Murat Sezgin'in Kapak Resmi
Murat Sezgin tekrar paylaştı. 2 saat önce
Murat Sezgin, Felsefenin Kısa Tarihi'yi inceledi.
25 Şub 19:28 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 8/10 puan

İnsan düşünen bir hayvandır. İnsan politik bir hayvandır. İnsan deneyen bir hayvandır. İnsan düpedüz hayvandır. İnsan doğası gereği bencildir. İnsanın özü yoktur. İnsan özgür doğar oysa her yerde zincire vurulmuştur. Duyularımıza asla güvenemeyiz. Düşünüyorum öyleyse varım. Ben varsam, ölüm yok; ölüm varsa, ben yokum. Tanrı vardır. Tanrı yoktur. Tanrı’nın varlığı ve yokluğu bilinemez. Büyük büyük dedelerimizin soyu maymundan gelmiş olabilir. Rüyalar bilinçdışına giden kral yoludur. Vs. vs. Felsefenin Kısa Tarihi, bu çıkarımları temel alan düşünürlerin felsefelerine adı gibi kısaca değinen, anlaması çok kolay bir felsefe kitabı. O yüzden felsefe okumak istiyorsanız giriş kitabı olarak rahatça seçebilirsiniz. Bu kitabın ardına Sofie'nin Dünyası adlı kitabı okursanız felsefeye sağlam bir giriş yapmış olursunuz. Ben tam tersini yaptım tabii ayrı bir şey.

Milattan bilmem kaç yıl önce yaşamış birçok düşünür vardır. Ama ister felsefe kitapları olsun ister felsefeyle ilgili diğer dokümanlar olsun Sokrates’ten önceki düşünürlere fazla yer vermezler. Sebebi yaşadığı döneme damga vurmuş olmasıdır. Felsefesinin temeli akıl yürütmeye ve soru sormaya dayanır. Sorduğu sorularla insanların bildikleri şeyleri gerçekte bilmediklerini kanıtlıyordu. Anlayacağınız tek bildiğimiz hiçbir şey bilmediğimizdi. Sokrates’ten sonra o döneme damga vuran varsa, sizin de aklınıza gelmiştir, kesinlikle Platon’dur. Duyularla değil de düşünme yoluyla gerçeklere ulaşabileceğimizi savunuyordu. Görünüşle gerçek arasındaki farkı anlatmak için mağara örneğini kullanmıştır. Mağaranın girişine arkası dönük olarak zincirlenen kişiler duvara yansıyan gölgelerini gerçeklik sanırlar ama bu görünüştür, bir kişi zincirini kırıp mağaranın dışına çıkarsa gerçeği o zaman görecektir. Buradan hareketle Platon’un felsefesinden çıkaracağımız temel sonuç görünüşlerin aldatıcı olduğudur. Yine o döneme damga vurmuş bir düşünür daha var: Aristoteles. Aristoteles insanları felsefeye iten şeyin ‘nasıl yaşamalıyız, nasıl iyi bir yaşama sahip olabiliriz?’ sorularına cevap aramak olduğunu savunuyordu. Aristoteles bu soruların cevabını gerçek mutluluğu aramak olarak vermişti. Yani haz dediğimizden şeyden tamamen ayrı mutluluğu( bkz. #13562361).

Düşünceleriyle insanları etkileyen her filozofu buraya yazmak çok mantıksız olacağından sadece birkaç tanesini seçip yazmayı tercih ediyorum. Bu dediğim gerçekten doğru mu? Ya tercih ettiğimi düşünürken başka bir şey yapıyorsam. Ya da bunları tamamen başkası yazıyorsa? O yüzden duyularımıza güvenemeyiz diyor Pyrrhon. Duyularımız bizi sıkça aldattığı için her şeyden şüphe etmeliyiz diye de ekliyor. Madem duyularımıza güvenmememiz lazım o zaman şüphe edip edemeyeceğimize nasıl güvenebileceğiz? Duyularımız bizi ne kadar aldatsa da her şeyden şüphe etmenin insan akıl sağlığı için iyi olmadığını düşünüyorum. Descartes de bu görüşe yakın sayılabilecek bir görüşü savunuyordu: Doğru olmama ihtimali olan bir şeye doğru demeyin. Bu görüş onu insan varlığını açıklamaya itiyordu. Cevabı çok basit: Düşünüyorum, öyleyse varım.

Felsefede en çok kafa yorulan konu belki de Tanrı’nın varlığıydı. Kimisi Tanrı vardır, kimisi yoktur, kimisi varlığı yokluğu bilinemez, kimisi Tanrı varsa birden fazladır, kimisi de tanrı doğadır gibi çıkarımlara varmıştı. Blaise Pascal da bu konuya kafa yormuştu. Pascal’ın düşüncesi, felsefi açıdan bakarsak, gayet sağlam bir düşünce bana göre. Kısaca, Tanrı varmış gibi yaşamanın insan için yararlı olduğu temeline dayanıyordu. Böyle bir durumda eğer Tanrı gerçekten varsa sizin için bu iyi bir durumdur. Eğer Tanrı yoksa fazla bir şey de kaybetmeyeceksiniz. Kendi deyimiyle: Kazanırsanız her şeyi kazanacaksınız, kaybederseniz de hiçbir şey kaybetmeyeceksiniz. Bizim deyimizle açıklamak gerekirse: Aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık gibi bir durum. (Farklı bir anlam çıkmaması için deyimi iki davranış, iki kimse, iki karşıt şeyin aynı olması anlamında kullandığımı belirtmek isterim.)

İnsan özgür müdür? Varoluşun gayesi var mıdır? Yine bu konularda da fikir üretmiş çok düşünür var. J. J. Rousseau “İnsan özgür doğar oysa her yerde zincire vurulmuştur,” diyor. Yine kendisi bir yasaya itaat etmenin toplumun yararına olduğunu kavrayamayan kişi özgür olmaya zorlanmalıdır görüşünü ortaya atıyor. Aradaki çelişkiyi siz de fark ettiniz. Kendisi işin içinden özgür olmaya zorlanan kişi daha özgür hale gelir diyerek çıkmış. J. P. Sartre göre burada olmamızın, yani varoluşumuzun, herhangi bir nedeni yoktur(bana göre var), kişi ne yapmak ve ne olmak istediğini seçmekte özgürdür. Bende bundan hareketle, kişi istediği şeyi seçmekte özgürse, soruyorum: Kişi doğruluğunu sorgulamış veya sorgulamamış bir şeyi seçiyor, başka bir kişi de bu seçimi eleştiriyor diyelim. Eee kişi istediğini seçmekte özgür, bu halde kendini seçimini yapmış kişiyi eleştirmek nedir? Cevabını da ben vereyim bu da bir seçimdir. Ben de bu kitabı okumayı seçtim ve okudum. Güzel, keyifli bir kitaptı. Okumak isteyen arkadaşlara iyi okumalar.