İnsanın acıları ve tecrübeleri kendisiyle birlikte büyüyor. Bir bebek olarak gözlerimizi açtığımız dünyaya, kendi ailemizi kurarak bir başka bebekle o acılardan büyüyor ve büyütüyoruz. Anlatıcı, ikinci doğumunu yapan yazar bir anne. İlk doğum ile ikinci arasındaki farkları gözlemlerken, anne olmanın hayatındaki değişimleri ve zorluklarını, bir zamanlar kendisinin de bebek olduğu düşüncesinden de kendi anne babasının yaşantısına, henüz evlenmeden önce kendisinin ve kocasının aşk hayatına dönüş yapıyor. Kızı büyürken kendi çocukluğu ile bağ kuruyor, kendi büyüdüğü ortam ve değerlerin kendi annelik deneyimindeki etkilerini düşünüyor. Kitap ilk başta enfes başladı, bebeğin doğumu ile annenin yaşadığı duygular, fiziki ve mental olarak değişim gösteren olgular, iki kişiden üçe ve nihayetinde dörde bölünmüş olmanın hissettirdiği duyguları çok başarılı bir şekilde tasvir etmiş. Lakin ilk bölümden sonra karakterin geçmişe dönmesiyle başlayan düşünceleri, okuru da afallatıyor.
Her ne kadar kendi ebeveynliği ile anne babasının öyküsünü kurguya yedirmeye çalışsa da zamanı daha da geri alarak biten ilişkileri ortaya sermek yersiz bir yaklaşım gibi geldi. Çünkü metni çok dağıttı, savruk bir işleyişe dönüştürdü. Keşke anne bebek deneyimleri ve sorgulamalarına devam edip öyle bitirseydi, kitaba başlarken Cusk'ın Bir Ömrün Emeği eseri lezzeti almıştım ama sayfalar ilerledikçe bu makas açıldı ve koptu. Yazardan daha önce Hızlandıkça Azalıyorum eserini okumuştum. Genel olarak güzeldi ama başta bu kadar yükselip sonra hızla düşmek, eseri favori olmaktan çıkardı. Yine de akıcı bir şekilde, kendi hayatıma düşürdüğü gölgeleri düşünerek okudum