Geri Bildirim
Jack London

Jack London

8.5/10
5.352 Kişi
·
17.059
Okunma
·
1.915
Beğeni
·
28.740
Gösterim
Adı:
Jack London
Tam adı:
John Griffith Chaney
Unvan:
ABD'li Gazeteci ve Roman Yazarı
Doğum:
San Francisco, ABD, 12 Ocak 1876
Ölüm:
Kaliforniya, ABD, 22 Kasım 1916
12 Ocak 1876’da San Francisco’da doğdu. Gerçek adı John Griffith Chaney’dir. Evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya gelen Jack London, soyadını, henüz sekiz aylıkken annesinin evlendiği John London adlı savaş gazisinden aldı. Maddi sıkıntılar nedeniyle küçük yaşta okulu bırakıp gazete satıcılığı, tayfalık, balıkçılık, istiridye korsanlığı, gazetecilik, sahil koruma devriyeliği gibi çeşitli işlerde çalıştı ve Amerikan işçi sınıfını tanıdı. 1894’te serserilik suçlamasıyla otuz gün hapis yattı. Hapisten çıktıktan sonra hayatını değiştirmek arzusuyla liseye kayıt yaptırdı. Lise öğrenimini bir senede tamamlayarak 1896 yılında Kaliforniya Üniversitesi’ne girdi. Bir dönem okuyabildiği üniversiteden maddi zorluklar sebebiyle ayrıldı. 1897’de Klondike bölgesinde altın arayanlara katıldı ama bir yıl sonra yine yoksul ve işsiz olarak geri döndü. Yoğun bir çalışma programı hazırlayarak şansını yazarlıkta denemeye karar verdi. Soneler, baladlar, nükteli fıkralar, anekdotlar, korku ve serüven öyküleri yazmaya başladı. 1909’da yazdığı Martin Eden bu dönemi yansıtması bakımından otobiyografik izler taşır. İlk kitabı Kurt Dölü (1900) büyük ilgiyle karşılandı. Aynı yıl Elisabeth Maddern ile evlendi ve bu evlilikten iki kızı oldu. Ancak bu beraberlik uzun ömürlü olmadı ve 1904’te sona erdi. Charmian Kittredge ile ikinci evliliğin ardından 1916’da Kaliforniaya’daki çiftliğinde hayatını kaybetti. London yazarlık kariyeri boyunca elliye yakın kitap yazdı ve döneminin en çok okunan yazarlarından biri oldu. Yazdıkları, yaşadıkları etrafında şekillenmiş, sosyalizmin de etkisiyle toplumcu bir dünya görüşüne ulaşmıştır. Başlıca eserleri arasında Beyaz Diş, Martin Eden, Uçurum İnsanları, Vahşetin Çağrısı yer alır.
Çok yol aldım bunu biliyorum ve daha gidecek çok yolum var. Sürünerek gitmek zorunda da kalsam bu yolu gideceğim.
Ne söylediğinizi, biraz da nasıl söylediğiniz belirler.
Jack London
Sayfa 74 - İş Bankası Kültür Yayınları
"Sen bir işi tamamladıktan sonra elde ettiğin başarıda değil, o işi yaparken buluyorsun mutluluğu."
sizin sınıfınızın zekâdan yoksun ve aptal olduğunu söylemiştim. İşte bayım, siz de bu savıma güzel bir örneksiniz.
Martin Eden…
Kitap olduğunu bilmesem oturur bir köşede yas tutarım. Kurgudur diye avutuyorum kendimi.

Nasıl da güzel işlemiş hayatı Jack London. Bir roman okuduğum fikrine inandırmaya çalışıyorum kendimi. Gerçek olmalı tüm bunlar. Yaşanmış olmalı. Yoksa nasıl bu kadar dozunda ayarlanır anlatım(?).

İtiraf etmeliyim ilk bölümlerinde yine ihtiyar kaldığım (orta yaşa merdiyen dayamış biri olarak) bir roman olduğunu düşündüğüm zamanlar oldu. Yani; sanki daha gençlere hitap eden bir kitap diye düşünmeden edemedim. Bazı yerlerinde (yine ilk bölümleri kastediyorum) sanki tekrara düşmüş diye eleştiresim de gelmişti.
Fakat sonra; tam olarak nereden başlayarak olduğunu hatırlamıyorum ama ortalara yakın, kendimi hayatı ve düzeni eleştirirken buldum. 21 yaşında, denizcilik yapan, eğitim almamış, ailesinden kalan iki kız kardeşinden (biri hiç sevmediği itici bir adamla evli) başka bir şeyi olmayan güçlü, kuvvetli, mert bir adam. Yakışıklı, sevecen fakat kızlara önem vermeyen… Tâ ki…

Bir gün Ruth’un (esas kızımız) ailesinden birini serserilerin elinden kurtarır. Ve onun tarafından yemeğe çağrılır. Yemeğe gidene kadar, belki daha önce hiç bilmediği, zira varoş tabir edebileceğimiz bir yaşam tarzında yetişmiş olan Martin; bu, düzenli ve gayet iyi eğitilmiş ailenin içine katılırken büyük bir eziklik hissetmiştir. Ruth’a olan aşkının başlangıcı da tam burada olur.

Konuya çok fazla girip romanı elinizden almak istemiyorum. Şu kadarını söyleyeyim; biz kitap okuyanların hepsinin hissettiği yalnızlaşmayı göreceksiniz, bilinç arttıkça toplumdan uzaklaşma, sürüden kurtulup kendi kararlarını verme iradesi ve gücü ete kemiğe bürünecek satırların arasında. Benim gibi ‘-izm’lerle (sosyalizm, realizm, idealizm ve bireycilik kitapta geçenlerin başlıcaları) arası sağlam olmayanlarınız için bile açıklayıcı olacaktır. Sınıf farkının hayattaki etkileri öyle güzel işlenmiş ki. Kişinin hiç olmadığı biri gibi nasıl gösterilebileceğini de göreceksiniz, aşkın ‘sefil’ dünyevi ihtiyaçlar için ayaklarının altına alındığını ve aynı değerler uğruna şartlar değişince baş tacı edildiğini de göreceksin. Bir insanın yalnızlığını göreceksiniz. Çaresizliğini. Ve ‘bilmenin’ aslında ne kadar da canınızı yakabileceğini anlayacaksınız!

‘Jack London’ der ve bitiririm.
"OKUDUĞUNUZ BU KİTAP JACK LONDON ' IN ÖZ YAŞAM ÖYKÜSÜ DEĞİLDİR !!! NASIL MI ?"

Sabah buna diye başladım Aziz Nesin kritikleyip sekiverdik işsizlikten =)) Eh fena da olmadı hani ! Çünkü her ikisi de azmin ete kemiğe bürünmüş hali benim gözümde..İkisi de kelimenin tam anlamıyla tırnaklarıyla kazıya kazıya geldiler oldukları yere ..Bu açıdan bakınca az gecikmeli oldu ama olsun beklediğime değdi..

Bu nasıl bir azim demek istiyorum ama kitabı okuyanlar hemen romana ya da Martin Eden karakterine atıfta bulunduğumu sanacaklar ..Halbuki Jack London ' ın hayatı ve başardıklarının yanında bu roman ne olabilir ki ? Amerikan edebiyatının incilerinden hatta ve hatta en iyilerinden biri diye nitelendirilen bu kitap Jack London' a kıyasla kumsalda bir kum tanesi olabilir mi acaba ? Romanı hayatını bilmeksizin okuyanlar , bir genç kıza aşık olan Martin isimli bir denizcinin azmi , sonrasında yaşadığı hüsran ve mutlu /mutsuz son olarak algılayacaklar .. Yahu arkadaşım ne demeye çalışıyorsun diyenleri duyar gibiyim .. O yüzden hemen sadede geleyim ..Arkadaşım bu okuduğun ve otobiyografik diye nitelendirilen roman Jack London ' ın hayatı değil .. En azından tamamı HİÇ değil ! Çok çok kısa bir dönemi .. Ve kurgu ile zenginleştirilmiş bir versiyonu .. Bir kez Jack London ' ın anne ve babası ölü değiller bu romanda olduğu üzere ..Burda bir kere anlaşalım .. Hatırımda kaldığı kadarıyla annesi ,kendisi milyoner olup ayrı çiftlik evi (WOLF HOUSE) yaptırıncaya kadar da hayatta ..
Evet Ruth olarak okuduğun ve Martin Eden ' a tokadı basan onu yüzüstü bırakan omurgasız bir hatun Jack London ' ın hayatında var oldu .. Asıl ismi Mabel Applegarth idi..Jack London bu veremli genç kızı lise yıllarında ismi Ted olan abisinin daveti üzerine evlerine gittiği dönem tanıdı ..Çook öncesinde denizlerde inci avcılığı yaparken postu deldireceğini anlayınca polis vardiyasına katılmış sonrasında bu işlere paydos diyip liseye yazılmıştı .. İşte onu ilk kez gittiği Oakland lisesinde gördü ve etkilendi .. Sonrasında Kaliforniya Üniversitesine gitti ..Aynı romandaki gibi çok kaba , sürekli içen ingilizcesi bozuk bu genci , Kaliforniya Üniversitesinde tekrar görünce bizim hatunun feleği şaştı tabii .. O kalas aromalı genç gitmiş yerine entellektüel birikimli hızar gibi bir Jack London gelmişti .. Ama ne yazık ki maddiyat el vermedi tekrar çalışmaya başladı .. Tam herşey bitmiş , KENDİSİ GÜNEŞTE UNUTULMUŞ 100 yıllık BİR BAMBU TABUREYE DÖNMÜŞ , HAYAT İSE 160 KİLOLUK BİR ÜMİT USTA kıvamında "üstüne üstüne" geliyorkeeeeen bir mucize oldu ! Eserlerinden biri yayınlandı.. Sonrasında olanlar yer yer yazarımızın hayatıyla eşleşiyor .. Şimdi sanırım ne demek istediğimi anlamışsınızdır .. Evet Martin Eden Jack London mıdır ? Aynen öyle !! Kendi üzerinden hayatının bir kısımını değiştirerek aktarmış bize olanları .. Anlayacağınız üzere gerçek hayatta iki evlilik yapmasına rağmen gerçek ve ilk aşkını hiç unutmamış ..Tıpkı ona en kötü günlerinde yardım edenleri de unutmadığı , yeri gelince hatırladığı gibi ..Yeri gelmişken hatırlatayım bu insanlar için ne dediğini :

"Acımak , aç bir köpeğin önüne kemik atmak değil , kemiğini o köpekle PAYLAŞMANDIR."

İşte bu yüzden diyorum ki inanılmaz bir adam .. İnanılmaz bir azim ..İnanılmaz bir sadakat ..Eşi benzeri olmayan bir kalp bu adamdaki!! Eşsiz bir zeka ..Muadili belki hiç gelmeyecek bir yetenek!

Nasıl başarılı olmasındı ki? Romanı okuyanlar bir şeyi hemen farketmişlerdir ..Kendisi gerçek bir "realisttir".. Hep söyledim ; Demir Ökçe incelememde (#25935136 ) , hayatını anlatan Doludizgin bir Denizci Jack London' da da (#24776554) belirttim..Gerçek hayatta neyi gördüyse onu yazdı Jack London! Edebiyat üzerine tartışan monşerler ,kırmızı kadife koltuklarda yaylanıp ,şarap şampanya yudumlayıp hiç yaşamadıkları hayatlar üzerine beylik tanımlar yaparken gerçek açlığı, sefilliği , bir ekmek için eriyen bedenleri gördü..O insan öğüten çarkların içine düştü..Hem de romanda geçen çamaşırhanedeki de dahil , daha kötü versiyonlarına .. Gözleriyle gördü yokluğu .. Dört gün sadece tek , bir tek patates haşlayıp hayata tutunduğu günleri yaşadı .. Bakın bu adamın başardığı mucizeyi gelin size bambaşka bir yoldan anlatayım .. Evet uzun oldu inceleme .. Varsın olsun ! Böylesi bir adama değer !! Martin Eden ' ın nasıl ve nerede yazıldığını, hiç olmazsa buraya kadar okuyanların bilmeye hakkı var ..

Diyorum ya o çarkların arasına girdi diye .. Bana göre çok önemli iki eser kaleme aldı ünlü olduktan sonra. Bunlardan biri Uçurum İnsanları ( #18738047 ) diğeri ise Demir Ökçe idi ve her iki eser de ezilenlerin hayatını mercek altına alıyor ve kapitalizm eleştirisi barındırıyordu .. Uçurum İnsanları yazıldıktan sonra büyük eleştirilere göğüs gerdi Jack London .. Ama Demir Ökçe bambaşka bir durumdu .. İktisadi sistem eleştirisi barındırdığı gibi , din adamları ve dolayısıyla kiliseyi, ayrıca mahkeme ve yargı sisteminini de top ateşine tutuyordu..Bu sırada başına gelecekleri bilen kahramanımız elinde avucundakilerin hepsini nakite çevirip Snark adlı bir tekne yaptırmaya başladı .. Amacı 7 sene sürecek bir dünya turuna çıkarak gördüklerini yazmaktı .. Elinde avucunda hiçbir şey olmazsa , ondan da zerre koparamayacaklarını gayet iyi biliyordu çünkü .. Demir Ökçe' nin ilk tefrikası (belli bir kısmının okunuşu) Ruskin Club isimli bir mekanda oldu .. Tabii ki kıyametler koptu..Yayımcısının tek dileği en azından mahkemelere olan hakaret kısımlarının çıkarılmasıydı ama Jack London buna bakın nasıl karşılık verdi :

"Eğer mahkemelere saygı duymadığım için suçlanacaksam , altı ayımı cezaevinde geçirmişim ne çıkar ? Bu süre içinde iki kitap yazar , dilediğim kadar da okurum.." (VER MEHTERİ!! )

Ve ne diyordu onu Amerika' nın Karl Marx ' ı sayan Anatole France bu efsane kitaba yazdığı önsözde onun için : " Jack London , ölümlüler topluluğunun göremediklerini sezinleme dehasına sahip...İleriyi görme konusunda özel bir yeteneği var."

Velhasılkelam eser yayınlandı ve bizim esas oğlan karadaki cinneti ardında bırakıp daha önce HİÇ ama HİÇ DENİZE AÇILMAMIŞ tayfası ile beraber Pasifik'e yelken açtı .. Bu tayfalardan biri tekneye ahçı olarak alınan "MARTIN" Johnson isimli bir gençti(kim bilir belki bu ismi onun için seçti)..Bu arada hayatı boyunca insanlara onca iyilik yapmış Jack London sırtından bıçaklanmıştı bir kez daha .. Depoladığı meyve sebze çürük çıkmış ,gemide de yapımdan kaynaklı hatalar farkedlimeye başlanmıştı.. Tayfayı hem deniz tuttuğu için hem de işten anlamadıkları için etkisiz eleman sayan Jack London bunlardan kimini kovdu ve okyanusun ortasında , ışıksız gecelerde bu yediği son darbenin de etkisiyle bir kez daha tükenmenin eşiğine gelmişken Martin Eden ' ı yazmaya başladı .. İşte size bahsettiğim Martin Eden bu ! Martin Eden ' ın gerçek azmi bu ! İşte bu efsane adam her akşam , her sabah hayatımın romanı dediği yazarlığının başlangıcını anlatan bu esere bin kelime eklemekte , eğitimsizliğinden gelen cahilliğine çare aramak için nasıl çabaladığını , nasıl bilgili bir insan olup çıktığını anlatmaktaydı ..Romandaki esas kişiler Mabel ve ailesi (Ruth ve Morse ailesi) ,kendisine yol gösteren şair George Sterling (Brissenden) ve bizzat kendisi idi.. Bu romanın kadın kahramanı Ruth Morse Jack London' ın işçi sınıfından gelmeyen tek kahramanıdır.Bu eserde sosyalizme bir gönderme de vardır ..Şöyle ki şair Brissenden ,Martin Eden ' a sosyalizme tüm gönlüyle bağlı kalmasını öğütler.Böylece , sosyalizm başarıya ulaştığında kendisinin de hayata bağlı kalmak adına bir nedeni olacaktır..Oysa o bundan vazgeçip kendi tabiri ile "Ay' ın yapımında kullandığı yeşil dolar dağları ile geldiği yere , denizlere döner..Bu bağlamda monetary sistem yani parasal sisteme de bir dikenli selam çakar ..Sınıflar arası ilişkileri , hayatı olduğu gibi anlatması ve azmin gücünü ele alması açısından da eşsiz bir eserdir .. İnsan isterse neler yapabilirin cevabıdır bu anlamda hem Jack London hem de Martin Eden .. İşte hayatını tam anlamıyla bilmeksizin okuduğunuz Martin Eden ' ın ardındaki gerçekler .. Sanırım biraz uzun oldu ama hayatını sadece bu romandır diyerek okumanıza da gönlüm razı gelmedi ..İnceleme burada bitiyor ..Tavsiye ediyor muyum ? Demiryolu Serserileri ve
John Barleycorn (Bir Alkoliğin Anıları) kitaplarıyla beraber okuyacaksanız pek tabii =))

KAHROL RUTH MORSE TAYFASI .. Sizi de unutmadı Tuco Herrera =)) Bu kısmı sizin için özellikle arayıp buldum ..

Aradan iki yıl geçmiş Martin Eden yayınlanmıştır .San Jose ' deki kadınlar derneği , edebiyat eleştirmeni Mira Mac Clay ' i davet ederek Martin Eden üzerine bir konuşma yapmasını ister ..Mac Clay açar ağzını yumar gözünü ..Eserdeki kadın kahraman Ruth ' un korkaklığı ve iki yüzlülüğü yüzünden ,hem kendi hayatını hem de Martin Eden ' ın hayatını bitirdiğini söyler .. Tüm bunları söylerken , en ön sırada oturan ve gözlerinde ölüm kadar derin bir hüzün ve gözyaşları barındıran , soluk yüzlü incecik kadının isminin Mabel Applegarth olduğunu bilmemektedir ..

Sunay Akın gibi adamım vesselam .. Lanedossun !!! Görüşmek üzere işsizler !!! Buraya kadar okuduysan son böbürlenmemi de hakettin ..Hiç kusura bakma güzel kardeşim =)))
Yine "sahaflardan" aldığım ve ağzımdan burnumdan 1500000 volt geçiren bir başka kitapla daha sizlerle beraberiz.. Uzun zaman oldu bu kitabı okuyalı bir türlü fırsatım olmadı kritikleyeyim ..Ancak şimdi fırsat bulabildim..

"ABİ BENİM BÖBREĞİ SÖKÜP YERİNE ETİ-CİN TAKTILAR YAA" KIVAMINDA BİR DRAM...

Kitap , Amerikalı yazar Jack London ' ın bi tarafına rahat batınca memleketinden kalkıp , "yahu bu orayı burayı sömüren ,sınırlarında güneş batmayan imparatorluk İngiltere' de neler oluyor?" diyip , söz konusu ülkenin doğu kısmında hem sosyolojik hem de ekonomik bazlı bir araştırma yapmak üzere 1900 lerin başında İngiltere 'ye gelmesiyle başlıyor..kalkıştığı iş öylesine ütopik ve tehlikeli ki , Amerikan konsolosluğu bile kendisini ilk başta uyarıp vazgeçirmeye uğraşıyor..Kararından dönmeyip giriyor UÇURUMA o dönemin Uğur Dündar'ı ve tek kişilik Arena ekibi misali..

Öncelikle niçin uçurum ? yazar bu tanımı özellikle kullanmış çünkü bu kısımda yaşayan insanların hepsi dibine düşünce kıyma makinesinde çekilip geri-dönüşümü olmaksızın sistem dışına çıkan ,kayık hayatların oluşturduğu ve sonu devlet eliyle asla değişmeyecek ve değişmesi de istenmeyen bir sisteme aitler ..elden ayaktan düşenler için tek bir son var : ÖLÜM! ve anlatılmaz, tarif edilmez bir ölüm .. düşkünlerevinde ölüm süresi uzayanların devlet eliyle kasten ve bilerek nihai sona ulaştırıldıklarını düşünün !! kanınız dondu değil mi? en basit haklardan mahrum olarak yaşayan, yemek aramaktan iş aramaya - iş aramaktan yemek bulmaya vakti ve dermanı kalmayan ,EĞİTİMİN OLASI BİR YILDIZ TİLBE "BENİ" ile HALLEY KUYRUKLU YILDIZI YÖRÜNGESİNDE YERALDIĞI VE BİLMEM KAÇ YÜZ SENEDE BİR SÖZ KONUSU İNSANLARA TEĞET GEÇTİĞİ BİR SİSTEMDEN bahsediyoruz burda.. ve yazarımız 6 ay boyunca bu insanları yakından takip edebilmek , onların yaşamlarını gercekten anlayabilmek için birebir moda mod bu hayatı yaşıyor.. boyalı kuş okuyan arkadaşlarımız varsa bilirler..ordan bir örnek vereyim .. yani ordaki o çocuğu alın star wars'daki Darth Sidious ( ALL HAIL!) misali klonlayıp ( STAR WAAAAAARS!!! ) bir ordu kurun ..bunlarıda simidin üstündeki susamlar misali ingilterenin doğu yakasına serpiştiriverin 1900lerde .. HİÇ- BİR FARK YOK!! ve bu anlattıklarım spoiler değildir...bunu da bilin.. çünkü yazar o derece hissederek etkisinde kalarak yazmış ki tüm partları , açlığı-sefaleti ve soğuğu birebir hissediyorsunuz.. çaresizlik nedir , elden ne gelir tribi nedir anlıyorsunuz.. benim size burda 500 farklı olay anlatmam etkileyiciliğine zerre darbe vurmaz ...tek bir örnek vereyim sadece ve bitireyim ..o dönemlerde uygar (?!?!?!) ingiltere'de gaz saati uygulaması var insanların evinde ki çok şanslı olanlardan bahsediyorum .. ve bu insanlar günde 16 ila 18 saat çalışarak o ocakta bir (!1!) "öğünlük" yemeklerini bırakın pişirmeyi ısıtacak bir pennyi dahi kazanamıyorlar..ısınmayı beslenmeyi varın gelin siz düşünün ..hani ben bunu duyduğumda , rize üzerinden askeri helikopterle geçerken çay tarlalarında çalışan işçilere ekmek arası ercan saatçi cd leri attığım rüyalarıma şaşırdığım kertede şaşırdım ..inanmak istemedim..

işin acı veren tarafı bu kitabın dünya da hiç ses getirmemiş olması..emperyalizmin kendi çıkarı doğrultusunda gelişen gerçeklerin önüne set çekmiş olması ..muhakkak okunası muhakkak kitaplığınıza katılası..

""Başka hiçbir kitabım için yoksulların ekonomik açıdan aşağılanmasını inceleyen Uçurum İnsanları kadar kalp ağrısı çekip gözyaşı dökmedim."

- Jack London -
Tanıştırayım sizi Martin Eden, bundan böyle hikâyesi ile artık benim en yakın arkadaşımdır. Güvenin ona tüm samimiyetimle söylüyorum bizden, içimizden birisidir o. Tanışın onunla oldukça mütevazı birisidir, yanında olun onun, asla sizi yarı yolda bırakmayacaktır, anlatın bütün derdinizi, tüm sıkıntılarına rağmen sizi dinleyecektir elinden geliyorsa yardım da edecektir ve son olarak kulak verin anlatacaklarına öyle ki anlatacakları bir haykırıştır.

Kitabın daha ilk sayfasını okurken anladım Martin Eden’i seveceğimi. Belirli bir nedeni olmaksızın ve onun hayatına harici bir göz misafiri olarak tanık olmama rağmen sevdim onu. Ah ne kadar isterdim liseden, üniversiteden veyahut iş yerimden tanıdığım reel bir birey olmasını. Kitap okumanın en güzel yanı da bu olsa gerek hiçbir zaman var olamayacağını bildiğin bir karakteri sevmek, sevebilmek.

Hikâyeye dönecek olursak Örgü, Martin’in tesadüfi bir karşılaşma sonrası sosyal statüsünü ve gücünü, eğitiminden ve zenginliğinden alan Ruth’a ilk görüşte âşık olması ile başlar. Eğitim ve zenginlik, Martin’in hikâyesi için bu noktada anahtar kelimelerdir ki Ruth’u elde etmek için öncelikle bu unsurları elde etmesi gerekecektir ve bunun içinde önünde alması gereken uzun bir yol vardır.. Yolculuk boyunca maddi olarak sıkıntılar çekecek ve yer yer bu yolda inancını da kaybedecektir fakat Ruth’a olan aşkı onun için bu yolda her daim itici bir kuvvet olmaktadır. Martin’in tek hedefi kitap yazmak ve bunun getirileri (para, ün, statü ve güç) ile Ruth’u elde etmektir. Daha sonrasında anlayacaktır ki ilk etapta Ruth için istediği para ve ün onu çok farklı bir toplumsal psikoloji sentezi yapmaya itecektir. Bir toplumun, her sınıfının ayrı ayrı profilinin çizildiği bu kitapta inanılmaz tespitler de göz önüne serilmektedir. Demek istediğim toplumun asıl önemsediği fikirlerden daha ziyade para ve ündür tezi gerekçeleri ile açıklanmaktadır. Bu noktada kitaptan bir alıntı yapmak istiyorum; “Size ayın yeşil peynirden yapılmış olduğunu söyleyebilirim ve sizde beni onaylarsınız, en azından yadsımazsınız, çünkü dolar dağlarım var.”

İnanılmaz hikâye örgüsünün yanı sıra edebi bir ziyafet de sunan bu kitabı okumaya yeni başlayan arkadaşlara kesinlikle önermiyorum. Bu kitabın lezzetini tam manasıyla alabilmek ve anlayabilmek için bunun bir gereklilik olduğunu düşünüyorum. Ben bu kitabı okudum kazanımlar benimdir ancak Martin Eden’i bir sonraki elime alışımdan önce araya en az elli kitap sıkıştırmak istiyorum ve inanıyorum ki o zaman geldiğinde kazanımlarım daha fazla olacaktır.
Martin Eden’in etkisinden dolayı Jack London kitapları okuma isteği uyanmış birçok insandan biriyim. Beyaz Diş’e de bu yüzden başladım. Açıkçası yazarın iki kitapta çizdiği tavır bambaşkadır. Yazarların art arda okuduğunuz iki kitabında birbirine benzerlikler bulabilir ve rahatsız olabilirsiniz. Fakat öyle bir şey yaşamadığımı öncelikle belirtmeliyim. Gerçekten büyük bir yazar olduğunu tekrar vurgulayarak kitaba dönmek istiyorum.

Beyaz Diş’de dörtte bir köpek olan bir kurdun hikâyesi anlatıyor. Yabanda doğmuş ve yabani hayatı bilen kurt özellikleri yüksek olan bir köpek. Diğer kurt köpekleri evcilleşeli birkaç kuşak olduğu için ondan çok daha farklıdır. O, ise yabanı bilir ve sık sık yabanın onu çağıran sesini duymaktadır. Kendi türüne düşmandır (kurt köpekleri). Bu, biz insanlarda da sıkça bulunan bir özelliktir. Gerçi biz insanlar kendimizden başka her şeye düşman olabiliyoruz kolayca (menfaat icabı).

Bu kitap bir fabl (hayvanların konuşturulduğu hikâyeler) değildir. Zaten öyle olsaydı muhtemelen okuyamazdım. Lakin olumsuz bir eleştirim de olacak, benden sonra okuyacak kişileri hazırlamak için söylüyorum. Yoksa yazarları eleştirme haddini bulmuyorum kendimde. Zaman zaman sıkıcı gelebiliyor başlarda. Hikâyenin açılacağını düşünerek biraz sabırlı yaklaşmak gerekiyor.

Kitapta bir kurt köpeğinin hayatını anlatırken adeta insanlara bu dünyanın gerçeklerini resmetmiş yazar. Yaban hayatının yasalarını gözler önüne sermiş ve aslında biz insanlarında benzer kurallara tabii olduğumuzu ve dünyanın güçsüzler için ne kadar acımasız olabileceğini vurgulamış. Kurtlukta birinci kural ‘ya yersin, ya yenilirsin’. İnsanların şartlar oluşunca (ya da fırsat bulunca mı demeliydim?) kurtlardan çok daha vahşi ve acımasız olduğunu söylememe gerek var mıdır bilemiyorum.

Kitabın en çok sevdiğim yanı, hikâyeyi çoğunlukla annesi yarı kurt olan bir kurt köpeği üzerinden anlatmasına rağmen okuyucuya insan hayatıyla ilgili harikulade tespitler sunması.

Keyifle okunacak bir klasik.
"KALE KÜÇÜK - AYI BÜYÜK .. BİR CİNLİK YAPMALIYIM " derken bakın neler oldu, nerelere geldiler ?!?!

Evet bir kiritikle daha beraberiz PAPİÇULOLAR!!! Uzun müddet evvel okuduğum ama kritiğini yapmak için Jack London ' ın hayatını okumayı beklediğimden dolayı ertelediğim kitaplardan bir tanesi daha .. Konu az uzunca , toparlamaya calışıcam kısaca..hemen başlayalım o yüzden ..

Biliyorsunuz sanayi devrimini ilk önce tamamlayan ülke İngilizlerdi.. 1730 larda tekstil sektöründe çalışanlar ( başlıca onlar ama geri kalan neredeyse tüm nüfus ) krik-kraklarla efenime söyliyeyim eti balık krakerlerle beslenmeye çalışan anorexia nervosaya tutulmuş su aygırları kıvamında yaşıyorlardı çünkü üretim aletleri yetersiz , basit ve az sayıdaydı..Küçük topluluklar halinde çalışıp üretimi yükseltmeye çalışıyorlardı..Üretim az , beslenecek boğaz çok olduğundan kelli herkes sefalet içerisinde yaşıyordu zira beslenecek nüfusun büyüklüğünün aksine pasta küçük olduğu için dilimde küçüktü ( ETİCİN REKLAMINDA KALEDE DURAN AYI MİSALİ İŞTE... KALE KÜÇÜK AYI BÜYÜKTÜ BİR CİNLİK DÜŞÜNMELİYDİLER!!) ..Bu onları bir dizi icat yapmaya itti.. Basit düzenekler ilkel makineleri , ilkel makinelerle artan üretimse işgücündeki eksikliği ve enerji ihtiyacını açığa çıkardı.. Sonrasında buharlı makineler ve pistonlar , fosil yakıtlarla fabrikalar , elektrik falan fistan gülistan derken ta bugünlere gelindi. İnsanoğlu üretimi arttırıp kısmen karnını doyurmuştu doyurmasına ama bu kez de üretilen ürünün satımı ile balla tatlanan ağızlar paranın bağımlısı olmuşlardı..Pazar ve hammadde arayışı derken insanoğlu gözünü bir türlü doyuramadığı bir başka canavar yaratmış oldu..Kapitalizm! Bu doymak bilmez canavarı halkların yararına kullanıyoruz diyerek sözde dizginleyen işverenler pipetlere varıncaya kadar işçi ve emek sınıfının kanını hüplettiler.. Sonra onlar da günümüzde halen daha devam eden düzenlerin temellerini atıp birleştiler..vampirik holdingler- karteller ve anemi aromalı tröstler meydana getirip tüm dünyaya yayıldılar..Biz bu canavarın ilk evrimini gerçekleştirmeden önceki günleri ile, 800'lerin sonu 900'lerin başı ile ilgilenicez ve Amerika' ya gidicez..
800lerin 3. çeyreğinde doğmuş ve 900 lerin başında kenevir atölyelerinde çalışmakta olan iri yapılı gürbüz bir genç vardı..İlk başlarda o da sirkülasyonu karşılıksız emek ve kanla sağlanan çarklar arasında kalıp öğütüldü..Kenevir tezgahlarına kolunu bacağını kaptıranları gördü ..Yeri geldi emeğinin karşılığını alamadı ,yeri geldi aç kaldı..O günlerini hiç unutmadı ve ünlü bir yazar olarak anılmaya başladığı günlerde, konuşma yapması için davetli olarak gittiği bir seminerde bu canavarın kalbinin attığı eyaletlerden birinde tüm işveren sınıfına ve din adamlarına ateş püskürdü..Yaptığı cidden büyük cesaret isteyen fakat kodamanlar tarafından kabul edilemez bir işti.. Çünkü YENİ EMPERYALİZM henüz doymaktan çooook uzaktı .. Bir önceki yüzyılda imparatorluk kuranların tümü Avrupa ülkeleriydi .. artık daha zenginlerdi ve fetihler için istekte dahil HERŞEYE sahiptiler..PARA , BUHARLI GEMİLER , TÜFEKLER VE AÇGÖZLÜLÜK ..Ve tahmin edileceği üzere bu kurucu babalar çayda çıra eşliğinde buharlı gemilerle çıkılan seferler sonucu yoksul ve geri kalmış ülkeleri kelimenin tam anlamıyla bir bir YUTTULAR!! Pamuk , kauçuk , pirinç gibi temel besin ve ihtiyac maddelerine gereksinimleri vardı ve ürettikleri mallar için pazar istiyorlardı..Ama aynı zamanda gittikleri yerde başkaları üzerinde egemen olmayı da amaçlıyorlardı.. Bu yüzden gittikleri yerlere yanlarında MİSYONERLERİ de götürdüler..Diğer ülkeler de bunu copy -paste ederek uygulamaya geçirdi..bunlardan biri Japonya diğeri ise Amerika idi..Ve tahmin ettiğiniz üzere toplantı da bu yamyamlara ayar veren gencin ismi JACK LONDON ' dı.. Muazzam bir karalama kampanyası başlatıldı kendisi için.. İşte bu kampanyanın başlatıldığı günleri kelimenin tam anlamıyla zindan ettiler kendisine.. Yine de yılmadı. O açgözlüleri ve onlarla kader birliği yapan kiliseyi de DEMİR ÖKÇE adını verdiği hamura katıp yoğurup bu muazzam sistem eleştirisini romanlaştırdı..bizlere ulaştırdı (bkz : sonrasında UÇURUM İNSANLAR - #18738047 ile de ikinci bir tokat vurdu).. Hep söylüyorum yine söyleyeceğim : Jack London hayatı boyunca ne yaşadıysa onu yazdı.. Böyle bir eserin o dönem için yazılmış olması korkunç bir cüret ve meydan okuyuş.. King Kong ' un yüreğine mantar kırıp sote de yapsan herkesin harcı değil ..Velhasılkelam , kitabı alıp okuyacaklar sizler de kitabı elinize aldığınızda işveren ve emek sınıfının mücadelesine ve bir devrime şahitlik yapacaksınız ..Bu gözü dönmüş puro tellendiren kodamanların para ve güç için sınırları ne kadar esnetip yeri geldiğinde nasıl ortadan kaldırdıklarını tecrübe edeceksiniz.. ve en ama en önemlisi distopik denen bu romanın günümüzdeki sistemle nasıl birebir örtüştüğünü göreceksiniz .. son sözüm : SEN ÇOK YAŞA AMERİKALI VİKİNG .. SEN ÇOK YAŞA !!


Buraya kadar yılmadan okuyan herkes için gelsin.. Ahu Tuğba söylüyor : Buyur Gel "MIRNIK" (?!?!?!?!!!!) albümüne isim veren parça !!!!

https://www.youtube.com/watch?v=l_OJuG0nbpk

Not : bir başka incelememde çocukluğumda bu albümle yollarımızın nasıl kesiştiğini de anlatacağım .. Esen ve İŞSİZ kalınız !!!
Bu büyük ailenin bir ferdi olmadan önce kitaplarımı seçerken, ölmeden önce okunması gereken kitaplar, 30 yaşına gelmeden önce okunması gereken kitaplar gibi listelerden faydalanırdım. Bu listeler beni bazen çok güzel kitaplarla tanıştırırken bazen de çok büyük hayal kırıklıkları yaratıyordu. Bu hayal kırıklıklarının en büyüğünü ise Muhteşem Gatsby isimli kitapta yaşadım. Kitabı öyle bir lanse etmişlerdi ki bir okur için olmazsa olmaz mahiyetindeydi. Hatta Amerikan edebiyatının en büyük eseri diyenler bile vardı. Bir heves eseri edindim ve kısa sürede de bitirdim. Sonrasında ise öyle bir hayal kırıklığı yaşadım ki anlatamam. Amerikan Edebiyatının en büyük eseri bu ise bende bir daha Amerikan Edebiyatı okumayacaktım.

Günlerim bu yoğun çaba içerisinde eser seçimleri ve hayal kırıklıkları ile geçerken, bir gün derdimi dostum A.rahim Kara ’ya açtım. Bana bir platform olduğundan, gerçekçi değerlendirmeler yapıldığından ve okunan kitaplardan alıntılar paylaşıldığından bahsetti. İşte dedim aradığım bu! Telefonu kapatır kapatmaz kaydımı yapıp mobil uygulamasını indirdim. İlk başlarda alıntılarımı paylaştığım ve değerlendirmelerinden faydalandığım sadece bir kaynaktı. Sizleri tanıdıkça, sohbetler ettikçe dış dünyada asla bulamayacağım samimi bir ortama dönüştü. Çok güzel arkadaşlar edindim, çok güzel sohbetler ettim. Her bir üyesi ailemin birer ferdi oldu zamanla. Hepiniz sağ olun var olun. Bana bu güzel dünyanın kapılarını açtığınız, beni başka hiçbir yerde asla bulamayacağım bir samimiyetle karşıladığınız için. Hepinizi seviyorum, hepiniz ayrı ayrı ve bir bütün olarak çok özelsiniz benim için.

Siteyle ilk tanıştığım bende henüz derin anlamlar taşımadığı dönemlerde adını sıkça yapılan övgülerle duyduğum bir eser vardı. Hayatın gerçeklerini anlatan ama Amerikan Edebiyatı. Salt bir gerçekçi olarak benim için tercih yapmak çok zor olmadı. İlk ay ki alışveriş listeme eklendi ve site ahalisi tarafından bana aldırılan ilk kitap oldu Martin EDEN. Yalnız biraz bekledi beni. Ta ki Hakan Günday ’ın Daha kitabını okuyana kadar. Kitabın baş karakteri Gaza’nın iki abisi vardı. Afganistan’da ki buda heykelleri gibi. Kaçak göçmenleri taşıyan denizcilerdi kendileri. Dehşet vericiydiler ve dehşet verici bir yazar okuyorlardı. Jack London . O an işte dedim benim yazarım. Hayatın gerçeklerini anlatan, dehşet verici, hasta ve saplantılı karakterleri olan.

İlk fırsatta başladım kitaplığım da yer alan Martin EDEN’e. Acaba beklentilerimi karşılayacak mıydı? İlk okuduğum Amerikan Edebiyatı eserinin hayal kırıklıklarını üzerimden atabilecek miydim? Gaza’nın abileri ve ailem haklı mıydı? Tabii ki! Martin EDEN de hayatın gerçeğini buldum. Toplumsal sınıf farklılıklarını buldum. Yayın dünyasının kokuşmuşluğunu buldum. Bireyin heveslerini, aşklarını beklentilerini, bunalımlarını buldum. Hayata dair ne varsa hepsini buldum. Hayatın anlamını buldum. Artık gerçek hayatı anlatan, yaşayan bir başucu kitabım vardı Martin EDEN ve dehşet verici bir yazarım JACK LONDON.

Bu kitap hayatın gerçeğini anlatıyor görmek ve anlamak isteyene! Öncelikle beni bu sitenin bir ferdi yapan dostuma, sonra beni bu muhteşem yazarla tanıştıran site ahalisine ve Gaza’nın abilerine teşekkürlerimi iletiyorum.

Herkese keyifli okumalar dilerim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Jack London
Tam adı:
John Griffith Chaney
Unvan:
ABD'li Gazeteci ve Roman Yazarı
Doğum:
San Francisco, ABD, 12 Ocak 1876
Ölüm:
Kaliforniya, ABD, 22 Kasım 1916
12 Ocak 1876’da San Francisco’da doğdu. Gerçek adı John Griffith Chaney’dir. Evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya gelen Jack London, soyadını, henüz sekiz aylıkken annesinin evlendiği John London adlı savaş gazisinden aldı. Maddi sıkıntılar nedeniyle küçük yaşta okulu bırakıp gazete satıcılığı, tayfalık, balıkçılık, istiridye korsanlığı, gazetecilik, sahil koruma devriyeliği gibi çeşitli işlerde çalıştı ve Amerikan işçi sınıfını tanıdı. 1894’te serserilik suçlamasıyla otuz gün hapis yattı. Hapisten çıktıktan sonra hayatını değiştirmek arzusuyla liseye kayıt yaptırdı. Lise öğrenimini bir senede tamamlayarak 1896 yılında Kaliforniya Üniversitesi’ne girdi. Bir dönem okuyabildiği üniversiteden maddi zorluklar sebebiyle ayrıldı. 1897’de Klondike bölgesinde altın arayanlara katıldı ama bir yıl sonra yine yoksul ve işsiz olarak geri döndü. Yoğun bir çalışma programı hazırlayarak şansını yazarlıkta denemeye karar verdi. Soneler, baladlar, nükteli fıkralar, anekdotlar, korku ve serüven öyküleri yazmaya başladı. 1909’da yazdığı Martin Eden bu dönemi yansıtması bakımından otobiyografik izler taşır. İlk kitabı Kurt Dölü (1900) büyük ilgiyle karşılandı. Aynı yıl Elisabeth Maddern ile evlendi ve bu evlilikten iki kızı oldu. Ancak bu beraberlik uzun ömürlü olmadı ve 1904’te sona erdi. Charmian Kittredge ile ikinci evliliğin ardından 1916’da Kaliforniaya’daki çiftliğinde hayatını kaybetti. London yazarlık kariyeri boyunca elliye yakın kitap yazdı ve döneminin en çok okunan yazarlarından biri oldu. Yazdıkları, yaşadıkları etrafında şekillenmiş, sosyalizmin de etkisiyle toplumcu bir dünya görüşüne ulaşmıştır. Başlıca eserleri arasında Beyaz Diş, Martin Eden, Uçurum İnsanları, Vahşetin Çağrısı yer alır.

Yazar istatistikleri

  • 1.915 okur beğendi.
  • 17.059 okur okudu.
  • 401 okur okuyor.
  • 12.283 okur okuyacak.
  • 286 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları