Genelde kitap okurken bambaşka dünyalara, bambaşka hayatlara konuk olmuşum gibi hissederim ama bu kitap beni tek bir odanın içine kapattı ve çıkmama izin vermedi gibi hissettim.
Stephen King bu kitabında bana korkunun karanlık koridorlarda ya da doğaüstü varlıklarda olmadığını yeniden hatırlattı. Asıl korku, bir insanın zihninde saklı olan ve ne zaman ortaya çıkacağını bilemediğiniz o karanlıkta gizli.
Annie Wilkes yalnızca bir karakter değil; saplantının, sahip olma arzusunun ve kontrol etme isteğinin ete kemiğe bürünmüş hâli. Paul Sheldon ise yalnızca bir yazar değil; umudunu kaybetmemek için direnen insanın kendisi.
Kitabı çoğu zaman “bir sonraki sayfada ne olacak acaba?” merakıyla değil daha çok “daha ne kadar kötüleşebilir” endişesiyle okudum diyebilirim. Ve sanırım bir gerilim romanının da başarısı tam burada yatıyor.
Sadist, beni yalnızca heyecanlandıran değil, rahatsız eden, geren ve karakterleriyle birlikte o odanın içine hapseden bir okuma deneyimi oldu. Uzun zamandır bir kitabın son sayfasını kapattığımda üzerimde bu kadar ağır bir iz bıraktığını hatırlamıyorum.
Kapalı mekân gerilimlerini seviyor, okurken rahatsız olmayı da iyi bir okuma deneyiminin parçası olarak görüyorsanız, Sadist sizi uzun süre etkisinden çıkaramayacak bir roman ve kesinlikle tavsiye ederim.
SadistStephen King · Altın Kitaplar · 20185,7bin okunma
Bu bir roman olsaydı, olaylar da plana göre gelişirdi. Ancak kahrolasıca hayat o kadar düzensiz ve karışıktı ki. Bölümleri bile olmayan bir ömür hakkında başka ne söyleyebilirdiniz?