Adı:
Yabancı
Baskı tarihi:
Temmuz 2019
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750724756
Kitabın türü:
Orijinal adı:
L' Etranger
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
1942’de yayımlanan Yabancı, romancı, tiyatro yazarı ve düşünür olarak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yalnız Fransa’da değil tüm dünyada kuşağının sözcüsü ve yol göstericisi olarak kabul edilen Albert Camus’nün, ilk ve en çok ses getiren yapıtıdır. Romanda, işlediği bir suçtan çok, gerçek duygularını dile getirdiği ve toplumun istediği kalıba girmeyi reddettiği için dışlanan bir “yabancı” aracılığıyla, XX. yüzyıl insanının içine düştüğü yabancılaşma anlatılır. Bir türlü ele geçirilemeyen “anlam”ın sürekli aranışını, bilincin toplumdan ve dış dünyadan kopuşunu, topluma yabancı duran kahramanın çevresiyle ve toplumla arasındaki çatışmayı anlatan roman, büyüleyici gücünü arka plandaki derin ve suskun acıdan alır. Camus, genç kahramanı Meursault’nun dış dünyayla arasına koyduğu mesafeyi, kendine ve topluma yabancılaşmasını, annesinin ölümü dahil her şeye nesnel bir biçimde yaklaşmasını büyük bir ustalıkla dile getirir.
111 syf.
Camus ve Sartre’ın isimleri çoğunlukla birlikte anılır. İkisi de Edebiyat dalında Nobel kazanmıştır. Sartre daha yaşlı olmasına rağmen, Camus daha erken erişmiştir bu ödüle. Edebiyat denilince Camus’yu kıyas götürmeyecek şekilde farklı bir yere koyarım ben. Benim nazarımda Camus, birkaç gömlek üstündür Sartre’dan.

“Yabancı” bizim ülkemizde de çok okunan eserlerden biridir. Ve genel çerçevede, bizdeki edebiyat çevrelerince idam karşıtı en sert romanların başında kabul edilir. Zira romanda polisin ve adli mekanizmanın berbatlığı, her an hata yapmaya müsait yapısı çok güzel verilmiş. Bu bile idam karşıtı olmak için yeterli olabilir.

"===== Spoiler ======="

Romanın özeti; anti-sosyal, Meursault adında bir Fransız basit bir olay sonunda bir Cezayirli Arap’ı öldürür. Yargılamanın sonucunda İdama mahkum edilir.

Bu yargılama sürecinde, Meursault’nun anti sosyalliği, annesinin ölümüne ve hayatında cereyan eden tüm olaylara karşı umursamaz, bir absürtlük sınırına varacak denli kayıtsız-tepkisiz olması çok güzel verilmiş. Hatta savcı, Meursault’yu Arap’ı öldürdüğünden çok, bu kayıtsızlığından dolayı suçlar. Mahkeme adeta bu sorumsuzluğun-tepkisizliğin yargılanmasıdır.

Bu romanı ilk okumamı 1984-85 yıllarında yapmıştım. Bu son okumamda en çok dikkatimi çeken nokta, romanın her aşamasında ölen kişinin sıradan bir Arap olarak küçümseniyor olması, herkese adıyla seslenilirken maktulün adının olmayıp sadece -Arap- olmasıydı. O zamanlar dikkatimi çekmemiş ya da bu ince ayrıntıyı görecek bilince sahip değilmişim. Bu durum okurda, katilin idamına karşı bir direnç, ortada maddi bir hata var, hissi uyandırıyor. En azından bende böyle oldu.

İkinci kez okumama sebep olan şey, bir yerde okuduğum bir yorumda, bir Arap okurun “Camus, sömürge Cezayir’inde bir Arap’ın, hele de bir Fransız’ı bıçaklamış olanının, öldürülmesi suç sayılmadığı halde, böyle hayali bir mahkeme kurup, sömürgeci Fransa’yı, olmayan özellikler uydurup, temize çıkarmakla” suçlaması, devamında “Camus’nun Cezayirli olmasını saçma bulup doğduğu, büyüdüğü toprakların dilleri olan Arapça ya da Berberice konuşamayan Cezayirli mi olur, o kolonyalist, ortalama bir Fransız’dan başka bir şey değildi ve Cezayir bağımsızlık hareketine mesafeli bir Parislidir,” yazmış olmasıydı.

İşin siyasal yanını bir kenara koyuyorum.

Hiç kuşku yok ki, bu eser farklı okuma biçimleriyle yorumlanabilecek kült bir eserdir. Varoluşcu okumalarla yapılan değerlendirmelerde “yabancı” Meursault’dur. Bizim edebiyat çevrelerimizde de, Z.Demirkubuz’un bu eserden hareketle yaptığı “Yazgı” filminde de “yabancı” olarak Musa’ya vurgu yapılır.

Bir zamanlar böyle düşünmüş olsam da bu ikinci okumamdan sonra konuya farklı bakıyorum. Bu romanın “yabancı”sı bir ismi olmayan Arap’tır. Meursault’un ateş ettiği bu isimsiz Arap'ta vücut bulan şey, kahramanın içindeki saplantılı anne arzusudur. Öldürmek istediği işte bu saplantılı anne arzusudur. Burada gösterdiği aşırı tepki, tüm roman boyunca hissettiğimiz tepkisizlikle çelişir. Her şeyi saçma bulur. Sorumsuz ve tepkisizdir Meursault. Eğer Arap kurbanına bir kez ateş etseydi, romanın içimizde bıraktığı duygu değişmezdi. Ama üst üste ve nefretle ateş eder. Annesine duyduğu saplantılı arzuyu vücut bulduğunu düşündüğü Arap'la beraber öldürür ve eski kayıtsız, nihilist haline döner. Ölen insan için, tüm dile getirildiği mahkeme boyunca, bir kez bile üzülmemiş olması onun nihilizme geri dönüşüdür. Hem mahkemede hem çevresinde bu şekilde yargılanması ancak böyle bir değerlendirmeyle anlam kazanır.
112 syf.
·1 günde·8/10
Albert Camus’nün, ilk ve en çok ses getiren yapıtıdır. Mersault’un annesinin ölümüyle başlıyor hikâye. Daha sonra Cezayirli bir Arap’ı öldürür ve İdama mahkum edilir.

Mahkemede Céleste'ye Mersault hakkında sorular sorulurken ben de yazar gibi onu alnından öpmek istedim!

Hayatı ve yaşamayı boş gören ve herşeyi kabullenen Mersault’un hikayesini bulacaksınız. Karakterler yanıbaşınızda yaşamış hissine kapılıyorsunuz okurken

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
  • 1984
    8.9/10 (16.972 Oy)18.232 beğeni55.737 okunma14.094 alıntı229.594 gösterim
  • Dönüşüm
    8.1/10 (21.795 Oy)21.534 beğeni87.162 okunma4.375 alıntı2.247.116 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (22.284 Oy)23.488 beğeni79.156 okunma5.016 alıntı2.432.852 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (25.800 Oy)26.223 beğeni91.276 okunma9.222 alıntı587.088 gösterim
  • İçimizdeki Şeytan
    8.6/10 (14.738 Oy)16.392 beğeni56.113 okunma24.341 alıntı293.201 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (15.449 Oy)15.701 beğeni59.408 okunma4.073 alıntı253.579 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (15.796 Oy)16.944 beğeni63.575 okunma9.881 alıntı364.541 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.2/10 (16.437 Oy)20.131 beğeni59.829 okunma28.341 alıntı739.718 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (21.583 Oy)23.360 beğeni80.500 okunma13.139 alıntı273.282 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.1/10 (22.471 Oy)25.763 beğeni82.329 okunma11.427 alıntı411.941 gösterim
119 syf.
·2 günde·9/10
Her ne kadar tavsiye üzerine kitap okumaktan hoşlanmayan bir okur olsam da bazen kitapla ilgili görüşlerine değer verdiğim birinin güzel bir yorumunu gördüğümde veya kitapta geçen ve beni düşünmeye sevk eden bir cümle gördüğümde o kitaba karşı kayıtsız kalamıyorum. Albert Camus'nun Yabancı isimli bu kitabını da Mustafa A.'ın şu #26344396 incelemesi sayesinde okuma kararı aldım. Öncelikle kendisine teşekkür ederek incelemeye başlamam gerekir...

Kitaba dair beni okumaya sevk eden ikinci özellik ise, kitapta geçen "Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum." cümlesi oldu. Çok etkileyici bir cümle gibi geldi ilk gördüğümde. Böyle bir cümlenin geçtiği bir kitabın son derece güzel olduğuna kanaat getirdim. Sonra öğrendim ki, "Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum." cümlesi kitabın ilk cümlesiymiş. Bildiğiniz üzere, bir kitabın ilk cümlesi son derece önemlidir. Kitapla ilgili önemli bir "tavsiye mektubu"dur.

"Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum." cümlesini okuduğumda, bu cümleyi kuran kişinin annesinin ölümü karşısında son derece üzülmüş ve yeis içerisinde böyle bir cümle kurduğunu düşündüm. "Ulan adama bak, annesinin ölümü sebebiyle hangi günde olduğunu bile unutmuş. Bu nasıl bir acıdır?" diye düşündüm. Oysaki kitabımızın ana kahramanı Meursault hiç de bu düşünceye sahip bir kişi değilmiş. Meusault, herkese, en çok da kendisine yabancı bir karakter. "İnsanların hayatları farklı değildir ki, herkes aynı yaşar," diyebilecek kadar rasyonel, cinayetten sorgulanırken bile karşısındakileri irdeleyen onların her şeyi bu kadar önemliymiş gibi yaşamalarına şaşıran bir yabancı... Meursault aynı zamanda topluma ve toplumu oluşturan insana dair ve yine toplumca oluşturulmuş değer yargılarına karşı uyumsuz biri. Sabahattin Ali'nin tabiriyle, kendi kafasının içinde yaşayanlardan. Biraz Raif Efendi, biraz aylak adam Bay C., biraz da Raskolnikov...

Kitabın belirli bir konusu olduğunu söyleyemeyeceğim sizlere. Özellikle şu konuyu işliyor diye bir tahlil yapmam mümkün değil. Yazarın da öyle bir niyeti olmamış zaten... Fakat kendisine bile yabancı olan bir adamın hayat karşısında ne kadar uzaktan bir bakış açısına sahip olabileceğini ne kadar yabancılaşabileceğini göreceksiniz kitabı okuduğunuzda. Öyle ki, annesinin ölümünde bile ağlamayan bir adam var karşınızda... Öyle ki, mahkeme salonunda bile son sözü sorulduğunda son bir sözünün olmadığını söyleyecek kadar kararlı bir adam... Öyle ki, ölüm cezası verildiğinde bile tanrı inancına sahip olmadığını ve asla affedilmeyi istemeyeceğini defalarca söyleyen bir adam... Bu yönüyle herhangi metafizik bir inanç olmadan da erdemli olunabileceğini göstermekte. Son derece önemli buluyorum bu duruşunu...

Kitapta hoşuma giden kısımlardan birisi de Meursault'un kadın-erkek ilişkilerine ve evliliğe dair olan bakış açısıydı. 43'üncü sayfada geçen şu cümle kahramanımızın bakış açısını önümüze sunuyor. Çok ilginç bir bakış açısı olduğu için paylaşma gereği hissediyorum: ''Akşam, Marie beni görmeye geldi, kendisiyle evlenmek isteyip istemediğimi sordu. Benim için fark etmediğini, eğer o istiyorsa evlenebileceğimizi söyledim. O zaman da onu sevip sevmediğimi sordu. Ben de yine daha önceki gibi cevapladım, bunun bir anlamı olmadığını, ama elbette onu sevmediğimi söyledim. ''Öyleyse neden benimle evleneceksin?'' dedi. Ben de ona bunun bir önemi olmadığını ama o arzu ediyorsa evlenebileceğimizi söyledim. Zaten bunu isteyen oydu, bana düşen de evet demekti. O da evliliğin ciddi bir iş olduğunu belirtti. Ben, ''Yoo,'' diye cevap verdim. Bir an sustu, ses çıkarmadan yüzüme baktı. Sonra konuştu. ''Aynı biçimde bağlı olduğun bir başka kadın sana aynı öneride bulunsa kabul eder miydin, onu öğrenmek istiyorum'' dedi. ''Elbette ederdim'' dedim. O zaman, ''Ben seni seviyor muyum acaba?'' diye sordu. Ben de ''Bu konuda hiç düşünmedim'' diye karşılık verdim. Yine sustuktan sonra, ne kadar tuhaf bir adam olduğumu, beni kesinlikle bunun için sevdiğini, ama belki günün birinde yine aynı nedenlerden ötürü benden nefret de edebileceğini mırıldandı. Bunlara ekleyeceğim bir sözüm olmadığı için susuyordum. Gülümseyerek kolumu tuttu, "Seninle evlenmek istiyorum," dedi. Ben de, "Ne zaman istersen evleniriz, dedim.?"

Son derece ilginç bir karakter gördüğünüz üzere Meursault. Ancak gönülleri fethedecek bir duruşa da sahip. Mesela hakkında verilen ölüm cezası karşısında bile sükunetini koruyup hakimin, savcının, avukatın ve jandarmanın hal ve hareketlerini irdeleyebiliyor. Sayfa 97'de yer alan cümlesi aynen şu şekilde: "Fransız halkı adına genel bir meydanda kafamın kesileceğini söyledi. İşte o zaman, bütün yüzlerde okumakta olduğum hissin niteliğini anlar gibi oldum. Saygı hissiydi bu galiba. Jandarmalar bana çok yumuşak davranıyorlardı. Avukat elini bileğime koydu."

Kitapta çok fazla altını çizdiğim yer oldu. Camus gerçekten de değerli bir yazar ve daha çok okunmayı hak ediyor. Baş kahramanımız Meursault'a mahkeme tarafından verilen ölüm cezasından sonra Camus'nun bu cezayı eleştirdiği kısımlar da oldukça etkileyiciydi.

Gerçekten de suçlu bir kişiye suçu her ne olursa olsun ölüm cezası vermek ne kadar doğrudur? Tarihin her döneminde tartışılmış bir soru bu. Cevabı hemen verilecek basitlikte bir cevap değil. Son derece gelişmiş ve demokratik olduğunu düşündüğümüz birçok toplumda ölüm cezası hala yasal. Örnek olarak bu topluma ABD'yi gösterebiliriz. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde ölüm cezası kesin olarak kaldırılmış ve yaşam hakkı her şeyin üzerinde bir hak olarak tanınmışsa da ölüm cezasını savunan birçok kişiyi hala çevremizde görmek mümkün. Unutulmamalıdır ki, bir kişiye ölüm cezası vermek o kişinin düzelmesi ve topluma karışması için elinden tüm imkanları almak anlamına gelecektir. İnfaz Hukuku'nun temel prensibi mahkum olan kişilerin yeniden topluma kazandırılmasına olanak sağlamaktır. Albert Camus da ölüm cezasına alternatif çözümler bulmaya çalışmış ve bu kitabında ölüm cezasına eleştiri getirmiştir.

Netice itibarıyla, oldukça beğendiğim bir kitap oldu. Yazarın dili de sade ve anlaşılır bir dil olduğundan kararlı olunursa bir günde bitirilebilecek bir eser. Elbette hepinize tavsiye ediyorum.
111 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Toplum ve toplumu oluşturan insana dair ve yine toplumca oluşturulmuş değer yargılarına karşı uyumsuz olan kahramanın topluma yabancılaşmasını, toplumu oluşturan diğer bireylerce ötekileştirilmesini konu alan varoluş felsefesine ve insan algısına dair düşündükçe derinleşen müthiş bir eser. Kitabı okuduktan sonra aldığınız lezzet okurken aldığınızdan daha fazladır.
111 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10·
•Albert Camus 1957 Nobel Edebiyat Ödüllü, kalemini ve mesajını hayretle okuyacağınız, mutlaka okumanız, tanışmanız gereken bir yazar.
•Yabancı ise yazarın en çok bilinen ve okunan eseri. Yabancı eseri, bana Yusuf Atılgan’ın tarzını fazlasıyla hatırlattı; konu nerdeyse aynıydı zaten. İki kitabı peş peşe okumam da sadece şans değildi tabiki; sizlerin de okuyacaksanız yine benim gibi peş peşe okumanızı tavsiye ederim.
•Eser boşlukta, kaygısızlık ve düzensizlik içerisinde süregelen bir karakterin hayatını anlatmakta; yine Sigmund Freud’dan etkilenmiş psikoloji tarzında yazılmış bir eser. Bu tarz eserlerin mistik bir yanı ve ilginç bir tadı oluyor ve eser bittiğinde de kendinizi biraz tuhaf hissediyorsunuz.
•Ana karakterimiz Mersault neden yaşadığını, neden öleceğini, hatta hayatın en ufak bir nedenini veya acabasını düşünmeyen, her şeye kayıtsız kalan, hayatının sonlarına doğru mecburiyetten bi nebze sorgulamaya çalışsa da sosyal hayattan tamamen kopmuş, sadece kendi kafasının içinde yaşayabilen birisi olarak dünyaya ve insanlara yabancı bir karakterdir.
•Mersault tam olarak tanımadığı birisiyle, sırf onu kırmamak adına arkadaş olacak, istemediği halde ona yardım edecek, her şeyi sorgulamadan kabullenebilecek, kız arkadaşının evlilik teklifine bile sorgulamadan evet diyebilecek ve hatta annesinin ölümüne bile üzülemeyecek. Şimdi bütün bunlar da neden ve böyle bir karakter acaba günümüzde gerçek olabilir mi diyeceksiniz?
•Mersault karakteri, Anayurt Oteli’ndeki Zebercet karakterinden biraz daha farklı geldi bana. Zebercet bazı şeyleri elde etmek istiyordu, bir arayış içindeydi, bulamıyordu ve yoksunluk çekiyordu, özlem duyuyordu. Yalnızlık ve arayış Zebercet’i derinden bir sorgulamaya, yoksunluk ise Zebercet’i gerçek hazların arayışına ve bir an önce yalnızlıktan kurtulmaya sevk ediyordu.
•Mersault ise hissiz(tamamen), duyarsız, algılama yeteneğinden mahrum, sanki sadece özel olarak programlanmış; yani tamamen hayalötesi bir kurgu karakter gibi geldi bana. Ama bu büyük yazarın amacı Yusuf Atılgan’dan çok farklı zaten. Yazar sosyal bir mesaj verme derdinde aslında. İdam meselesinin tutarsızlığını, Arapların isminin zikretmeye dahi layık görülmeyişini, Arapların çok basite alındığını, toplumun farklı insanlara yani aslında kendi gibi olmayan yabancılara farklı davrandığını hatta baskı yaptığını, bu yabancıların da baskı karşısında yaşadığı güçlükleri sembolize etmiş kitap.
•Ben kurgu romanlardan ziyade, belli bir konu üzerinde yazılan kitaplardan, romanlardan sonra daha çok düşünmüşümdür; hatta bazen günlerce düşünmeye devam etmişimdir; bu da kitabın bittikten sonra bile bana hala mesaj vermeye devam etmesinden kaynaklı galiba. İşte bir kitabın bitişinden sonra çok düşünmek, kendini yormak istemeyen okurlar, bu kitapları basit bulabiliyor ya da hak ettiği gibi yüksek puan vermiyor ya da bir daha okumak istemiyor. İşte bu yüzden bu güzel eserlerin hak ettiği değerde okunabilmesi adına okurların daha bilinçli, ufak bir ön araştırma ile, konsantrasyonunu bozmadan, detaylara dikkat ederek okumasını naçizane tavsiye ediyorum.
•Yanlış bir kelam etmişsem cümle hatalar affola.
Saygılar okuma zahmetinde bulunan, vakit ayıran herkese...
110 syf.
·4 günde·Beğendi
Özeleştiri ile başlayayım.Bu kitabı okurken kendime çok kızdım. "Nasıl olur da böyle bir kitabı bugüne kadar okumadım " diye. Sayfaları çevirdikce kendime kızdım, bölümleri bitirdikçe kendime kızdım.Ama okumayışımın sebepleri vardı.İşin aslı ben bu kitabı felsefî bir roman olarak düşündüğüm için uzun yıllar okumadım.Çünkü daha önce okumuş olduğum bazı felsefî romanlarda, okudukça kelimeler artar, okudukça sayfalar azalmak yerine çoğalır ve bitmek bilmezdi.Bu önyargılarla kitaba başladım.

Önyargıyla kitaba başladım ama daha ilk sayfada Albert Camus bu önyargımı kırmayı başardı.Yarattığı karakter daha ilk sözüyle sizi kendine bağlıyordu ve peşine takılıp gidiyordunuz.Yazar, kelimeleri öyle özenli ve düzgün bir şekilde dizmiş ki, her cümlede ayrı bir güzellik çıkartmış ortaya.Yazarın dili gayet açık ve süsten uzak.Romanda anlatılanlar kahramanın gözünden öznel olarak anlatılmış.Bence bu,anlatımı daha çekici kılmış.Birinci bölüm bittiğinde Albert Camus hayranı olmuştum bile.

Romanın teması, insanın, yaşanılanlara, dış dünyaya,hayata, ölüme ve kendisine yabancılaşmasıdır.

"Bugün annem öldü.Belki de dün, bilmiyorum. " diyerek başlıyor bu kısa roman(110 sayfa)Baş karakter Meursault, bu sözlerinden de anlaşılacağı gibi umursamaz, dünyayı ve yaşamayı boş gören ve her seyi kabullenen birisi.Öyle vurdumduymaz ki yok yere başını belaya sokabiliyor. Bu umursamaz tavrına yer yer kızsam da, Meursault karakterini ve anlatılan hikayeyi çok sevdim.

Albert Camus, " Hayat yaşamaya değmez. " diyor. Ona göre hayat, toplum ve her şey saçma.Varoluşçu felsefenin absürd/ saçma kavramını ve kendi ideolojisini kahramanı Meursault yoluyla romanında çok güzel yansıtmış.

Kesinlikle tavsiye edilir.
111 syf.
·Beğendi·9/10
Adam öldürmekle suçlanıp da annesinin ölümüne ağlamadığı için idam cezasına çarptırılan bir yabancının hikayesi.

Yabancı olmasının nedeni başka bir yerden gelmiş olması değil. O, toplumdan farklı bir insan. Onlardan farklı düşünür ve hisseder. Onun için hiçbir şeyin pek fazla bir önemi yoktur. Evlenmek veya arkadaş olmak önemi olmayan bir şeydir. Ölümün de bir önemi yoktur. Önünde sonunda öleceği için zamanın, yerin veya nasıl olduğunun da önemi yoktur. Fiziksel hisleri, duygularının önündedir.

Tek üzüldüğü an mahkeme salonunda kendisine nedensizce hınç duyulduğu zamandır. Oysa oradakiler yakınlarıdır.
Kendisinin neden böylesine yabancılaştırıldığına anlam verememektedir.

Albert Camus'nün okuduğum ilk eseri ve etkilendim. Diğer eserleri hakkında okuma isteği uyandırdı. Tavsiye ederim, keyifli okumalar.
112 syf.
Kesinlikle etkileyiciydi. Zaman zaman kitabın içine girebilsem ve olaylara ben müdahale etsem diye geçirdim içimden. Zaman zaman da ‘Ne vurdumduymaz bir tavırdır bu?’ dedim. Bir yandan ‘sinir’ oldum Mersault adındaki başkahramana. Bir yandan ‘acıdım’.

Mersault’un annesinin ölümüyle başlıyor hikâye. Gerçekten toplum için çok aykırı bir karakter. Özellikle yazıldığı zamanı düşünüyorum da (Albert Camus 1913'de Cezayir'de doğmuş, 4 Ocak 1960'da Fransa’da vefat etmiştir) epey farklı duruyor.

Şu düşünce de aklıma gelmedi değil. Acaba yazar, kendi aykırılığının ne kadarını yansıtmış bu esere. Mersault kendisi midir? Toplumun baskıcılığını ve değer yargılarına uymayanlara kestiği cezayı eleştirmek için mi yazmıştır? Hepimiz biliyoruz ki toplum kendisine benzemeyeni (suç teşkil eden eylemleri işleyenleri kastetmiyorum tabii ki) ilk fırsatta yok etmek için fırsat kollamaktadır.

Çok beğendim. İyi ki okumuşum dediğim, bana farklı (her ne kadar da öyle bir yerde yaşamayı kesinlikle istemesem de) bir dünyanın kapısını açmış ve kendine has üslubuyla kendi evreninde hoş bir rehberlik etmiştir.

Yer yer insanın içini acıttığını da ekleyerek bitireyim.
124 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Kitap incelememe öncelikle bir solukta bitirmek gibi bir hata yapmayın diyerek başlamak istiyorum. Sayfa sayısı olarak buna müsait olmakla birlikte içerisinde var olan o güzel düsünceleri sindire sindire, üzerinde uzun uzun düşünerek, hissederek okumanızı öneririm. Okuduğum ilk Albert Camus kitabı bu ve kesinlikle devamını getireceğimden hiç kuşkum yok. Albert Camus'nün dünya görüşü beni cidden çok etkiledi. "Mutluluk, bir yerde ve her yerde, hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir." Diyor Albert Camus. Ve kitapta size çokça neden yaşadığınızı ve nasıl öleceğinizi de düşündürtüyor.
Konusuna gelecek olursak, baş kahramanımız Meursault'un saçma kavramından uzak, saçma duygusu üzerine yaşamını anlatıyor. ( Bu arada bunu söylemeden geçemeyeceğim, okurken Meursault kişisini Suç ve Ceza- Raskolnikov karakterine benzettim ara ara. Bu yönüyle çok hoş bir dejavu oldu benim için.)
-Spoiler Olabilir-
Meursault öyle bir karakter ki; sevip sevmemek, evlenip evlenmemek, bir hiç yüzünden adam öldürmek ve dahası annesinin ölümüne hatta kendi ölümüne bile duygusuz kalabilen, bunları kendine dert etmeyen, tüm saçmalıkları üzerine saçma bir hayat yaşamakta olan bir karakter. Şu ana kadar okuduğum karakterlerden en farklısı kesinlikle. Ve Meursault' un aklımdan uzun bir süre cıkmayacagını düsünüyorum.
110 syf.
·Puan vermedi
Şöyle baktım çoğumuz okuma misyonunu tamamlamışız bu eserde sevgili dostlar.Camus bey ne kadar usta bir yazar olduğunu bizleri ters köşe yaparak ve kendimize ayna olacak betimlemeleriyle anlatmış.Ana karakterimizin umursamaz kişiliği , hislerinin kaybeden donuk yapısı akıcı şekilde vurgulanmış.Bu özelliği onu toplumdan dışlanmaya , duygularının varsa dahi hiçe sayılmasına sebep olmuş.Hiçlik duygusunun içten oluşu dahi ölüme engel değil.Üstü kapalı olarak vurgulamak istersem ; toplum tarafından olumsuz , cani olarak görülen bu karakter , üzülmediğiniz için sizi ölümü istenen bir mahkum yapabilir.Neredeyse hepimiz hayatın bazı evrelerinde bu karakter kimliğine bürünmüş ve ya bürünmek zorunda kalmışızdır.En büyük düşmanlarımızdan birisi kendi aklımızdır.Mazinize hediye edin bu eseri.
Yıllardan beri ilk defa olarak içimde, aptalca bir ağlama arzusu uyandı, çünkü bütün bu insanların benden ne kadar nefret ettiklerini hissetmiştim.
Albert Camus
Sayfa 83 - Can Yayınları - 50. Baskı - 2015
Değil mi ki yaşam bir yerde ölümle -yani yoklukla- sonuçlanıyor, öyleyse nedir bu didinip durma, bu yedim-içtim, aldım-verdim, benim-senin kavgasının anlamı?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yabancı
Baskı tarihi:
Temmuz 2019
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750724756
Kitabın türü:
Orijinal adı:
L' Etranger
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
1942’de yayımlanan Yabancı, romancı, tiyatro yazarı ve düşünür olarak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yalnız Fransa’da değil tüm dünyada kuşağının sözcüsü ve yol göstericisi olarak kabul edilen Albert Camus’nün, ilk ve en çok ses getiren yapıtıdır. Romanda, işlediği bir suçtan çok, gerçek duygularını dile getirdiği ve toplumun istediği kalıba girmeyi reddettiği için dışlanan bir “yabancı” aracılığıyla, XX. yüzyıl insanının içine düştüğü yabancılaşma anlatılır. Bir türlü ele geçirilemeyen “anlam”ın sürekli aranışını, bilincin toplumdan ve dış dünyadan kopuşunu, topluma yabancı duran kahramanın çevresiyle ve toplumla arasındaki çatışmayı anlatan roman, büyüleyici gücünü arka plandaki derin ve suskun acıdan alır. Camus, genç kahramanı Meursault’nun dış dünyayla arasına koyduğu mesafeyi, kendine ve topluma yabancılaşmasını, annesinin ölümü dahil her şeye nesnel bir biçimde yaklaşmasını büyük bir ustalıkla dile getirir.

Kitabı okuyanlar 44.259 okur

  • Özge Ceren Öktem
  • Ercan Top
  • Merve kavuk
  • tomris kedisi
  • Mervenur yetim
  • Mihriban Karaıslı
  • Seyit Rıza Babur
  • Gamze
  • Gamze Karşı
  • Büşra karacaoğlan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%22.6
14-17 Yaş
%19.7
18-24 Yaş
%19.5
25-34 Yaş
%16.7
35-44 Yaş
%12.3
45-54 Yaş
%6.8
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%64.3
Erkek
%35.6

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%20.5 (2.555)
9
%19.1 (2.387)
8
%22.9 (2.856)
7
%12.2 (1.519)
6
%5 (627)
5
%2.2 (272)
4
%0.6 (80)
3
%0.6 (69)
2
%0.3 (38)
1
%0.3 (36)

Kitabın sıralamaları