Süheyla

Süheyla
@suheyla991
BİLGİNİN TEK HÜKÜMDARI ALLAH’TIR.
Fen Bilimleri Öğretmeni/MEB
69 kütüphaneci puanı
3041 okur puanı
Nisan 2020 tarihinde katıldı
“Zaman değerlidir. Onu yitirme.”
9/10
·304 syf.·
2026 12. kitabı
Momo, bize distopik bir masal anlatısı sunuyor. Ve her masalın bir mesajı vardır günümüze. Momo’nun mesajı ise insanların insanlığını koruyabilmesi zamanının kıymetini bilmesine bağlıdır. ••• Yazar neden masal aracılığıyla modern çağa gönderme yapmayı tercih etmiş? Bunun birçok sebebi olabilir. Benim kanaatime göre masallar ve hikâyeler, hakikati doğrudan söylemekten daha etkili bir yol sunar. İnsanlar kendilerine anlatılan gerçeklere bazen direnç gösterebilir; fakat bir hikâyenin içine gizlenmiş hakikat, kalbe daha kolay ulaşır. Olağanüstü olaylar ve semboller sayesinde okuyucu, kendi hayatını fark etmeden sorgulamaya başlar. Momo da tam olarak bunu başarır. Bir çocuk masalı gibi görünürken aslında modern insanın zamanla, hayatla ve kendi ruhuyla kurduğu ilişkiyi anlatır. Kitabın en önemli mesajı: “İnsan, sevdiklerine, hakikate ve kendi ruhuna ayırdığı zamanı koruyabildiği ölçüde özgürdür.” ••• Kitap adeta çağımızın bir fotoğrafını çekmiş. Yazar, kitaptaki her karakterle çağın farklı bir sorununa vurgu yapmış. Beppo, Gigi, Kassiopea, Duman Adamlar, Hora Usta ve tabii ki Momo. Her bir karakterin yaşamından derin dersler çıkarıyoruz. Kapitalizm, hızlı yaşam, hedonizm, hayal gücünü kaybetme, tektipleşme, bireyselleşme, bencillik, vs. Sürekli vaktimizin yetmediğine şikayetle geçiyor günlerimiz. Hiçbir şeye yetişemiyoruz, hep zaman az geliyor. Şöyle dönüp baktığımızda “neler yaptık?” diye kendimize sorduğumuzda ise çok da ahım şahım işler yapmadığımızı görüyoruz. ••• Kitaptaki Duman Adamlar bana şeytanın insana verdiği vesveseleri çağrıştırdı. İnsan, hayatı boyunca farklı seslerin çağrısıyla karşı karşıya kalır. Bu sesler bazen hakka, bazen de batıla yönlendirir. Hak ile batıl arasındaki mücadele insanlık tarihi kadar eskidir ve kıyamete kadar da devam edecektir.
MomoMichael Ende · Pegasus Yayınları · 201782,3bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
“Ölmek bir şey değil, yaşayamamak korkunç!”
9/10
·320 syf.·
2026 3. kitabı
Yazar, Kore Savaşları’nın siyasi ve toplumsal etkilerini tek bir hikâye üzerinden anlatırken geçmiş ile geleceği iç içe geçiriyor. Bir yanda savaşın bıraktığı izler, diğer yanda parçalanmış hayatlar… Bu geçişli anlatım kitabın merak duygusunu sürekli diri tutuyor. ••• Kırık bir aile düşüyor yollara… Bir anne ve iki çocuk, kuzeyden güneye doğru yürüyerek göç ediyor. Açlık, korku, yoksulluk ve geride bırakılan hayatlar satır aralarında insanın içine işliyor. ••• Kitapta en çok dokunan sahnelerden biri ise annenin uzun saçlarını kestirip satmasıydı. Sırf çocuklarına bir çift ayakkabı alabilmek için… Önce ev gidiyor, sonra düzen, sonra hatıralar… en sonunda insan kendinden bir parçayı satmak zorunda kalıyor. Üstelik yedikleri yemekler bile Amerikan ordusunun çöplerinden toplanmış artıklarla yapılan lapalardan ibaretti. İnsan bazı satırları okurken sadece bir hikâye okumuyor; savaşın insan onurunda açtığı yaraları da görüyor. ••• Okurken ister istemez bugün Gazze’de ve dünyanın başka mazlum coğrafyalarında yaşananları düşünüyorsun. Elbette onların acısını tam anlamıyla hissedebilmek mümkün değil; fakat böyle hikâyeler insanın kalbinde bir empati kapısı aralıyor. Bu yüzden bu tarz anlatıları okumayı çok kıymetli buluyorum. Tarihte yolculuk yaptıran böyle romanların okunması ufuk açacaktır, keyifli okumalar…
1000Kitap
TüneldeJulie Lee · Genç Timaş Yayınları · 2025379 okunma
“Kendimi bir yol tabelası olarak farz ediyorum.”
9/10
·176 syf.·
2026 11. kitabı
Evliyaların ışığı çağlar ötesinden parlamaya devam ediyor. Öyle bir ışık ki sönmeden ilerliyor ve nice kalpleri aydınlatıyor. Ayşe Şasa’nın kalbi de bu sönmeyen ışıktan nasibini alıyor; hiçler ülkesinden çıkıp inanç âlemine varıyor. ••• ”Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır.” Rehbersiz bir yol, insanı karanlığa götürür. Kör bir yolculuğun içine sürükler. Buna yakından şahitlik eden Ayşe Şasa, kendi hikâyesini anlatarak topluma ışık tutuyor. Nilüferler bataklıkta yetişir; bataklığa düşmeyen onun tarifini tam manasıyla yapamaz. Ayşe Şasa da içine düştüğü karanlığı, bizzat içinden geçmiş biri olarak anlatıyor. ••• Bir yolun sonunun karanlığa çıktığını anlayabilmek için o yoldan geçmek gerekir bazen. Karanlığı görmeden onun hakkında konuşmak eksik kalır. Ayşe Şasa’nın yaşadıkları bu yüzden çok kıymetli. Çünkü o, karanlığa şahit olmuş biri olarak konuşuyor. ••• Mürebbiyelerle büyüyen, dışlanmışlık hissiyle yaşayan bir insan… Manevi bir boşluğun içine sürükleniyor. Sonra anlamlı bir arayış başlıyor ve Fusûsu’l-Hikem ile karşılaşıyor. Modernitenin zehrinden yorulan ruhuna bir panzehir oluyor bu eser. Fusûsu’l-Hikem, Ayşe Şasa için yalnızca bir kitap değil; hakikate açılan bir kapı olmuş adeta. Büyük bir dönüşüm yaşıyor. Nefsine köle, kendisiyle kavgalı biriyken; nefsine hâkim, kendiyle barışık bir insana dönüşüyor. Bu değişimi de İslam’a borçlu olduğunu, vahiy ile iyileştiğini özellikle vurguluyor. ••• İnsan dünyaya bir aynayla gelir; fakat o ayna mattır. Kendine baktığında kendisini bulanık görür. Çünkü özüne yabancıdır. İnsan kötülüklerden arındıkça aynası parlamaya başlar ve sonunda kendini gerçekten görebilir. “Nefis terbiye oldukça kalp, ayna gibi parlamaya başlar.” ••• Nihayetten bidayete, hidayetten hayrete uzanan bir yolculuk… Ayşe Şasa bu kitabında,
1000Kitap
Delilik Ülkesinden NotlarAyşe Şasa · Timaş Yayınları · 20221,799 okunma
Çocuk başkaları için bir giz, çocuk kendisi için bir giz.
6/10
·96 syf.·
2026 10. kitabı
Eli kalem tutan bir yazarın hamileliğe dair notlarını ve anılarını içeren bir kitap. Böylesi bir sürecin iç dünyasını, iniş çıkışlarını ve belirsizliklerini kâğıtla buluşturmak açısından bakıldığında oldukça özgün bir eser. Ancak yer yer tekrar eden düşünceler ve durağan anlatım sebebiyle okurken zaman zaman yorulduğumu da söylemeden edemeyeceğim. ••• İçimizde bir yerlerde bir çocuk var. Ve o çocuk, bizi biz yapan; en sahici, en filtresiz yanımız. Kendimizi gerçekten tanımak, biraz da o çocuğun izini sürmekten geçiyor. Fakat ne garip… En çok yabancılaştığımız da yine o oluyor. İçimizde bizimle birlikte büyüyen o çocuğu ne kadar tanıyoruz, orası meçhul. Geçmişimizde, yalnızca anne babamızın bildiği—belki de onların bile unuttuğu—kayıp anılar saklı. ••• Yazar, tam da bu düşüncenin izinde ilerliyor. Hamilelik üzerinden hem yeni bir “çocuk”a hazırlanırken hem de kendi içindeki çocuğa dönüyor. Bu yönüyle eser, sadece bir annelik anlatısı değil; aynı zamanda insanın kendi kökenine yaptığı sessiz bir yolculuk. ••• Geçmişimizin, geleceğimize ayna tutan bir tarafı var. Ve o aynanın en berrak hâli çocuklukta saklı. Çocukluğu sevgiyle, güvenle ve değerle beslenen bir birey; yetişkinliğinde daha sağlam, daha kendine ait bir varoluş kurabiliyor. Eksik kalan çocukluklar ise insanın içinde büyümeye devam eden bir boşluk bırakıyor. ••• İçimizdeki çocuğa yabancılaştıkça kendimize de yabancılaşıyoruz. Belki de bu yüzden, büyümek dediğimiz şey; o çocuğu susturmak değil, onunla yeniden tanışmayı öğrenmektir. “İnsan, içindeki çocuğu hatırladığı gün kendine yeniden doğar.”
1000Kitap
ÇocukKjersti Skomsvold · Jaguar Kitap · 0450 okunma
“Kalbine girmediğin bir öğrencinin beynini eğitemezsin.”
8/10
·169 syf.·
2026 8. kitabı
Bir öğretmenin asıl meselesi bilgi aktarmak değil, iz bırakmaktır. Ama bu iz, bedende değil ruhta olmalıdır… İşte tam da bu noktada karşımıza çıkan bir isim: Mahir İz. Duruşuyla, bakışıyla ve eğitim anlayışıyla sadece kendi dönemine değil, bugüne de ışık tutan nadir şahsiyetlerden biri… ••• Unutulmadığın kadar varsın… Kalplerde yaşadığın kadar hayattasın… Mahir İz’i “sonu üç nokta ile biten bir eğitimci” yapan da tam olarak bu: Bitmeyen bir etki, devam eden bir iz… Onun hayatının merkezinde tek bir ideal vardır: İnsan yetiştirmek. Sadece bilen değil, hisseden; sadece öğrenen değil, yaşayan insan… ••• Eğitime Adanmış Bir Ömür Mahir İz üç bölümden oluşan bir eser olarak bu büyük öğretmenin dünyasını bize açar. İlk bölümde; Mahir İz’in aile hayatı, çocukluğu ve hizmet yılları ele alınır. Bu bölüm, bir insanın nasıl bir eğitim neferine dönüştüğünü anlamak için sağlam bir zemin sunar. İkinci bölüm ise kitabın kalbidir. Burada onun eğitim anlayışı, öğretme ve öğrenme üzerine düşünceleri yer alır. Bu bölümde öne çıkan bazı ilkeler, aslında bugünün eğitimine de güçlü birer rehber niteliğindedir: • “Bu dünya, dersi bitmeyen bir hakikatler mektebidir.” sözüyle öğrenmenin sürekliliğini vurgular. • “Söz senettir.” diyerek, insanın ahlakını zamanla ve sadakatiyle ölçer. • Engellere değil fırsatlara odaklanır; daima ümitvar bir bakış açısı taşır. • “Etrafınla ilgilen!” diyerek, ibadetlerin dahi sosyal bir bilinç taşıması gerektiğini hatırlatır. • Hayat boyu öğrenmeyi benimser: “Her yaş öğrenme yaşıdır.” • Ve belki de en önemlisi: İlmin, ancak amele dönüştüğünde gerçek değerini bulacağını ifade eder. Son bölümde ise Mahir İz’in ardında bıraktığı izler, eserler ve yetiştirdiği insanlar üzerinden onun kalıcılığı gözler önüne serilir. Çünkü bazı insanlar yaşarken değil,
1000Kitap
Eğitime Adanmış Bir Ömür: Mahir İzİdris Topçuoğlu · Ketebe Yayınları · 2022405 okunma