşyaya duyulan sevgi kelimeyledir. Onunla başlar, “birden sevdim” deriz, ya da “çok seviyor” deriz, bakın kelimesiz anlıyamıyoruz bu sevgiyi...'' Kelimelerinin tükendiğini hissettiğin hiç oldu mu acaba, kelimelerin anlamını yitirdiğini düşündüğün bir zaman oldu mu? İnsan kaç kez sevebilir, bir ömür kaç kez bu kelimeleri kullanabilir. Bir kez kullandın mı bunları ne kadar zormuş yeniden anlamlarını yakalayabilmek...

Güneş devrilmek üzere ve aklımda bir dize, ne diyor şair: ''Acılar umudu buldurur bize'' Yok oldu sanılan bir medeniyetin içinde. Bulacağız umudu ve aşkı...

Hepimiz insanız, birgün olurda bir kalbimiz olduğunu unutursak...
''Yaşamak''la hatırlayalım...
220 syf.
Ne çok acı var diye başlıyor kitap. Cahit Zarifoğlu'nun 70li yıllarda tuttuğu bir günlük. Günlük dediysem kronolojik sırayla gün gün tutulmuş yazılar değil. Hatta hepsi yazı da değil. Kimi zaman mektuplar, kimi zaman şiirler, bazen bir cümle karşılıyor sizi. Bazen yabancı bir ülkede heykelleri izliyoruz, bazen Ankara'da Necip Fazıl ile sohbet ediyoruz, bazen eleştiriyor, bazen seviniyor, bazen düşünüyoruz.
Cahit Zarifoğlu otostopla dünyanın birçok yerini görmüş. Yurtdışı yazılarında özellikle hissettiğim şahsına münhasır bir duygu yoğunluğu var. Klasik seyyah söylemleri ve betimlemelerini bulamıyorsunuz.
Şiir ve şair üzerine düşünceleri var hatta bir konferanstaki konuşmalarından paragraflara da yer vermiş. Fuzuli'den, Dostoyevski'den bahsediyor. Sevdiğiniz kişileri sevdiğiniz kişilerden dinlemek ayrı bir zevk veriyor insana. Divan Edebiyati sever olarak bu konudaki düşünceleri ufkumu açtı diyebilirim.
Anlatım açık, bilmediğimiz kelime neredeyse yok. Bazen betimlemeler genişce yer tutuyor. Yazdığı bir romanından yahut şiir ve şairden bahsederken buluyorsunuz yazarı.
Bu günlüklerde iki kısım beni özellikle etkiledi. İlki babası ile olan mektupları. Hemen bir alıntı bırakıyorum:
"Cahitciğim (..) namazlarını kıl ihmal etme. her iş allahü azimüşandan biter. hepimiz onun huzuruna çıkacağız. ne mutlu yüzü ak çıkanlara. allaha emanet eylerim. babanız, Niyazi Zarifoğlu"
Hemen hemen her mektubun sonunda "namazlarını ihmal etme, namazlarını kılıyor musun, şuradaki camiiye gidiyor musun" gibi cümleleri var babasının. İster istemez kendi aile ilişkimi hatırlıyorum. Neredeyse her telefonun sonunda o vakit namazını soran ailemizi, camiileri soran dedem :)
Bahsetmek istedigim ikinci alıntı da şu:
"İSTANBUL 1969. pencereden bakınca toprak ve ağaç görünmeli. Hava tertemizdir, yakınlarda sağlıklı bir dere akmaktadır. İnsan; tabiattaki eşya ve insan dengesine bakarak ve inanç içinde yastığa başını emniyetle koyar. Orada kader rahatsızlık vermez. Tabiata yakın olmakta kabusu dağıtıcı bir güç bulunuyor.
Köyde kadın ve erkek birbirini tabiatın himayesi altında bulur."
Bu cümleler beni öyle etkiledi ki, metropol yaşantısını benimseyemeyen / benimsemek istemeyen biri olarak sabah nasıl uyandığımızı ve teslimiyetimizi gözden geçirdim. Tabiatla kopan bağımızın teslimiyetimiz üzerindeki etkisi daha evvel düşünmediğim bir konuydu, sonuna kadar hak verdim. Kendi bakış açımın da bu uyanişların gölgesinde şekillenme ihtimali beni korkuttu. Ne desem bilmiyorum.
Aslında çok fazla alıntı birakmak istiyorum ama iyisi mi siz elinize alın hepsini okuyun. Zira benim yer yer karşılaştığım bazı alıntıların bütününü okumak çok güzeldi.
Keyifli okumalar...
220 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10
Zarifoğlunun hatıralarına yolculuğum son buldu... Güzeldi elbet , kitabı bitirdiğimde içim bir buruktu keşke diyorum yine, diyebilsek " Çağırın Zarifoğlu'na bulutlar açtı mavi gök burada ". Kitaba bir zamanların Yedi Güzel Adam dizisi şarkılarıyla eşlik ettim hep diziyi bilmem ama şarkılara söylenecek laf yoktu bence çünkü bu kitabı okurken Zarifoğlu'nun o mertliğini asilliğini ve bunun yanında nasıl yufka yürekli olduğunu daha da hissettim o ezgilerle... Bu kitap bir şeyi daha net bir şekilde koydu aklımdaki yerine bizim insanımız bizim erlerimizin mertliği inancı diyorum bir başka güzel bir başka.
%10 (20/220)
·Puan vermedi
Bazı şairler vardır dili ve uslübu o kadar sadedir ki ne dediğini tam olarak anlarsınız ve dersiniz ki ne güzel bir satır. Ama bazı şairler vardır ki okursunuz, bir ahenk vardır fakat anlamak için bir kere daha okumanız gerekir. Fakat bazı şairler de vardır ki ne ahenk sizi sarar ne de mana. Okusanız da bir şey anlamazsınız. Böyle şairler bence şiirlerini okunması için değil de kendi içini dökmek için yazmışlardır. O satırları şairinden başka kimse tam olarak anlayamaz. İşte Cahit Zarifoğlu bence tam olarak böyle bir şair. Yazdıkları kendisinden başka kimse tarafından anlaşılamıyor. Belki anlaşılıyordur ama anlayanlar da şiirlerine bilimsel yönden bakanlardır bana göre.
Cahit Zarifoğlu'na karşı bu kanım daha önceden okuduğum Yedi Güzel Adam isimli şiir kitabı ile oluşmuştu. Ancak o zaman acaba demiştim "hayatını birazcık bilsem şiirleri anlayabilir miyim?" diye de aklımdan geçmişti. Sırf Zarifoğlu'nu anlamak adına Yaşamak isimli günlüklerden oluşan kitabını aldım ve okumaya başladım. Cahit Zarifoğlu ile yıldızımız bir türlü barışmasa da "bir insanı en güzel günlükleri anlatır" fikriyle hareket ettim bu kitabı alırken. Anladım ki hata etmişim. Beklentim.. Nasıl anlatsam, havadan sudan, basit, sembollere boğulmadan şairi tanımak ve belki de bu yolla şiirlere mana katabilmekti. Yine olmadı... Günlük dediğime bakmayın. Zarifoğlu günlüklerinde bile anlaşılması zor uslübunu muhafaza etmiş. Çok fazla şiirsel, anlaşılmaz, sizi boğum boğum boğan üslup, neyi okuyordum diye düşünürken o anki okunan cümleyi kaçırmak... Bu kitabı okuduysanız bana hak verecek, okumadıysanız da okuyunca bana hak vereceksiniz. Her türlü galiba haklı olacağım. Kesin olmamakla birlikte Cahit Zarifoğlu, sosyal medyadan iki satır şiiri paylaşılan, paylaşım yapan insanların dahi bence anlamakta zorluk çektiği ve benim hayatım boyunca uzak kalacağım bir şair olacaktır.
Velhasıl... Ne diyebilirim. Ben diyeceğimi dedim. Takdir Yüksek Okur'undur. İyi okumalar.

Not: Kitabı bitiremedim.

Şiir kitabı incelemelerim için http://okunmuskutuphane.blogspot.com/...iir%20kitaplar%C4%B1
Roman incelemelerim için http://okunmuskutuphane.blogspot.com/search/label/romanlar
Diğer türler için http://okunmuskutuphane.blogspot.com/...4%9Fer%20t%C3%BCrler
226 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Yaşamak...
Bir günlüğe verilebilecek en güzel isim sanırım.

Cahit Zarifoğlu'nu tanımam için iyi bir başlangıç oldu. Çünkü çevremde Zarifoğlu okuyanlar dilinin ağır olduğunu ve bir şey anlamadıklarını söylerlerdi. Açıkçası bu kitap ağır değildi gayet açık yazılmış ama tabii bazı yerlerde anlamak için Cahit Zarifoğlu olmak gerekiyor.

Günlük tarzı okumayı sevdiğim için kitabın tadını çıkararak okudum. Ve sanki kitabı okurken bende olayların içindeydim. Mesela tren istasyonundayken onu yolcu etmeye gelenlerden biri de bendim. Tülperdeyle camın arasında duran yaşlı adam bendim. Ben o koskaca çıplak dağda Yalnız Ardıç'tım. Ve ben kahvehaneye dalan arabanın altında ezilen baştım.

Kitabı hayranlıkla okumanın nedenleri arasında yazara olan benzerliğim de var. Cahit Zarifoğlu gibi ben de insanlara uzak olmaya çalışıyorum. Ve böyle de mutluyum.


Babasıyla hep sorunlu olduğunu duydum ama mektuplaşmalarını okuduğum zaman öyle olmadığını babasına saygı duyduğunu gördüm. Hatta önceden ona soğuk davrandığının pişmanlığını şu sözleriyle dile getirmiş: ... ve babam tam otuz sekiz yıl sonra şubat ayında aramızdakileri katederek onu tanımaya başlayacağım bir zamanda ölüverecek.

Benliği aslında isminin baş harflerinde gizlidir. Tam adı Abdurrahman Cahit Zarifoğlu olan şairimiz kendi benliğini şu sözleriyle ifade eder:
Seçkin bir kimse değilim 
ismimin baş harfleri acz tutuyor 
Bağışlamanı dilerim 

Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme 

Hayat bir boş rüyaymış 
Geçen ibadetler özürlü 
Eski günahlar dipdiri 
Seçkin bir kimse değilim 
İsmimin baş harflerinde kimliğim 
Bağışlanmamı dilerim 
...

Sen gittikten sonra kırlarda papatyalar sensiz açtı.
Mekanın cennet olsun 'zarif' adam.
202 syf.
·5 günde·10/10
Evet, bu kitap yaşadığı hayatı not alan (hayatında belki de bir anı niteliğini taşıyan) yazarın, yazdığı bir kitap. Okuyunca, kendi adıma söyleyeyim gezdiği her yeri, yaşadığı her olayı sanki onunla beraber ve şiirleriyle beraber yaşadım. Daha çok şiirleri için okudum ama bunu es geçelim :D çünkü tamamen şiir kitabı diye aldım elime, sonradan şiirle serpiştirilmiş yaşamı olarak karşıma çıktı. Olsun, yine de karşıladı beklentimi.

Bir şiir koymak istiyorum incelememe, bu şiir kitaptan alıntı değil. Şair, kendi isminin baş harflerini birleştirerek okuyor bu şiiri, baya bi etkilenmiştim. Sanırım kulun Allah'a karşı ne kadar aciz olduğunu dile getirmek istiyor. Ve bence çok güzel de başarıyor.
Şiiri burdan dinleyebilirsiniz: https://youtu.be/t7Q0vu5K1I8


Gelelim yazara, yazarı tanımadan onun kitaplarını okuyamıyorum ben. Bu yüzden kısa kısa ona değinmekte istiyorum. Daha sonra bitireceğim incelememi..

Cahit Zarifoğlu, yedi güzel adamdan biri. Şiirlerini genel anlamda kapalı yazmış. Bu kitapta da olduğu gibi. Cahit Zarifoğlu, Yaşamak kitabında şiiri kendisi için şöyle tanımlıyor: "Bense anahtarı yalnız bulunan bir odaya girer gibi okurum kendi şiirimi. Onun hatıraları bendedir." Bu bağlamda düşünürsek sanırım neden kapalı yazdığını bir nevi anlayabiliriz :)
220 syf.
"Ve gün
Dönmez sanırlar
Gün döner
Mağrurlar ağlar


Kahramanmaraş doğumlu, 1940/1987 yılları arasında yaşamış şiir adamın "düştümse sana bakarken düştüm" diyen  #yaşamak kitabı. Günlük tarzında yazılmış ve gerçek olaylardan  bahsediliyor. Anlamadığınız yerler de olabiliyor benim oldu ama bir şekilde okutuyor kendini.
 Epeyce bir süre önce okumuş bulunduğum kitap  "ne çok acı var" diye başlıyor. Günümüz dünyasının o kocaman acılarını bu sözlere sığdırmış gibi. Okuyanı hüzünle birlikte o sızı duyduğu yerden bir yakalıyor önce.Çünkü herkesin bir hassas noktası, can acısı, bir sızısı var. Olmasa...İnsanız sonuçta gördüğümüzün duyduğumuzun da  acısını duyar  üzülürüz.Tıpkı şu son iki günde yaşadığımız, yaşamasak bile duyduğumuz, gördüğümüz gibi. Bu günlerde acı daha bir fazla sanki. Edebi kaygısı olduğunu düşünmediğim kitapta  tarihten ve  Afganistan dan da bilgiler  okuyabileceksiniz. Bununla birlikte yedi güzel adamdan bahsetmiş. Kızından, babasından, arkadaşlarından, Necip Fazıl’dan, askerlik günlerinden, şiirden ve edebiyattan  kısaca ona has olan yaşamından bahsedilmiş. "Bir kalbiniz vardır onu tanıyınız" diyen zarif adamı sevenler okumalı
220 syf.
·Beğendi·10/10
Senin adınla
Ey yüceler yücesi
Sevgi evimizde sende
Sana secde ederiz
Seninle dolu
Kendi benliğimizden boş

Diye başlar.Her bir tutulan günlükte O’na dair bir şeye mutlaka bulursunuz.Sizi bir cümle almış götürmüş bir bakmışsınız tefekküre dalmış gitmişsiniz.Entellektüel bir derviş vardır karşınızda.Anlattığı olaylar ve yapılan metaforların neye karşılık geldiğini anlamaya çalışmanız uzun bir zamanınızı alır ,bazılarını hala anlamadığımı düşünüyorum .Bu yalın bir dille ve sıradan günlük hayatımızdaki olaylardan nesnelerden nasıl bir felsefe ortaya çıkardığını hayret içerisinde kalarak okudum.Bu yüzden acele etmeden her bir cümleyi sindire sindire okumaya ve anlamaya çalıştım.Günlük 1943 den 1979 yıllarına götürüyor bizi bunu yaparken de kronolojik tarihi bir sıralamayla gitmiyor bir bakıyorsunuz sene 1943 Maraş’ta sınız bir bakıyorsunuz sene 1975 Sarıkamış’ta sınız .Bu şekilde yapmasının sebebini de dikkatimizin canlı tutulmasını sağlamak için yaptığını düşündüm.Beni günlükte en çok etkileyen kısmı ise babasıyla mektuplaşmalarının olduğu kısım oldu nedense.Ama mutlaka bir cümle balyoz olup inecek yüreğinize duygularınızı düşüncelerinizi darmadağın edecek İyi okumalar diliyorum.
"Yine de biri çıkıp nasılsın dese alışkanlıkla iyiyim diyeceğim. Kederli olduğum da söylenemez zaten. Buna sebep de yok çünkü. Ne taze bir ölüye sahibim, ne felaket geçirenlerim var. Dedim ya oturuyorum öylece. İyi ki kalbimi tanıyanlar yok. Ağırlıksız duran bedenimi küçümseyeceklerdi. Sonra da birbirlerine dürterek, ya da ilerideki arkadaşlarına göz işareti vererek beni gösterecekler, "kalbini yok etmişin haline bakın, hınzır pek de pratik, belli etmiyor hiç" diyeceklerdi. Ama iyi ki yoklar."
Cahitciğim.. Namazlarını ihmal etme. Her iş Allahu azimüşşan da biter. Hepimiz onun huzuruna çıkacağız. Ne mutlu yüzü ak çıkanlara.
Allah'a emanet eylerim. Babanız, Niyazi Zarifoğlu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yaşamak
Baskı tarihi:
2004
Sayfa sayısı:
220
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754731927
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Beyan Yayınları
Yeni Türkçe'de ki hatıra türünün en yetkin örneklerinden biri olan Yaşamak, toplumsal olarak bir ışığa dönüştürmek istediğimiz acıya, bireysel bir dünyada aydınlık sağlamaktadır.

Zarifoğlu, çevremizde gelişen olayların gözümüzü yorduğu ve bizim, hayatın bütünsel akışıyla olan bağlarımızı güçlükle koruduğumuz dönemde, o bağlara canlılık veren birkaç şairimizden biridir.

Yaşamak, şiirindeki derinliğin yol açtığı açılım getiren ve şaire ait iç dünyanın zenginliğini gözler önüne seren bir eserdir.
Şair, yaşamayı varlık ve oluşun özüne dokunan bir derinlik içinde algıladığı ve arka planındaki hikmetle anlaşarak yaşadığı için, aynı hikmetin onun anlatımında parıldaması pek tabiidir.

Kitabı okuyanlar 2.793 okur

  • meczup_okur
  • GÖKLER SONTUR
  • Duru Uçar
  • Didem yağmur
  • Fâtıma
  • Ercan Şen
  • Merve Kızılcık
  • Zeynep Alphan
  • Kudret Sayan
  • Feyza Yılmaz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%8.5
14-17 Yaş
%5.9
18-24 Yaş
%43.1
25-34 Yaş
%28.2
35-44 Yaş
%11.7
45-54 Yaş
%2.1
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%67.7
Erkek
%32.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%43.8 (323)
9
%19.8 (146)
8
%18.7 (138)
7
%9.1 (67)
6
%3.7 (27)
5
%2.4 (18)
4
%0.8 (6)
3
%0.8 (6)
2
%0.8 (6)
1
%0.1 (1)

Kitabın sıralamaları