Eli kalem tutan bir yazarın hamileliğe dair notlarını ve anılarını içeren bir kitap. Böylesi bir sürecin iç dünyasını, iniş çıkışlarını ve belirsizliklerini kâğıtla buluşturmak açısından bakıldığında oldukça özgün bir eser. Ancak yer yer tekrar eden düşünceler ve durağan anlatım sebebiyle okurken zaman zaman yorulduğumu da söylemeden edemeyeceğim.
•••
İçimizde bir yerlerde bir çocuk var. Ve o çocuk, bizi biz yapan; en sahici, en filtresiz yanımız. Kendimizi gerçekten tanımak, biraz da o çocuğun izini sürmekten geçiyor. Fakat ne garip… En çok yabancılaştığımız da yine o oluyor. İçimizde bizimle birlikte büyüyen o çocuğu ne kadar tanıyoruz, orası meçhul. Geçmişimizde, yalnızca anne babamızın bildiği—belki de onların bile unuttuğu—kayıp anılar saklı.
•••
Yazar, tam da bu düşüncenin izinde ilerliyor. Hamilelik üzerinden hem yeni bir “çocuk”a hazırlanırken hem de kendi içindeki çocuğa dönüyor. Bu yönüyle eser, sadece bir annelik anlatısı değil; aynı zamanda insanın kendi kökenine yaptığı sessiz bir yolculuk.
•••
Geçmişimizin, geleceğimize ayna tutan bir tarafı var. Ve o aynanın en berrak hâli çocuklukta saklı. Çocukluğu sevgiyle, güvenle ve değerle beslenen bir birey; yetişkinliğinde daha sağlam, daha kendine ait bir varoluş kurabiliyor. Eksik kalan çocukluklar ise insanın içinde büyümeye devam eden bir boşluk bırakıyor.
•••
İçimizdeki çocuğa yabancılaştıkça kendimize de yabancılaşıyoruz. Belki de bu yüzden, büyümek dediğimiz şey; o çocuğu susturmak değil, onunla yeniden tanışmayı öğrenmektir.
“İnsan, içindeki çocuğu hatırladığı gün kendine yeniden doğar.”