Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Puan vermedi·158 syf.··
2022 30. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 10 Aralık 2022 19:03
Spoiler Marcel ProustMarcel Proust 'a göre; 'Kitapları kitaplara bağlı kalarak eleştirmek daha sağlıklı bir yöntemdir.' Lakin bugün yapacağım inceleme biraz daha farklı olacak. Ben Proust'cu eleştirme yönteminden ziyade Sainte  - BeuveSainte - Beuve ' nün savunduğu eleştiriyi yapacağım. Sainte beuve' ye göre ise ' Bir kitabı, yazarın kişisel görüşüne bağlı kalarak eleştirmek daha doğru bir yöntem.' *** Asıl kısma geçmeden önce kitabı yorumlamak gerekirse. Anlatımı gerçekten çok hoşuma gitti. Yazar açlığı o kadar etkileyici bir biçimde kaleme almış ki ana karakterle birlikte sizin de tek düşünceniz; acaba karnını doyurmak için para bulabilecek mi yada yiyecek bir şeyler bulabilecek mi oluyor. Kitap süresince asıl ilgilendiğim şey ise betimlemeleriydi. O kadar güçlü bir anlatım yapmış ki sanki oradaymışsınız hissi veriyor. Ana karakterin hissettiği acıları hissediyor, üzüntüleri sizde yaşıyorsunuz. Kitabın verdiği gerçek açlık duygusunu hiçbirimizin gerçekten anlamasına imkân yok tabiiki. Bu yüzden açlık hakkında beylik laflar etmeyeceğim. Lakin.. birazcık empatininde kimseye zararı olmayacağı düşüncesindeyim. Kitabın yazarı olan Knut Hamsun bir bakıma kendi otobiyografisini yazmıştır diyebiliriz AçlıkAçlık için. Zamanında yazar olacağını belirtmesine rağmen kimseden destek alamayan, kitabı için yayınevi bulamayan, parası tükenen, aç kalan, yoğun iş temposunda bile kitap okumayı bırakmayan bir adammış Hamsun. Hatta Amerika'da yaptığı biletçilik mesleğinde kitap okuduğu ve bu yüzden yolcularla ilgilenemediği için işten atılmış. Ne acı... ( Romanında ki ana karakterde kendisi gibi okumayı ve araştırmayı çok seviyor, sürekli gazeteye makaleler yazarak para kazanmaya çalışıyor. Tek istediği yeteneğini birinin keşfetmesi ve 10 kron fazladan alabilmek. ) *** Gelelim şimdi de asıl meseleye. Kitaba bu kadar
1000Kitap
AçlıkKnut Hamsun · Varlık Yayınları · 201735,6bin okunma
9/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2018 27. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2018 00:00
Yazacaklarım karnı tok bir insanın yazdıklarıdır. Bunları okuyacak olanlar da toktur. Kitabın verdiği gerçek açlık duygusunu hiçbirimizin gerçekten anlamasına imkân yok. Bu yüzden açlık hakkında beylik laflar etmeyeceğim. Ama birazcık empati bizi kurtarır. Kitabın konusu kısaca şu şekildedir: “Açlık romanı, yazar olmak amacıyla Kristina’ya gelmiş, bir taraftan açlık ve sefaletle boğuşurken diğer taraftan hayallerini gerçekleştirmeye çalışan genç bir insanı anlatır. Başkarakterimiz Andreas Tangen, tek ideali yazar olmak olan, oldukça gururlu ve alçakgönüllü ama bir o kadar da aç ve sefil biridir.” Kitap da bunun üzerinden gelişir. Yazar kitapta bizden şu sorulara cevap vermemizi istemiştir: Her roman, her edebi roman, romanın sınırları içinde insan varoluşunu, gizemini keşfetmeye çalışıyorsa açlık bunun neresindedir? Açlığın iradeye etkisi nedir? Olaya biraz farklı bakınca sanki etrafımızda olan iyi ve kötü her şey açlık gibi geliyor bana. Güç istenci, hükmetme, sömürme, savaş, kapitalizm, emperyalizm, cinayet, tecavüz, ölüm, hastalık, kumar, para, merak, …: Açlık. Sevgi, aşk, arkadaşlık, bilgi, ilgi, inanç, okumak, yazmak, sanat, ..: Açlık. Yaşamın ve ölümün arasına durmuş en geniş kapsamlı kelime ya da olgulardan biri açlık. Bu kadar geniş kapsamlı bir kelimenin insan varoluşuna olan etkisi kesinlikle yadsınamaz. Kitapta açlığın kahraman için artık varoluş sebebi haline geldiğini görürüz. Açtır ama gururludur. Yazdığı yazıların bir gün kendini hiç aç bırakmayacağını düşünür. Ama bu isteğine ne kadar ulaşabilmiştir? Bir nevi kahraman her gün aç olmak için yaşatılır. Yazar her gün aç olarak yaşamanın imkânsızlığının farkında değil miydi sanki? İşte işin ironisi de buradadır. Açlığı varoluş sebebi haline getirmek gerçekten büyük bir ironi ustalığı ister. Hamsun da
Edebiyat
AçlıkKnut Hamsun · Varlık Yayınları · 201735,6bin okunma
Karada Yaşayamayanların Otobiyografisi
10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
Açlık’ı okumak benim için sadece bir "kitap bitirme" eylemi değildi; resmen kendi gizli otobiyografimle yüzleşmek gibiydi. Kitaptaki o isimsiz karakterin sokaklarda açlıktan nefesi kokarken, cebindeki son kuruşu gururundan dolayı başkasına vermesi ya da bir lokma ekmek için eğilmek yerine kral gibi davranmaya çalışması... İşte o "kibir" meselesi, benim yıllarca ördüğüm o kalkanın ta kendisi. İnsan en sefil hissettiği anlarda, o "kusurluluk" duygusuyla baş edemediği için zihninde narsisistik büyüklenmelere sığınıyor. Adamın midesi aç ama ruhu o kadar gururlu ki, gerçeklikle bağını sırf bu yüzden koparıyor. Tıpkı benim uzun zamandır o "kuluçka" dediğim güvenli hapishanemde yaptığım gibi. Karakterin kendi hayatını sürekli imkansızlaştırması, önündeki açık kapıları görmezden gelip çıkmaz sokaklara sapması bana o meşhur "başarı sabotajımı" hatırlattı. Hayat aslında o kadar karmaşık değil; onu yaşanmaz hale getiren yine bizim o durmak bilmeyen analiz motorumuz ve "ya hep ya hiç" diyen katı standartlarımız. Tam bu noktada, o isimsiz adama Adamlar’ın "Rüyalarda Buruşmuşum" şarkısını fırlatmak istiyorum. Şarkıdaki "Başımdan büyük dertlere yar oldum / Biraz bildim az da uydurdum" hali, karakterin sefil gerçekliği zihnindeki büyüklenmeci masallarla yamamaya çalışmasının tam karşılığı. Tıpkı o karakter gibi; rüyasının peşine taksi tutup cüzdanını unutan, "yüzünü gözünü, iki çift sözünü kirli sepeti dibi gibi bastırıp gizleyen" bir adam o. "Sola diye sağa, düzümü tersime" giderek kendi hayatını sabote edişi, tam da başucuna kurduğu o saatli bombaların ortasında rüyalarda buruşup kalması... Kitabın sonunda karakterin karada yaşamayı beceremeyip bir gemiyle belirsizliğe, denize açılması aslında bir vazgeçiş değil, eski benliğin ölümüydü. O gemiye binip gitmek; artık o rüyalarda
AçlıkKnut Hamsun · Varlık Yayınları · 201735,6bin okunma
Puan vermedi·158 syf.··
2023 20. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 15 Temmuz 2023 21:21
İskandinav Edebiyatı'nın önemli eserlerinden 'Açlık', Nobet Edebiyat Ödüllü Knut Hamsun'un yazmış olduğu otobiyografik bir roman. Başkarakter Andreas Tangen yazar olmak ister fakat ailesinden, çevresinden maddi manevi bir destek göremez. Hayallerini gerçekleştirebilmek için hem günlük farklı işlerde çalışır hem de yazı yazmaya devam eder. Ara ara yazdığı yazıları gazetede yayımlanır ve bunlardan kazandığı parayla geçinmeye çalışır. Kazandığı paralar onu ancak bir kaç gün idare eder ve günlerce aç kalır. Yine de yazmayı bırakmaz. Aç ve sefalet içinde olmasına rağmen kimseden yardım istemeyecek kadar gururlu, bir dilenci ondan para istediğinde, cebindeki son parayı verecek kadar da cömerttir. Dürüst ve namuslu olmak en önem verdiği şeydir, kimseden yardım istemez, insanların karşısında küçük düşmeyi kendine yediremez. Eserin sonunda, gururunu ve ahlakını korumak için verdiği bu mücadeleye daha fazla dayanamaz, açlıktan yazılarını bile yazamamaya başlayınca pes eder ve bu mücadeleden vazgeçer. İngiltere'ye giden bir gemiyle şehri (Kristiania) terk eder. Kitapta açlık o kadar etkileyici aktarılmış ki okurken karakterin yaşadığı çaresizliği hissediyorsunuz. Yemek alabilmek için üzerindeki kıyafetleri satması, açlığını bastırabilmek için kasaptan aldığı kemiği kemirmesi, kendi parmağını ısırması, yerdeki kurumuş otları, taşları ağzına atması, açlıktan iradesinin iyice zayıflayıp yazı bile yazamaması... Beni derinden etkileyen bir eser oldu. Okumak isteyenlere tavsiyedir, keyifli okumalar.
AçlıkKnut Hamsun · Varlık Yayınları · 201735,6bin okunma
9/10
·158 syf.··
Beğendi
·
2022 3. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Ocak 2022 09:44
"Öyleleri vardır ki ufak tefek şeyler onları yaşatır da sert bir söz onları öldürür." AçlıkAçlık, yazar olmak isteyen, gazete ve dergilere yazdığı yazılarla, üç beş kuruş para kazanarak karnını doyurmaya çalışan bir gencin hikayesi. Yazar açlığı o kadar etkileyici bir biçimde kaleme almış ki, karakterle birlikte sizin de tek düşünceniz, karnını doyurmak için para bulabilecek mi, yiyecek bulabilecek mi oluyor. Yeşil battaniyesinden başka bir şeyi olmayan, karnını doyurmak için, tek ceketinin düğmelerini söküp satmaya çalışan bir genç... "Ceketimin düğmelerini söksem hepsine kaç para verirlerdi ki?" Günlerce aç kalıyor ama yine de çalmıyor, dilenmiyor. Ahlaka, erdeme sıkı sıkıya bağlı gururlu bir genç bu karakter. "Başımı dik tutuyor, dalalete sapmadığım için üstün ve mutlu hissediyordum kendimi..." Bazen bu bahtsızlığına isyan ediyor, kaderinden yakınıyor, yaratıcıya sitem ediyor. "Her zaman, her yerde en tuhaf azapları ben çekiyordum." "Yaşamak, başkaları kadar benim de hakkım değil miydi?" "Bir insanın, en candan, en hararetli bütün teşebbüslerinin yüzde yüz neticesiz kalmasında bir hikmet var mıydı, neydi?" Bu sözlerinden dolayı yargılayabilir miyiz onu? Anlayabilir miyiz yaşadıklarını? Siz hiç açlığınızı bastırmak için yenilemeyecek şeyleri çiğnediniz mi, tükürüğünüzü yuttunuz mu? Bu sorulara cevabınız umarım hayırdır. Ve umarım karakteri tam olarak anlayamıyorsunuzdur siz de. Bunları yaşamadıysak da karakteri yargılamak hakkımız değil elbette. Kitabı okurken ağlamaklı oldum sık sık. Kendimi teselli etmek için bu bir kitap karakteri dedim. Ama gerçek hayatta da bunları yaşayan insanlar yok mu? Sokakta çöpleri karıştırırken yanından geçip gittiğimiz o insanların yaşamını biliyor muyuz? Görüyor muyuz onları gerçekten? Tüm bunları düşüne düşüne kitabı duygu
Edebiyat
AçlıkKnut Hamsun · Varlık Yayınları · 201735,6bin okunma
8/10
·158 syf.··
Beğendi
·
2021 76. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Ekim 2021 20:28
Adından da kolayca anlaşıldığı gibi açlık üzerine bir kitap bu. Eh, konu basit… Açlık… Hepimiz biliriz açlığın ne demek olduğunu, bir sebeple deneyimlemişizdir bile. Hatta iş konuşmaya gelince sebepleri nedir, açlık ve yoksulluk nasıl engellenir, kimin ne yapması gerekir; mutlaka fikrimiz vardır. Ama acaba gerçekten biliyor muyuz açlığın ne demek olduğunu? Aç insanın neler yaşadığını? Sokaklarda her gün görüp yüz çevirdiğimiz nicelerinin içinde bulunduğu o çıkışsız girdabı? İşte Knut Hamsun bu yarı otobiyografik çarpıcı romanında aç bir insanın yaşadıklarını en ince ayrıntısına kadar paylaşıyor okuyucusuyla. 1800lü yılların sonlarında, Norveç’in başkenti Kristiania’da (şimdiki adı ile Oslo) bir genç… Yazar olma hayalleri kuruyor; yayınlanan yazıları başına gazetelerden aldığı birkaç kuruş ile geçinmeye çalışıyor. Yazıları umduğu kadar beğenilmeyince önce açlık ve yoksulluğun pençesine düşüyor, akabinde deliliğin sınırına doğru ilerİiyor. Hamsun açlıktan ölmek üzere olan bir gencin bu fiziksel ve ruhsal çöküşünü etkileyici bir dille anlatıyor. Bu çaresizlik anlarında dahi postu dik tutmaya çalışması, değerlerini korumaya çabalaması, saygınlığın o dış kabuğunun ardına saklanması, Hamsun’un kahramanını eşsiz kılıyor. Çalmıyor, dilenmiyor, kendini acındırmıyor, yalvarmıyor o. Günler süren açlık sonucu elleri titrer, gözleri kararır, bacakları tutmazken dahi gururunu, belki de geride kalan o son hayat ipini, elinden kesinlikle bırakmıyor. Tüm romanı neredeyse hiç diyalogsuz; geçmişini hiç paylaşmadığı, fiziksel özelliklerine ise şöyle bir değindiği kahramanının iç sesi ile anlatırken sürükleyici ve etkileyici bir akış yakalamayı başarıyor Hamsun. Kahramanımızın ne geçmişini, ne de ailesini biliyoruz; zira onunla birlikte sadece bugüne, sadece açlığını nasıl bastıracağına
Edebiyat
AçlıkKnut Hamsun · Varlık Yayınları · 201735,6bin okunma
Puan vermedi·158 syf.··
2022 4. kitabı
Knut Hamsun’un Açlık romanı, 19. yüzyılın sonlarında yazılmış, modernist akımın önemli yapıtlarından biridir. 1890 yılında yayımlanan roman, yazarın kendi deneyimlerinden izler taşıyan yarı otobiyografik bir eserdir. Roman, açlık, yoksulluk, hayatta kalma mücadelesi ve insanın içsel çatışmalarını etkileyici bir dille işler. Açlık, Norveçli bir yazar olan ana karakterin Kristiania’da yaşadığı zorlu bir dönemi konu alır. Karakter, umutsuz bir şekilde iş ararken, bir yandan da açlık ve sefaletle savaşır. Açlık, karakterin fiziksel sınırlarını zorlamakla kalmaz, onun ruhsal dengesini de alt üst eder. Hayatta kalma içgüdüsüyle yaratıcılığını kaybetmeme çabası arasında gidip gelen bu yazar, zaman zaman gerçeklikle bağını koparacak kadar yalnızlaşır. Romanın özgünlüğü, yazarın ana karakterin zihninde gelişen düşünceleri, duygu karmaşalarını ve içsel monologları detaylı ve akıcı bir şekilde anlatmasından gelir. Karakterin zihinsel durumunu yansıtan bu monologlar, romanı bir tür bilinç akışı tekniği ile tanımlar. Hamsun, okuru karakterin düşünce dünyasına çekerek onun çaresizliğiyle empati kurmasını sağlar. Açlık, döneminin toplumsal normlarını sorgulayan, toplumun alt sınıflarında yaşayan bireylerin yaşadığı zorlukları ortaya koyan, etkileyici bir eserdir. Hamsun’un doğayı, insanın içsel dünyasını ve yabancılaşmayı çarpıcı bir dille anlatışı, romanı klasikler arasında özel bir yere taşır.
AçlıkKnut Hamsun · Varlık Yayınları · 201735,6bin okunma
Peki sen hiç aç kaldın mı? Hadi gelin şu incelemeye bir göz atalım
9/10
·158 syf.··
Beğendi
·
2024 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Şubat 2024 19:06
Öncelikle sevgili okurlar kitabı uzun zaman önce okumuştum. Kitaptan o kadar etkilenmiş olmalıyım ki hatırlıyorum açlıktan midem kazınmıştı. Neredeyse her sayfasında 'yeter artık aldığın şu üç kuruşla da git kendine bir şeyler al ye diyordum' kitabın karakterine... Bahsedilen açlık öyle bir açlık ki; kahramanın parmaklarını ısırıp kanıyla midesini yatıştırmaya talaş yiyerek ayakta kalmaya yeleğinin düğmelerini satıp ekmek almaya giden bir süreci anlatır. Yine de tüm bu sıkıntıların amacı yazmaktır. Namusuyla yazmak.Yoksa üç günlük açlığınızla bakkala gidip size uzatılan ekmek yerine ille de mum istemek başka türlü açıklanamazdı. Bir fakir ne denli zarif olabilir, bir zarif ne denli aç kalabilir, bir kitap bir okuru nasıl parcalayabilir? İşte bunu öğrenmek istiyorsanız bu kitabı okuyun. Gözüm korktuğu için aylardır kütüphanemde çaresizce okunmayı bekleyelen , 1920 Nobel Edebiyat ödüllü o kitap :) Nedense ödüllü kitaplar beni biraz korkutuyor. Ödül alacak kadar başarılıysa dili gerçekten ağırdır diyorum. Aynı duyguyu yine ödüllü "Yabancı" kitabında da yaşamıştım ve korkularım boş çıkmıştı. Bu kitapta korkularımı boşa çıkardı çünkü gerçekten akıcı bir kitaptı Kitap bana biraz Martin Eden'i çağrıştırdı. Belki de o yüzden hoşuma gitti. Kitapta yazar olmaya çalışan çaresiz bir karakterimiz var. Fakirlik içinde yazdığı makalelerden az da olsa bir şeyler kazanan ve bu kazandığıyla tık kanaat geçinen Andreas Tangen... Aslında kitapta karakterin ismi hiç söylenmedi. Bu ismi karakterimiz kendi uydurmuş. Aynı şekilde sevdiği kıza da "Ylajali" diye bir isim uydurmuş. Bu kelime kitapta karşımıza bolca çıkıyor. Adreas Tangen , kiralık odalarda , yarı aç yarı tok, sefil bir hayat sürmekte. Gazetede yayınlanan bir kaç yazısından kazandığı para ile karnını doyurmaya
1000k
AçlıkKnut Hamsun · Varlık Yayınları · 201735,6bin okunma
8/10
·158 syf.··
Beğendi
·
2023 123. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 23 Eylül 2023 01:54
Karnı aç olanın bir derdi vardır, karnı tok olanın bin. Bu aforizma ile noktalanabilir aslında inceleme. Ama bir kaç kelam daha edelim madem başladık. Kitabı okurken gözümün önüne sık sık Charlie Chaplin geldi. Hani o sefil halini bilirsiniz. Sokaklarda ne yesem diye dolaşışını, bulduğu bir yarım sigarayı keyifle yakıp iki fırt çektiğini, hatta yine söndürüp gömleğinin cebine sonra içmek için istiflediğini... Kahramanımız onca insan arasında, açlıktan odun kemirirken, köpeğe vereceğim yalanıyla kasaptan rica ettiği bir kemiği kemirirken, ağzımda birşey olsun diye taş alıp emerken, mideme birşey girsin diye tükürdüğünü yutarken, hem de dediğim gibi, onca insan arasında, çölde, denizin ortasına, dağın tepesinde değil, aramızda, yanı başımızda yaşanışı bu olayların, çarpıyor insanı... Bir halden anlayan, bir çorba ısmarlayan, açsan sofraya buyur diyen bir insan da çıkmaz mı insanın karşısına? Bu geceyi nerede nasıl geçirsem, kimden bir ekmek parası rica etsem diye düşunmek zorunda kalmak, tabi borç olarak, çünkü insanız hala, gururluyuz, dillenmek zorumuza gider, veya çalmak, halimizi belli etmek, birisine anlatmak hatta şikayet etmek. Ne münasebet! Açlıktan ölelim daha iyi. Ama park banklarında donarak geçirilen gecelerden sonra sabaha kavuşunca 'yine ölmedim, lanet olsun' diye düşünmek zorunda olmak! Karnı tok, sırtı pek, ama yaşamdan, monotonluktan, heyecansızlıktan şikayet eden bizler, derdi tasası hiç bitmeyen bizler nasıl anlasın? Sonra aşk. Haddine midir böyle sefil bir adamın aşık olması, sevmesi ve sevilmesi? Ama insan değil midir sonuçta, bunlar da ihtiyaç değil midir? Yazar olmak, ekmeğini sanatla çıkarmaya çalışmak ayrı bir konu başlığı. Fabrikalarda fabrika düdüğü ile kart basarak işe başlamak ve yine fabrika düdüğü ile kart basarak üç beş saatlik
AçlıkKnut Hamsun · Varlık Yayınları · 201735,6bin okunma
Açlıkla mücadelede Varoluşun tokluğu..
9/10
·158 syf.·
2026 13. kitabı
Norveç edebiyatının en iyi eserlerinden sayılan AçlıkAçlık, Nobel edebiyat ödüllü yazar Knut Hamsun'un modernist romanlarındandır. Roman, Kristiania'da yaşayan genç bir yazarın hayatına odaklanır. İsmi hiçbir zaman açıkça belirtilmeyen bu kahramanımız aslında hayata tutunmaya çalışan bir idealisttir. Yazar olma hayalleriyle doludur ancak bir türlü düzenli iş bulamaz. Sanki tüm aksilikler hep onu bulurmuşcasına hayatın çetin sınavından geçirir. Yazdığı yazıları gazetelere satmaya çalışır fakat çoğu zaman başarısız olur. Bu başarısızlık, maddi açıdan olduğu kadar özgüveni ve varoluşsal sebebini de sorgulamasında bir nevi köprü rolünü oynar. Hikâye boyunca kahramanımızın açlıkla olan mücadelesini izliyoruz. Karnını doyuramadığı için sokaklarda dolaşır, bazen otel odalarına gizlice girer, bazen de tanımadığı insanlardan küçük yardımlar bekler. Fakat yoksulluğu sadece maddi eksiklikle sınırlı değildir; giderek artan yalnızlık ve toplumdan kopmuşluk hissi de bu açlığın bir parçası hâline gelir adeta. Özellikle sokaklarda yaşadığı bir takım küçük olaylar, gururuyla açlığı arasında verdiği savaş arasında sıkışıp kalır. Akıcı bir hikâyeye ve de dile sahiptir, ne zaman başlayıp bittiğini anlamıyorsunuz bile. Bazı yerlerde güldüğüm sahneler çok oldu, lakin açlık gibi acı bir gerçeğin varoluşu ancak bu kadar net anlatılabilirdi; "Karnımı hiç değilse böyle doyurayım diye, tekrar tekrar tükürüğümü yutuyor, faydasını göreceğe de benziyordum." s.44 Akıcı bir hikâyeye ve de dile sahip bir romandır. Kısa bir zamanda okuyucağınız, lakin derin etki bırakacak kitaplardan sayılabilir. En azından ben de öyle oldu diyebilirim.. Keyifli okumalar diliyorum.
Düşünce
AçlıkKnut Hamsun · Varlık Yayınları · 201735,6bin okunma

Yazar Hakkında

Knut HamsunYazar · 21 kitap
Norveçli yazar ve 1920 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi. Knud Pedersen (sonradan Knut Hamsun adını almıştır), Norveç'in kuzeyinde Gudbrandsdal sınırları içinde Lom kasabasında doğmuştur. Bir terzi olan babası, kalabalık ailesini alarak, daha kuzeye, Hamsund, Hamaröy kasabasına göç etti. Yazarlıkta kullandığı Hamsun adını, babasının 1863’te yerleştiği Hamsund köyünden aldı. Çocukluğu ve genç­liği kır­­sal bölgede geçti. Hemen hemen hiç resmî eğitim gör­medi. Sekiz yaşında iken dayısının isteği üzerine annesiyle babası onu bir rahibin eğitimine verdiler. On dört yaşında, doğduğu kasabaya gidip orada bir tüccar yanında tezgahtarlık yaptı. Bir yıl sonra da Tranöy`de daha büyük bir tüccar yanında kalfalığa başladı. Tüccarın kızına aşık oldu fakat tüccar iflas edince ayrılmak zorunda kaldı. Bu sıralarda "Esrarengiz Adam" adında küçük bir aşk romanı yazdı. Bu roman, gezginlik yıllarında tanıştığı bir kitapçı tarafından bastırıldı. Buradan ayrılınca bir iki arkadaşıyla birlikte ucuz eşyalar satmaya başladılar. Kibrit, mum gibi şeyler satıyorlardı. Daha sonra ayrıldılar. Arkadaşı güneye, Knut kuzeye gitti. İş bulamayınca zanaat öğrenmek amacıyla bir ayakkabıcının yanına gitti. Bir yıl sonra daha büyük, epik bir eser kaleme aldı. Henrik Ibsen'i okumuştu, onun etkisi altında bulunuyordu. "Bir Karşılaşma" adındaki bu kitabını da, Bodö'de bir kitapçı yayımladı. Daha sonra bir aşk hikâyesi daha yazdı. Kitaplarını okuyan ailesi artık bir iş bulmanın zamanı geldi diyerek onu bir bucak müdürünün yanına yardımcı olarak verdi. Bu bucak müdürünün pek çok kitabı vardı. Björnson'un toplu eserlerini okumasına izin verilmişti. Knut bu heyecanla kitaplara sarıldı ve gözlerini bozana kadar okudu. Bu kitapların etkisiyle Knut bir kitap daha yazdı fakat yayıncılar basmaya yanaşmadılar. Knut'un bu kitapları bir yayınevinin desteği olmadan basabilmesi için bir zenginin desteği gerekiyordu. Aradığı kişiyi buldu. Erasmus Zahl adında bir tüccardı bu. Çok gence yardım etmişti. Knut ona yazar olmak istediğini söyledi. Son yazdığım hikâye diye başka bir yazarı verdi. Tüccar kâğıtlara değil yüzüne baktı Knut'un. Genç Hamsun tüccardan çıkarken cebine bin kron indirmişti bile. "Frida" adında bir köy hikâyesi ve şiirler yazmaya başladı. Hikayesini tamamlayınca bir vapur bileti alarak Kopenhaga gitti. Bir kitapçıya, sonra da Norveçli bir şaire eserlerini kabul ettirme çabaları boşa çıkınca Oslo'ya döndü. Sonra göçebe olarak uzun bir yolculuğa çıktı. Parası tükenen Hamsun tekrar aynı tüccarın yolunu tuttu. Tüccar yardımını esirgemedi. Makaleler, hikâyeler yazıyor bunları satmaya çalışıyordu. Parası tekrar tükenince aç kaldı ve bunu romanlaştırdı. Açlık romanı şöhretinin ilk basamağı oldu. Bu sıkıntılar içerisindeyken, yol yapımında iş buldu. Kum ocağında kâtiplik edecek, çekilen kumların hesabını tutacaktı. Zor değildi bu iş. Çalışma ve dinlenme saatlerinde bol bol kitap okuyordu. Müsveddelere şiirler, makaleler karalıyordu. Zamanla bir hatip gibi konuşabildiğini keşfetti işçilerle sohbet ederken. Tanıştığı bir rahip ona konferans vermesini tavsiye etti. Bunun üzerine Gjövik şehrinde bir salon kiralandı. Konferans edebiyat alanında olacaktı. Konferansı dinlemeye sadece altı kişi geldi. Altı kişiden biri olan bir yazı işleri müdürü konferansı beğendi. Çevreye konferansı övdü. Bir sonraki konferansına da sayıları artmıştı. Bu sefer yedi kişiydiler. Anlaşılan bu yörenin edebiyatla ilgilendiği yoktu. Knut evine geri döndü. Yirmi bir yaşındaydı ama çalışmaktan ziyade yazmak istiyordu. Noelde bir arkadaşı onu çiftliğine davet etti. Arkadaşının annesi Knut'u çok sevdi ve ona bir rahip olmasını öğütledi. Ama Knut'un Amerika'ya gitmek istediğini öğrenince bu aile, Knut'a yol parası dört yüz kron ödünç verdi. O da, hemen İngilizce öğrenmeye koyuldu. Ünlü yazar Björnson'a gidip ondan bir tavsiye mektubu aldı. 1882'de Knut Amerika'ya gitmişti. Amerika'da Björson'un mektubu bir işe yaramamıştı. Burada kimse onu tanımıyordu. Henry Johnson adında bir öğretmenle ahbap olup ondan İngilizce dersleri aldı. Onun kütüphanesini taradı. Özellikle Mark Twain onu etkilemişti. Önce Norveççe daha sonra da, İngilizce konferanslar hazırladı. Geceli gündüzlü çalışmalardan sonra Minesota'ya geçti ve orada muhasebe işine başladı. Arkadaşı Johnson karısıyla bir Avrupa gezisine çıkınca işler Knut'a kaldı. 1884 yazı ile güzü bu şekilde geçti. Bir açık arttırmada yüksek sesle konuşurken göğsünde bir sancı duydu. Öksürük nöbetiyle yere yığıldı. Doktor hızlı ilerleyen verem teşhisi koydu ve ona birkaç aylık ömrü kaldığını söyledi. Knut birkaç ay hasta yattı. Ölürsem Norveç'te gömüleyim diyerek Norveç'e doğru yolculuğa çıktı. Ne kendisinin ne de dostlarının anlayamadıkları bir şekilde yol süresince kendiliğinden iyileşti. Deniz havası iyi gelmişti. Norveç'e döndüğünde bir gazete ile anlaştı. Oraya makaleler yollayacak hiç değilse böylece dinlenecekti. Çalışıyor ve yazıyordu. 1885'de Mark Twain ile ilgili bir yazısında imzası Knut Hamsund, bir matbaa hatası yüzünden Knut Hamsun şeklinde basıldı. O da düzeltmeye yanaşmadı. O tarihten itibaren ismi böyle kaldı. Norveç'te işinden ayrılınca tekrar aç kaldı. Bu açlığa bir yıl katlandı. Daha sonra bir zenginin yardımıyla tekrar Amerika'ya döndü. Amerika'da tramvaylarda biletçilik yaptı. Biletçilik işini becerememişti. Çünkü durakları aklında tutamıyordu. Kitap okumaya daldığı için yolculara haber vermiyordu. Bu yüzden işinden ayrılıp Kuzey Dakota'ya gidip tarlalarda çalıştı. 1887 sonbaharını kapsayan bu çalışmalarda cebinde biraz parayla Amerika'ya ilk geldiğinde kaldığı yerlere döndü. Artık yazmaya başlayabilirdi. Bu sürede Danimarka'ya gitti. Yazmaya azimle başladı. "Yumruğunu yemedikçe kimsenin bırakıp gitmediği o garip şehir, Kristiania'da aç gezdiğim günlerdeydi. Tavan arasında uyanık yatıyordum. Alt katta bir saatin altıya vurduğunu duydum. Hafif aydınlanmıştı ortalık; insanlar merdivenleri inip çıkmaya başlamışlardı..." diyordu büyülenmişliğiyle. Kağıtları üst üste yığıyor sürekli yazıyordu. Ne yazdığını iyi biliyordu. Açlık romanıydı bunlar. Yazdığı kısımları Politiken gazetesi yazı işleri müdürlerinden Edvard Brandes'e götürdü. Brandes bu karşılamayı daha sonra şöyle anlatıyordu: "Ondan daha düşkün bir başka insan pek az görmüşümdür. Düşkünlüğü elbisesinin yırtık pırtık olduğundan değildi. Ya o yüzü!. Çok uzundu müsveddeler. Kendisine geri veriyordum ki, birdenbire kelebek gözlüğü gerisinde gözlerindeki ifadeyi gördüm." Behçet Necatigil tarafından dilimize çevrilen "Göçebe" adlı kitabını ise elli yaşlarında tamamlamıştır. Üç bölümlük büyük romana yazarın verdiği genel isimdir. İlk kitap "Sonbahar Yıldızları" altında 1906'da, "Hüzünlü Havalar" 1909'da, "Son Mutluluk" 1912'de Göçebe'de toplanmıştır ve yazarın ağzından anlatılmıştır. Bu defa kitabında evliliğin zor temasını işlemeye yönelir. Hamsun, Göçebe adlı romanıyla 1920’de No­bel Edebiyat Ödülü'nü aldı. 1930’larda ülkesindeki faşist partiye katıldı. İkinci Dünya Sava­­şı’nda Norveç’in işgali sırasında Almanları destek­ledi. Ülkesi Norveç'in işgalinden önce başladığı Nazi taraftarlığını ülkesinin işgali sırasında da devam ettirmesiyle ünü ciddi şekilde lekelenmiştir. 1943 yılında aldığı Nobel ödülünü Goebbels'e göndermiştir. Sa­­­­­­vaştan sonra Nazi taraftarlığı nedeniyle tutuklandı, ancak ileri yaşı do­­layısıyla yalnızca para cezasına çarptırıldı. Hamsun’un yalın ve çocuksu üslubu incelikle örülmüş bir düzyazı şiirini andırır. Ya­pıtlarında Rus yazarlarının, özel­lik­le de Dostoyevski’nin ruh­­sal yaklaşımı ile Amerikan ede­­biyatının etkilerini taşıyan kara mizahı birleştirmiştir. Ro­­­manlarındaki neşeli hava, in­­­­­sanın çevresini saran boşlu­ğu gizlemekten uzaktır. 20. yüz­­­­yıl ba­şında gelişen yeni-romantizmin edebiyattaki öncüsü olmuş ve romanı aşırı bir doğalcılığa kaymaktan kurtarmıştır. Ya­­­­­­­pıtları ancak ölümünden sonra ilgi görmüştür. Göçebe, Vik­­­­­tor­ya, Pan, Hüzünlü Ha­valar, İstanbul’da İki İskandinav Sey­­yah, Son Mutluluk başlıca yapıtlarıdır. 19 Şubat 1952 yılında doksan iki yaşında banyoda ölü bulundu. Cenazesi yakılmıştır.