‘Yakarsa dünyayı garipler yakar’ ekolünün vakur temsilcisi Martin Eden’le tanışacağım için oldukça hevesli ve heyecanlı bir vaziyette açtım kitabın kapağını... Bu heves ve heyacan –dürüst olmam gerekirse- son sayfalara yaklaştıkça Martin Eden’le artık vedalaşacak ve onu hayatımdan çıkaracak olmanın hazzını besledi. Yangın hiç sönmedi kitap boyunca... Martin, zihnindeki ateş toplarını cömertçe savurdu etrafına... Kimi zaman da dönüp kendine nişan aldı... Büyük oyunu bozmak için çıkmıştı yola... İdeallerini birer tuğla gibi kullandı, geçmişini sıva yapıp o tuğlaları birleştirdi. Sonra dünyaya meydan okumak için inşa ettiği tek göz odasını rengarenk bir aşk hikayesi ile baştan başa boyadı... Belki de hesaplayamadığı tek şey, odasını inşa ettiği zeminin bataklık olmasıydı. Martin yılmadan çalıştı, öğrendi, öğrendikçe odasına yeni katlar çıktı... Sonra, yeniden çalıştı, daha çok öğrendi ve kelimelerden kendine küçük bir fildişi kule yaptı. Ancak dedim ya, zemin böyle bir kuleyi ayakta tutacak kadar güçlü değildi... Tüm idealler, tüm geçmiş ve o görkemli aşk hikayesi, okurun bakışları arasında bataklığın içinde kayboldu... Ve bizler, beş yüz sayfa boyunca yandığımızla kalakaldık... (Her bir sayfa için bana bir cent borçlusun Martin, bunu yazıyorum bir kenara : )
----------------------
Değerli 1k dostlarım, yazının bundan sonrası için önlem amaçlı olarak bir ‘SPOILER’ uyarısı koymak zorundayım. Neticede kitap üzerine konuşurken belki de kitabı okumadan önce bilmek istemeyeceğiniz detaylara yer verebilirim. O yüzden devam edip etmeme tercihini size bırakıyorum...
----------------------
EĞİTİM NEYDİ? EĞİTİM EMEKTİ...
Yazar burada, bilgiye aç bir insanın sistemsiz bir eğitim ile, yani kendi kendini eğiterek, mücadele vererek aydınlanabileceği konusuna özellikle vurgu