Adı:
Açlık
Baskı tarihi:
Kasım 2017
Sayfa sayısı:
158
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754344073
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Sult
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Varlık Yayınları
Norveçli büyük romancı Knut Hamsun'un kişiliğini ve ününü oluşturan en büyük romanı "Açlık"tır. Ünlü bir yazar olma sevdasıyla yanıp tutuşurken, bir yandan da açlıkla pençeleşen bir gencin, gerçekten duygulandırıcı öyküsü olan bu kitap, dünya edebiyatının başyapıtları arasında anılmaktadır. Behçet Necatigil'in usta kaleminden, örnek bir çeviri okuyacaksınız bu ciltte.
158 syf.
Knut Hamsun’un 1890 yılında yayınladığı kendi hayatından kesitlere yer verdiği psikoloji ve felsefe ağırlıklı ilk romanı.

Kitap, göreceli olarak pek başarılı olamayan bir yazarın hayata tutunma çabasını anlatıyor.
Bu yazarımız bazen günlerce yemek yemiyor, borç para bulabilmek için kilometrelerce yolu yürüyor.
Bunu Norveç gibi bi ülkede aç ve üzerinde bir paltosu dahi olmadan yapıyor.

Yazar açlığı o kadar güzel betimliyor ki bu durum okuyan için rahatsız edici bi hale geliyor. Okuduğum yorumlara istinaden kitap çoğu kişide yemek yeme arzusu yaratmış olsa da bende tam tersi bi etki yaratarak yemekten tiksinmeme sebep oldu.

Yazarımız yaşadığı bütün zorluklar ve acılara rağmen ahlaklı yaşamından asla taviz vermiyor. Eline birçok para geçiyor ancak bunları hakkıyla kazanmadığı için kabul etmiyor ve aç kalmayı göze alıyor. Bu bi noktada sinir bozucu bi hale geliyor. Bu kadar zorluğun içinde nerdeyse açlıktan ölücekken insan bu kadar ahlaklı kalabilir mi ?
Okurken bunu düşünmeden edemedim bence kitabın felsefi kısmı da burda öne çıkıyor. Herkese yardım etmesine rağmen yardım görmemesine (görse bile kabul etmemesine) rağmen iyi olmaktan vazgeçmemek ve kendin olabilmek.

Kitap oldukça kısa olmasına rağmen hedeflediği tüm duyguları insana geçirip hissettiriyor. Yazarın kitabı kendi hayatından esinlenerek yazmış olması bunun en büyük sebeplerinden. Ayrıca kullandığı sade ve vurucu dil anlatımı apayrı bir noktaya taşımış.
Her şeyiyle okunmaya değer güzel bir romandı. Okuyacak herkese şimdiden keyifli okumalar :).
158 syf.
·75 günde·10/10 puan
Lubliyana da aylak aylak gezen Genç bir yazarın açlığını iliklerinize kadar hissedeceksiniz. Kitabı elinize aldıktan sonra bitmesini istemeyeceksiniz. Aç kaldıkça diğer organların daha iyi çalışması benimde gözlemlediğim birşey. Manevi duygular dahil buna. Gayet akıcı naif bir kitap. Keyifli okumalar.
  • Siddhartha
    8.3/10 (6,6bin Oy)5,8bin beğeni20,5bin okunma26,4bin alıntı106,2bin gösterim
  • Kör Baykuş
    8.1/10 (4.318 Oy)3.748 beğeni14,4bin okunma29,5bin alıntı93,1bin gösterim
  • Yaşlı Adam ve Deniz
    8.1/10 (4.618 Oy)3.860 beğeni16,8bin okunma8,7bin alıntı78,4bin gösterim
  • Babalar ve Oğullar
    8.1/10 (6bin Oy)5,5bin beğeni23,3bin okunma23,9bin alıntı217,9bin gösterim
  • Martin Eden
    9.2/10 (13,1bin Oy)18,5bin beğeni33,4bin okunma86bin alıntı412,9bin gösterim
  • Gazap Üzümleri
    9.1/10 (5,6bin Oy)6,1bin beğeni17,5bin okunma32,5bin alıntı166,3bin gösterim
  • Anayurt Oteli
    7.3/10 (4.334 Oy)3.136 beğeni16,9bin okunma8,7bin alıntı70,2bin gösterim
  • Beyaz Geceler
    8.2/10 (9,1bin Oy)8,3bin beğeni33,7bin okunma48,5bin alıntı196,3bin gösterim
  • Karamazov Kardeşler
    9.2/10 (5,6bin Oy)6,3bin beğeni17,3bin okunma78bin alıntı261,2bin gösterim
  • Aylak Adam
    8.1/10 (9,8bin Oy)9bin beğeni35,6bin okunma69,9bin alıntı171,2bin gösterim
214 syf.
·Beğendi·10/10 puan
İBRAHİM TATLISES SENELER ÖNCE YAZDIĞI "TOMURCUK" PARCASIYLA ASLINDA KNUT HAMSUN' UN "AÇLIK" KİTABINI OKUYACAKLARA SUBLİMİNAL MESAJLAR MI GÖNDERİYORDU ?!?!?

Delirtmeyin adamı açıklıyacaz!!! =)) SPOILER YOK! RAHAT OL!! Tuco is BACK!

Yine zaman yokluğu ve yine öteleye berileye ilerlere attığım bir kritikten daha hepinize merhabalar kokocambolar.. Bu kitabın methini çok duymuş , sayısız forumda , okunması gereken x eser konu başlığı altında görmüştüm..Daha önceleri açgözlülükle alıp stokladığım kitaplarımdan dolayı da pek gönlüm yoktu açıkcası alıp okumaya.. Yine bir sahafta varlık yayınlarının ilk basımını ve sayfayı çevirir çevirmez Behçet Necatigil 'in adını görünce çevirmen olarak tamam dedim..1956 basımı sapsarı sayfalar .. müthiş bir yaşanmışlık hissi.. sanırım bir bayanınmış bu kitap ki sayfalardan gelen cok eser miktarda küflü ortamın dahi bozup bastıramadığı hafif şekerimsi bir koku ..kitabın kapağında da resimsiz şekilsiz BODOZ sapsarı bir buhran.. size de olur mu bilmem bazen daha elinize bir kitabı aldığınızda içinize bir his çöreklenir : "BU KEZ BULDUM" diye ( her zaman olmuyor ama bazen feci sekedebiliyor , Fazıl Hü"Z"nü DAĞLARCA' ya da evrilebiliyorsun bkz :#16025631) .Gelir gelmez başlayıp bir günde hatmettim ve o güne kadar dram başlığı altında yayınlanan pekçok şeyin bu kitabın yanında beverly hills partileri ya da florida sahillerinde arkaya KOPTIS-KIŞTIS müzik , palmiyeler altında denize nazır club beach ortamları ve gelsin mojitolar kıvamında kaldığını gördüm..

Bir yerlerde şu minvalde bir tespit okumuştum ; kişiler pekçok şeyi unutabilir , yıllarca hayatınızı gecirdiğiniz dostunuzun sesini ve hatta hatta yüzünü dahi unutursunuz ama bir koku sizi o dostunuzun , bahse konu kişinin olduğu bir "ana" o dakikaya geri götürür..düşünseniz aklınıza dahi gelmeyecek o anda, o nesnelerle, o mekanda bulursunuz kendinizi.. İşte o bodoz kapağın kirli, buhranlı sarısını Fatih Ürek 'in gömleğinde de görsem aklıma bundan böyle sanırım hep Knut Hamsun ve bendeki Açlık eseri gelecek o şekerimsi kokusuyla..

Yeter kardeş nevrim döndü yap artık girizgahı diyenler..SİZ İSTEDİNİZ! başlıyoruz =)

Bir roman gibi gözükse de bu kitap , aslında Knut Hamsun' un hayatının , bu eseriyle tanınmadan önceki sefaletle harmanlanıp , yoklukla marine edilip, ızgara üstüne bırakılıp sohbete dalınınca ,kızgın ve yüksek ateşte unutulup KÖMÜRİZE YAŞAM FORMUNA dönüştüğü günlerini anlatıyor.. bir nevi koca bir yaşamın açlıkla doldurulmuş panaromik bir kısmının yazılımı diyebiliriz..Yokluğun ekürisi açlığa karşı verilen umutsuz bir savaş söz konusu her satırında romanın..kimi zaman bir mecimek çorbasının kokusu için dahi ömründen yılları feda etmeyi düşünmek , kimi zaman satacak hiçbir şeyi kalmayınca yeleğindeki düğmeleri satmaya kalkışıp , almayacaklarını bildiğin halde ordan gelecek paralarla hayallere yelken acmak, ormanlarda ,parklardaki banklarda uyuyup Norveç' in jiletli kuzey rüzgarlarını kucaklamak , yokluk - parasızlık ve sonucunda gelen açlıkla cebelleşirken gazetelere yazı yazıp geçinmeye çalışmak , bir sürpriz sonucu bir kadınla o yoklukta aşk yaşamak kitaptaki sayısız dramdan sadece bir kaçı.. anlatım tek kelimeyle MUHTEŞEM çünkü ısmarlama bir eser değil , safi o anların içinde şekillenmiş bir oluşum bu kitap..Yalnız hemen belirteyim, eğer yanlışlıkla üzerine bastığın karıncaya fatiha okuyor veya annem misali belgesel izlerken yavru ceylanı kapan aslanlara sövüp sayıp dakikalarca durup düşünüp üzülüyorsan... bu kitapla beraber "SULTAN" FİLMİNDEKİ "MAHALLECEK SİNEMAYA GİDELİMDE KURTLARI DÖKELİM - FELEKTEN BİR GECE ÇALALIM DERKEN 10 TOMADAN GAZ YEMİŞÇESİNE HÜNGÜRDEYEN ADİLE NAŞİT" SENROMUNA GARK OLABİLİRSİN..(Bu arada Bulut Aras' ın Şener Şen' in bakkalı basıp tacizli tehdidi verip tam çıkacakken geri dönüp tezgahtan bisküviyi alıp ısırdığı sahneeee =))) yazmasaydım ölürdüm.. neyse devam..) Her yaşın ,her gönlün, her insanın harcı değil.. ibrahim tatlıses ' in bir şarkısı vardı sübyancılığa karşı açılan cephelerde tıngırdardı..nasıldı dur bakayım ...hah!

KÜÇÜKSÜN KÜÇÜCÜKSÜN AÇMAMIŞ TOMURCUKSUN
SEVDA SENİN NEYİNE DAHA SEN BİR ÇOCUKSUN
TOMURCUK TOMURCUK GÖZLERİ BONCUK BONCUK
""YAŞITIM DEĞİLSİN SEN"" SEVİMLİ TATLI ÇOCUK

Yukarda verdiğim ikazlara rağmen kitabı okuyacaklar : BENDEN GÜNAH GİTTİ!! Gözlerinizden yaşlar süzülünce bu kitabın bir İbrahim Tatlıses , kendinizinse pudra şekerine yatırılıp nutellalara bandırılmış , kornflekslerle sarmalanmış minik bir TOMURCUK olduğunuzu GEÇTE OLSA ANLAYACAKSINIZ..

son edit : uzun zamandır KuP KuP Boy mahlasıyla 4 lük yazmıyorum .. istekler geliyor.. haklısınız yüzünüz gülecek merak etmeyin ! =) şimdi yemeğe gidiyorum gelince 4 lüğü de döşicem .. haydin kalın sağlıcakla...

4 lüklerle gelen edit ...

Olmadı sofrasında asla fajitası
Matarası boştu yoktu tekilası
Hayatın her zaman bir maça ası
Viran eylediler seni Norveçlinin hası

Ey açlar sürünürken siz tok gezenler
Big mac menüyle kola hüpletenler
Porsche 'lardan fakire selam edenler
Çekecek dişinizi paslı kerpetenler

KuP KuP oğlan derki ben SÜD içerim
Geri vitesim olmadı ,olmaz da benim
Zenginin sofrasından aç kalkan benim
Yobaza GÜRZ olur Garibe uzanan elim

Meksikadan Norveç' e selamlar olsun
Buritomuz acılı rakımız sek olsun
Gelin ey canlar gelin afiyet olsun
AÇ kalmasın HAMSUNLAR karnımız doysun..

- KuP KuP BoY - aka Tuco Herrera
160 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10 puan
Yazacaklarım karnı tok bir insanın yazdıklarıdır. Bunları okuyacak olanlar da toktur. Kitabın verdiği gerçek açlık duygusunu hiçbirimizin gerçekten anlamasına imkân yok. Bu yüzden açlık hakkında beylik laflar etmeyeceğim. Ama birazcık empati bizi kurtarır.

Kitabın konusu kısaca şu şekildedir: “Açlık romanı, yazar olmak amacıyla Kristina’ya gelmiş, bir taraftan açlık ve sefaletle boğuşurken diğer taraftan hayallerini gerçekleştirmeye çalışan genç bir insanı anlatır. Başkarakterimiz Andreas Tangen, tek ideali yazar olmak olan, oldukça gururlu ve alçakgönüllü ama bir o kadar da aç ve sefil biridir.” Kitap da bunun üzerinden gelişir.

Yazar kitapta bizden şu sorulara cevap vermemizi istemiştir: Her roman, her edebi roman, romanın sınırları içinde insan varoluşunu, gizemini keşfetmeye çalışıyorsa açlık bunun neresindedir? Açlığın iradeye etkisi nedir? Olaya biraz farklı bakınca sanki etrafımızda olan iyi ve kötü her şey açlık gibi geliyor bana. Güç istenci, hükmetme, sömürme, savaş, kapitalizm, emperyalizm, cinayet, tecavüz, ölüm, hastalık, kumar, para, merak, …: Açlık. Sevgi, aşk, arkadaşlık, bilgi, ilgi, inanç, okumak, yazmak, sanat, ..: Açlık. Yaşamın ve ölümün arasına durmuş en geniş kapsamlı kelime ya da olgulardan biri açlık. Bu kadar geniş kapsamlı bir kelimenin insan varoluşuna olan etkisi kesinlikle yadsınamaz. Kitapta açlığın kahraman için artık varoluş sebebi haline geldiğini görürüz. Açtır ama gururludur. Yazdığı yazıların bir gün kendini hiç aç bırakmayacağını düşünür. Ama bu isteğine ne kadar ulaşabilmiştir? Bir nevi kahraman her gün aç olmak için yaşatılır. Yazar her gün aç olarak yaşamanın imkânsızlığının farkında değil miydi sanki? İşte işin ironisi de buradadır. Açlığı varoluş sebebi haline getirmek gerçekten büyük bir ironi ustalığı ister. Hamsun da bana göre bunu başarmıştır.

Açlığın iradeye etkisini anlamak için iradeyi tanımlamak gerekir önce. Ben iradeyi insanın çeşitli baskılar altında kalmadan sadece kendi gücü altında bilerek ve isteyerek karar verme ve davranma özgürlüğü olarak tanımlıyorum. İşe dış koşullar dâhil olduğunda irade denen şey kendi çemberi içindeki gücünü kaybetmeye başlar. Kitap bu çemberi açlıkla sınıyor. Aç olduğunuzda gözlerinizin önü bulanıklaşır, başınıza ağrılar girer, doğru düşünemezsiniz. Tüm vücut fonksiyonlarınız etkilenir bundan. Açlık için şöyle diyordu bir yazar: “Hiçbir korku açlığa karşı direnemez, hiçbir sabır onu aşındıramaz, açlığın olduğu yerde iğrenme varolamaz, hurafelere, inançlara, ilke diyebileceğimiz şeylere gelince de, bunlar rüzgârın savurduğu saman çöplerinden farksızdırlar.” Aslında Hamsun açlığın iradeye etkisini çok bariz gözlerimizin önüne serer. Kahramanımız “Bütün ömrüm bir mercimek çorbasına fedadır.” demiyor mu? Kitabın kalbi, tek başına bir romandır belki de bu cümle. Bir insana bunu söyletecek tek şey açlıktır. Yine kemiği kemirmiyor mu? Karnını doyurmak için tekrar tekrar tükürüğünü yutmuyor mu? Tanrıya açlığı için isyan etmiyor mu? Nerede burda iğrenme, ilke ya da inanç? Ne kadar haklıydı tartışılır, Cioran özgürlük afiyette olanların safsatası demiyor muydu? Açsın, irade denen şey çemberini iyice daraltmış, hangi özgürlükten bahsediyorsun sen.

Kahramanın geçmişine dair herhangi bir bilgiye rastlamayız romanda. Bu kasıtlı boşluk doğal olarak bize kahramanın geçmişinde neler yaşayıp, bugünlere nasıl geldiğini düşündürür. İsmi de sadece bir iki yerde geçer. O bir nevi hiç kimsedir. Kimse görmez, varlığı sadece dışardakileri rahatsız eder. Kimse kemik kemirdiğinin farkında değildir ya da tükürük yuttuğunun. Kimse düğme satacak kadar aç olduğunu bilmez. Kahramanın geçmişine dair bu boşluk ve bilinmezlikler açlığın evrenselliğinin simgesidir. Yazarın hayatından izler taşısın taşımasın açlık bir bireye ya da topluma özgü değildir. Tüm evrene özgüdür. Bu bakımdan olacak ki benim kahraman dediğim şey açlığın ete kemiğe bürünmüş halidir.

Romanın dili her bölümde duygulara aracı olmak bakımından aynı özellikte ve üretim konusunda da aynı doğrultudadır. Yazarın dilindeki bu homojenlik ve vejetatiflik, bize romanın her sayfasında açlığın iliklerimize işlenmesini sağlar. Bu açıdan bakıldığında dil bir aktarma aracı olmaktan çıkar hissedilen bir sıcaklık olarak bize geri döner. Okur bu sıcaklığı hissettiğinde gerçek açlığı da hissetmeye başlar. Kahramanın açken tanrıya kızmasının, açlıktan köpek gibi kemik kemirmesinin çaresizliğini görmemiz yazarın sıcak dili sayesindedir.

Şimdi açlığa çare önermeye kalksam bu çok dürüst bir yaklaşım olmaz. Benim diyeceğim şey önce biraz empati ve merhamet. Bu ikisini tam anlamıyla yapamadıkça hiçbir şeye tam anlamıyla çözüm bulamayacağız. Suçlanacak birileri varsa insanda empati ve merhameti kurutmaya çalışanlardır. Ve son bir şey. Başta söylediğimle biraz çelişmek gibi olacak ama tok açın halinden anlamaz sözünü hiç sevmem. Anlayacak, anlamalı da. Anlamadığımız yüzünden bu boyutta. Lütfen o sözü kullanmayın.

Bu kitabı çok değerli bir arkadaşım hediye etmişti. Etmese daha da okumazdım sanırım. Bu yüzden teşekkürü borç bilirim kendisine. :) Keyifli okumalar.
158 syf.
·3 günde·Puan vermedi
    Yoksulluk, açlık, acı ve keder dolu bir yaşam...
Nadir olarak yazdığı yazıları gazeteye satan ve bunun parasıyla geçinen bir yazar. Aldığı para bir hafta zorlasa belki iki hafta için onu idare ediyor. Başını sokacak herhangi bir yer varsa ve haftada üç-dört kere de boğazından bir şey geçtiyse ondan mutlusu yok. Yoksulluğa alışmış hatta yoksulluk adeta onun üstüne yapışmış. Sık sık da belirttiği gibi 'talihsiz' bir adam yazarımız. Bütün kapılar yüzüne kapanmış, kime gitse reddedilmiş. Belki de umut vaat edecek olan hayal gücü ve yazarlığı açlığının esiri olmuş durumda. Düşünceleri çoğu zaman kendinde olmayan bir adamın sayıklamalarını andırıyor. Zihnindeki düşünceler hayal gücünden mi yoksa artık açlığın yarattığı delilikten mi kaynaklanıyor kestirilemiyor. Yoksulluğun vermiş olduğu o çaresizliği iliklerine kadar hissediyor.
  Peki bizler yoksul olmanın ve açlığın ne olduğunu gerçekten biliyor muyuz? Yoksa bu sözler ağzımızdan kolayca ve alışkanlıktan mı çıkıyor ?
Hiç tükürüğünüzü açlığınızı bastırmak için defalarca yuttunuz mu?
Ağzınızda yiyecek olmayan bir şeyi çiğneyerek midenizi kandırmaya çalıştınız mı?
Ufak bir lokma yediğinizde bile günlerce aç olmanıza rağmen kustunuz mu?  Hayır mı?
O zaman kitabı okuduktan sonra bu kelimeleri kullanırken en azından iki kere düşüneceğimiz kesin..

Talihsiz yazarımıza geri dönecek olursak.O fakirliğin içinde hem umut dolu hem de kaderine karşı biraz isyankârdı. Olmaması gerektiği zamanlarda bile cömert , fazlaca da gururluydu. En dayanılmaz hallerinde bile gelen yardım tekliflerini geri çeviriyordu-sonra pişman olsa bile-. Küçük düştüğünü düşünmek onu kahreden bir düşünceydi ve kendine yediremiyordu bunu. Fakirlik ve açlık içinde bu gurur yersiz mi yoksa takdir edilesi bir durum mu bilemiyorum..
Elinde avucunda hiçbir sey kalmadığı için dürüst ve namuslu olmayı her şey olarak görüyordu sanırım.Çoğu zaman hayatın acı gerçeklerinden kaçınmak için zihninde,kendi dünyasındaydı. Açlığını, korkusunu, nefretini dış dünyadan koparak bastırmaya çalışıyordu. Hayata karşı bazen umutsuzdu ama çoğunlukla küçük bir ilhamda umut doluyordu.
  Kitaba başladığınız andan itibaren karakterle empati kurmaya çalışıyorsunuz ancak yazarın o acı dolu yaşamı başarılı bir şekilde bize aktarmasına rağmen bunu başarmak çok güç. Çünkü o hayatı gerçekten yaşamayan, o açlığı ve yoksulluğu çekmeyen biri ancak belli bir noktaya kadar kendini karakterin yerine koyabilir.
   Umarım okuyan-okuyacak olan hiç kimse karakteri tam olarak anlayabilecek kadar acı dolu bir deneyim yaşamamıştır.
   Eğer yaşayan ve yaşayacak olan varsa da kitaptaki yazarımızı asla unutmasın. Her gün hayatta kalmamızı sağlayan şeydir umut..
160 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
YouTube kitap kanalımda Açlık kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz: https://youtu.be/a3ctaLux8B4

"Açın milyon katı toklar
Yani isteseler rahat rahat doyururlar" Indigo

"Son günlerde pek sinirli, kolay heyecanlanır olduğum için kadının yüzü, bana ani bir tiksinti verdi... Benden yana döndüğü sırada, kadının bakışları sucuk doluydu hala." (6. sayfa)

Gerçekten de dışarıda olduğumuz zaman gözlerinden sosis sucuk fışkıran bakışların arasında yürüyor gibiydik. İnsanlar bırakın sadece karınlarını doyurmayı gözlerini bile yeterince doyuramamaktan şikayetçilerdi.

Fakat bu sistem içerisinde açların yeri yoktu, tok olmalıydınız. Eğer aç olup bir yerlerde, herhangi bir bankta uyumaya çalışırsanız kafanıza devletin polisleri üşüşüp "Sen neden açsın? Sen de tok olsana, kalk buradan!" der gibi sizin açlığınızı ve acınızı size unutturmamak için uyuyamamanız üzere kendilerine söz vermişlerdi. Sistemi rahatsız etmemeliydiniz açlığınızla, aksi takdirde rahatsız olurdunuz.

Bu adil olmayan sistemin içerisinde bırakın yemek yemeyi kendinizi yiyip bitirirdiniz bir bakıma. Hamsun da Açlık kitabının 49. sayfasında "Karnımı hiç değilse böyle doyurayım diye, tekrar tekrar tükürüğümü yutuyor, faydasını göreceğe de benziyordum." gibi benzer bir cümle yazmıştı. Ağır psikolojik baskılar, yaşadığınız iç buhranlar, üstüne eklenen geçim sıkıntıları ve açlık gibi sorunlar size başka bir çare bıraktırmazdı belki de artık?

Asgari ücret sisteminin olmadığı ülkelerden biri olan Norveç'te özellikle de devlet çalışmayan vatandaşın dahi aylık giderlerini karşılayacak sosyal yardımlarda bulunduğu için ilave olarak asgari ücret belirlemesi yapılmamış mesela. O zaman bizim ülkemiz olan Türkiye'de bir sıkıntı vardı. Zira her asgari ücret belirlemesinde ülkemizde asgari ücret miktarı yine açlık sınırının altında kaldı minvalinde haberler görüyorduk. Ülkemiz açtı. Hem de deli gibi.

Açın milyon katı tok olmasına rağmen aç olan insan dünyanın hiçbir yerinde sevilmezdi. Açlığı önlemek yerine bütün paralarını silahlanma ve savaşlara yatıran devletlerin bu konu zaten umurlarında bile değildi. Aç insan sosyal statü ve rütbeler konusunda altların da altında kalırdı. Aç olmamalıydın bu dünyada. Eğer açsan tehlikenin eş anlamlısıydın.

Peki, gezegenimiz tüketmekten bıkmayan bir gezegen, bunu hepimiz biliyoruz. Dönüşüm kitabı incelememde de bahsettiğim gibi son ağaç kesildikten, son nehir zehirlendikten ya da son balık yakalandıktan sonra mı anlayacağız paranın yenmiyor olduğunu? Neden bu kadar tüketme ve etrafımızda bulunan bütün insanları hatta bütün gezegenleri de kendimize alet etme peşindeyiz?

Güneş bile ışığını alacak gidecek bir gün buralardan diğer gezegenlerle birlikte. Biz ise ağzımızda salyalar aka aka Açlık kitabındaki gibi tüketim çılgınlığımıza hunharca devam edeceğiz. Karanlıkta kalacağız güneşsizliğimizle.

Kitabın yazarı olan Knut Hamsun ise bir bakıma kendi otobiyografisini yazmıştır diyebiliriz Açlık için. Zamanında yazar olacağını belirtmesine rağmen kimseden destek alamayan, kitabı için yayınevi bulamayan, parası tükenen, aç kalan ama yine de yol yapım ve kum ocağı gibi işlerde bile kitap okumayı bırakmayan, Amerika'da yaptığı biletçilik mesleğinde kitap okuduğu için yolcularla ilgilenemediğinden dolayı işten atılan bir adammış bizim Knut.

Knut'un tek sorunu ise yaptığı Nazi taraftarlığıymış. İkinci Dünya Savaşı sırasındaki siyasi görüşleri bir anlamda kendisini mahvetmesine yol açmış. Nazileri destekliyor, kendi ülkesinin Almanya'ya direnmemesini söylüyor hatta Nobel ödülünü bile Hitler'e hediye etmek istiyormuş. Sözün tam olarak bittiği yer ise Hamsun keskin hatlı Nazi kurabiyelerini ağzına bir bir atarken kendi hemşehrilerinden gelmiş aslında :

"Bir sabah, genç bir Norveçli, elindeki Hamsun kitabını yazarın evinin önüne bırakıp sessizce uzaklaşır. Bir süre sonra biri daha kitap bırakır aynı yere. Sonra biri daha, biri daha, biri daha... Oslolular ellerindeki Hamsun kitaplarını yığarlar yazarın kapısının önüne. Ne bir arbede yaşanır, ne de kötü bir laf edilir. Kırgın Norveçliler kitapları sessizce bırakıp dağılırlar. Adeta kendi kitaplarından bir dağ oluşur Hamsun'un bahçesinde. Bu zarif tepki, doksan küsur yaşındaki yazara ömrünün en acı dersini verir. Pişman, mutsuz ve utanç içinde yumar hayata gözlerini…" (Bu kısım alıntıdır : https://listekitap.com/...-hamsun-ve-hikayesi/)

En azından aç ölmemiş adamcağız;
-Bugün yemekten sonra tatlı olarak ne var hanım?
+Nasyonal sosyalist soslu Nazi kurabiyesi Knutcum.

Eğer buraya kadar okuduysan bil ki seviliyorsun, aç acına okumalar dilerim.

İncelememin daha detaylı ve kitapla ilgili çizimler içeren hali için blog'uma bakmanızı öneririm : https://kitapciziyorum.blogspot.com.tr/...clk-knut-hamsun.html
160 syf.
·10/10 puan
“Bu sıralar hiç iyi bir halde değilim ki,hayatta bulunabilmek bana çok ıstırap veriyor.”
Merhabalar insan zor durumda kalsa bile belli etmek istemez etrafına hatta aynı durumda olanları anlamaya çalışan ve yardımcı olan ve gerektiğinde kendini önemsemeyen gururlarını asla yerler altına almayan birinin hikayesi.Bu eser otobiyografik özellikte taşımaktadır çünkü yazarımız Norveçli yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi ve her zaman maddi ve manevi yönden yoksun yaşadı.Gençlik dönemin işsizlik,yoksulluk ve açlık gibi sorunlarla karşılaştı.Daha sonrada kendisinin yaşadığı gibi bu eseri yazdı.Bu eser sayesinde büyük yankı uyandırdı ve 1920 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü kazandı.
1890 senelerinde yazılmış felsefik ve psikolojik roman tarzında yazılmış olan Açlık kitabının kahramanının ismi belirtilmemiştir.İsimsiz kahramanımız hayatını yokluklar içinde yazarlığı sürdürmeye çalışırken sefalet ve açlıkla boğuşurken diğer tarafta hayallerine kavuşmak için her şeyi yapan genç bir kahramandır.Ne kadar hayalleri yıkılsa da asla pes etmez ve aç kaldı sokaklarda kaldı ona rağmen hep yazma çalıştı gazetelere yazılar gönderip biraz olsa bile karnıda beynide doymadığı için elinde olan diğer eşyalarını da sattı.Son olarak şunu da belirtmek isterim 1966 yapımı filmi de mevcuttur filmi de gayet başarılı izlemenizi tavsiye ederim.
Keyifli Okumalar Dilerim
158 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Sokağa çıkıyoruz; bir yerlere yetişmek için ya da keyfimizden yürüyoruz, koşuyoruz, etrafımıza bakıyor muyuz? Sağımızda, solumuzda neler olup bitiyor, biliyor muyuz? Umurumuzda mı?

Kadıköy’de bizim için sıradan bir gün, yürüyoruz, bir yerlere oturacağız, ama hala yürüyoruz, hava güzel, güneş ışıl ışıl, yürümeye devam ediyoruz, “Açım abi” sesi geldi, önümüzde bir çift, baktılar ve devam ettiler, “çocuklarım da aç abi” diye devam etti ses, kafamı çevirdim, 35-40 yaşlarında, kıyafetler paramparça, bir elinde ufak bir kız, yanında bir çocuk daha, haykırıyor ama son raddeye gelmiş, gözlerden yaş akıyor, “açım” diyor, aç! Durdum, elimi cebime attım, bakmadım, avucuna bıraktım, soluğum kesildi, ettiği teşekkür boğazımda düğümlendi, tek diyebileceğim afiyet olsun, tekrar bir teşekkür, hiç önemli değil, afiyet olsun. Sorgulamadık, tekrar konuşmadık, acaba demedik, içimizi deldi geçti “açım” demesi, insan sorgular mı bunu? Önümüzdeki çift sorguladı, biz sorgulamadık. Tekrar konuşmadık, konusunu açmadık, sadece karnı aç olan birisine basit bir iyilik yaptık, çünkü ben istediğim zaman yemek yiyebiliyorum, istediğim zaman istediğim şeyi yapabiliyorum, evet bunu sağlamış olan benim, ama o insanın başına neler gelmiş bunu bilemezsin, herkes o insana sırt çevirirse ne yapacak onu da bilemezsin.

Yapılan iyilik anlatılır mı? Hayır, ilk defa size anlattım. Çünkü Knut Hamsun’un Açlık’ı beni kahretti, çevirisini beğenmesem bile her anını yaşattı, her anını hissettirdi. Okurken hikayeler yazdım kafamda, kendimi koydum onun yerine, her şeyi deneyip en son el açmak var ya, insanı bitirir, kolay değildir öyle “AÇIM” demek, kolay değildir insanlardan bir şey istemek. Yolda yürüyen insanı durdurup anket bile yapamazsın, zordur onu durdurup soru sormak. Bir de aç kaldığında AÇIM demek ne kadar zordur bilir misin, ben bilmem, çünkü aç kalmadım. Kaldığım tek açlık bir yemeği sevmemişimdir, inat etmişimdir, annem de kıyamayıp en fazla ekmek arası bir şey yapmıştır. Aç kalmışımdır ama keyfidir, gerçek açlık değildir.

Evsiz yurtsuz kalmadım ki, sokakta kalmanın ne olduğunu bileyim. Benimkisi keyiftendir, sabahlamışızdır sokaklarda, ama keyiftendir, bilemem bankta yatanın neler çektiğini, bilemem ki apartman boşluğunda kıvrılmış yatanın çektiği acıyı, ben bilemem bunları çünkü sabahladığım günün devamında evime giderim, bir şeyler yemeye giderim, yine keyfi yani, ben ne bilirim ki? Bilmem…

Ama insana insan gibi yaklaşmayı bilirim, bayramları çocukken kutlardım, büyüyünce anlamı kayboldu gitti. Ben bayramları kutlamam ama, gündüzün kurulmuş pazarın akşamdan kalan pisliğini temizlemek için yolları yıkayan belediye işçisini görüp, arabamı trafiğe rağmen durdurup, camı açıp, iyi bayramlar, iyi çalışmalar kolay gelsin amca deyip, yaşlı amcanın yüzünde şaşkınlık bırakıp, tebessüm ettirebilirim, evet bunu yapabilirim, sana da iyi bayramlar oğlum, teşekkür ederim…

İnsanlık yozlaştı bunu biliyoruz, belki de yaptığımız iyilikleri kendimize saklamayıp anlatmalı mıyız, insanlar bu iyilikleri duymadığı için mi daha kötü oldular bu yüzden mi sokakta gördüğü her evsizi onu kandırmaya çalışan birisi olarak görmeye başladı, o yüzden mi el açanı sahtekar ilan etti bilmiyorum. Ama şu bir gerçek ki, ihtiyacı olana sırt dönüyoruz ya da öyle olduğuna inancımız yok o yüzden mi en temizi hepsi sahtekar deyip geçiyoruz?

Karnım aç diyen birisi çıkarsa karşınıza, şüpheleniyorsanız, gidin oturtun bir yere, ne istiyorsa verin siparişi, ödeyin hesabı, diyeceğiniz tek şey “afiyet olsun” olsun. Çok mu zor, yoksa cebinde ki para sana kadar mı var. Paranın olmaması başka bir şey, olup ta şunu yapamamak ayrı şey. Çok yaptım, Kadıköy’de çocuk çok, alıp büfeye oturtuyorsun, sosisli mi istiyor, bir sosisli diyorsun, yanına döner mi istiyor, döner söylüyorsun, kola mı ayran mı diyorsun, çocuk, kola diyor tabi ki, başka bir şey ister misin diyorsun, yok istemem diyor. Bak ben gideceğim, ne istiyorsan söyle diyorsun, yok abi istemem diyor. Peki o zaman afiyet olsun diyorsun ve kalkıyorsun. Çocuk o, karnını doyurdun. Belki çok ihtiyacı yoktu, belki de vardı, sen içinden geleni yap, ciddiyim ölmezsin…

İyilik yapmak, yaptığın iyiliğin mislinde seni mutlu eder, senin yüzün güler, üzüldüğün kadar sevinirsin de. İnsanlık hem kötülüğün içinde, hem de iyiliğin içinde boğulmuştur. İyi olmak ile kötü olmak arasında ince bir çizgi vardır, seçim insana ve şartlarına bağlıdır. Hamsun bize o sınırda dahi bozulmayan bir AÇLIK bırakmış, bozulmayan bir insan, beş dakika sonra öleceğini bilse ezilip büzülen, AÇ olsa dahi açım diyemeyen, son raddeye kadar zorlayan, o anlarda bile reddedilen, bir kuru ekmek yese yaşayacağı birkaç güne mutlu olan.

Yaşamak zor elbet, günümüzde belki daha kolay ama yine de zor. O dönemleri düşündüğümüzde açlık dünyanın genel sorunu. Sokaklar evsizlerle dolu, el açanlarla dolu, bir odada onlarca kişi kalıyor ama açlar. İş bulmak kolay değil, sanayi gelişmemiş, fabrikalar çok değil, basit işler var, onlarda sana kalırsa işte. O yılların en gözde işleri memurluk ve askerliktir. Özellikle Tolstoy ve Dostoyevski okuyanlar bilir, memurlar ve askerler eksik olmaz öykülerinden.

Birkaç iyilik serpiştirdim incelemeye, ben bunları yaptım demek için değil, aldı götürdü kitap beni, okuduğunuzda sizi de düşüncelere daldırıp, kim bilir nerelere götürecek, neler düşündürecek, görmediğiniz neleri görmeye başlayacaksınız bilemem. İşte kitaplar en çokta da bunlar için var, oturduğumuz yerden; hiç misafir olamayacağımız yaşanmışlıklara, öykülere, ülkelere, şehirlere ve birçok şeye konuk oluruz. Sanki oradaymışız gibi yaşarız, kitapta ki karakterlere bürünürüz, yaşarız o anları, en ince ayrıntısına kadar.

Aziz Nesin açlığını komik hale getirip anlatır, biz güleriz ama o satırlarda gerçek açlık vardır, aç kalmıştır, parasız kalmıştır, işsiz kalmıştır, eş dosttan tekme yemiştir, sokakta kalmıştır… Zordur aç kalmak dediğim gibi, bilmesek bile zordur, ne olduğumuzu bilelim malum sonradan ne olacağımızı bilemeyiz…

İyi kitaplarla kalın; iyilik sizlerle ve etrafınızdakilerle olsun.

Sağlıcakla…
160 syf.
·12 günde·7/10 puan
Adı ve konusu açlık olan bir kitabı karnı tok sırtı pek okuduktan sonra nasıl inceleme yazılır ya da  düşünceler ne kadar duygu yüklü ifade edilir bilemiyorum.

Bütün kitap boyunca sürekli empati kurmam gerektiğini düşünerek ilerledim, çünkü belli bir olay, daha doğrusu yoğun bir olay anlatımı olmadığı için ara ara bir kopukluk yaşayarak bitirdim kitabı.
 
Şöööyleee üstün körü bir şekilde ifade edecek olursam; yazarın gerçek hayatında yaşadığı zorlukları, sıkıntıları ve açlıkla mücadele ediyorken bir yandan da yazarak para kazanmaya çalışmasını ve tüm bu zorluklara rağmen karakterinden, kişiliğinden asla ödün vermeyişini anlatmış diyebilirim. Ki beni en çok etkileyen de bu kısmı oldu sanırım.
Çünkü onca sıkıntıya rağmen hem yardıma muhtaç olmasını bahane ederek dilenmeyişi, üstüne üstlük başkasına da yardım etmekten vazgeçmeyişi gerçekten etkileyiciydi. (Hatta bu tarz kısımlara denk geldikçe de "içimden helal olsun be" falan derken buldum kendimi)
 
Bir de sayfalar ilerledikçe ister istemez şahit olduğum şeylerle kıyaslama yaptığımı fark ettim. Mesela onca sıkıntıya rağmen değil sokaklar da dilenmek, karnım aç diyerek bedava yemek talebinde bile bulunmadı hiç. Ve evet... bu halde bile sıkıntı da olan birini görünce yardım etti.

Ben de her seferinde film izlerken dayanamayıp karaktere seslenen teyze modunda "istesene bir şey, bak kaç gündür bir lokma yemek yemedin" diye yazarı fırçalayarak çevirdim sayfaları.

Dedim ya tok karnına okuyunca o sıkıntıyı anlaması da empati kurması da kolay olmuyor tabi.
Yeterince etkilenmediğimi düşündüğüm için kendime kızarak sayfalar da ilerlerken öyle bir bölüme denk geldim ki "heh dedim sanırım şimdi öküz oturdu içime"

Şöyle ki; artık açlığa daha fazla dayanamayacağını düşünerek bir kasaba girdi ve
" köpeğim için bir parça kemik verir misiniz? Üzerinde et olmasa da olur" dediği kısımda resmen yutkundum. Aldığı kemik parçasını da günlerdir yemek yemediği için midesi kabul etmediğinden dolayı kustuğunu, şiddetle midesi bulanıyorken sırf karnı aç ve karnında bir parça yemek kalmış olsun diye kusmamaya çalıştığı kısımları okurken içimden bir şeylerin koptuğunu hissettim.

Neyse ki dedim kenar da köşede empati anlayışından ve vicdandan bir parça kırıntılar kalmış da etkilenebiliyorum.
Halbuki vicdan yoksunu bir insan da değilim. Hatta kendim diye söylemiyorum ama çok merhametliyimdir (:

Şaka bir yana, kitap bittikten sonra asıl sorguladığım şey benim bu kitaptan yeterince, hani şöyle derinden sarsıldım diyecek kadar etkilenmemiş olmamdı.

Kendimce bir cevap da buldum elbet.
Düşünsenize bunca açlığa sıkıntıya rağmen yine de kimseye minnet etmeyip dilenmeden yaşamaya çalışanda var (yazarın yaptığı gibi) bir de sırf kolay diye hatta belki de hiç ihtiyacı olmamasına rağmen dilenen de.
Yani iyiye, güzele ve belkide merhamete, empatiye dair şeyleri içimizden ufak ufak kopartan biraz da bu kötülükler değil mi? Şahit olduklarımız yani. Önceden dilenen birisini gördüğüm de asla boş geçmemeye çalışırken şimdi eskisi kadar üzülmeden geçebildiğimi fark ettim mesela... Elbette bir yer de kötü hissettiriyor ama para verdiklerimin de "abla bu az biraz daha ver" demeleri, haberler de gördüğümüz servet sahibi dilenciler de uzaklaştırmıyor mu bizden böyle şeyleri ?

Bayaaa dağınık ve karışık bir incelememsi bişi oldu farkındayım. Uzun süre yazmayınca böyle oldu tabi.
Kitabın içeriğinden çok kafam da oluşan düşünceleri ve hissettirdiklerini yazdım (yazmaya çalıştım)  Neresinden tutayım neyden bahsedeyim derken hiçbirini beceremeyip bodoslama daldım. Artık hangi duygu hangi kısma denk gelirse, hangi cümleler de kime ne ifade ederse... diyip noktalıyorum saçmalamayı.
Sözün özü düzgün karakter mühim mesele vesselam.

İlle de okuyalım mı diyen olursa, okuyun efenim. Okuyun ki benim gibi saçmalamayıp daha güzel bilgilendirici incelemeler yazın sonra da okuyanların sayısını çoğaltın ^_^

Vee son olaaraakk okumama sebep olan can içim Matelda' ya sonsuz teşekkür <3
160 syf.
·Puan vermedi
AÇLIK
Merhaba sevgili dostlarım, bu incelememi tokken okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

Tok açın halinden anlamaz derler ya hani, aslında tok kendi tok halinin kıymetini bilmediğinden anlamaz açı, bazen o kadar güzel doymaz ki aç olmadığı halde yer de yer tok insan. Kendisi toktur ama ne fayda açtır gözleri, doymak bilmez obur iştahı. Gerçekte aç insanların halini düşünmeden bir sürü ekmek alır mesela onları yiyemez sonra bir yerlerde kurur kalırlar, eğer aç birinin yanında bu durumunu fark ederse önce kendi tok halinden utanır da belki biraz açlığa tahammül etmeyi öğrenir, belki utanır artık gereğinden fazla tok olmaktan. İsterse tok açın halinden öyle bir anlar ki, utançtan kendi halinden yerin dibine girer de alçalabildiği kadar alçalır hem de. Tıpkı benim gibi :/ Bir gün arkadaşlarımla dışarda yemek yemek için çıkmıştık. Yemekten sonra başka bir yerde bir şeyler içmek için oturalım dedik sonra. Çikolata vb. tatlıları çok severim, arkadaşımla pasta söyledik bir de yemeğin üzerine canımız çektiği için üstelik tok olduğumuz halde. Sonra tam pastayı yerken küçücük bir çocuk akşamın o saatinde o mekana girmiş bir şey söyleyebilir miyim deyip masa masa geziyordu. Kimse cevap vermedi çocuğa. Bizim masaya geldi onunla göz göze geldiğimizde (tam anımsayamıyorum ama gözlerinin tam içine bakabildiğimi sanmıyorum, tok halimle önümde kocaman pasta küçücük çocuğu o halde gördükten sonra) arkadaşım sor demişti, ben utanç hissimle sessiz ve başım eğik önüme bakarken, duymadı çocuk arkadaşımı yan masaya gitti sonra, konuşmasına fırsat vermeden garson çıkardı onu. Kendimden nefret ettim o an, aklım onda kaldı ne diyecekti bize acaba, ne geziyordu o saatte, o yaşta bir çocuk sokakta, ailesi var mıydı, karnı tok muydu ki diye düşünürken içimden çokça doymuştum yiyemediğim o pastaya.

İşte bu roman da açlığın romanı, öyle bir açlık ki günlerce yemek yiyemeyen bir adamın romanı. Buna rağmen yaşam mücadelesine devam eden, tıpkı Martin Eden gibi tüm umudunu kelimelerine, yazdığı hikâyelerine bağlayan bir adamdan söz ediyorum. Midemiz ne kadar uzun süre açlığa dayanabilir ki acaba? En fazla ne kadar tuttuk bir şeyler yemeden kendimizi, denedik mi bunu hiç? Ramazan ayları açın halinden anlamak için de değil midir biraz? Peki biz nefsimizi bu aylar dışında da terbiye ettik mi hiç? Sevgiden acı çeker bir insan değil mi sevgisizlikten de çeker. Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde en alt basamaktadır fiziksel ihtiyaçlar. En temelidir zira. Bir insan açsa ve üşüyorsa mesela, sevme, kendini gerçekleştirme vs. gibi hayatına bir yol çizeceği diğer güzellikleri nasıl bulabilir ki?

Bu kitapta açlığı iliklerinize kadar hissedecek, basit bir kelime gibi duran AÇLIK' ın sayfalarca betimlendiğine şahit olacaksınız.

Son olarak şunu söyleyerek incelememi bitirmek istiyorum. Dünyada o kadar çok kötü şeyler var ki açlık, savaş, ölüm, yalnızlık... Yani dert yanacağımız bir sürü kötü olay, Duyumsayabileceğimiz kadar kötü hisler.. Bazen üzgün olduğum zamanlarda kendimden utanıyorum basit şeylere üzüldüğüm için. Örneğin sevdiklerimden uzaktayken özlüyorum onları şikayet ediyorum halimden, keşke onların yanında olsam diyorum ağlamak istiyorum. Oysa kızmalıyım kendime bunları düşünürken tokum, üşümüyorum da yanımda beni çok seven dostlarım var. Sevdiklerim uzakta ama yaşıyorlar, nefes alıyorlar ya Rabbim nasip ederse onlara kavuşacağımı da biliyorum üstelik. Neyin üzülmesi peki bu ayıp diyorum, saçmalama. Nefret ediyorum kendimden küçücük çocukları sokakta çalışırken gördüğümde halime şükretmediğim için, nefret ediyorum çikolata almak istediğimde onlar acaba aç mıdır diye düşündüğümde. Zira biliyorum onlar yiyemezken benim hakkım hiç yok yemeye. Daha fazla çıkmıyor kelimelerim her yazdıkça kalbime saplanıyor bu acı sözcükler.

Aç kalın, aç kalalım biraz. Bencil olmayalım lütfen. Başkalarını da düşünelim zaten insan olmak, olabilmek bunu gerektirmez mi? Cömert olalım birbirimizden esirgemeyelim yardımı, desteği. Daha güzel bir dünyada da, daha çekilmez bir dünyada da yaşamak bizim elimizde. Bir kişiyle olacak iş mi bu demeyin lütfen, bir düşünün hepimiz düzeltsek kendimizi hayal ettim de ne güzel bir dünyamız olur değil mi?
Yaşanılası...

Tebessümle kalın, güzel akşamlarınız olsun dilerim ki :)
Buraya kadar okuyan ve benim içimdekileri, içimden dökemediklerimi hissedebilen, hissedebilmek için çabalayan herkese çok teşekkür ederim.
158 syf.
·2 günde·8/10 puan
Martin Eden, Maksim Gorki,Somerset Maugham şimdi de Knut Hamsun. Hepsinin hatta böyle yüzlerce yazarın ortak bir noktası var. En güzel eserlerini umutları tükendiğinde, aç kaldıklarında tam da hayatlarının dönüm noktalarında yaratıyor. Ne büyük ironi! Zamanında geri çevirilen burun bükülen yazarların, kitapları şimdi bestsellerden düşmeyişi. Değer çoğunluğun beğenisine göre mi yoksa önemine göre mi biçiliyor?
Hayatından kesitler bulunan yaşadığı acıyı, açlığı, kendini toplumdan izole ediş şeklini düşüncelerini sunan Hamsun kitabın sonunda beklediği ilhamı bulabilecek mi meçhul. Kitabı okumaya başladıktan sonra aşırı derecede sinirleniyorsunuz. Hatta bu sinir dramın önüne geçiyor. Karakter alçakgönüllü mü yoksa vurdumduymaz mı yoksa şizofren mi? Çünkü yeri geldi gerçekten şizofren ya da sadece saf dedim. İşin acı bir noktası da toplumun her zaman çevresindekilere sessiz kalışı. Hem karaktere hem topluma elinizde olmadan acıyorsunuz. Asla anlayamacağım insanın içindeki kötülüğü, düşene bir tekme de sen vurmak zorunda mısın? Zor mu elinden tutup kaldırmak onu anlamak?
Yazarı biraz araştırdım kısaca bahsetmek gerekirse ki bu benim için çok önemliydi: Döneminde Nazileri destekleyerek ülkesinin işgaline yol açmış halkı zor zamanlar geçirmiştir. Bu sebepten dolayı sevenleri yazarın kitaplarını bahçesine atarak tepkisini göstermiş büyük çoğunluğunu da kaybetmiştir. Bir araştırmacı değilsin bir tarihçi değilsin ey Hamsun! Seni izleyen model alan büyük kitleleri neden hayal kırıklığına uğratırsın?
160 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10 puan
|| Merhaba,

Hepimiz bizi sarsan, düşüncelerimizin yankısını tercüme etmiş kitapları bitirdiğinde boşluğa düşüyor gibi hissedip, ardından farklı kitaplara sarılarak bunu telafi etmeye çalışırız.
Okurken şaşırır, heyecanlanır, gülümser, bazen üzüldüğümüz anlar olur. Kaç kitapta kendimizden utanır, sayfaları çevirmek bize ağır gelir, akşamları eve dönerken aldığın ekmeğe bakarsın uzun uzun,ekmek nedir? Nasıl kazanılır? Ne önemi vardır diye düşünürsün, adımların ilerler sen ekmeğe bakarsın,yarım bırakayım dayanamıyorum dedikten sonra okumak için tekrar eline alırsın...
Bilmiyorum sayısı ne kadardır, ben bir tanesi ile tanıştım. Adının hakkını bu kadar güzel veren, kendini ve insanlığı mahkeme mahkeme yargılayacağın, kapitalist dünyada asla elindeki ile yetinmeyip hep daha fazlası için acımasızca çatışırken, bir insanın ekmeğin tadını hatırlayabilmek için -yaşam ilkelerini terk etmeden- verdiği mücadeleyi okumak, bazen midenizi ağrıtacak, bazen gözlerinizi yaşla doldurup, nihayetinde sessizce köşenize çekilmek dışında bir çare bıraktırmayacak...
Açlık, açlık, açlık...Anlamını bu kadar yakından hissederken, etrafınızda olan bitenlere farklı bakış açısıyla bakmaya başladığınızı fark edeceksiniz.
Temel ihtiyacı olan "beslenmeden" maruz kalan insanlara adanmalı bütün seferler diye haykırmak istediğinizi hissedecek:Hey, insanlar! Yemeklerinizi çöpe atmasanıza, lokanta işletmecileri arta kalan yemeklerinizi paketleseniz ya ve sevgili devlet mesela camilerde akşamları sıcak çorba içme imkanı mümkün olsa, kolay kolay yemek beğenmeyen arkadaşlar o pahalı mekanlarda neredeyse servet ödediğiniz yemeğe mırın kırın etmesenize diye sitemler geçecek içinizden, kafada onlarca haykırış... Benim ne haddime?
Bu romanın kahramanı yazar olmak aşkıyla yanan bir insansa ve tam da kendi hayatını anlatıyorsa aklınıza hemen (Martin Eden ve Toza Sor) gelecek.
Size de selam olsun,
sözcüklere aşık olup her cefayı çekenler!

Şimdi ben bu utancı yenmek için hangi kitaba sarılacağım?
“İnsan deli olmasa bile, biraz duyarlı bir kalbe sahip olabilir pekâlâ. Öyleleri vardır ki, ufak tefek şeyler onları yaşatır da sert bir söz onları öldürür."
Knut Hamsun
Sayfa 125 - Varlık Yayınları
"Ah, ah, her şeye rağmen namuslu olmak boşuna değildi doğrusu; dürüst ve namuslu olmak!"
Knut Hamsun
Sayfa 89 - Varlık Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Açlık
Baskı tarihi:
Kasım 2017
Sayfa sayısı:
158
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754344073
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Sult
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Varlık Yayınları
Norveçli büyük romancı Knut Hamsun'un kişiliğini ve ününü oluşturan en büyük romanı "Açlık"tır. Ünlü bir yazar olma sevdasıyla yanıp tutuşurken, bir yandan da açlıkla pençeleşen bir gencin, gerçekten duygulandırıcı öyküsü olan bu kitap, dünya edebiyatının başyapıtları arasında anılmaktadır. Behçet Necatigil'in usta kaleminden, örnek bir çeviri okuyacaksınız bu ciltte.

Kitabı okuyanlar 14,8bin okur

  • G.D.
  • sıla kaplan
  • Meric hilooğlu
  • Çiğdem öZçelik
  • selma
  • Hilal
  • Özge
  • ghyr maeruf (غير معروف)
  • Samed Aslan
  • İntegra

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%7.6
13-17 Yaş
%2.7
18-24 Yaş
%22.8
25-34 Yaş
%37
35-44 Yaş
%19.1
45-54 Yaş
%7.1
55-64 Yaş
%1.4
65+ Yaş
%2.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%59
Erkek
%41

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%18.2 (801)
9
%20.6 (905)
8
%22.3 (983)
7
%12.6 (553)
6
%5.8 (256)
5
%2.7 (119)
4
%0.8 (34)
3
%0.7 (29)
2
%0.2 (10)
1
%0.2 (10)

Kitabın sıralamaları