Son
Derda'lar mutlu ve diğer hayatlarına doğru yol alırken bizde başka bir kitabın dünyasında kaybolmaya hazırlanalım..

Mathemazel, bir alıntı ekledi.
41 dk. · Kitabı okuyor

utanç sözcüğünün hâlâ bir anlamı kaldıysa
cehennem içinde cehenneme çevirdiğimiz bu yerde utanç sözcüğünün hâlâ bir anlamı kaldıysa bu, o sırtlanı gidip kendi ininde öldürmeyi göze alabilmiş olan o yürekli kişi sayesinde oldu, Buna bir diyeceğim yok ama tabaklarımızı da utanç sözcüğüyle dolduramayız, Kim olursan ol, sen haklısın, kursaklarını yeterince utanma duygusu taşımadıkları için doldurabilen insanlar şimdiye kadar her zaman çıkmıştır, ama bizlerin, şu âna kadar hak etmediğimiz o son onurdan başka elimizde hiçbir şey kalmamış olan bizlerin, işte hakkımız olan o onuru kurtarmak için hâlâ savaşabileceğimizi kanıtlamamız gerekir,

Körlük, José Saramago (Epub)Körlük, José Saramago (Epub)
gökçe türkkan, bir alıntı ekledi.
58 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

"Bencillik genellikle insan türünün en olumsuz ve kınanacak tutumlarından biri olarak kabul edilse de, kimi koşullarda son derece geçerli nedenleri vardır."

Filin Yolculuğu, José Saramago (Sayfa 175)Filin Yolculuğu, José Saramago (Sayfa 175)
Ceyda Küçükoruç, Gökkuşağını Yakalamak'ı inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · 6 günde · 5/10 puan

Arkadya Yayınlarının son dönem çıkan kitaplarını çok sevdiğim için bu kitabı da tereddütsüz aldım. Arka kapak yazısı da bu alışverişte etkili oldu elbette. Ancak ben şimdiye kadar okuduğum kitaplar içerisinde ilk defa arka kapak yazısının kitaptan daha güzel olabileceğine şahit oldum. Yazan editörün ellerine sağlık diyorum :)

Esasında çok da kötü bir kitap denemez o kadar da haksızlık yapmayayım. Bir kere bölüm sonundaki şifreli sözlerden kendime sakladıklarım -ve tabi sizle paylaşacaklarım- var. Ama bir şeyler eksik kalmış bana göre. Yani ben bir Sarah Jio'nun kitaplarında olduğu gibi kendimi kitabın içinde kaybedemedim, kitabın kahramanının duygularını hissedemedim.

Mesela ben bir romanı okurken karakteri gözümde çizerim. Kaşını, gözünü, boyunu posunu, aksanını bile hayal ederim. Bu kitapta şöyle bir durum oluştu; kitabın ortalarında bir sayfada, aniden, benim hayal dünyamda yarattığım Bernadette ile kitapta anlatılanın fiziksel olarak hiç benzemediği ortaya çıktı; haliyle de bu beni acayip hayal kırıklığına uğrattı. Üzüldüm anlayacağınız :)

Kitabın Türkçe çevirisinde de birçok hatalı yer vardı. Elimdeki baskı 1. baskı, belki bir sonraki baskıda -bilmiyorum var mı- bu hatalar giderilmiştir.

İşin en ilginç yanı şu: Böylesi basit, şaşırtmacadan uzak bir konuyu, çeviri hatalarına ve bana hiç beklemediğim bir anda " aaa.. Bernadette böyle bir tip miymiş? İyi ama..." dedirtmesine rağmen 2 günde bitirdim. Kendimle çelişiyor gibiyim farkındayım ama bunun bir açıklamasını yapamıyorum.

Önerir miyim?
Öğrenci iseniz ve kısıtlı paranız varsa bence hakkınızı daha doyurucu bir romandan yana kullanabilirsiniz. Ancak kitap delisi iseniz bir okuyun bakalım derim.

Lokman a, bir alıntı ekledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

"Hangi kusurunu düzeltmene fırsat verdiler? Son durağa gelmeden yolculuğun bitmek üzere olduğunu haber verdiler mi sana? Birdenbire: "Buraya kadar!" dediler. Oysa, bilseydin nasıl dikkatle bakardın istasyonlara; pencereden görünen hiçbir ağacı, hiçbir gökyüzü parçasını kaçırmazdın. Bütün sularda gölgeni seyrederdin. Üstelik, "daha önce haber vermiştik" derler. "Her şeyin bir sonu olduğunu genel olarak belirtmiştik. Yaşarken eskidiğini ve eskittiğini söylemiştik."

Tutunamayanlar, Oğuz AtayTutunamayanlar, Oğuz Atay
Ceyda Küçükoruç, Son Kamelya'yı inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · 7 günde · 8/10 puan

Sarah Jio'nun bu son romanında da tıpkı diğerlerinde olduğu gibi geçmiş ve gelecek eş zamanlı olarak anlatılıyor. Yine geçmişte yaşanan bir takım olaylar, aile sırları, gizemi çözülmemiş yaşam hikayeleri ve cevap bekleyen soruların sis perdesi günümüzde açılıyor. Mart Menekşeleri ve Böğürtlen Kışı'nda da aynı kurguyu okumuştum. Bu kurgu daha kaç roman gider bilemiyorum. Ancak söylemek isterim ki yazarın o kadar yalın, öylesine güzel bir anlatım tarzı var ki romanın ana gövdesi aynı olsa bile asla "kabak tadı verdi" diyemiyorsunuz. Benim gibi çok çabuk sıkılan bir insan bunu söyleyebiliyorsa yazarın yazma konusundaki ustalığı tartışılamaz demektir.
Ayrıca bu son romanda yazarımız gizemi biraz daha artırmak adına işin içerisine bir de çözülmemiş cinayetler ilave etmiş. Yani bu romanı okurken hem geçmişin dedektifi hem de katilin dedektifi oluyorsunuz... "Katil kim?" sorusu sizi romanın sonuna kadar takip ediyor ve son 10-15 sayfada öğrendiğiniz gerçekler sizi şaşkına çeviriyor.

Kitabı okuduktan sonra her ne kadar hayal ürünü olduğunu bilsem bile Google arama sayfasına Livingston Köşkü diye yazmadan duramadım. Esasında içten içe Livingstone'un gerçek olmasını çok dilemiştim; itiraf ediyorum. Günün birinde oraya gidip, kamelya ağaçlarını görebilme ihtimalimin olması hoş olurdu gerçekten... Fakat o köşkün bizim evde olduğunu fark ettim :) Bundan birkaç sene evvel yapmış olduğum puzzle daki köşk Livingstone'un sanki canlılık bulmuş hali. Ya da şöyle diyelim olması gereken hali. Romanda anlatılan kasvetli yapısından kurtulmuş aydınlığa kavuşmuş, huzurla dolmuş hali...yani bence tabi :)

Ayrıca yazar tarafından mükemmel derecede tasvir edilen çatı katı serası da tam bir cennet gibi canlandı gözümde. Desmond'un yerinde olmayı istemezdim hiç ama, tam da o anda, yosun çuvallarından yumuşacık yatağında yatıp yıldızları izlerken uykuya dalması çok büyük bir lükstü bana göre... Gerçi o her zaman kendi evinde bir sığıntı gibiydi bu kadarcık cenneti hoş görmek gerek...

Tamam tamam eğer biraz merakınızı kabartmayı başardıysam kısa bir özet geçelim kitabı almak isteyenlere yol gösterici olmak maksadıyla..

1930'lu yıllarda gencecik çok güzel bir kız (Anna) yakışıklı bir adam (Lord Edward) ile tanışır. Adam kıza ilk görüşte aşık olur. Kız için aynı şeyleri söylemek zordur ancak ailesinin baskısına dayanamayarak adam ile evlenir. İngiltere'nin en muhteşem köşklerinden birinde yaşamaya başlarlar. Ancak günün birinde kızın geçmişine ait öğrendiği çok büyük bir sır adamın kıza bakışını tamamıyla değiştirir. Ona olan büyük aşkı birden bire bitmiş yerini gereksiz paranoyalar almıştır. Kız günden güne altın kafese kapatılmış bir kuş gibi hissetmeye başlar. Yalnızlığını paylaşabildiği muazzam çiçekleri ve dillere destan bahçesiyle sırlarını saklayan kamelyalarından başka yakınlık kurabileceği kimsesi kalmamıştır. Tabi bir de çocukları... Her birinin kendine ait problemleri olan 5 çocuk...

Yıllar 1940'ı gösterdiğinde Flora Lewis kitabımıza giriyor. Fakir bir fırıncının kızı olan Flora aynı zamanda bir botanik bahçesinde çalışmaktadır ve bitkiler hakkında geniş bilgiye sahiptir. Uluslararası çiçek kaçakçılarının arasına da bu sayede girer. Ailesinin yaşamını biraz daha refaha kavuşturmak isteyen Flora kendisini bir dadı gibi göstererek Livingston köşküne girer ve Middlebury Pembesini aramaya başlar. Bu yolculukta başına beklenmedik bir aşk, bir sürü kızın ortadan kaybolmasıyla ortalıkta dolaşan cinayet dedikoduları, Leydi Anna'nın ölümünün perde arkası ve o köşkteki herkese ait pek çok soru işareti ve sırlar gelir.

Romanın günümüz kısmındaysa Addison Sinclair devreye giriyor. Bir botanikçi ve bahçe düzenlemeleri konusunda uzman olan Addison, eşinin ailesi tarafından satın alınan Livingstone köşkünde Leydi Anna ve Flora'nın başlayıp ortaya çıkarmaya çalıştığı sırları gün ışığına çıkartıyor. Bu arada tabi ki kendisinin de geçmişinde, kocası Rex'den sakladığı bir olay var ve o da ister istemez gün yüzüne çıkıyor.

Son Kamelya, Leydi Anna, Flora Lewis ve Addison Sinclair isminde üç kadının üzerine kurulmuş çok güzel bir roman. Bu üç kadının da en belirgin özeliği yaşadıkları hayata, geçmişlerine ve mutsuzluklarına rağmen hala çok güçlü olmaları ve ayakta kalıp savaşmaya çalışmalarıdır. Sarah Jio'un romanlarındaki kadın karakterlerin gücüne gerçekten hayranım ben...

Keyifli okumalar dilerim...

Ceyda Küçükoruç, Çıkmaz Sokağın Sırrı'ı inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · 8 günde · 5/10 puan

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, yıl içerisinde okuduğunuz kitapların toplam sayfa sayısını merak eden bir tür deli iseniz (tıpkı benim gibi), bu kitap o istatistiği birden canavar gibi artıracaktır.
Bir insan nasıl 674 sayfa yazar anlayabilmiş değilim... Esasında bundan yanılmıyorsam iki yaz önceydi Marian Keyes ile tanışmam. Bodrum'da "Senden Başka yok" adlı kitabının cep boyunu bulup almıştım. Okuması kolay, konusu basit, eğlenceli esprili bir anlatım tarzı olduğu için tam bir yaz kitabı olduğunu düşünmüş ve çok beğenmiştim. Bu deneyimden cesaret alarak "Çıkmaz Sokağın sırrı"na göz diktim...

Tabi anlamışsınızdır yazdığım girizgahtan... İlk okuduğum kitabındaki kadar güzel bir tat alamadım bu sefer Marian Keyes'in yazdıklarından. Ancak inat ettim son sayfanın son kelimesine kadar okudum. Tamı tamına 674 sayfa. Oku oku bitmedi yahu. Taşıması ayrı dert okuması ayrı dert. Ben bunu okuyup bitirene kadar sevdicek 3 kitap bitirdi. Kitabın ana konusunu yazsam sanıyorum maksimum 300 sayfa olur.

Konu esasında ilgi çekici ve basit. Eskilerin ünlü müzik grubu Laddz'lerin (4 erkekten oluşan bir grup) menajeri Jay Parker, bu grubu tekrardan popüler yapmak için bir dizi konser anlaşması ayarlıyor.Grup üyeleri artık yaşını başını almış ağır abiler haline geldiklerinden Jay'in sahnede yapmalarını istediği dans koreografilerinden hiç hoşlanmıyorlar ancak, hepsinin maddi durumu çıkmazda olduğu için kabul etmek zorunda kalıyorlar. Fakat grup üyelerinden Wayne'in aniden ortadan kayboluşu bütün planları alt üst ediyor.Paniğe kapılan Jay Parker, olaylı bir şekilde ayrıldığı eski sevgilisi ve özel dedektif olan Helen Walsh'u arıyor ve Wayne'i bulmasını istiyor.

Benim birkaç cümleyle konusunu anlatabildiğim, ve eminim ki sizin de aklınızda ufak bir senaryo oluşturabildiğim bu kitabın hacminin artmasının sebebi yan karakter ve yan olayların aşırı detaylandırılarak anlatılması.. Helen Walsh ve ailesinin bütün üyelerinin tek tek analizi, Laddz grubunun dört üyesinin de ayrı ayrı analizleri, Helen'in yeni sevgilisi ve onun ailesinin yaşadıkları ...vs vs

Marian Keyes Chic-lit* edebiyatının en önemli kadın yazarlarından kabul ediliyormuş.Chic-lit edebiyatı bilirsiniz ki Bridget Jones'un Günlüğü ya da Sex and The City gibi kafanızı boşaltmanızı, keyifli vakit geçirmenizi sağlayan ve okurken sizi yormayan kızsal kitaplardır. Yazın deniz kenarında bu tarz kitapları okumayı çok severim ben. Ama soru şu: "bir Chic-lit kitap niçin 674 sayfa olur?"

Allahtan yazım dili sıkıcı değildi ve çevirisi çok iyiydi, okudum gitti...
Ancak bu yazarın bir üçüncü kitabını okumak için sanırım araya birkaç yıl zaman koyacağım ve almadan önce en az bir hafta düşüneceğim...

* Chic-lit: Chicken Literature'ın kısaltması tam türkçe karşılığı piliç edebiyatı