Geri Bildirim
Murat Sezgin profil resmi
Gazi Üniversitesi
Ankara
Erkek
9 kütüphaneci puanı
2223 okur puanı
24 Şub 2016 tarihinde katıldı.
  • Murat Sezgin tekrar paylaştı.
    Tatar Çölü, yalnızlığın, yanlış tercihlerin, alışmanın, vazgeçememenin, beklemenin , umut etmenin, acı çekmenin, özlemenin, yaşamın, ölümün kitabı... Kısacası insan hayatı içerisinde yer alan en gerçek duyguların kitabı.

    Yalnızlık ömür boyudur. İnsan ne kadar büyük kalabalıklar içerisinde bulunursa bulunsun yalnızdır. Ne yaparsa yapsın bu uçsuz bucaksız yalnızlık hissini, yüreğindeki o kocaman boşluğu söküp atamaz. Bir yakınımız öldüğünde, en yakın arkadaşımızla kavga ettiğimizde, sevgilimizden ayrıldığımızda o yalnızlık hissini en derin şekilde yaşarız. Çünkü beklemediğimiz ve hiç ummadığımız bir durumla karşı karşıya kalmışızdır. İşte o an yüreğimizin sesini dinlediğimizde ne kadar yalnız olduğumuzun farkına varırız. Ve hiç kimse bu yalnızlık hissimize gelip de çare olamaz. Çünkü acı çektiğimizde o acımız sadece kendimize aittir. Bize özeldir. O acıyı birazcık olsun dindirmemiz, acımızdan bir parça olsun alıp başkasına vermemiz mümkün değildir. Kurulacak hiçbir cümle veya söylenecek söz acımızı dindirmeye, yaralarımıza merhem olmaya yetmez. İşte o zaman anlarız ki, yalnızızdır, hem de yapayalnız...

    Yalnızlığımızın içerisinde hep bir bekleyiş, hep bir umut ediş vardır. Bir gün, yıllar boyunca beklediğimiz ve olmasını hayal ettiğimiz şeyler olacak diye bekleriz. O kutlu günü iple çekeriz. Geleceğin bizim için çok daha güzel bir hayat hazırladığını umut ederiz. Hatta bütün hayatımızı belki de o beklediğimiz gaye uğrunda gözümüzü kırpmadan harcarız. Yıllarımızı, senelerimizi o kutlu gün için feda ederiz. O gün geldiğinde bütün çabalarımızın ve emeklerimizin karşılığını bulacağını ve o günden sonra çok daha güzel bir hayata sahip olacağımızı umut ederiz. Peki ya o beklediğimiz kutlu gün hiç gelmezse? Daha doğrusu kitaptaki soruyu direkt sorayım: "Ya, gayet sıradan bir yazgıya sahip sıradan biri olarak yaratılmışsak?”

    İşte Tatar Çölü, böyle yoğun ve gerçekçi bir şekilde yalnızlık hissi ile bekleme hissini okura geçirebilen bir kitap. Yazarın oldukça hüzünlü ve efsunlu bir dili var. Sanki en basit cümleleri bile kurarken arka fonda hüzünlü bir müzik çalıyormuş gibi hissediyorsunuz. İnsanın yalnızlığını ve hayal kırıklıklarını anlatırken yalnızlığı ve hayal kırıklığını tam yüreğinizde hissediyorsunuz. Bir anda hüzünleniyorsunuz. Yüreğiniz daralıyor. Kitabın kahramanı olan Giovanni Drogo'ya elinizi uzatıp kitaptan çıkarmak istiyorsunuz. İşte bu kitap, yukarıda da yazdığım gibi, hayatı, yalnızlığınızı, alışkanlıklarınızı, beklentilerinizi, değerlerinizi, her şeyinizi sorgulatıyor.

    Tatar Çölü Giovanni Drogo'nun otuz yılını anlatan bir roman. Romandaki mekanlar, şehir ve Bastiani Kalesi. Kalenin kuzeyi çöl, Tatar çölü. Issızlığın ortasında yıllarını harcayan ve umutla bir şeylerin olmasını bekleyen binlerce asker... Sadece bu paragraf bile kitabın konusunu tasvir etmeye yeterli aslında. Ama biraz daha derinleştirmekte fayda var.

    Giovanni Drogo, askeriyeden ilk görev yeri olarak kuzeyinde ıssız Tatar çölü bulunan Bastiani Kalesi'ne atanan bir subaydır. Drogo'nun Bastiani Kalesi’ne gidişi ile roman başlar. Kahramanımız, burada kalmak istemese bile zamanla alışkanlıkların ve rahatlığının etkisi ile kalede yıllarca kalmaya karar verir. Bu karar onun hayatındaki en önemli ve bütün hayatını etkileyen karar niteliğindedir. Aslında Drogo başlangıçta hemen geri dönmek ister ancak hastalık gerekçesiyle gitmenin mesleğine zarar vermesinden çekinerek dört ay kaldıktan sonra gitmesinin uygun olduğuna karar verir. Bu karardan sonra, kale bir takıntı, beklenen serüvenin gerçekleşeceğine inanılan yer, gizli bir kibrin yansıması, umut, kahramanca bir yazgının beklentisini körükleyen yer haline gelir. Bastiani kalesi artık Drogo'nun gitme gücünü elinden almıştır. Nasıl mı? Drogo zamanla kaleye alışır ve buradaki rahatlığından vazgeçemez. Zamanla Tatar çölüne olan tutkusu ve çölün derinliklerinden geleceğine inandığı kahraman yazgısı onu şehir yaşantısından daha çok cezbetmeye başlar. Kısacası kaleye alışır ve bu alışkanlık Drogo'nun yaşamınızda birçok şeyden vazgeçmesine sebep olur. Sonuçta tercih Drogo'nun tercihidir ve kalede kalma tercihi Drogo'yu hayallerinden oldukça uzak bir yere götürür ve arkasından kapıyı kilitler. Artık Drogo alışkanlıklarının ve umutlarının kölesi olmuştur. Aslında Drogo'nun Bastiani Kalesi'ne ilk gittiği zamanlarda kale ile ilgili kurduğu şu cümle her şeyi açıklıyor: "Burada her şey bir feragati andırıyordu; ama ne uğruna, hangi gizemli şey uğruna bir feragatti bu?"

    Yine kitabın içerisinde yer alan ve Drogo'nun tercihini en iyi özetleyen cümlelerden birisi de şu cümledir: "Belirli bir zamanda, arkamızda bir kapı kapanır ve bir şimşek hızıyla kilitlenir; geri dönecek zaman kalmamıştır."

    Son olarak, hayatımızda değişiklik yapmaktan ve alışkanlıklarımızdan vazgeçmekten korkmamalıyız. Bu hayat bizim hayatımız ve alışkanlıklarımızın veya kararlarımızın kölesi olmamalıyız.Çünkü alışkanlıklarımız ve geri dönemediğimiz kararlarımız, biz fark etmeden öylesine büyür ve vazgeçilmez olur ki, bir gün bir bakmışız hayatımızın sonuna gelmişiz ve elimizde hiçbir şey yok...

    "Bir sayfa, böylece, yavaşça çevrildi ve tüketilmiş günlere eklenerek öbür tarafa geçti, şimdilik biriken sayfalar ince bir cilt oluşturmakta ama buna karşılık kalan sayfalar bitmek bilmez bir hacim sunmaktadır. Ama yine de biten bir sayfadır, teğmenim, yani yaşamın bir parçası."
  • ‘YENİ ROMAN’ Okumaları 1

    Bu inceleme bir devam incelemesi sayılabileceği için önce Yeni Roman incelemesini okumadıysanız okuyunuz, aksi takdirde okuduklarınız boş gelebilir: #30544221. O incelemede akımın eserlerini(şimdilik 4 eseri) mini bir etkinlik şeklinde okuyacağımı belirtmiştim. Kitaplar kısa olduğu için incelemeleri de kısa kısa olacak. Kitap puanlarını da beğenip beğenmeme durumuna göre değil, temsil etmeye çalıştıkları akıma uygunluğuna göre verdim.

    Tramvay, Nobel Ödüllü yazar Claude Simon’un onca kitabı arasından dilimize çevrilmiş tek kitabı. Yazarın ilk eserinden beri biçimsel bir arayış içinde olması, cümlelerin çok uzun olması, her cümlede bir parantez, çoğu parantezin içinde başka bir parantez açması çeviriyi etkilemiş olabilir. Aynı şey okurken de geçerli. 80 sayfalık kitabı günde en fazla 10 sayfa okuyarak bitirdim. Cümle başlıyor araya bir parantez açıyor, o parantezde devam ederken başka bir parantez açıyor, cümlenin başını bırakın ilk parantezde ne anlattığını unutmamak için sürekli döndüm durdum. Tek kitapla yazarı yorumlamanın bir sınırlama getireceğine kuşku yok. Ama Tahsin Yücel önsözde bu kitabın tüm eserlerinde görülen biçimlerin bir birleşimi olduğunu belirtiyor. Bu, yazarın tarzı hakkında ne kadar fikir sahibi yaparsa ben de o kadar fikir sahibi olmaya çalışacağım.

    Tramvay kitabında olay, nesne, tasvir ve kişi:

    Kitabın anlattığı çok basit ya da anlatmadığı. Hastanede yatan bir adamın şimdiyle geçmiş arasındaki gidiş gelişlerini uzun tasvirlerle okuyoruz. Geçmişi daha çok annesinin hastalığı üzerine oluyor. Yeni Roman akımında tasvirlerin önemli bir yeri olduğundan bahsetmiştik. Kitabın hepsi tasvirden oluşuyor. Şayet tasvirin yarısında koparsanız tekrar başa almanız gerekebiliyor. Tramvay hem somut bir nesne hem de şimdiyle geçmiş arasında köprü görevi gören bir simgeyi temsil ediyor.

    Ölüm geride kalanlar için büyük ve sesli bir olaydır, hele de ölen kişi yakınınızsa. Karakter hasta yatağında annesinin hastalığı ve ölümüne gidiyor sürekli. Kitabın olayı bu. Anlatıcıdan annenin ölümüne gittikçe ölümün sesini duyurmasını istiyorsunuz ama anlatıcı bu olayı geriye itiyor, betimlemelerin arasında bir iki cümleyle geçiştiriyor. Olayın geri planda olmasının yanında anlatıcı-kişinin de (Yeni Roman akımına uygun olarak) geri planda olduğunu görüyoruz. Peki, ne ön planda? Tabii ki nesne. Tramvayın içi, geçtiği yerler, kaldığı odalar, gördüğü tabloların tasvirinin çok detaylı olarak bize sunulduğunu görüyoruz.

    Tramvay kitabında biçim ve zaman:

    İncelemeye başlarken kitabın biçiminden bahsetmiştim. Yeni Roman akımına uygun, geleneksel biçimden tamamen farklı bir kitap olarak karşımıza çıkıyor. Parantezler, ara cümleler, parantez içi parantezler, geçmişten şimdiye dönerken cümlenin üç nokta ya da küçük harfle başlaması yeni biçimler arayışının en büyük göstergesi.

    Claude Simon diyor ki, hep aynı çizgide ve hep aynı süredizimsel bir biçimde gelişen anlatı gerçekçi bir anlatı değildir, çünkü, böylece ulaşılan sonuçların her zaman tartışılabilir olması bir yana, zaten biz günlük olayları bir süreklilik olarak algılayamayız; olaylar hep parçasal ve süreksiz olarak karşımıza çıkar. Bu düşüncesinin kitapta sonuna kadar arkasında durduğunu söyleyebilirim. İç içe geçmiş zamansal parçaların içinde bir geçmişteyiz, bir şimdide. Bu geçişleri yaparken de tramvayı bir simge olarak kullandığını unutmayalım.

    Sonuç olarak, Yeni Roman’ın yenilik anlayışına çok yakın olduğunu görüyoruz kitabın. Yeni Roman akımını bir tarafa bırakalım. Her okurun farklı anlayışlarla kitapları seçtiğini düşündüğümüzde bu kitap iki şey için okunabilir. İlki, yazarın Nobel Ödülü sahibi olması ve ülkemizde tek kitabının yayımlanması. İkincisi ise farklı tarzda kitap okumayı sevenler için gerçekten farklı olması. Ben akımı daha net kavramak için okudum. Siz Yeni Roman’ı boş verin bu iki seçenekten en az birisi için okuyun. Keyifli okumalar.
  • %32 (35/110)
  • %100 (79/79)
  • Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür
    bir tufan olurum sustuğun her yerde.
    Ahmet Telli
    Sayfa 31 - Everest Yay.
Gazi Üniversitesi
Ankara
Erkek
9 kütüphaneci puanı
2223 okur puanı
24 Şub 2016 tarihinde katıldı.
2018
50/90
56%
5 günde 1 kitap okumalı.
En çok okuyanlar'da 398. sırada.

Şu anda okudukları 4 kitap

  • Belki Yine Gelirim
  • Klasik Yunan Mitolojisi
  • Yaşama Uğraşı
  • Mösyö Songe

Okuduğu kitaplar 282 kitap

  • Elektra
  • Antigone
  • Oidipus Kolonos’ta
  • Kral Oidipus
  • Tramvay
  • Yeni Roman
  • Kum Kitabı
  • Bekleyiş Unutuş
  • Büyümenin Türkçe Tarihi
  • Yeni Hayat

Okuyacağı kitaplar 101 kitap

  • Huzur
  • Libera
  • Beton Bahçe
  • Ferdydurke
  • Zeno'nun Bilinci
  • Yanardağın Altında
  • Orlando
  • Utanç
  • 62 Maket Seti
  • Üç Büyük Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski

Kütüphanesindekiler 382 kitap

  • Mösyö Songe
  • Elektra
  • Antigone
  • Oidipus Kolonos’ta
  • C.G. Jung & Hermann Hesse
  • Dersu Uzala
  • Bekleyiş Unutuş
  • Cehennem
  • Klasik Yunan Mitolojisi
  • Huzur

Beğendiği kitaplar 190 kitap

  • Elektra
  • Antigone
  • Oidipus Kolonos’ta
  • Kral Oidipus
  • Bekleyiş Unutuş
  • Kum Kitabı
  • Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi
  • Kuşlar da Gitti
  • Sevmek, Sevinmek, İyi Şeyler Üstüne
  • Baba Evi

Beğendiği yazarlar 61 kitap

  • Denis Diderot
  • Alain Robbe-Grillet
  • Yıldız Ecevit
  • Nurdan Gürbilek
  • Jale Parla
  • Aiskhylos
  • Sophokles
  • Michel Butor
  • Oğuz Atay
  • William Faulkner