Evliyaların ışığı çağlar ötesinden parlamaya devam ediyor. Öyle bir ışık ki sönmeden ilerliyor ve nice kalpleri aydınlatıyor. Ayşe Şasa’nın kalbi de bu sönmeyen ışıktan nasibini alıyor; hiçler ülkesinden çıkıp inanç âlemine varıyor.
•••
”Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır.”
Rehbersiz bir yol, insanı karanlığa götürür. Kör bir yolculuğun içine sürükler. Buna yakından şahitlik eden Ayşe Şasa, kendi hikâyesini anlatarak topluma ışık tutuyor. Nilüferler bataklıkta yetişir; bataklığa düşmeyen onun tarifini tam manasıyla yapamaz. Ayşe Şasa da içine düştüğü karanlığı, bizzat içinden geçmiş biri olarak anlatıyor.
•••
Bir yolun sonunun karanlığa çıktığını anlayabilmek için o yoldan geçmek gerekir bazen. Karanlığı görmeden onun hakkında konuşmak eksik kalır. Ayşe Şasa’nın yaşadıkları bu yüzden çok kıymetli. Çünkü o, karanlığa şahit olmuş biri olarak konuşuyor.
•••
Mürebbiyelerle büyüyen, dışlanmışlık hissiyle yaşayan bir insan… Manevi bir boşluğun içine sürükleniyor. Sonra anlamlı bir arayış başlıyor ve Fusûsu’l-Hikem ile karşılaşıyor. Modernitenin zehrinden yorulan ruhuna bir panzehir oluyor bu eser. Fusûsu’l-Hikem, Ayşe Şasa için yalnızca bir kitap değil; hakikate açılan bir kapı olmuş adeta. Büyük bir dönüşüm yaşıyor. Nefsine köle, kendisiyle kavgalı biriyken; nefsine hâkim, kendiyle barışık bir insana dönüşüyor. Bu değişimi de İslam’a borçlu olduğunu, vahiy ile iyileştiğini özellikle vurguluyor.
•••
İnsan dünyaya bir aynayla gelir; fakat o ayna mattır. Kendine baktığında kendisini bulanık görür. Çünkü özüne yabancıdır. İnsan kötülüklerden arındıkça aynası parlamaya başlar ve sonunda kendini gerçekten görebilir.
“Nefis terbiye oldukça kalp, ayna gibi parlamaya başlar.”
•••
Nihayetten bidayete, hidayetten hayrete uzanan bir yolculuk…
Ayşe Şasa bu kitabında,
Momo, bize distopik bir masal anlatısı sunuyor. Ve her masalın bir mesajı vardır günümüze. Momo’nun mesajı ise insanların insanlığını koruyabilmesi zamanının kıymetini bilmesine bağlıdır.
•••
Yazar neden masal aracılığıyla modern çağa gönderme yapmayı tercih etmiş? Bunun birçok sebebi olabilir. Benim kanaatime göre masallar ve hikâyeler, hakikati doğrudan söylemekten daha etkili bir yol sunar. İnsanlar kendilerine anlatılan gerçeklere bazen direnç gösterebilir; fakat bir hikâyenin içine gizlenmiş hakikat, kalbe daha kolay ulaşır. Olağanüstü olaylar ve semboller sayesinde okuyucu, kendi hayatını fark etmeden sorgulamaya başlar. Momo da tam olarak bunu başarır. Bir çocuk masalı gibi görünürken aslında modern insanın zamanla, hayatla ve kendi ruhuyla kurduğu ilişkiyi anlatır.
Kitabın en önemli mesajı:
“İnsan, sevdiklerine, hakikate ve kendi ruhuna ayırdığı zamanı koruyabildiği ölçüde özgürdür.”
•••
Kitap adeta çağımızın bir fotoğrafını çekmiş. Kitaptaki her karakterle çağın farklı bir sorununa vurgu yapmış. Beppo, Gigi, Kassiopea, Duman Adamlar ve tabii ki Momo. Her bir karakterin yaşamından derin dersler çıkarıyoruz. Kapitalizm, hızlı yaşam, hedonizm, hayal gücünü kaybetme, tektipleşme, bireyselleşme, bencillik, vs.
Sürekli vaktimizin yetmediğine şikayetle geçiyor günlerimiz. Hiçbir şeye yetişemiyoruz, hep zaman az geliyor. Şöyle dönüp baktığımızda “neler yaptık?” diye kendimize sorduğumuzda ise çok da ahım şahım işler yapmadığımızı görüyoruz.
•••
Kitaptaki Duman Adamlar bana şeytanın insana verdiği vesveseleri çağrıştırdı. İnsan, hayatı boyunca farklı seslerin çağrısıyla karşı karşıya kalır. Bu sesler bazen hakka, bazen de batıla yönlendirir. Hak ile batıl arasındaki mücadele insanlık tarihi kadar eskidir ve kıyamete kadar da devam edecektir. Kur’an’da şeytanın insanı