·
Okunma
·
Beğeni
·
25,7bin
Gösterim
Adı:
Kızıl Veba
Baskı tarihi:
11 Haziran 2020
Sayfa sayısı:
72
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786257070782
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Scarlet Plague
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası kültür Yayınları
Jack London, 1912 yılında İngiltere’de London Magazine’de yayımlanmaya başlayan Kızıl Veba yapıtıyla “kıyamet sonrası” edebiyatın öncüleri arasına girmiştir. Nüfustaki, bilim ve teknikteki, ekonomideki sıçramaların büyüsüyle gözlerin kamaştığı bir çağda yazar, uygarlığımızın kırılganlığını anımsatır. Yapıtı milyonlarca insanın doldurduğu şehirlerin ve kırların ıssızlığa teslim oluşundaki hızı bütün çarpıcılığıyla ortaya koyar. Yalnızca nüfusun değil, bilginin, üretimin, hatta dilin yitirilişi, eski uygarlıkla köprü olan bir profesörün gözünden yeni insanlığa anlatılır. Peki yeni insanlık bu ihtiyara kulak verecek midir? Kızıl Veba’da yirminci yüzyılın başından yüz yıl sonrasına, 2010’lar dünyasına bakan Jack London’ın öngörülerindeki keskinlik, kitabı bir klasik olmanın ötesinde, günümüz için hâlâ canlı bir eleştiri kılıyor.
72 syf.
·Beğendi
Selam 1000k sakinleri. Ben bir kitap okudum, hem bu kadar geç okuduğum için üzüldüm hem de dünyayı saran bir hastalıktan bahseden bu kitabı dünyayı saran bir hastalığın olduğu bu dönemde okuduğum için fazlaca heyecanlandım.

Kitap 1912 yılında yayımlanmış olup 2012 yılında dünyayı saran "Kızıl Veba" isimli hastalığın uygar toplumu nasıl yok ettiğini anlatıyor. Kitabın baş karakteri Profesör Smith yani Granser, salgından sonra oluşan ilkel yaşamı görmüş son kişi. 2070'li yıllarda, artık son zamanlarını yaşayan Granser torunlarına her ne kadar uygar toplumu anlatsa da hiç görmedikleri medeniyet onlara anlamsız geliyor ve dünya kendini tekrar ediyor...

Kitapta değinilen bir konu da hastalık sonrası oluşan batıl inançlar ve umut tacirleri! Yalancı, doktor bozması tiplerin peydah olup insanları aslı astarı olmayan şeylerle kandırıp, onların korkularından beslenmeleri! Ne kadar bilindik, tanıdık bir durum öyle değil mi?

Galiba kitap "kıyamet sonrası dünya" senaryolarının temelini oluşturuyor. Salgın, virüs vb. konularla yazılmış, beyaz perdeye aktarılmış bildiğim bütün hikayeler vardı 60 sayfalık kitapta. Jack London'un 1912 yılında ortalıkta güncel bir salgın olmazken yüz yıl sonrasında gerçekleşebilecek böyle bir hikâye oluşturması beni çok etkiledi. İnsanların tepkileri, sadece kendilerini düşünmeleri ve içlerindeki ilkelliği, şiddeti gün yüzüne çıkarmaları, günümüz şartları içerisinde düşünmeye çok müsait mesajlardı.

Bugün okumak için uygun bir konuda olan bu romanı kaçırmayın bence. Şimdiden iyi okumalar diliyorum.
72 syf.
·4 günde·Puan vermedi
“Çocukluğumda ve gençliğimde tanıdığım o kocaman dünya gitti. Yok oldu.”

“İnsan eskiden beri metafizik bir kavram olarak mutlak adalete inanır ama anlaşılan o ki evrende adalet diye bir şey yoktur.”
#126073997

“İnsanlar sinekler gibi ölüyordu.”

Kitap bir Dedenin 2013'de Chicago’da başlayan salgını torunlarına anlatmasını konu alıyor. Salgının adı “Kızıl Veba”. Kızıl Veba’nın ilk işaretlerinden biri yüzün ve tüm vücudun kızarması ve çok kısa sürede ölmesi. Bu hastalığın ilk belirtilerini gösteren bir kişi, bir saat içinde ölmüş olur. Hatta bazen 10-15 dakika olur .Öldüğü andan itibaren vücudu parçalanıp dağılmaya, erimeye başlar. Ayrıca bu salgın çok çabuk yayılan bir hastalıktır... İnsanlar kendi hayatlarını kurtarmak için kaçtıklarından diğer şehirlere de bulaşmıştır bu hastalık...İnsanlığın sona yaklaşmasına neden olan 'kızıl veba' değil yine insanın daha çok uygarlaşma çabasıdır.

Kitap gayet güzeldi. 1. ağızdan anlatıldığı için daha çok beğendim. Dede torun ilişkisi de iyiydi. Kızıl Veba'yı anlattığında çok etkilendim. ‘8 milyar insandan en fazla 100 kişi kalmıştı. Kalan insanlar taş devrine ışınlamıştı sanki. Hayvanlar yabanilesmis, bir çok şey yok olmuş. Yeniden keşfedilmeyi bekliyordu. Dünya kendini tekrar ediyordu’ kitabı bu salgın sürecinde okuduğum iyi oldu. Bazı şeyleri daha çabuk anlamamı sağladı. Tabii şu an var olan salgın kitaptaki kadar kötü olmasa da sonuçta ikisi de salgın benzerlikleri var elbet. Halime şükrettim . Ayrıca Jack London’ın gelecegi görmediğini söylersek büyük bir haksızlık olur.
72 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Kitabı beğendim ama gerçekten şu ek bilgi kısmının en son sayfada olmasına sinir oldum ek bilgi sayfanın altında olur!!
Kitabı okurken kızıl vebanın covid salgınına benzediğini düşündüm (tamamen değil)
Gayet akıcı bir kitaptı. Kitabın son kısmında yani *20 diye yazılan ek bilgi kısmında Jack London'ın döneminde böyle bir salgının küçük çaplı gerçekleştiği ve çok insanı etkilemediği ama Jack London'ın ölümünden sonra İspanyol salgınının yine bu denli olmasa da büyük çaplı geliştiği yazıyor yani Jack London bu kitabı küçük bir salgının distopyası olarak kurgulamış yani kızıl veba adında bir salgın olmamış. Çevirmen de
( bilmiyorum ek bilgiyi kim ekliyor editör de olabilir) benim gibi bu salgını covid-19 a benzetmiş biraz son kısımda okuduğum bilgiye göre.
Güzel kitaptı tavsiye ediyorum:)
72 syf.
·1 günde·9/10 puan
Kitabı koronavirüsle mücadele ettiğimiz şu günlerde okumak sanırım daha etkileyici düşüncelerimin oluşmasına sebep oldu.
Jack London yine son derece sürükleyici bir dil ile anlattığı kitabında, ilk açtığınız andan itibaren bitirmeden kapatamayacağınız bir serüven vadediyor. Her sayfayı heyecanla çevirirken en sevdiğim noktalardan biri, salgının başlangıcını ve gelişimini ilk gözden görmüş Profesör Smith’in anlattıklarına, küçüklerin verdiği tepkilerdi. Üçü de salgın sonrası dünyaya doğmuş torunlar, hepsi karakterlerince anlamayarak, merak ederek hatta bazen reddederek dinliyorlar Granser’i. Ve sonuçta ortaya güzel bir kıyamet sonrası edebiyatı örneği çıkıyor.
Bir asır önce yazılmış bu kitabı okurken, günümüzdeki salgın ve bize yaşattıklarıyla kıyaslama yapmadan duramıyorsunuz. Üstelik kitabın yazıldığı dönemlerde ve öncesinde büyük bir salgın hiç görülmemiş. Bir çok ölüme yol açan İspanyol Gribi bile 1918’de, yani kitap yazıldıktan yaklaşık 8 yıl sonra görülmüş. Buradan da Jack London’ın bir ilham kaynağı olmadan bu kitabı yazdığı o güzel beynini görmeyi istemek geçiyor içimden.
Kitabı okurken aklıma gelen düşüncelerden biri de bir uygarlığın bir nefeste kolayca yıkılabileceği ama inşasının sayısız zorluklarla gerçekleşeceği oldu.
72 syf.
·1 günde·9/10 puan
Selamlar..
Yazarla ilk defa tanışıyorum ve inanılmaz etkilendim diyebilirim.Seviyorum kısa ve bir çırpıda okunan kitapları.Boğmuyor , her kitapta farklı yaşantıların içinde dans ediyorsun ,farklı yeni bilgiler ,kısa ve aynı zamanda daha net...
Kızıl Veba, Jack London’un 1912 yılında kaleme aldığı , 2010'lu yılları anlattığı muhteşem eseri.Kahramanımız Grenser, içinde bulunduğu 2070'li yıllarda torunlarını karşısına alıp başlıyor geçmişte yaşanılan Kızıl Veba hastalığını anlatmaya.O zamanlar bir üniversitede dil profesörü olduğunu, her şeyin harika gittiğini ancak birden nükseden bu hastalığın çaresini biyologların bile bulamadıklarından bahsediyor.Düşünün ,herkes birbirinden kaçıyor ,hayatta kalabilmek için birbirini öldürüyor, her yer yağmalanıyor. Bu hastalıktan o kadar çok kişi ölüyor ki , sekiz milyar dünya nüfusundan kişi içinden yüz civarı kişi kalıyor ve insanlık,ilk çağlarına yani ilkel çağlarına geri dönüyor. Böyle bir dünyada hayatta kalan bi grup kişi kabileler halinde çoğalma çabasıyla birbirleri ile evleniyor.
Granser her şeyi görmüş geçirmiş biri olarak torunlarının bu kadar yabani olmasını da hazmedemiyor aslında.Siz modern bir toplumdan gelirken ve ilkelliğe alışmaya çabalar, etrafınızdakilere bunu anlatırken komik duruma düşmenizde ayrı bi konu tabii.Granser'in zoruna giden başladıkları yere geri dönülmesi,torunlarının her şeyi bilmeden yaşamaya çalışmaları ve aynı zamanda karşılarına bu süreçte çok sahtekarlar çıkacağını bilmesidir
Alın kahvenizi yanınıza ,ufak ufak yudumlarken , kitabın heyecanı ile hızlıca çevirin sayfalarınızı. İyikileriniz artsın
72 syf.
·2 günde·10/10 puan
Jack London okuyup pişman olan var mı?
Kitapta kızıl veba hastalığının nasıl yayıldığı insanların putlaştırdığı herşeyi nasıl yerle bir ettiği, insan ırkına dair nerdeyse herşeyi küçücük bi zaman diliminde yok edişini anlatılıyor.
72 syf.
·2 günde·8/10 puan
İlk çıktığı zamanlarda önemsenmeyip geçmişte diğer yok etmenin yolu nasıl bulunduysa bakteriyologların bu hastalığı da yeneceklerinden herkesin emin olduğu ama Kızıl Veba'nın ne kadar tehlikeli bir hastalık olduğu sonradan anlaşılır. İnsanlığın bu vebadan ne kadar etkilendiğine şahit olan ana karakterimiz Granser torunlarına ne kadar uygar toplumu anlatmaya çalışsa da hiç görmedikleri medeniyet onlara anlamsız geliyor. Jack London'un 1912 yılında ortalıkta güncel bir salgın bulunmazken yüz yıl sonrasında gerçekleşecek böyle bir hikâye oluşturması beni çok etkiledi. İnsanların tepkileri, sadece kendilerini düşünmeleri ve içlerindeki ilkelliği, şiddeti gün yüzüne çıkarmaları, üzerinde düşünmeye çok müsait mesajlardı. Bir gecede bitirilebilecek Jack London'un kaleminden çıkan bu kitabı herkese tavsiye ederim.
68 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Bu kitap için kısaca kıyamet sonrası dünya senaryosu diyebiliriz. 67 sayfalık kitaba bir asır dünyayı sığdırmış ustalıkla. Jack London'ı okuyup da pişman olduğumu hiç hatırlamıyorum.
Medeniyeti yok eden, düzeni köpüklere benzeten bu kitap belki de insanoğlunun ulaşmaktan en çok korktuğu yer. Kendimi San Francisco'da vebadan kaçarken, yükselen alevlerin arasında, silah seslerini duyar buldum. Ayaklarım uyuştu 15 Dk tutar oldum vebadan ölen insanlar hayatın duruşu, soluksuz okudum. Muhteşem kelimesi az kalır. Ne kadar yazsam kelimeler kifayetsiz kalır. Okuyun okuyun okuyun.
72 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Her zaman küçük işaretlerin büyük şeyler anlattığına inanırsın.
Bir insanın yüzü kızıla dönmüşse, ölüm ona damgasını vurmuş demekti. Kızıl Veba günümüz de ki Covid gibi günden güne yayılıyor ve insanları çıkmaza sokuyor her anlamda.
72 syf.
·7/10 puan
Jack London’un 1910 yılında yazmaya başlayıp 1912 yılında yayımladığı eseri. Çevirmeni Levent Cinemre, romanı demeyi tercih ediyor.

Aslında şu günlerde oldukça aşina olduğumuz bir başlık. Salgınlar. Bunu konu ediniyor Jack London.

1910 yılında 2013’e uzanan bir kıyamet senaryosu söz konusu. Bir profesörün çevresindeki ufaklıklara geçmişte yaşanılan salgın ve o salgının insanlar üzerindeki etkisini anlattığı satırlar mevcut burada.

Şöyle birkaç fincan çayınız varsa alın da okuyup bitirin bu kitabı. Kısacık ama yine iyi bir eser Jack London’dan.
127 syf.
·Puan vermedi
Medeniyet çökünce önceleri bir itilesi kaba saba şoför olan zatın nasıl olup da sosyeteden bir kadını TÜRSAK ettiğini görmek medeniyetin geldiği yerle gideceği yer konusunda düşünmeye sevk ediyor. Torunlarına sayı sistemini, mikropları vb. anlatmak zorunda kalan adamın söylemleri de pedagojik açıdan veri niteliğinde. Jack London 1912’de yayımlanan “Kızıl Veba” romanında 2013’te patlak veren bir salgını kurgularken 20. asrın dünya nüfusu gibi bazı hatalı öngörülerde bulunmuşsa da “tam isabet” bir tahmin yazmış: “Zenginler salgın bölgesinden uçaklarına binip gittikçe salgını tüm dünyaya yaydılar.”
72 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Tam şu salgın döneminde okunması gereken bir kitap mı yoksa hastalığı daha da gözümüze soktuğu için uzak durmamız gereken bir kitap mı karar veremedim. İki yıla yakındır koronavirüsle mücadele ederken sosyal bir varlık olmamımıza rağmen evlere kapanmak, kendimizle başbaşa kalmak zorunda kaldık. Lokantalar, cafeler, spor salonları gibi yerler kapandı. Tekdüze bir şekilde işleyen hayat çarkları bir gün birdenbire durmak zorunda kaldı. Virüs hızla yayıldığı için insanlarda korku ve panik durumu oluştu. Hızlı bir şekilde bulaştığından dolayı insanlar birbirinden kaçar oldu. İşte Kızıl Veba tam da böyle bir salgın hastalığın kitabı. Okuduğum her satır aynısını yaşadık, gördük dedirtti bana.
Kitap 2013 yılında ortaya çıkan bir virüsün bütün dünyayı kırıp geçirmesiyle geriye kalan az sayıda insanın 2073 yılındaki yaşam koşullarını anlatıyor. Dede ve üç torun; farklı iki kültür... Medeniyetten barbarlığa dönen insanın hazin sonu...
Yazar sosyalist görüşünün etkisiyle kitabın kimi yerlerinde kapitalist anlayışı eleştirmekten geri kalmıyor. Yöneten ve yönetilenler arasındaki dengeyi, adaleti "Yönetici sınıf olarak tüm topraklara, ormanlara, her şeye bizim sahip olduğumuzu söyledim ya... Biri yiyecek bulur ama bize vermezse onu cezalandırırdık..." gibi cümleleriyle göstermeye çalışmıştır. Kızıl Veba felaketi insanın medeniyet adını verdiği bu düzenini bozmasına rağmen kitabın sonlarında dedenin üç torunundan birisi herkesi yönetmek, birisi yalancı doktorun yerine geçmek ister. Bu durum insan varoldukça, dünya döndükçe bu düzenin her daim olacağını gösteriyor. Yöneten ve yönetilenler...
Dili yalın, anlatımı akıcı olan yazarın bilimkurgu tadındaki bu kitabı okunmaya değer...
İnsan eskiden beri metafizik bir kavram olarak mutlaka adalete inanır ama anlaşılan o ki evrende adalet diye bir şey yoktur.
İnsanoğlu uygarlık yolundaki kanlı ilerleyişine başlamadan önce, ilkelliğin karanlığına giderek daha çok batmaya mahkûmdur. Sayımız artınca ve herkese yer olmadığını hissettiğimizde birbirimizi öldürmeye başlayacağız
“İnsanlar eskiden beri metafizik bir kavram olarak mutlak adalete inanır ama anlaşılan o ki evrende adalet diye bir şey yoktur.”
Barut sayesinde insanlar milyonlarca insan öldürecek ve çok ileride bir gün yeni bir uygarlık, sadece bu yoldan, ateş ve kan üzerinden evrilecek.
Herkes ölüyordu nasıl olsa; iyisi de kötüsü de, güçlüsü de zayıfı da, hayata dört elle sarılanı da yaşamı aşağılayanı da...
"İnsan sayısı artıp büyük şehir uygarlıklarda toplu hâlde yaşamaya başlayınca yeni hastalıklar çıkmaya, insanların vücutlarına yeni tür mikroplar girmeye başlamış."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kızıl Veba
Baskı tarihi:
11 Haziran 2020
Sayfa sayısı:
72
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786257070782
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Scarlet Plague
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası kültür Yayınları
Jack London, 1912 yılında İngiltere’de London Magazine’de yayımlanmaya başlayan Kızıl Veba yapıtıyla “kıyamet sonrası” edebiyatın öncüleri arasına girmiştir. Nüfustaki, bilim ve teknikteki, ekonomideki sıçramaların büyüsüyle gözlerin kamaştığı bir çağda yazar, uygarlığımızın kırılganlığını anımsatır. Yapıtı milyonlarca insanın doldurduğu şehirlerin ve kırların ıssızlığa teslim oluşundaki hızı bütün çarpıcılığıyla ortaya koyar. Yalnızca nüfusun değil, bilginin, üretimin, hatta dilin yitirilişi, eski uygarlıkla köprü olan bir profesörün gözünden yeni insanlığa anlatılır. Peki yeni insanlık bu ihtiyara kulak verecek midir? Kızıl Veba’da yirminci yüzyılın başından yüz yıl sonrasına, 2010’lar dünyasına bakan Jack London’ın öngörülerindeki keskinlik, kitabı bir klasik olmanın ötesinde, günümüz için hâlâ canlı bir eleştiri kılıyor.

Kitabı okuyanlar 5,6bin okur

  • Barış
  • neuromaniaa
  • Büşra
  • Meryyy
  • Ayça Ceren AKSOY
  • Yusuf YAZAN
  • sena
  • Yaz Yağmuru
  • Rukiye
  • İtlasebiya

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%20.4 (463)
9
%19.8 (449)
8
%19.8 (449)
7
%8.5 (192)
6
%2.4 (55)
5
%1.1 (25)
4
%0.2 (5)
3
%0 (1)
2
%0.1 (2)
1
%0

Kitabın sıralamaları