Jack London

Jack London

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
koseli-arti
coklupaylas
ucnokta_yatay-1
okuyor-dolu
205bin
Okunma
v3_begen_dolu
9,9bin
Beğeni
goz
163bin
Gösterim
Tam adı
John Griffith Chaney
Unvan
ABD'li Gazeteci ve Roman Yazarı
Doğum
San Francisco, ABD, 12 Ocak 1876
Ölüm
Kaliforniya, ABD, 22 Kasım 1916
Yaşamı
12 Ocak 1876’da San Francisco’da doğdu. Gerçek adı John Griffith Chaney’dir. Evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya gelen Jack London, soyadını, henüz sekiz aylıkken annesinin evlendiği John London adlı savaş gazisinden aldı. Maddi sıkıntılar nedeniyle küçük yaşta okulu bırakıp gazete satıcılığı, tayfalık, balıkçılık, istiridye korsanlığı, gazetecilik, sahil koruma devriyeliği gibi çeşitli işlerde çalıştı ve Amerikan işçi sınıfını tanıdı. 1894’te serserilik suçlamasıyla otuz gün hapis yattı. Hapisten çıktıktan sonra hayatını değiştirmek arzusuyla liseye kayıt yaptırdı. Lise öğrenimini bir senede tamamlayarak 1896 yılında Kaliforniya Üniversitesi’ne girdi. Bir dönem okuyabildiği üniversiteden maddi zorluklar sebebiyle ayrıldı. 1897’de Klondike bölgesinde altın arayanlara katıldı ama bir yıl sonra yine yoksul ve işsiz olarak geri döndü. Yoğun bir çalışma programı hazırlayarak şansını yazarlıkta denemeye karar verdi. Soneler, baladlar, nükteli fıkralar, anekdotlar, korku ve serüven öyküleri yazmaya başladı. 1909’da yazdığı Martin Eden bu dönemi yansıtması bakımından otobiyografik izler taşır. İlk kitabı Kurt Dölü (1900) büyük ilgiyle karşılandı. Aynı yıl Elisabeth Maddern ile evlendi ve bu evlilikten iki kızı oldu. Ancak bu beraberlik uzun ömürlü olmadı ve 1904’te sona erdi. Charmian Kittredge ile ikinci evliliğin ardından 1916’da Kaliforniaya’daki çiftliğinde hayatını kaybetti. London yazarlık kariyeri boyunca elliye yakın kitap yazdı ve döneminin en çok okunan yazarlarından biri oldu. Yazdıkları, yaşadıkları etrafında şekillenmiş, sosyalizmin de etkisiyle toplumcu bir dünya görüşüne ulaşmıştır. Başlıca eserleri arasında Beyaz Diş, Martin Eden, Uçurum İnsanları, Vahşetin Çağrısı yer alır.
520 syf.
·
14 günde
·
9/10 puan
Martin EDEN - Jack LONDON (Okumadan Ölmeyin!)
Tam, "Dur, daha yeni tanıdım seni!" derken kitabın bitmesiyle ellerimden kayıp giden bir arkadaş oldu Martin Eden benim için. İncelememe başlamadan önce bir itirafta bulunmak istiyorum: Bu eseri spoiler vermeden inceleyecek kadar yeterli görmüyorum kendimi. Ona göre okuyun ki incinmesin hayat mücadelesinde yorgun düşmüş yüreklerimiz. Yarı otobiyografik bir roman. Jack London'ı büyük oranda Martin Eden kişiliğine bürünmüş olarak görüyorsunuz. Dönem aynı dönem, mekan aynı mekan, zaman yine aynı zaman ve yine kahramanlar gerçek dünyadan kahramanlar... Yirmili yaşlarda tabiri caizse halk tabakasından bir genç Martin Eden. Denizcilik ile uğraşırken bir olay sonucunda Ruth ve ailesi ile tanışıyor. Onun burjuvazi ile tanışması aynı zamanda... Ona duyduğu ya da duyduğunu sandığı aşk onu yazılar yazmaya itiyor. Başarılı bir yazar olma adına disiplinli bir çalışma başlatıyor. Büyük hayranlık duyuyorsunuz onun azmine. Ruth'un dünyasına ait olma mücadelesi girdiği aslında. Bu mücadelede onunla aşık oluyor, onunla acı çekiyor, onunla aç kalıyor ve onunla amacınıza ulaşmak için çabalıyorsunuz. Bir aşk insana neler yaptırır? Aşk sandığımız şey aslında nedir? Para nelere gölge düşürebilir? Amacımıza ulaştığımız anda daha mı mutlu olacağız sorularının cevabını alıyoruz eseri okurken... Algernon'a Çiçekler isimli bir eser okumuştum. Başkahraman zeka seviyesi arttıkça derin bir yalnızlığa gömülüyor ve aynı zeka seviyesine düşene kadar o yalnızlıktan kurtulamıyordu. Martin Eden ait olduğu sınıftan kopma mücadelesi verirken burjuva sınıfını da tanıyor. Bu tanıma süreci onu eski sınıfına da yabancı kılıyor ve her iki sınıfa da uzaklaşma başlıyor. Bu durum onu hayata daha da yakınlaştıracak dediğimiz yerde tam bir uzaklaşmanın geldiğini görüyoruz. "Yalnızlığını daha güçlü ve kendini daha yorgun hissetti." (s. 198) Zor durumda kaldıkça nelere sığınırsınız hayatta? İstemsizce bu soru karşısında hep kitaplar gelir aklıma. Martin'i bu yönden çok benzettim kendime. Eminim siz de kendinizden birçok parça bulacaksınız onda. Ve bu onunla özdeşim kurmanıza vesile olacak. "Ama ben kitapları hep sevdim ve bulduğum her şeyi okudum." (s. 72) Ama okumak insanı mutlu kılmıyor her zaman. Aksine daha çok düşünmesini, hayata ve insanlara dair daha çok kafa yormasını sağlıyor, bu da beraberinde mutsuzluk ve huzursuzluğu getiriyor. "Bir sürü kitap okudu ama içindeki huzursuzluk azalmak yerine daha da büyüdü." (s. 55) Okurken Ruth'un ailesinin tavırlarına karşı büyük nefret duyduğumu itiraf edebilirim. İnsanların geri kalanını bir proje olarak görmek ne büyük aşağılıklık. Eğer Martin, Ruth'u affetseydi eseri o an yarım bırakabilirdim diye düşünüyorum. Ruth da yine Jack London'ın okul yıllarında tanıdığı bir kızdan yola çıkarak oluşturduğu bir kahraman... Eseri okurken dönem hakkında oldukça bilgi sahibi oluyor, dönemin sanatçılarının mücadelesine daha yakından şahitlik ediyor, burjuva kesiminin insanlara bakış açısını görüyorsunuz. Son notlar önemli yer tutuyor. Eserde geçen kişi ve kavramlar hakkında derinlemesine bilgi ediniyorsunuz. Gönül rahatlığıyla "Bu çalışmada emek var." diyebilirim. Ama okuduktan sonra daha mutlu olacağınızın garantisini veremem. Hatta muhtemelen daha da büyüyecektir içinizdeki huzursuzluk. Ama şunu temin edebilirim ki Martin Eden buna değer. Çalışma hayatımdaki yoğunluk nedeniyle eserin yılın son kitabı olacağını düşünmüş ve sindire sindire okuma kararı almıştım. Ama istemsizce eserin içinde buldum kendimi. Onun dünyası kendi dünyam oldu ve o mücadelede bana da bir yer vardı. O okuyordu, ben de okumalıydım. Şimdi o bitti, ben yarım kaldım.
Martin Eden
ucnokta_yatay-1
yildiz
9.2/10 · 51,8bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
520 syf.
·
12 günde
·
8/10 puan
Yazarlık Yolu
Jack London
Jack London
, ile önce başlamak isterim.#90566644 kitabını kesinlikle daha çok beğendim.Bunu belirtmem lazım.Daha kalıcı olacak Beyaz Diş bende. London, Dünya Ticari dergi romanının öncüsü ve zengin olabilen ilk yazarlardan biridir.Kitaptaki Martin Eden karakterine bu yönden çok benzer.Zaten otobiyografi bir romandır
Martin Eden
Martin Eden
. Birçok kısmı kendi hayatındaki ile aşağı yukarı aynı yada benzerdir.London bir köle tarafından büyütülür.Anne figürü yani bir köle kadındır.Gerçek anne ve babası ile ilgilide yoğun tartışmalar mevcut olup, belli değildir.Martin Eden kitabında geçen tüm muhitler gerçekten de London un yaşadığı ve çok iyi bildiği muhitlerdir.Bir başka ortak noktası ise onunda aynı Eden gibi bir denizci olmasıdır.Kavga, dövüş kültürü ve yakışıklılık da diğer ortak noktalardan.Diplomasının olması yine Martin Eden ile benzer başka bir ortak noktadır.Kitapta 5 dolar alınca yazmaktan vazgeçmeyi düşünen, 40 doları sonrasında aldığında ise paçayı kurtardım diye sevinen bir Eden vardır.Bu kısım da London un gerçek hikayesi ile aşağı yukarı aynıdır.
George Sterling
George Sterling
ise kitaptaki Brissenden dir.London'un, Çin, Kore gibi ülke vatandaşlarına karşı ırkçı ifadeli mevcuttur.Ölümü ile ilgili de çok fazla efsane vardır.Martin Eden gibi intihar yolunu seçtiğini söyleyenler az değildir.Ama tartışmalı bir konudur.
Martin Eden
Martin Eden
, kitabı ile ilgili olarak şunları söyleyebilirim.Alt sınıftan olduğu net bir biçimde gözümüze sokulan Martin Eden isimli bir gencin kısaca hoşlandığı Ruth isimli üst tabakadan bir kızın gözüne girebilmek için vermiş olduğu mücadele anlatılıyor.Bu mücadeleyi de yazar olmaya çalışarak bizlere gösteriyor London.Kitap 1909 da yazılmış.Bir hayal kırıklığı görmek mümkündür çoğu kısmında kitabı.Özellikle yayınevleri ciddi bir biçimde eleştirilir.Geçmişte yüzüne bakılmayan eserler bir anca özel olur çıkar karşımıza.Eden, sosyalizmi reddeder ve ona köle ahlakı der.Proletarya ve burjuva sınıfı ayrımını yazar bizlere en derinden hissedirir.Ruth un gözüne sokarken aslında tüm üst tabakanın da gözüne sokmak ister.Kendi geçmişini zaman geçtikçe reddeden bir delikanlı oluyor devam eden kısımlarda Eden.Bir yer eminim sizlerinde dikkatini çekmiştir.Parayı bulduktan sonra Eden, artık kendi yazmaz.Yazdırmaya başlar.
Friedrich Nietzsche
Friedrich Nietzsche
ve
Herbert Spencer
Herbert Spencer
ı çok sevdiği aşikar olan yazarımız intihar nedeni olarak bireyci yaklaşımın geçerli olduğunu söyler ve Tanrı ya inanmadığı için değil, insanlara inanmadığı için bu yolu seçti demeye getirir.Bu kısmı beğenmediğimi bakış açısı olarak belirtmeden geçemeyeceğim. Martin Eden kitabı yazıldığında London ünlü ve zengindi.Kitaptaki Ruth ise yine gerçek bir kişidir. Mabel Applegarth. Kitap, olağanüstü gibi gösterilse de her zaman bence sadece iyi.Genel anlamda mantığa sığmayan ve yer yer sıkan bölümler var.Hatta bazi bölümler kitapta neden anlatıldı, çünkü ileride bir tamamlayıcı olmadı da dedim.London'un edebi dilini seviyorum.Beyaz Diş daha iyiydi bence. Bu arada filmi de yapılmış Martin Eden in.
Levent Cinemre
Levent Cinemre
harika ötesi bir çeviri yapmış.Bildiğim kadarı ile ödüllü bir çeviri.Emek vermiş.Arkadaki notlar çok faydalı idi.Eline sağlık demek lazım. Kitaba puanım 8.
Martin Eden
ucnokta_yatay-1
yildiz
9.2/10 · 51,8bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
elif
ucnokta_yatay-1
382 syf.
Ve bu dünya öyle kurulmuş ki, para mutluluk için gerekli.
Selamlar. Uzun bir aradan sonra inceleme yazma kararı aldım. Martin Eden çoğumuzun duymuş olduğu bir kitap sanıyorum. Benim de tembelliği bir yana atıp yazmam için :D bu tuhaf öyküyü anlatmam için istek uyandırdı. Ben de nasıl daha iyi anlatabilirim diye gerildim açıkçası. Aldous Huxley'in Cesur Yeni Dünya adlı kitabında “Paranı öder, şansını denersin.” diye bir alıntı vardı. Ben eski alıntılarıma bakarken altına “Ve paran yoksa sen bir hiçsin.” yazmıştım. Etiketlemek istemiyorum zaten denk gelirse okur o yanıt sahibi. :) Altına aslında parasızlığın insanı harekete geçirdiği hakkında yorum yapmıştı. Hak verdim, Martin Eden'i okudum. O kadar iyi anladım ki... Yine popüler olan Suç ve Ceza'daki Raskolnikov karakteri biraz tanıdık gelebilir ama o yaşam mücadelesi veriyordu. Bu Tanrının çılgın aşığı Martin, bir öpücük uğruna ölecek olan Martin. Konusu ilk görüşte güzel Ruth'un aşk'ına yakalanan ve sınıf ayrımları sebebiyle bir türlü kendini sevdiğine layık görmeyen, işsiz ya da dönemlik işçi olan, sersefil yaşayan Martin'i ele alıyor. Bir yandan Dil Bilgisi, diksiyon, Edebiyat, İngilizce dersleri alırken sevdiğinden, içindeki yazma isteğini keşfeder. Çeşitli öyküler yazmaya ve geçimini sağlamaya, Ruth'a da kendini sevdirmeye çalışıyor. Bir yandan da dönemin siyasetine karışmakla meşgul. Öncesinde üst tabakanın en iyi olduğu kanısındayken hata ettiğini fark eder. Aslında kitap okurken bazen gerçekten okuruz, sayfalar geçer ama sonrasında fark ederiz ki aklımızda tek bir satır yok, kafamız dağılmış ve tekrar hatırladığımız yere geri döner, ya yeri bularak devam ederiz ya da kafamızı toplamak adına bırakırız. En azından ben böyle yaparım. İşte üst sınıf tam olarak böyledir Martin için. Dolu gibi görünen boş kafalar. Bilgi var ama kullanmak yok. Her şeyiyle özgünlüğe önem verirdi Martin. Fikirler, hareketler... Eğer bir insan kendi fikirlerini kullan(a)mıyor, geçmişteki şeylere körü körüne inanıp yani bağnazlık ediyorsa kesinlikle ondan nefret ediyordu. Neyse şu parasızlık olayı... Yazdığı öyküleri dergilere gönderiyordu ama her seferinde geri gönderiyorlardı. Aşk için umudunu yitirmedi. Parasızlıktan yüzü çöktü, yani açtı. Günler geçti hiçbir gelişme olmadı. Ruth da ne kadar inanır görünse de inanmadı, kimse inanmadı. Burada spoiler verip okuma hevesinizi kırmamak adına noktalıyorum. İşte aşk için kendini heba eden denizci Eden... Aşağıdaki metinde birazcık spoiler vereceğim dileyen geçebilir. İşte... Spoiler istiyorsanız verelim. Martin ( biraz argo olabilir ama) parayı bulup köşeyi dönüyor. Artık sıradan, sefil Martin değil BAY MARTİN EDEN idi. Değil mi, ne tuhaf? Menfaat dünyası. :) Aynı adam ama zengin oldu artık. Üst kısımda söylemedim. Aslında Ruth da ona, onu sevdiğini söyledi. Martin'in eline bir miktar para geçti, çocuklara şeker vs. aldı bayram için. Aynı mağazada Ruth ve ailesi Morse'lar ile karşılaştı. Ruth onu rezil ettiğini ve onu istemediğini söyledi. Yıkıldı tabi Martin. Sen gel, evini dahi değiştir, aşk için ilk kez dişlerini fırçalayacak kadar yani en ince ayrıntısına kadar kendini yenile ama açsın diye, fakirsin diye, alt sınıftansın diye sevginin ihanetine uğra. Çok acıdım. İşin komik yanı Martin, Ruth ve abisini yolda görür. Ruth, beni sevip sevmediğini sordum, yanıtlamadın, senin ağzından duymak istiyorum, beni gerçekten sevmiyor musun, der. “Hayır!” Milletin ağzına bakar yine kaba bir tabir ile. Komik taraf şu ki; bizimki zengin olduktan, cepleri para ile dolduktan sonra Ruth gizli gizli geldiğini, onu gerçekten sevdiğini söyler. Ruth'u gördüğünde titreyen Martin'in mimiği oynamaz ya?! Onu eve bırakmak istediğini söyler. Ruth istemese de bir çıkar dışarı ve ağabeyi görür. O dediği şey beni bitirdi ya... :( Parasızken sen gel, kız kardeşim seni sevmiyor de, kendi elinle götür, parayı bulunca da kendi elinle getir... Hayat! İşte para para para!!! Onu yolda görünce selam dahi vermeyenler, onu tanımayan yüzlerce kişi dahi, şöhrete kavuştuğu için yemeğe çağırır. Tek bir cevap BEN AYNI ADAMIM, BEN AÇ İKEN NEREDEYDİNİZ!? Ne ağır ama!.. Lizzie vardı bir de. Martin'i seven ama o kendi aşkına olan inancı kaybedebilmek için Ruth'dan daha iyisini bulamazdı galiba. Bir şarkı vardı böyle... :/ Ah Martin... Yaşama olan inancı da kaybetti. Onu hayata bağlayan tek şey, tek varlık Ruth idi. Onun da menfaatçiden başkası olmadığını görünce inancı tamamen yitti. Ve kendini derin sulara bıraktı. Bir an kapağını kapattım kitabın ve boşluk hissettim içimde. Buraya kadar okuduyanız ne mutlu, teşekkürler, okumak isteyenlere keyifli- verimli okumalar. :)
Martin Eden
ucnokta_yatay-1
yildiz
9.2/10 · 51,8bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
Eski
ucnokta_yatay-1
270 syf.
·
4 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Deniz Kurdu
• Spoiler! Hepimize bir Ghost lazım! Şöyle bizi ayağa dikecek, konfor alanımızdan çıkaracak ve yaşamın farkına varmamızı sağlayacak bir hayalet gemi.. Bir düşünün 35 yaşındasınız, hayatınız boyunca sorumluluk almanız gerekmedi, tüm hayatınız kitaplar, kitaplar ve kitaplar.. Evet, aslına bakarsanız şu an hayatımızın çoğunu kitaplar kaplıyor ve bunu seviyoruz ya gerçek hayat? Kabul edelim kitap okuma nedenlerini sıralayacak olursak 'gerçeklerden kaçma' maddesi belki de en fazla duyacağımız yanıt olacaktır. Ne diyorduk? Evet, şimdiye dek ekmek elden su gölden şeklinde geçti zaman fakat bir an gözlerinizi açtığınız ve size istediğini yapabilecek en az 20 avcının olduğu bir avcı gemisindesiniz, yaşamayı seviyorsunuz ve hayatta kalmalısınız. Ne olurdu? Sanırım ben bu macerayı yaşamak isterdim en azından öldürülmeyeceğimden emin olsaydım :)
Jack London
Jack London
'ın bir olay örgüsü yaratma şeklini, kitabı yaşatma gücünü seviyorum. Okura yüklenmiyor aksine çok akıcı ve açık bir üslup kullanmayı başarıyor çünkü sosyalizmi benimsiyor ve tüm halka hitap etmeyi amaçlıyor. Kitabı okurken en sevdiğimiz duyguyu yani sizde oluşan mutluluğu fark edebiliyorsunuz, Jack London ile dinlenebiyorsunuz. O denizde artık siz de varsınız, mürettebata dahilsiniz tıpkı kendisi gibi. Yazarı benimseyecek olmanızın bir sebebi de eserlerinin hayatından bağımsız olmayışı. Düzensiz bir hayatı olması ile beraber birçok farklı işte çalışmasına rağmen sürekli kütüphaneye giderek kendisini geliştirmiştir. Hakkında bilinen fakat emin olunmayan bir diğer bilgi ise istenmeyen bir çocuk olduğu. Söylentilere göre babası annesine Jack'i doğurmaması için baskı yapar, annesi intihara teşebbüs eder fakat kurtulur. Çocuk doğar ama annesinin psikolojik sorunları nedeniyle başka birine verilir. Doğumunda yaşananlar tüm hayatını etkiler ve eserlerine yansır. Muazzam bir dönüşüm hikayesi olan kitabımızın içeriğine değinme vakti. Anlatıcımız yani Humphrey Van Weyden edebiyat ve sanat alanında tanınan biridir. Biz ona muhteşem bir karakter olan ve kitaba adını veren Kurt Larsen gibi sadece Hump diyeceğiz. Hump Bir dostunu ziyaret etmek üzere bir yolculuğa çıkar fakat işler umduğu gibi gitmez ve bindiği tekne batar. Tam her şey bitti derken gözlerini hayatının ve karakterinin değişmesine sebep olacak Ghost'ta açar. Bu gemi ayıbalığı avına çıkar, İlerleyen bölümlerde Hump bu avcılık ile ilgili "Kadın elbiseleri için savunmasız hayvanları öldürüyorsunuz" diyerek bunu vahşet olduğu ile ilgili düşüncelerini dile getirir fakat ne var ki ilerleyen zamanlarda kendisi de avcılık yapmak zorunda kalır. Ghost en az 20 avcının (keza sadece ayıbalığı için değil birbirleri için de birer avcıdırlar) bulunduğu, bir anda herkesi birbirine ateş edebileceği fakat 5 dakika sonra can ciğer olmuş bir şekilde eğlenebileceği adamlarla doludur. Neticede bu gemide ölüm ve yaşam birbirini tamamlayan iki kavramdır. Yaşamak için öldürmek, insanoğlunun doymayan açlığı. Ve en önemlisi bu geminin bende de hayranlık uyandıran bir kaptanı vardır: Kurt Larsen. Kaptanımız kötü bir çocukluk geçirmiş çok acımasız ama ünlü yazarları okuyan oldukça bilgili biridir fakat sık sık öldürücü derecede olan baş ağrıları çeker. Hump uyandığında istediği tek şey evine, rahat hayatına dönebilmektir çünkü burada yaşayamayacağını düşünür. Kurt eğlenebileceği bir av bulmuşken bırakır mı? Hayır, onu bilhassa gemide tutar ve Hump'ı muhteşem bir hayattan alıp dibe çeker, ona kamarotluk yaptırır büyük bir para teklifine rağmen. Şimdi Hump için 35 yaşından sonra hayatın asıl öğretici kısmı başlar. Onun için her şey çok zordur gemideki en alt birimde olmak, her an öldürülebilecek olmak, asla karşılaşmadığı yapıdaki adamlarla aynı yaşam alanında -belki de ölüm alanı demeliyim- olmak tüm geminin hizmetini görmek.. Dayanılacak gibi değildir fakat kaçamaz da kalıp savaşmak ve öğrenmek zorundadır, öğrenmeye karar verir çünkü başka çaresi yoktur. Hump ve Kurt'un arasındaki ilişkiyi çok seveceksiniz çünkü iyi mi kötü mü asla karar veremeyeceksiniz tıpkı kaptanın iyi mi kötü mü olduğunu anlayamayacağınız gibi ama bu dahi hayranlık duymanıza engel olamayacak. Kahramanlarımızın arasında sıkı bir bağ oluşur sürekli edebi sohbetler ederler Ömer Hayyam'dan dahi söz edilir, birbirlerine hem hayrandırlar hem de düşman. Hikayemizin tamamlanması için bir aşka ihtiyacı var değil mi? Jack London da böyle düşürmüş olacak ki gemiye Maud isimli güzel ve şair bir kadının -zaruri de olsa- yolu düşer. Hump daha önce Maud'un şiirleri ile ilgili eleştiri yazmıştır yani birbirlerine az da olsa tanırlar. Ve şimdi Hump'ın sadece kendisi için değil aşkı için de savaşması gerekecek. Daha güçlü daha zeki olmak zorunda. Ahh ne şans ama hayatının en olmayacak yerinde aşka yakalanmak. Burada da Kurt, Hump ve Maud üçlüsü arasında yaşananlar zaten zevkle okunan roman da daha fazla merak uyandırıyor. Gemide birçok olay olur birbirlerini dövenler, öldürenler, kaçmaya çalışanlar.. Tayfa öfkeli ve acımasız adamları ile doludur fakat en büyük öfke Kurt'a karşıdır ve bu öfke kaptana saldırmalarına sebep olur fakat kaptan fiziksel ve zihinsel olarak çok güçlüdür baş etmeleri mümkün değildir. Bunlar yaşanırken Hump olaylara asla karışmaz ve sürekli kaçmanın yollarını arar Maud'un da sorumluluğunu tüm varlığıyla omuzunda hisseder gemide Kurt ile birlikte asla güvende olmadığını bilir ve kısa zamanda sevdiği kadının Kurt'un kolları arasında kurtulmak için çırpındığını gördüğünde ne yapacaksa hızlı olması gerektiğini bir kez daha fark eder. Kaptanın o an baş ağrısının başlaması onların kurtulmasını sağlar. Hump Kaptan'a saldırır etkisiz hale getirmek oldukça kolay olacaktır fakat Maud buna izin vermez ve bir sandalla kaçarlar. Günlerce yaşam savaşı verirler ve karaya çıkmayı başarırlar. Bu kez de orada günlerce baraka yapmak için uğraşırlar ve bu onları daha fazla yakınlaştırır. Bir sabah uyandıklarında Ghost'un direkleri kırılmış bir şekilde karaya vurmuş olduğunu görürler. "Ahh Ghost ne olursan ol yine gel" Ya Kurt gemideyse? Hayalet gemiyi kaptansız düşünmek imkansız ve evet bir kaptan gemisini asla bırakmaz. Hump kontrol etmek için gittiğinde Larsen'i görür fakat artık Kurt denmeyecek durumdadır, fazla hırpalanmıştır. Denizde olan kardeşi Ölüm Larsen tüm tayfasını almış ve denizcilik hayatını bitirmiştir. Hump ve Maud gemiyi tamir etmeye karar verir fakat Larsen burada ölmek istediğini ve Hump'ı öldürmediği için ne kadar pişman olduğunu söyler. (Hadi ama Kurt Hamp'a onu öldürmeyecek kadar hayrandın ve çok tehlikeli olmana rağmen bu gemi tek kurtuluş yolu olmasına rağmen o da seni öldürmeyecek kadar sana hayran.) Gemi yola çıkmak için hazırlanırken Larsen yapılan tüm hazırlıklara zarar verir Hump ve Maud onu bağlamaya karar verir. Kurt baş ağları nedeniyle birkaç gün sonra kör olur, kulakları duymamaya başlar, sol tarafına felç iner artık tamamen zararsızdır, ölüdür.. Cesedini sarıp onun da daha önce tayfada ölenlere yaptığı gibi denize atarlar. Hump ve Maud'ın Ghost ile başlayan bu hayatı Ghost'un yardımı ile biter, iki ayrı kişi olarak geldikleri gemide tek vücut olarak yeni hayatlarına başlamak üzere denize dönerler.
George Orwell
George Orwell
1984
1984
eserinde "Bize duymak istediklerimizi söyleyen kitapları severiz" der. Hayır, ben beni haksız çıkaran kitapları severim. Beni yanıltan, bildiğimin dışına çıkaran, bilhassa sonunun düşündüğümden farklı olan kitapları.. Ama acı çektirerek hükmedebileceği konusunda haklıydı.
Deniz Kurdu
Deniz Kurdu
da istediğinizden fazlasını verebilecek ve acı çektirerek nasıl hükmedilebileceğini örnekleyecek muhteşem bir eser. İtiraf etmeliyim ki Deniz Kurdu'nun ölmesini istemedim, Hump ile aralarında oluşan o bağın arkadaşlığa dönüşmesini istedim fakat bir yandan da tahmin ettiğim gibi bitmemesi tatmin ediciydi. Kitapta da gördüğümüz gibi kişi koşullara göre şekillenir. Yalnız kalmak, savaşmak çok korkutucu gibi dursa da yapabileceklerimizin farkına varmak için oldukça etkili bir yoldur. Son olarak eklemek isterim ki Deniz Kurdu diğer birçok ünlü eserin karakterleri gibi unutulmamayı hak eden ve okuma listenize heyecan katacak bir karakter. Keyifli okumalar sevgili okurlar.
Deniz Kurdu
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.5/10 · 3.813 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.