Orhan Kemal’den okuduğum ilk eser. Devamının geleceğini artık biliyorum.
Kurgu çok iyi. Kitap her şeyin bittiği yerde başlıyor. Yağmurlu bir gecede sahile vuran bir kadın cesediyle… Daha ilk andan toplum denen canavarın acımasız yüzü kendini göstermeye başlıyor.
“Şu belalı günde intiharın sırası mıydı hey Allah’ın kulu!”
“Vay anasını, parmağındaki yüzüğe bakın!”
“Böyle serseri bir kadının parmağında ha!”
Bu sahne ile beraber yüzüğün hikayesi, onunla beraber de zavallı Nazan’ın hikayesi başlıyor. Toplum denen vahşi sistemin üyeleri, eli maşalı olmayan kişileri nasıl el ele vererek katleder? Bunun tablosunu görüyoruz kitapta. Belki de kimsenin suçu yok bu durumda. Herkes üstüne düşeni yapıyor ve hepsinin kendince haklı sebepleri var belki. O kadar ki okuyucuya sinir krizleri yaşatan kötülük timsali kaynananın bile Freud‘un gözüyle incelendiğinde -kesinlikle yeni bir psikolojik terim gerekli-yaptıkları anlaşılır gözüküyor. Bu tabloda kötülük bireysel değil, kolkola girmiş ve toplumsal bir canavara dönüşmüş. Kadın erkek ilişkisi, gelin kaynana ilişkisi, insan toplum ilişkisi; ne yönden bakılırsa bakılsın çok dersler var bu kitapta. Tüm karakterler ayrı ayrı incelenmeli. Ama şurası bir gerçek ki kötülük cehaletin çamurunda çok güzel filizlenip dal budak salıyor. Eserde bu kötülüğün karşısında yer alan aydın karakterler bile bazen istemeden karanlığa hizmet etmek zorunda kalıyor. Sona gelindiğinde ise her şeye rağmen aydınlık yarınlar için umudun filizlendiğini görüyoruz.
Tüm bunların dışında okuduğum en akıcı kitaplardan biri. Adeta okuyucuyu kendine kilitliyor. Yeşilçam sineması seyreder gibi her şey okuyucunun gözünde oldukça gerçekçi bir görüntüyle canlanıyor. Baş karaktere çok üzülen okuyucu aynı zamanda onun hatalarından çok gerçekçi dersler çıkarıyor. Bunun yanı