Martin Eden

9,0/10  (579 Oy) · 
1.373 okunma  · 
502 beğeni  · 
9.301 gösterim
Jack London'ın, kendi hayatından izler taşıyan romanı Martin Eden, denizci bir gencin kişiliğinden ödün vermeden sınıf atlama çabalarını anlatıyor. Zengin bir ailenin kızına âşık olan Martin Eden, ona erişebilmek uğruna kendini ilme ve ünlü bir yazar olma hayaline adıyor; bu hayal uğruna takıntılı denilebilecek bir şekilde varını yoğunu ortaya koyuyor.

Edebiyat tarihinin kuşkusuz en özgün karakterlerinden biri olan Martin Eden, azmi ve zekâsıyla yalnızca işçi sınıfını değil, girmeye çalıştığı burjuva dünyasını da aşıyor. Böylece maskelerin ardında yatanı görüyor, toplumun gerçek yüzünü idrak ediyor. Neticede her iki sınıfa da ait olamamanın yorgunluğu, yazarlık serüveninde çektiği fiziksel ve ruhsal zorluklara eklenince Martin, derin bir yalnızlığa sürükleniyor. Başarı sürecinin haşinliğinin sonunda başarının tatminsizliğiyle karşı karşıya kalıyor. Jack London'ın başyapıtı olan bu trajik roman, okurlarını tıpkı Martin'in hayatı gibi dalgalı bir yolculuğa çıkarıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Ekim 2016
  • Sayfa Sayısı:
    520
  • ISBN:
    9786053322122
  • Çeviri:
    Levent Cinemre
  • Yayınevi:
    İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:
Anıl 
 27 Ağu 2016 · Kitabı okudu · 18 günde · 10/10 puan

Tanıştırayım sizi Martin Eden, bundan böyle hikâyesi ile artık benim en yakın arkadaşımdır. Güvenin ona tüm samimiyetimle söylüyorum bizden, içimizden birisidir o. Tanışın onunla oldukça mütevazı birisidir, yanında olun onun, asla sizi yarı yolda bırakmayacaktır, anlatın bütün derdinizi, tüm sıkıntılarına rağmen sizi dinleyecektir elinden geliyorsa yardım da edecektir ve son olarak kulak verin anlatacaklarına öyle ki anlatacakları bir haykırıştır.

Kitabın daha ilk sayfasını okurken anladım Martin Eden’i seveceğimi. Belirli bir nedeni olmaksızın ve onun hayatına harici bir göz misafiri olarak tanık olmama rağmen sevdim onu. Ah ne kadar isterdim liseden, üniversiteden veyahut iş yerimden tanıdığım reel bir birey olmasını. Kitap okumanın en güzel yanı da bu olsa gerek hiçbir zaman var olamayacağını bildiğin bir karakteri sevmek, sevebilmek.

Hikâyeye dönecek olursak Örgü, Martin’in tesadüfi bir karşılaşma sonrası sosyal statüsünü ve gücünü, eğitiminden ve zenginliğinden alan Ruth’a ilk görüşte âşık olması ile başlar. Eğitim ve zenginlik, Martin’in hikâyesi için bu noktada anahtar kelimelerdir ki Ruth’u elde etmek için öncelikle bu unsurları elde etmesi gerekecektir ve bunun içinde önünde alması gereken uzun bir yol vardır.. Yolculuk boyunca maddi olarak sıkıntılar çekecek ve yer yer bu yolda inancını da kaybedecektir fakat Ruth’a olan aşkı onun için bu yolda her daim itici bir kuvvet olmaktadır. Martin’in tek hedefi kitap yazmak ve bunun getirileri (para, ün, statü ve güç) ile Ruth’u elde etmektir. Daha sonrasında anlayacaktır ki ilk etapta Ruth için istediği para ve ün onu çok farklı bir toplumsal psikoloji sentezi yapmaya itecektir. Bir toplumun, her sınıfının ayrı ayrı profilinin çizildiği bu kitapta inanılmaz tespitler de göz önüne serilmektedir. Demek istediğim toplumun asıl önemsediği fikirlerden daha ziyade para ve ündür tezi gerekçeleri ile açıklanmaktadır. Bu noktada kitaptan bir alıntı yapmak istiyorum; “Size ayın yeşil peynirden yapılmış olduğunu söyleyebilirim ve sizde beni onaylarsınız, en azından yadsımazsınız, çünkü dolar dağlarım var.”

İnanılmaz hikâye örgüsünün yanı sıra edebi bir ziyafet de sunan bu kitabı okumaya yeni başlayan arkadaşlara kesinlikle önermiyorum. Bu kitabın lezzetini tam manasıyla alabilmek ve anlayabilmek için bunun bir gereklilik olduğunu düşünüyorum. Ben bu kitabı okudum kazanımlar benimdir ancak Martin Eden’i bir sonraki elime alışımdan önce araya en az elli kitap sıkıştırmak istiyorum ve inanıyorum ki o zaman geldiğinde kazanımlarım daha fazla olacaktır.

İbrahim PÜSKÜL (Hiçbir şey yok!) 
 08 May 20:43 · Kitabı okudu · 3 günde · Puan vermedi

Bu büyük ailenin bir ferdi olmadan önce kitaplarımı seçerken, ölmeden önce okunması gereken kitaplar, 30 yaşına gelmeden önce okunması gereken kitaplar gibi listelerden faydalanırdım. Bu listeler beni bazen çok güzel kitaplarla tanıştırırken bazen de çok büyük hayal kırıklıkları yaratıyordu. Bu hayal kırıklıklarının en büyüğünü ise Muhteşem Gatsby isimli kitapta yaşadım. Kitabı öyle bir lanse etmişlerdi ki bir okur için olmazsa olmaz mahiyetindeydi. Hatta Amerikan edebiyatının en büyük eseri diyenler bile vardı. Bir heves eseri edindim ve kısa sürede de bitirdim. Sonrasında ise öyle bir hayal kırıklığı yaşadım ki anlatamam. Amerikan Edebiyatının en büyük eseri bu ise bende bir daha Amerikan Edebiyatı okumayacaktım.

Günlerim bu yoğun çaba içerisinde eser seçimleri ve hayal kırıklıkları ile geçerken, bir gün derdimi dostum A.rahim Kara ’ya açtım. Bana bir platform olduğundan, gerçekçi değerlendirmeler yapıldığından ve okunan kitaplardan alıntılar paylaşıldığından bahsetti. İşte dedim aradığım bu! Telefonu kapatır kapatmaz kaydımı yapıp mobil uygulamasını indirdim. İlk başlarda alıntılarımı paylaştığım ve değerlendirmelerinden faydalandığım sadece bir kaynaktı. Sizleri tanıdıkça, sohbetler ettikçe dış dünyada asla bulamayacağım samimi bir ortama dönüştü. Çok güzel arkadaşlar edindim, çok güzel sohbetler ettim. Her bir üyesi ailemin birer ferdi oldu zamanla. Hepiniz sağ olun var olun. Bana bu güzel dünyanın kapılarını açtığınız, beni başka hiçbir yerde asla bulamayacağım bir samimiyetle karşıladığınız için. Hepinizi seviyorum, hepiniz ayrı ayrı ve bir bütün olarak çok özelsiniz benim için.

Siteyle ilk tanıştığım bende henüz derin anlamlar taşımadığı dönemlerde adını sıkça yapılan övgülerle duyduğum bir eser vardı. Hayatın gerçeklerini anlatan ama Amerikan Edebiyatı. Salt bir gerçekçi olarak benim için tercih yapmak çok zor olmadı. İlk ay ki alışveriş listeme eklendi ve site ahalisi tarafından bana aldırılan ilk kitap oldu Martin EDEN. Yalnız biraz bekledi beni. Ta ki Hakan Günday ’ın Daha kitabını okuyana kadar. Kitabın baş karakteri Gaza’nın iki abisi vardı. Afganistan’da ki buda heykelleri gibi. Kaçak göçmenleri taşıyan denizcilerdi kendileri. Dehşet vericiydiler ve dehşet verici bir yazar okuyorlardı. Jack London . O an işte dedim benim yazarım. Hayatın gerçeklerini anlatan, dehşet verici, hasta ve saplantılı karakterleri olan.

İlk fırsatta başladım kitaplığım da yer alan Martin EDEN’e. Acaba beklentilerimi karşılayacak mıydı? İlk okuduğum Amerikan Edebiyatı eserinin hayal kırıklıklarını üzerimden atabilecek miydim? Gaza’nın abileri ve ailem haklı mıydı? Tabii ki! Martin EDEN de hayatın gerçeğini buldum. Toplumsal sınıf farklılıklarını buldum. Yayın dünyasının kokuşmuşluğunu buldum. Bireyin heveslerini, aşklarını beklentilerini, bunalımlarını buldum. Hayata dair ne varsa hepsini buldum. Hayatın anlamını buldum. Artık gerçek hayatı anlatan, yaşayan bir başucu kitabım vardı Martin EDEN ve dehşet verici bir yazarım JACK LONDON.

Bu kitap hayatın gerçeğini anlatıyor görmek ve anlamak isteyene! Öncelikle beni bu sitenin bir ferdi yapan dostuma, sonra beni bu muhteşem yazarla tanıştıran site ahalisine ve Gaza’nın abilerine teşekkürlerimi iletiyorum.

Herkese keyifli okumalar dilerim.

Mithril / Luthien 
01 May 17:41 · Kitabı okudu · 12 günde · Beğendi · 9/10 puan

Jack London ile tanışmam çok çok eskilere dayanır. Çocukluk dönemlerimde okumuştum Vahşetin Çağrısı ve Beyaz Diş'i... Ve ikisi de beni çok etkilemiş kitaplardı.
Uzun yıllar sonra da Martin Eden ile tekrar hayatıma girdi Jack London. Ama bu sefer bir farkla, hayatıma aldığım Martin Eden ismindeki bir kurgu karakter değil, Martin Eden ismi altında Jack London'un kendisini konuk etmiştim.
Kitap genel olarak eğitimsiz, cahil ve alt sınıfa mensup bir gencin nasıl çalışıp didinerek sevilen ve başarılı bir yazar olduğunu, bunu yaparken neler kazandığını ama karşılığında neleri kaybetmiş olduğunu anlatır. Kitap çok etkileyiciydi. Hem hırsı, inancı hem de insanların iki yüzlülüğünü, "ye kürküm ye" mantığını çok çok güzel işlemiş. Öte yandan, hayatımda okuduğum hiç bir kitap bende "tamam artık şimdi kitabı biraz kenara koy ve yaz" hissi uyandırmamıştı. Bu kitap, pek çok "yazarlık" kitabından daha çok yazma hevesi aşılıyor insana.
Öte yandan, Jack London o kadar harika yazmış ki, yayın evi ve çevirmen resmen kitabı katletmişler ama Jack London kitabın ölüsünü bile okutturdu.
Sevgili yayın evi ve çevirmene saygılarımı sunmak isterim.
Normalde klasikleri iş Bankası Yayınları'ndan veya Can'dan okurum. Ancak bu kitabı aldığım esnada sabırsız davranmıştım ve diğer yayınevlerinin baskıları tükenmiş olduğu için "Dünya Tilki Yayınları Klasikleri" serisinden okumuştum. Çevirisi de Alper Emre Has'a aittir. (Kitap bu, uzak durun görürseniz kaçın diye şuraya iliştireyim http://www.dr.com.tr/...urunno=0000000620471)
Öncelikle çevirmene değinmek istiyorum. Çeviri zor iştir, o yüzden bir çevirmene yazara duyduğum saygı kadar saygı duyarım. Yani iki dili de akıcı şekilde bilmek ve kullanmak yeterli değildir, iki dilin de kalıplarına, deyim ve deyişlerine hakim olacaksın. Ama bu da yetmez. Şu an bana örneğin "şu incelemeyi haydi İngilizce yaz" deseler, yeni bir sayfa açarım, beynimdeki Türkçe şalterini kapatıp İngilizce şalterini açarım ve aynısını rahat rahat yazarım. Ancak bana şu yazdığım incelemeyi verip "haydi bunu çevir" deseler, beynimde aynı anda iki dilin de işlemesi gerekecek ve bu gerçekten zor... O yüzden çevirmenleri her zaman takdir etmişimdir, ancak bu konuda iyi değilsen de çevirmenlik yapmamalısın.
Gelelim hatalara...
1. Bağlaçlar ve eklerin yaklaşık %70'i hatalıydı. Tek bir sayfada en az 3 adet bağlaç hatasının olması demek, en az 3 cümleyi 2 veya daha fazla okumama sebep oldu. Çoğundaki hatalar barizdi o yüzden sinirlenmekle yetindim ancak bir kaç tanesinde iki şekilde de kullanımı anlam bozukluğu yapmamakla birlikte anlamı değiştiriyordu. Olduğu gibi kabul ettim mecburen
2. Kelime hataları... Çok eskiden kitaplardaki yanlış yazımları hoş görürdüm. Sonuçta bugünkü teknoloji yok ve otomatik dil bilgisi kontrolleri bu günkü seviyede değil. Ancak bugün bilgisayarda herhangi bir kelimeyi yanlış yazdığımızda altında kocaman kırmızı çizgi belirince üstüne gelip bir sağ tıklamak, ve düzeltmek ne kadar zor olabilir. Kitabı yavaş yavaş, tadına vara vara, her kelimeyi özümseyerek okumak isterseniz sayfada en az 10 adet yanlış yazım kelime vardır. Örnek vermek gerekirse "kelime" yerine "kelme" yazılmış... O yüzden bunlara başta çok sinirlendim ama sonra hızlı okumayı tercih ettim ve bıraktım kelimelerin 3-4 harfini gözüm görsün, beyin gerisini doğru şekilde tamamlar... Evet bu yaptığım farkettiğim hataları azalttı ancak aldığım zevki de öldürdü
3. Deyim ve deyiş hataları... Hayatımda ilk kez "bitmek tükenmez" kalıbını burda duydum. "Bitmek tükenmek bilmez" ya da "bitmez tükenmez" denir. Bunun gibi onlarca deyim ve deyiş hatası var.
4. Yan cümleciklerin kullanımında özne yüklem uyumsuzlukları, fiil çekimindeki uyumsuzluklar... Aynı cümlede hem şimdiki zaman, hem geçmiş zaman, hem hikaye geçmiş zaman... Ortaya ne bulursa karıştırmış resmen, çorbaya dönmüş. Evet anlaşılıyor ama kulak tırmalıyor.
5. En çok güldüğüm kısımlardan biriydi... Martin Eden yukarıda da bahsettiğim gibi, düzgün eğitim almamış cahil bir çocuk. Bir arkadaşı da kitapta onun konuşmalarındaki dil bilgisi hatalarını düzeltiyor. Kız güzel güzel anlatıyor. "Konuşurken 'geliyom' diyorsun, 'geliyorum' demen gerek, arada harfleri yutuyorsun vs gibi Türkçe dil bilgisi kurallarından açıklamaya başlamış. Tamam, kabul... Derken bir anda şöyle bir cümle görüyorum. "kendinden bahsederken 'do' dersin ama nesneden konuşurken 'does' kullanman gerek! Ve ben bu noktada sağlam bir küfür savurdum. En başta ben okuyucu olarak İngilizce bilmek zorunda değilim, sen böyle bir açıklama yapamazsın. Türkçe'deki dil bilgisi kuralları ile başka örnek verirsin. Tamam orjinalliğine saygı göstereceksin anlıyorum, o zaman daha evvel verdiğin " 'geliyom' denmez 'geliyorum' demen gerek" örneğini de orjinal halinde tutman gerek. Ama bunu yapıyorsan da güzel bir dipnot koyup İngilizce'deki kuralı az çok anlatman lazım. Yuval Noah Harari'nin Sapiens kitabında yazar, verdiği arkeolojik örnekleri bile çevrildiği dile göre seçiyorken sen, alt tarafı bir çeviri yapıyorsan biraz daha dikkat etmen gerek.
6. Dipnotlar...Yukardaki verdiğim örnekte olduğu gibi, kitapta dipnot yok! Bir sürü etkilendiği yazar var, isimler felsefik akımlar vs vs, bunlara dair tek bir açıklayıcı bilgi koymamış. Gerçi hakkını yemeyeyim, toplamda 2 adet dipnot vardı, ilkini hatırlamıyorum önemsiz bir bilgiydi, ikincisi de çoğu kişinin bildiği bir balık türü...
7. Tercüme hataları... İngilizce'de de eş anlamlı kelimeler var sonuçta. Google translate kalitesinde bir çeviri var... Bir kaç sefer anlamlandıramadığım cümleyi kafamda İngilizce'ye çevirdim, ve tekrar Türkçe'ye çevirerek Jack London'un ne demek istediğini gördüm.
8. Kitap kesilmişti! Daha evvel de farkında olmadan kesilmiş kitaplar gördüm ama hayatımda ilk kez bunu fark edebildim. Ve kesinlikle bu benim dikkatim ve başarım değil, çevirmen ya da editörün başarısızlığıdır. Bir anda, konuşmanın ortasında birinn türemeleri, bambaşka bir mekana geçmeler... Başta ben farkedemedim heralde sandım ama daha sonralarda konuşmanın ortasında, hemen arka arkaya tekrar eden replikler ve cevaplanmayan soruları farkedince anladım ki saçma şekilde kesilmiş...
9. Zamir kullanımı... Türkçe ve İngilizce arasındaki bir fark da, 3. tekil kişi kullanımıdır. Türkçede yalnızca "o" kullanırken İngilizce ve pek çok dilde daha cinsiyet ayrımı vardır ve İngilizce'de kadın için "she", erkek için "he", nesne için de "it" kullanılır. bir kadın ve erkeğin sohbet ettiğini hayal edin... "He did", "she did" dendiğinde kimin yaptığı nettir, ancak "o yaptı" denilince "hangi o" sorusu doğar ve bu, cümlenin içindeki ipuçlarından anlaşılabilir. Kitapta, ya kesildiği için ya da Jack London zaten öyle yazdığı için, aynı paragrafta farklı öznelerin olduğu yerler vardı. ve sürekli gizli özne kullanıldığı için "yaptı, etti" gibi, özne değişiklikler farkedilmiyordu. X kişisi ile başlıyor paragrafa diyelim ben x kişisi hala onları yaşıyor diye okurken bir anda bakıyorum ki son cümle Y ile ilgili... ama radaki hangi cümleden itibaren özne değişti belli değil... Çeviri esnasında bu anlam kargaşasını da çevirmenin engellemesi gerekirdi.
Çevirmen için eleştirilerim, aklıma gelenler bu kadar...
Gelelim editöre...
Anlaşılan editörümüz, kitabı okumadan baskıya göndermiş. En azından, içinde bu kadar ağır editör eleştirileri olan bir kitapta biraz daha özen gösterebilirdi...
Sonuç olarak... Yukarda dediğim gibi, editör ve çevirmen kitabı öldürmüş ama Jack London, ölü kitabı bile okutturuyor. Bundan sonra da ne bu yayınevinden bir şey alırım, ne de bu çevirmenin bir çalışmasını okurum.

Sadettin TANIK 
15 Haz 2015 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 9/10 puan

Jack London'ın çok hüzünlü ve etkileyici bir kitabı. Kitabı okurken "bu kadar canlı ve mükemmel bir kurguyu ve betimlemeyi ancak kendisi yaşayan yazabilir" diye düşünmüştüm. Kitabı bitirince araştırdığımda gerçekten de kendi otobiyografisi sayıldığını öğrendim ve her şey yerine oturdu. Martin Eden isimli kahraman eğitimsiz, çocukluğu çok dramatik geçmiş ve sıradan bir gençken, hayatı Ruth adlı aristokrat sınıfa ait bir kızla tesadüfen tanışmasıyla birden değişir. Bundan sonra başarılı olmak ve sevgilisine layık olmak için verdiği azimli ve sıradışı mücadeleler gerçekten takdire değer. Oldukça geç keşfettiğim yazarlardan. Okumaya yeni başlayanlara biraz sıkıcı gelebilir bazı bölümleri ama kitap kurtlarına özellikle tavsiye ederim.

Bekir İstanbul 
17 Tem 2016 · Kitabı okudu · 14 günde · 9/10 puan

İncelemem kitabı okuyanlar için özet niteliğinde olacak, tüm kitabı size hatırlatacak. Kitabı okumayanlar için de bir filmin fragmanı gibi olacak, yani fragman ilginizi çekerse kitabı okursunuz.

Hacimli, ağır ilerleyen, insanın içine işleyen, yer yer biraz sıkan, etkileyici bir hayat hikayesi. İçinde cevher olan, güzelliği bilen, fırsat buldukça kitap okumaya çalışan, bir denizci olan Martin Eden bir gün bir arkadaşına akşam yemeğine misafir gider, kitaplarda okuduğu lüks ve gösterişli hayatın gerçekliğine hayran olur, evdeki güzel kızın büyüsüne kapılır. Ruth da Martin Eden'nin kaba tavırlarına, yanlışlarla dolu konuşmasına rağmen güçlü kuvvetli sağlık fışkıran duruşundan etkilenir.

Bu akşamdan sonra Martin Eden çılgınlar gibi okumaya başlar, şehir kütüphanesinden çıkmaz. İlk olarak nezaket kuralları ve gramer ile ilgili kitapları okur. Okudukça zaten çok şuurlu ve farkındalığı yüksek olan Martin Eden kendi potansiyelini keşfeder, çok hızlı öğrendiğini görür. Alın teri ile kazandığı paralar bitmek üzereyken artık kas gücüyle değil kaleminin gücüyle hayatını, lüks ve güzel şeyleri, sevdiği, aşık olduğu kızı kazanmak için yazar olmaya karar verir çünkü bu işte çok iyi para olduğunu öğrenmiştir ve içinden gelen duygularla çok başarılı olacağına inanmaktadır. Yazar olma hayaliyle gece gündüz müthiş bir azimle çalışır, yazar, yazdıkları hikaye ve şiirleri dergilere gönderir fakat yazıları editörler tarafından bir türlü kabul edilmez. Artık tamamen parası bitmiştir, mahalle esnafındaki borç defteri iyice kabarmıştır, çoğu zaman aç gezmektedir ve kimse gereken desteği Martin Eden'e vermemektedir, sevdiği kız Ruth bile. Artık kaybetmiştir Martin, iş bulmak zorundadır...

Bir otelde çamaşırcı olarak çalışacaktır, işten vakit buldukça okumak için yanına epey miktarda kitap almıştır. Fakat işler umduğu gibi gitmemiştir, çalışma şartları çok ağırdır, uzun mesai saatleri sonunda yorgunluktan tek bir sayfa kitap bile okuyamamaktadır, hatta yorgunluktan düşünemiyordur bile. Birkaç aydan fazla dayanamamış, biraz para biriktirdikten sonra işten ayrılmıştır. Yazar olmayı tekrar deneyecektir...

Bir taraftan yazılarını yazan bir taraftan kitap okumaya devam eden Martin Eden kendini iyice geliştirmiştir, felsefe ve edebiyat alanında artık çok yüksek bir seviyeye ulaşmıştır fakat yazıları hala dergiler tarafından kabul edilmemektedir, açlık ve yokluğa rağmen az bir uykuyla çok çalışmaya devam etmektedir. Yaptığı marjinal sistem eleştirileri yüzünden Ruth'un ailesinden iyice kopmuştur ve ailesinden etkilenen Ruth da Martin'i yalnız bırakmıştır...

Martin büyük bir yazar olabilecek midir? Maddi rahatlığa kavuşabilecek midir? Zenginlik mutluluk getirecek midir? Ruth'la araları düzelecek midir? Bu soruların cevabını merak ediyorsanız kitabı okumalısınız... Bence bu kitabı okumalısınız.

Hakan kahraman 
 05 Oca 00:56 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 10/10 puan

Martın Eden, Jack London'un yarı otobiyografik romanıdır. Sosyal ve ideolojik meseleler ağırlıklı içeriğiyle farklı sınıflar arasındaki zihniyet ve değer farklarını gözlerimizin önüne serer. Statü ve servetin tomlumdaki hayati önemine işaret ederek, başarı ve refah yolunun sosyal sınıf farkı gözetilmeksizin herkese açık olması gerektiğini bizlere özetler.

Ahmed Yasir Orman 
 02 May 10:08 · Kitabı okudu · 16 günde · Beğendi · 10/10 puan

Spoiler içerir.
Jack London’dan daha önce Demiryolu Serserileri’ni okumuştum. Bu okuduğum kitapla yazara tam olarak bağlanamayınca Jack London benim için biraz geri plana gitmişti ta ki Martin Eden’i okuyana kadar. Martin Eden’i daha okumaya başladığım ilk sayfalarda artık Jack abimize üstad demeye başlamıştım bile. Martin Eden’de beni etkileyen sadece kitabın kendisi değil Martin Eden karakterinin ta kendisiydi. Düşünceleri, konuşmaları, azmi ile hep kendimi Martin’e yakın hissettim. Tabi bu yakınlık bir süre sonra Jack London’a kaymaya başladı. Ne de olsa romanın içindeki neredeyse çoğu olay kendi hayatıyla paralellik gösteriyordu. Bu paralellikleri dipnotlar yardımıyla açıklayan çevirmen Levent Cinemre’ye de ayriyeten teşekkür ederim. Bu dipnotları okurken romanın akışı bana göre hiçbir şekilde bozulmadı aksine Jack London’ı daha iyi anlayarak okumuş oldum.

Martin Eden’de alt tabakadan birinin nasıl zorluklarla yazar olabileceğini görüyoruz. Martin direk alt tabakadan gelmiş, ömrünün çoğunu denizlerde geçirmiş 21 yaşında bir genç. Martin’in hayatı üst tabakadan olan 24 yaşındaki güzeller güzeli Ruth ile tanışmasıyla değişiyor. Daha doğrusu Ruth’un Martin’i evcil hayvan olarak görüp kendine göre şekillendirmeye çalışmasıyla değişiyor da diyebiliriz. Martin ilk başlarda tamamen Ruth’a yakın olabilmek için kendini edebiyat ve bilim alanında geliştirmek ve Ruth’a bakabilmek için para için yazmaya çalışsa da yazdıklarından yüklü bir şekilde para kazanmaya başladıktan sonra kendince bazı gerçekleri gördükçe Ruth’tan uzaklaşıp tamamen kendi düşünceleri içerisinde boğulmaya başlıyor.

Martin’in kafasını yiyip bitirdiği düşünce şu: İnsanların çoğu onunla iyi yazıyor diye ilgilenmiyor, kendisi trend olduğu için ilgileniyorlar. İşte insanların sürüye ayak uydurma zorunluluğu hissettiği yüzünden bugün Youtube’a girdiğinde trend videolar bölümü, birbirinin kopyası saçmalıklarla dolu oluyor ya da insanların elinde sırf fazla sattığı için edebi değeri düşük veya yüksek olan kitapları görüyoruz ve de kendilerini bu kitapları çok beğeniyorlarmış gibi gözükme mecburiyetinde hissediyorlar. İşte bu durumu Martin fark ettiğinde işin içinden çıkılmaz düşüncelere kapılmış oluyor. Bir yıl önce kimsenin yüzüne bakmadığı Martin’i bir yıl sonra herkes el üstünde tutabiliyor. Üstelik bir yıl önceki Martin Eden ile bir yıl sonraki Martin Eden’in düşünceleri, yazdıkları kısacası ruhu değişmemişken. Tabi bu paragraftaki anlattıklarım her zaman geçerli olan bir şey değil. Hayatı boyunca hiçbir şey yapmayıp kendi fanusundan çıkmamış birinin insanların kendisini sallamayınca isyan etmesi saçmalıktan başka bir şey olmayacaktır. Bir şeyler ortaya koymak için çabalayacaksın ki insanlar tarafından değer görebilesin.

Kitapta katıldığım bir nokta da bir kitabın ya da yazının fazla satmasını istiyorsan yapman gereken kurallardı. Bu kuralları Martin şöyle sıralıyordu:
“1)Sevgililer birbirinden ayrılır. 2)Bazı zorlu mücadelelerden ve çeşitli olaylardan sonra tekrar bir araya gelirler. 3) Düğün çanları çalar.”
Bu maddelere ufak rötuşlar yaptın mı gelsin satışlar. Ne de olsa yılda bu maddelerin ışığında yazılmış binlerce kitap piyasaya çıkıyor ve yılda belki 100 tane sadece bu tarz kitapları okuyan okurlar kendilerine kitap kurdu, kitapsız yaşayamam gibi laflar diyerek kitap okumayan insanları cahil olarak görebiliyorlar. Günde 12 saat çalışıp eve gelince televizyonu açıp Survivor izleyen ya da bir diziye tüm akşamını veren adama laf etmem asla. Ne de olsa tüm günün yorgunluğundan sonra eve gelince bu kişiden dünyayı kurtarmasını bekleyemezsin. Zaten kendisinin de ne böyle bir amacı vardır ne de izlediği program üzerinden o programı izlemeyenleri yaftalamaz. Kendi halinde ömrünü tüketir ve zararsızdır ama Martin’in maddelediği şekilde yazılan kitapları sadece okuyan bir insan çıkıp ben edebiyat aşığıyım, okumayan insanlar ölsün gibi laflar ederse orada bir durması gerek. Bu tip insanlar edebiyat aşığı değil sadece aşk kitapları okumayı seven bir bireydirler. Yaptıkları eylemi sadece eğlenmek için yaparlar. Sinemaya eğlenmek için bir Türk komedisine giden bir izleyiciden farkları yoktur ya da benim kahveye gidip arkadaşımla tavla oynamam arasında. Hatta ben tavla oynarken arkadaşımla vakit geçirdiğim için ondan bir tık öndeyimdir. Tabi kişi okuduğu kitabın yanını kahve ve güllerle süsleyip ardından foto çektikten sonra fotoğrafın altına en iyi arkadaşım kitaplar diye yazarken samimiyse bir şey diyemem.

Şimdi yine Ruth olayına dönelim. Ruth Martin’le arkadaşlık yaparken yaptığı hal ve hareketler ne kadar doğruydu acaba? O dönem için üst tabakadan birinin hem de anne babası karşı çıkmışken alt tabakadan biriyle arkadaşlık yapması baya takdir edilmesi gereken durum. Buna bir lafım yok ama Martin’i sadece kendi istediği erkek modeline sokmaya çalışıp Martin’in hayallerine, yazdıklarına değer vermemesi takdir edilmesi gereken durumu biraz gölgeliyordu. Bir de gazetenin ilk sayfasında Martin’in sosyalistmiş gibi gösterilen yazı olayından sonra Ruth’un sorgusuz sualsiz ayrılma durumu var. Direk şimdi Ruth’a nasıl böyle bir şey yapar diye kızamayacağım. Çünkü o gün için gazetenin ana sayfasına bu tarz bir haberle çıkmak ayıp bir şeydi ve Ruth da ailesinden ötürü dışarı karşı iyi gözükmek istiyordu. (Günümüzde bir insanın ırkçılık yaptığı iddialarıyla gazetenin ilk sayfasına çıkması gibi) Ama Martin’le hiç konuşmadan sadece anne babasının görüşlerinden dolayı ayrılıyor olması da hiç hoş değildi ama bu durumdan sonra ayrılıyorsan ne diye Martin ünlü bir yazar oldu mu tekrar Martin’e dönmek için uğraşırsın ki? Martin’in kişiliği mi değişti? Yoksa yazdıkları daha mı güzelleşmişti? Hayır! O zaman neden? İşte Martin bu durumda kafayı yiyordu ve diğer insanlardan tiksinmek durumunda kalıyordu. Tabi Martin, Ruth’a diğer insanlardan daha az kızmalıydı. Ne de olsa onca yazdığımız soruna rağmen Martin’in elinde avucunda hiçbir şey yokken anne babasının onayı olmadan (Bunu iki defa yazıyorum çünkü Ruth için ya da o günün üst tabakası için aile çok önemli yerde) Martin’le evlenmek için sözleşmişti. Acaba Martin’in yerinde olsam ben ne yapardım açıkçası kestiremiyorum. Karar vermesi çok zor bir durum.

İlk paragrafta demiştim Martin Eden’i kendime yakın hissettim diye. Bu yakınlık bazı yerlerde sanki Mrtin Eden’i kendimmiş gibi hissetmeme bile yola açtı. Sanki kendi yazdığım yazılar reddedilmiş gibi Martin Eden’le üzüldüm. Hele bir dergiden ilk büyük para olan 40 doları alınca Martin Eden kadar sevindim. Martin Eden benim için ömrüm boyunca her zaman farklı bir yerde olacak. Martin Eden kitaplarla 21 yaşında tanıştı ben ise 21 yaşında Martin Eden’le tanışmış oldum. Belki de bundan dolayı bu karaktere bu kadar kendimi yakın hissettim. Herkesin Martin Eden’i okuması dileğiyle…

Şimdi biraz da Martin Eden kitabından aldıklarımla 1900’lerin ABD ekonomisine bakalım.
1 gemi bileti 10 cent
En kral yerde kahvaltı yapmak 2 dolar
Evinde yapacağın güzel bir kahvaltının maliyeti 15 cent
Bir çamaşırhanede bir ay boyunca eşek gibi çalışmanın ücreti 30 dolar (ikinci ay 40 dolar alırsın)
Bir bakkal dükkanı açmak 7000 dolara patlar.
Bir çamaşırhane açmanın maliyeti 12000 dolar.
Hizmetçi ya da uşağın aylık ücreti 35 dolar
Bakkalda 5 dolardan fazla hesap açamazsın. 5 dolar da iyi müşteriler için.
Martinin mantığına göre bu inceleme için herhangi bir dergi 20 dolar 82 cent verir.
Bir insanın hayalleri error (pek para etmiyor)

http://ahmedyasirorman.blogspot.com.tr/...on-kitap-yorumu.html

Reşat KARAKAŞ 
17 Oca 18:44 · Kitabı okudu · 7 günde · 10/10 puan

Öncelikle belirtmek isterim ki, kitabı sis yayıncılıktan okumanızı tavsiye etmiyorum.. Eskik harf ve kötü yazı basımı.. 

Kitaba başlarken Anıl kardeşimin incelemesi beni etkilemişti Martin Eden, o, artık benim en yakın arkadaşım diye incelemesine giriş yapmıştı... Neyse :) 

Yaşamın çarpıklığını, merhametsizliğini, yoksulluğu, tutkuyu, aşkı, başarma azmini ve zenginliği sonuna kadar yaşayan Martin Eden'in öyküsünü okuyacaksınız...Yere düştüğünde bir avuç toprakla kalkmasını bilen Martin EDEN karakterine hayran kalmamak mümkün değil. Başarıda nasıl ısrar edilir? Nasıl tekrar tekrar denenir? gibi bir çok soruya cevap bulabileceğiniz bir kitap. Öyle heyecan, korku, atraksiyon falan beklemeyin kitaptan. Zamanının günlük sıradan yaşantısını anlatılırken düşünüyorsunuz. Zaman zaman üzülüyorsunuz. Akıcı ve güzel bir anlatımı var. Betimlemeler ise bir harika. Ben çok beğendim. Mutlaka okunmalı diyorum.

Şeyma 
 21 Eki 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · 9/10 puan

Martin Eden ile tanışmaktan gurur ve mutluluk duymayan bir okuyucu var mıdır? Hem de böylesine idealist, doğrulardan şaşmayan, bildiği yolda ne pahasına olursa olsun yürümekten vazgeçmeyen, mücadeleci insanlarla karşılaşmanın şans sayıldığı bir zamanda yaşıyorken. Kitabı bitirip, istemeyerek de olsa o son sayfayı kapadığım andan itibaren kendimi bu talihli insanlardan biri olarak gördüm. Eğitim ve görgü açısından düşük bir seviyeye sahip olup, âşık olduğu kız uğruna kendini zihinsel olarak bu denli yetiştirebilen ve en önemlisi bunun için çabalayan kaç insan vardır ki şu hayatta? Yaşadığımız çağ, hayatı birlikte paylaştığı insanlar için dahi en ufak bir fedakârlığı göze alamayan insanlarla doluyken; Martin'in bu çabası hiç de küçümsenecek bir çaba değil. Jack London, eserinde alt tabakaya mensup bir insanın sevdiği kız uğruna sınıf atlamak için geçirdiği zihinsel gelişimi mükemmel bir şekilde ele almış. Burjuvazinin acımasız yönlerini bütün çıplaklığıyla ortaya koyarken, diğer yandan alt tabakadaki insanların yaşadığı içler acısı durumu da gözler önüne sermiştir. Gün gelip toplumun kendisinden beklediği para, şöhret gibi olgulara ulaştığında ise karakterinden ödün vermeyen, tam aksine içinde bulunduğu burjuva toplumunun çıkarcı, iki yüzlü tavrını bütün netliğiyle görerek bu ahlaksız çoğunluğa uymayı reddeden bir insan profili de sunuluyor eserde. Tüm bu gerçeklerin hatırlatılmasının yanı sıra eserdeki en önemli nokta; maddi değerleri amaç edinmiş, karaktersiz bir toplumun dik durmak için tek başına mücadele eden bir insanı yok oluşa sürüklemesiydi bana kalırsa. Yaşayan bir beden ama çıkarcı insanların tavırlarına maruz kalıp ölen bir ruh...
Bu kaliteli eseri İş Bankası Yayınları'ndan okumak güzeldi fakat kitaptaki bazı kavramlara dair açıklamaların sayfanın altında verilmesi yerine kitabın son kısmına konulması kitaba dair olumsuz bir yöndü benim için. Zira her kavramda kitabın arkasına dönüp bakmak okuyucunun dikkatini dağıtıp, konudan uzaklaşmasına sebep olabiliyor. Yine de böylesine kaliteli bir eseri okumak için bu zahmete katlanmaya değer. Okumayı düşünen arkadaşlara şimdiden keyifli okumalar diliyorum. :)

KeMâL 
 12 Kas 2015 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Yazarın ilk okuduğum kitabı Vahşetin Çağrısı'ydı. O kitaptan da çok etkilenmiştim. Bu kitabını ise kütüphanemde uzun süre durmasına rağmen okuduğum kitaptan etkilenerek okumaya başladım.
Jack London' un yazar olma öyküsünü anlattığı yarı otobiyografi kitabıymış. Üst tabaka ve alt tabaka arasında ki kültür farkının sahte bir yaşamdan ibaret olduğuna değinmiş yazar. Verdiği mesajlar ve yazar olma azmi uğruna çektiği sıkıntılar ile beni en fazla etkileyen kitaplar arasına soktu. Ayrıca bireycilik ve sosyalistlik üzerine yapılan ironik eleştiriler de çok etkileyiciydi.
İçinde felsefe, aşk, dürüstlük, yaşama azmi, çalışma azmi, verilen sözlerin tutulması, canı uğruna ideallerinden vazgeçmeme, ailenin önemi, dostluğun önemi ve daha sayamayacağım konularıyla muhteşem bir şaheserdir. Kitap başlarda sizi bu ne dedirtebilir ama biraz sabırla okuyunca kopamayacağınızdan eminim. İçinize işleyeceğine eminim. Muhteşem betimleme, muhteşem kurgu. Bugüne kadar okuduklarım arasında en iyi 3 kitaba girmiştir kendisi. Okuyunca etkisinden çok çıkamayacak, romanın içindeki Martin Eden olacaksınız.
Çok daha fazlasını yazmak isterdim ama okuyun dile getiremediğim çok şey var bu kitapla ilgili.
Kesinlikle tüm okuyuculara mutlak tavsiyemdir. Okuyun, okutun, yayın, paylaşın...

Kitaptan 701 Alıntı

Selman Ç. 
23 Haz 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Ne söylediğinizi, biraz da nasıl söylediğiniz belirler.

Martin Eden, Jack London (Sayfa 74 - İş Bankası Kültür Yayınları)Martin Eden, Jack London (Sayfa 74 - İş Bankası Kültür Yayınları)
Bekir İstanbul 
13 Tem 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

"Sen bir işi tamamladıktan sonra elde ettiğin başarıda değil, o işi yaparken buluyorsun mutluluğu."

Martin Eden, Jack London (Sayfa 325)Martin Eden, Jack London (Sayfa 325)
Sadettin TANIK 
20 Haz 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Yaşama sevgi beslemeyen varlık, yok olma yoluna girmiş demektir.

Martin Eden, Jack LondonMartin Eden, Jack London
Sadettin TANIK 
20 Haz 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Bu acı ölüm değildi, sersemlemiş bilincinde bocalayarak dolaşan düşünceydi. Ölüm acı vermezdi. Hayattı, hayatın sancısıydı bu feci, bu insanı yasa boğan his.

Martin Eden, Jack LondonMartin Eden, Jack London

Önemli olan ne söylediğiniz değil, nasıl söylediğiniz.

Martin Eden, Jack London (Sayfa 60 - Oda Yay. 1999, 6. basım, çev. Gülen Aktaş)Martin Eden, Jack London (Sayfa 60 - Oda Yay. 1999, 6. basım, çev. Gülen Aktaş)
M. 
23 Eyl 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

"Bir kadının yüzüne bakıp sarhoş olacağımı hiç sanmazdım."

Martin Eden, Jack LondonMartin Eden, Jack London
Vildan Eyüpoğlu 
22 May 09:10 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Yazamayan insanlar , yazan insanlar üzerine çok fazla şey yazıyorlar.

Martin Eden, Jack London (Sayfa 325 - İthaki Yayınları)Martin Eden, Jack London (Sayfa 325 - İthaki Yayınları)
Hatice Gümüş 
23 Şub 18:52 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Bilginin uçsuz bucaksız ülkesinde artık evine dönemeyecek kadar yol almıştı.

Martin Eden, Jack LondonMartin Eden, Jack London
Uğur Erdoğan 
01 Nis 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Mektup okuyan arkadaşına bakarken masanın üstündeki kitapları gördü. Açlıktan ölen bir adamın gözleri, yiyecek gördüğünde nasıl arzuyla dolarsa, öyle bir arzu belirdi gözlerinde.

Martin Eden, Jack London (Sayfa 7 - İthaki Yayınları)Martin Eden, Jack London (Sayfa 7 - İthaki Yayınları)
Sadettin TANIK 
20 Haz 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Aklın aşkla hiçbir ilgisi yoktu. Sevdiği kadının doğru ya da yanlış akıl yürütmesi hiç fark etmiyordu. Aşk aklın üzerindeydi.

Martin Eden, Jack LondonMartin Eden, Jack London
71 /

Kitapla ilgili 2 Haber

Trajik ve Destansı Jack London Hikayeleri
Trajik ve Destansı Jack London Hikayeleri Yaşamı boyunca 200’e yakın hikayeyi kaleme alan Jack London’ın hayatın kavgasına dair öykülerinin yer aldığı Meksikalı, Can Yayınları tarafından yayımlandı.
İşte, Feridun Andaç’a göre gençlerin okuması gereken 10 kitap!
İşte, Feridun Andaç’a göre gençlerin okuması gereken 10 kitap! Edebiyatımızın usta ismi Feridun Andaç, “İlkgençlik çağında birinin iki şeye ihtiyacı var: iyi kitap/yazar ve sinema. Onu duygu yolculuğuna çıkarıp gezindirebilecek ve düşüncelere salacak kitaplar ve filmlerle buluşması, o yaş döneminde bunları okuyup izlemesi eminim ki yaşama çizgisinin belirlenmesinde etkileyici olacaktır.” diyor. Aşağıda, Edebiyat Haber okurları için seçtiği on kitabı bulabilirsiniz.