Murat Sezgin

Belli bir yaştan sonra ölümden dönmüş gibi başını dik tutmaya utanıyor insan, ya da bıkıyor, daha da kötüsü en pespaye haliyle görünmek istiyor, başını en pespaye haliyle dik tutmak da olacak şey değil. İnanmıyorlar. Ben inanıyor muyum sanki? Yitirdiklerim, sevdiklerim, her şeyin etraflarında dönmesinden hoşlanan insanlar; işleri gizli, kaşları çoğu zaman çatık, tedirgin, korkak, patavatsız, neredeyse merhametsiz, kupkuru, aslında öykünmeden ibaret sözde kalan dürüstlükleriyle, işlerine gelmeyen ve fazla zahmet gerektiren azimkâr bir gerçeği, boğucu yaz günlerinin sivrisineklerini kovalar gibi sürekli kışkışlayarak yaşayan insanlar... Ne garip, insanın, tıpkı eşyalar gibi, kimseye ait olmadığı, sanki kendine inat özgürleştiği bir an var, ama yaşanmayan, sadece adsız birilerinin çok uzaklardan düşünü gördükleri bir an; gücünün çevresindeki gerilimin ansızın dağıldığı, bütün denetimlerden, bütün göz hapislerinden kurtulduğu, el değiştirmesinin artık mümkün olmadığı, unutulduğu, yitirildiği belki de ümitsizliğin boşluğunda sürüklenip başkalarıyla kaynaştığı, başkalarına evlerindeki bir bitki, yanlarındaki bir hayvan gibi muhtaç olduğunu duyduğu zaman. Fakat gerçekte öyle bir an geliyor ki, sanki her insan, birazdan yemeğe oturulacağını söylercesine öleceğini söylüyor, ama kimse ölmüyor; zaman, bunu söylememiş, kendi dahil kimseye itiraf etmemiş olmanın verdiği sanki paylaşılan gizli bir korunma güdüsünün abartılan ya da küçümsenen önemliliğinde, her şeye rağmen bütün durağanlığıyla akıp gidiyor.
Sayfa 105 - Metis Yay.Kitabı okuyor
Reklam
Boş evlerde, insanı ürküten, evin sesi değil, kendi adımlarının, kendi nefesinin sesidir. Çünkü ev, sesini başkalarına değil, kendine bakana dinletir; içinde ölene; ya da öleni görene. Belki de bu yüzden evler ölümsüzlüğe kapalıdır, konuşmazlar; ya da kimsenin dile getirmeyeceği bir ölümsüzlükte yaşarlar.
Sayfa 37 - Metis Yay.Kitabı okuyor
%48 (100/208)
Ahdım Var
Ahdım VarHür Yumer
8.2/10 · 43 okunma

Okur Takip Önerileri

Tümünü Gör
Murat Sezgin
Bir kitabı okumaya başladı
İzmler
İzmlerEmma Lewis
7/10 · 8 okunma
80 syf.
·
Puan vermedi
·
Beğendi
·
5 günde okudu
Palyatif Toplum
Palyatif ToplumByung-Chul Han
8.5/10 · 1.840 okunma
Reklam
Düşün­menin derinliği neden oluşur? Hesaplamanın aksine, düşünme dünyaya yeni bir bakış sunar, hatta başka bir dünya ortaya çıka­rır. Sadece canlı olan, acı çekebilen hayat düşünme yetisine sa­hiptir. Yapay zekada eksik olan tam da bu hayattır: "Biz düşünen kurbağalar değiliz, soğutulmuş iç organları olan nesnelleştirici ve kaydedici aletler değiliz - düşüncelerimizi sürekli olarak acı­larımızdan doğurmamız ve onlara içimizdeki kan, yürek, ateş, haz, tutku, azap, vicdan, kader, talihsizlik gibi her şeyi anaç bir şekilde vermemiz gerekir." Yapay zeka sadece bir hesap aracıdır. Öğrenme yetisine hatta "derin öğrenme" yetisine sahiptir ama deneyim yetisine sahip değildir. Ancak acı, zekayı tine dö­nüştürür. Acı algoritmaları olmayacaktır.
Sayfa 50 - Metis YayKitabı okudu
Bugün artık acıya maruz kalmak istemiyoruz. Halbuki acı yeni­nin, tamamen farklı olanın ebesidir. Acının negatifliği aynıyı ke­sintiye uğratır. Aynının cehennemi olan palyatif toplumda acının dili, acının poetiği mümkün değildir. Bu toplumda yalnızca hoş­nutluğun nesrine, yani gün ışığında yazmaya yer vardır.
Sayfa 48 - Metis YayKitabı okudu
…acı olmadığında körüzdür, hakikate ve bilgiye ulaşamayız: "Koptuklarında acı veren bağlar hakikidir, et haline gelmiştir. İnsan acı çektiği durumda gerçekten mevcuttur, orada -bilerek ya da bilmeyerek-sevmiştir de. Böylece dünyanın örgüsüne göz atmış oluruz: Varlık nerede acı çekebiliyorsa orada gerçekten örgünün içindedir, sadece mekanik ve mekânsal bir yan yanalık değil gerçek, yani canlı bir birliktelik söz konusudur orada."
Sayfa 41 - Metis YayKitabı okudu
Pandemi çıplak yaşamın yüzüne çıplak ölümü çarpan ve böyle­likle de şiddetli bir bağışıklık reaksiyonuna yol açan terörizm gi­bi davranır. Havaalanlannda herkes muhtemel bir terörist olarak muamele görür. Hiç karşı koymaksızın alçaltıcı güvenlik önlem­ lerine maruz kalmaya razı oluruz. Üzerimizde silah olması ihti­maline karşı vücudumuzun ellenmesine izin veririz. Virüs hava­dan gelen terördür. Herkesin muhtemel bir virüs taşıyıcısı olma­sından şüphelenilir; bu da bizi bir karantina toplumuna götürür, ki sonuç olarak biyopolitik bir gözetleme rejimine yol açacaktır. Pandemi başka hiçbir yaşam biçimi sunmaz. Virüsle savaş esna­sında hayat her zamankinden daha fazla dönüşmüştür hayatta kalmaya. Hayatta kalma histerisi viral bir vahamet kazanır.
Sayfa 29 - Metis YayKitabı okudu
Hayatta kalma histerisinin hakim olduğu toplum bir ölememişler toplumudur. Ölemeyecek kadar canlı ve yaşayamayacak kadar ölüyüz. Salt hayatta kalma kaygımızla biz de virüse, o ölememiş varlığa, sadece üreyen, yani yaşamaksızın hayatta kalan varlığa benzeriz.
Sayfa 28 - Metis YayKitabı okudu
Reklam
Hayatı yaşanır kılan ne varsa hepsini hayatta kalma uğruna seve seve feda ederiz. Pandemi karşısında temel hakların radikal bir şekilde kısıtlanması da sorgusuz sualsiz sineye çekilir. Hayatı salt yaşamsal faaliyetlere indirgeyen olağanüstü hali direnç göstermeden kabul ediyoruz. Virüse bağlı olağanüstü hal koşullarında kendi rızamızla karantinaya giriyoruz. Karantina, hayatın salt yaşamsal faaliyetlerden ibaret olduğu toplama kampının virüs nedenli versiyonudur. Pandemi döneminde neoliberal çalışma kampının adı "home office"tir: evde çalışma. Onu despotik yönetimlerin çalışma kamplarından ayırt eden sadece sağlık ideolojisi ve kendini sömürme şeklindeki paradoksal özgürlüktür. Hayatta kalma toplumu pandemi nedeniyle Paskalya'da bile ayin yapılmasını yasaklıyor. Rahipler bile "sosyal mesafe"ye uyuyor ve maske takıyorlar. İnancı hayatta kalmaya kurban ediyorlar bütünüyle. Yakınını sevmek paradoksal bir şekilde mesafeyi korumak haline geliyor. Yakınımdaki potansiyel bir virüs taşıyıcısıdır. Viroloji teolojiyi yerinden ediyor. Herkes mutlak bir yorum yetkisi kazanmış olan virologlara kulak veriyor. Yeniden doğuş (bâsübadelmevt) anlatısı yerini tamamen sağlık ve hayatta kalma ideolojisine bırakıyor. Virüs, inancın bir fars haline gelmesine yol açıyor. İnancın yerini yoğun bakım servisleri ve solunum cihazları alıyor. Her gün ölüler sayılıyor. Ölüm hayatın tümüne hâkim. Hayatın içini boşaltıp hayatta kalma haline getiriyor.
Sayfa 26 - Metis YayKitabı okudu
Neoliberal mutluluk dispozitifi mutluluğu şeyleştirir. Mutluluk, daha yüksek performans vaat eden olumlu duyguların toplamından daha fazla bir şeydir. Optimize etme mantığına uymaz. Hazırda olmamasıdır en önemli niteliği. Bir olumsuzluk barındırır içinde. Gerçek mutluluk ancak kırılmış olarak mümkündür. Mutluluğu şeyleşmekten kurtaran bizzat acıdır. Ona süreklilik kazandırır. Acıdır mutluluğu taşıyan. Acılı mutluluk bir oksimoron değildir. Her yoğunluk acı vericidir. Tutku acı ve mutluluğu bir araya getirir. Derin mutluluğun içinde bir acı ânı vardır. Acı ve mutluluk, Nietzsche'nin deyişiyle "ikiz kardeşlerdir, birlikte bü- yüyen [...] ya da birlikte - güdük kalan". Acı engellendiğinde mutluluk yavanlaşıp sıkıcı bir rahatlığa dönüşür. Acıya duyarlı olmayan insan derin mutluluğa kapısını kapatmıştır.
Sayfa 24 - Metis YayKitabı okudu
Palyatif toplum aynı zamanda bir "beğendim" toplumudur da. Bir beğeni çılgınlığına kapılmıştır. Her şey beğeni kazanana kadar düzleştirilir. "Like" günümüzün imi, hatta ağrı kesicisidir. Sadece sosyal medyaya değil, kültürün bütün alanlarına hâkimdir. Sadece sanat değil, bizzat hayat instagramlanabilir olmak durumundadır; yani acı verebilecek keskin kenarlar, uçlar, çatışmalar, çelişkiler giderilmiş olmalıdır. Acının arındırıcı olduğu unutulur. Acı katartik bir etki gösterir. Beğeni kültürü katharsis imkânından yoksundur. Bu da insanların beğeni kültürünün yüzeyi altında biriken olumluluk cürufunda boğulmasına yol açar.
Sayfa 15 - Metis YayKitabı okudu
Resim