Hiçbiriniz aslında tanımıyorsunuz değil mi? Sadece birbirinizin farklı versiyonlarını biliyorsunuz. Önceden yaşadığınız başka insanları. Bir profil, bir ton, birkaç tekrar eden cümle… gerisi yok. Belki de sadece bir günlük ya da bir kaç haftalık haz. O kadar.
Daha da garibi: bu eksiklik sorun gibi görünmüyor gözünüze, çünkü herkes zaten biraz eksik. Kimse “gerçek” olmayı hedeflemiyor, daha çok “anlaşılır” olmayı seçiyor. Ama anlaşılır olmak, çoğu zaman yüzeyde kalmak demek. İnsanlar sizi düşündükleri için değil, hatırladıkları için varlar. Hatırlanmak da bir bağ sanılıyor ama değil. Sadece eski bir veri gibi duruyor. Arada açılıyor, bakılıyor, kapatılıyor.
En rahatsız edici kısım ise şu; kimse sahte değil. Ama tam da değil.