Yabancı

8,3/10  (2.337 Oy) · 
6.628 okunma  · 
2.040 beğeni  · 
24.096 gösterim
"Albert Camus"nün (1913-1960) en tanınmış, en çok yabancı dile çevrilmiş, en çok incelenmiş ve hala en çok satan kitaplar arasında yer alan "Yabancı", aynı zamanda yazarın en gizemli yapıtı. Ölümün egemen olduğu bir "varlık"ın en anlamsız olgularını saçma bir düzensizlik içinde yaşayan bu romanın başkişisi "Meursault", bir simge kahraman değildir, "adı" olmayan bir "Yabancı"dır; bu eksik kimlik, gerçeklikten algıladığı şeyi yapılandıramayan, yeniden örgütleyemeyen, ama gerçekliğin yankılarını yakalamaya çalışan bir boş bilincin imgesidir. Onun kayıtsızlığı ve edilgenliği, işte bu boş bilincin ürünüdür. Yabancı, büyüleyici gücünü, içinde barındırdığı trajedi duygusuna borçlu: Bir türlü ele geçirilemeyen anlamın sürekli aranması, bilinç ile toplumsal dünya arasındaki çatışma... Camus'yle buluşanların hiçbiri, onunla karşılaşınca hayal kırıklığına uğramamıştır. "Mutluluk, bir yerde ve her yerde hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir," der Camus. Giderek daha çok sevilen bir yazar olması, onun bu sevgisinin yansımasından başka bir şey değildir.
(Arka Kapak)

Albert Camus, 1957 Nobel Edebiyat Ödülü sahibidir.
  • Baskı Tarihi:
    Haziran 2016
  • Sayfa Sayısı:
    119
  • ISBN:
    9789750715709
  • Orijinal Adı:
    L' Etranger
  • Çeviri:
    Semih Tiryakioğlu
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:

Camus ve Sartre’ın isimleri çoğunlukla birlikte anılır. İkisi de Edebiyat dalında Nobel kazanmıştır. Sartre daha yaşlı olmasına rağmen, Camus daha erken erişmiştir bu ödüle. Edebiyat denilince Camus’yu kıyas götürmeyecek şekilde farklı bir yere koyarım ben. Benim nazarımda Camus, birkaç gömlek üstündür Sartre’dan.

“Yabancı” bizim ülkemizde de çok okunan eserlerden biridir. Ve genel çerçevede, bizdeki edebiyat çevrelerince idam karşıtı en sert romanların başında kabul edilir. Zira romanda polisin ve adli mekanizmanın berbatlığı, her an hata yapmaya müsait yapısı çok güzel verilmiş. Bu bile idam karşıtı olmak için yeterli olabilir. Spoiler vermemeye çalışarak biraz açalım.

Romanın özeti; anti-sosyal, Meursault adında bir Fransız basit bir olay sonunda bir Cezayirli Arap’ı öldürür. Yargılamanın sonucunda İdama mahkum edilir.

Bu yargılama sürecinde, Meursault’nun anti sosyalliği, annesinin ölümüne ve hayatında cereyan eden tüm olaylara karşı umursamaz, bir absürtlük sınırına varacak denli kayıtsız-tepkisiz olması çok güzel verilmiş. Hatta savcı, Meursault’yu Arap’ı öldürdüğünden çok, bu kayıtsızlığından dolayı suçlar. Mahkeme adeta bu sorumsuzluğun-tepkisizliğin yargılanmasıdır.

Bu romanı ilk okumamı 1984-85 yıllarında yapmıştım. Bu son okumamda en çok dikkatimi çeken nokta, romanın her aşamasında ölen kişinin sıradan bir Arap olarak küçümseniyor olması, herkese adıyla seslenilirken maktulün adının olmayıp sadece -Arap- olmasıydı. O zamanlar dikkatimi çekmemiş ya da bu ince ayrıntıyı görecek bilince sahip değilmişim. Bu durum okurda, katilin idamına karşı bir direnç, ortada maddi bir hata var, hissi uyandırıyor. En azından bende böyle oldu.

İkinci kez okumama sebep olan şey, bir yerde okuduğum bir yorumda, bir Arap okurun “Camus, sömürge Cezayir’inde bir Arap’ın, hele de bir Fransız’ı bıçaklamış olanının, öldürülmesi suç sayılmadığı halde, böyle hayali bir mahkeme kurup, sömürgeci Fransa’yı, olmayan özellikler uydurup, temize çıkarmakla” suçlaması, devamında “Camus’nun Cezayirli olmasını saçma bulup doğduğu, büyüdüğü toprakların dilleri olan Arapça ya da Berberice konuşamayan Cezayirli mi olur, o kolonyalist, ortalama bir Fransız’dan başka bir şey değildi ve Cezayir bağımsızlık hareketine mesafeli bir Parislidir,” yazmış olmasıydı.

İşin siyasal yanını bir kenara koyuyorum.

Hiç kuşku yok ki, bu eser farklı okuma biçimleriyle yorumlanabilecek kült bir eserdir. Varoluşcu okumalarla yapılan değerlendirmelerde “yabancı” Meursault’dur. Bizim edebiyat çevrelerimizde de, Z.Demirkubuz’un bu eserden hareketle yaptığı “Yazgı” filminde de “yabancı” olarak Musa’ya vurgu yapılır.

Bir zamanlar böyle düşünmüş olsam da bu ikinci okumamdan sonra konuya farklı bakıyorum. Bu romanın “yabancı”sı bir ismi olmayan Arap’tır. Meursault’un ateş ettiği bu isimsiz Arap, bir insan değil, kendi içindeki arzudur. Bu öldürmek istediği arzu, anneye duyulan arzudur. Yoksa, her şeyi saçma bulup sorumsuz-tepkisiz olan Meursault, bu denli tepkiyle ve üst üste ateş eder miydi? Ölen insan için, tüm dile getirildiği mahkeme boyunca, bir kez bile üzülmemiş olması nasıl açıklanabilir? Hem mahkemede hem çevresinde bu şekilde yargılanması ancak böyle bir değerlendirmeyle anlam kazanır.

Sadettin TANIK 
16 Haz 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Toplum ve toplumu oluşturan insana dair ve yine toplumca oluşturulmuş değer yargılarına karşı uyumsuz olan kahramanın topluma yabancılaşmasını, toplumu oluşturan diğer bireylerce ötekileştirilmesini konu alan varoluş felsefesine ve insan algısına dair düşündükçe derinleşen müthiş bir eser. Kitabı okuduktan sonra aldığınız lezzet okurken aldığınızdan daha fazladır.

Mahmut ÇAYIR 
 14 Eki 2016 · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

İradesini kullanmayı reddeden bir adamın başından geçenleri anlatan etkileyici bir öykü. Yıllar önce Zeki Demirkubuz'un Yazgı filmini izlemiştim. Bilmiyordum, Zeki hoca bu kitaptan esinlenerek yazmış o filmi. Sinemaseverler için filmi de tavsiye ederim.

İlgen Aktürk 
11 Haz 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitap incelememe öncelikle bir solukta bitirmek gibi bir hata yapmayın diyerek başlamak istiyorum. Sayfa sayısı olarak buna müsait olmakla birlikte içerisinde var olan o güzel düsünceleri sindire sindire, üzerinde uzun uzun düşünerek, hissederek okumanızı öneririm. Okuduğum ilk Albert Camus kitabı bu ve kesinlikle devamını getireceğimden hiç kuşkum yok. Albert Camus'nün dünya görüşü beni cidden çok etkiledi. "Mutluluk, bir yerde ve her yerde, hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir." Diyor Albert Camus. Ve kitapta size çokça neden yaşadığınızı ve nasıl öleceğinizi de düşündürtüyor.
Konusuna gelecek olursak, baş kahramanımız Meursault'un saçma kavramından uzak, saçma duygusu üzerine yaşamını anlatıyor. ( Bu arada bunu söylemeden geçemeyeceğim, okurken Meursault kişisini Suç ve Ceza- Raskolnikov karakterine benzettim ara ara. Bu yönüyle çok hoş bir dejavu oldu benim için.)
-Spoiler Olabilir-
Meursault öyle bir karakter ki; sevip sevmemek, evlenip evlenmemek, bir hiç yüzünden adam öldürmek ve dahası annesinin ölümüne hatta kendi ölümüne bile duygusuz kalabilen, bunları kendine dert etmeyen, tüm saçmalıkları üzerine saçma bir hayat yaşamakta olan bir karakter. Şu ana kadar okuduğum karakterlerden en farklısı kesinlikle. Ve Meursault' un aklımdan uzun bir süre cıkmayacagını düsünüyorum.

Mustafa Aka 
 11 Oca 01:05 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Öncelikle, Kitap Kardeşliği Etkinliği çekilisindeki eşleşme sonucu bu güzel kitabı gönderen Yazarın Kitap Ayracı arkadaşımıza çok teşekkür ederim.

Özeleştiri ile başlayayım.Bu kitabı okurken kendime çok kızdım. "Nasıl olur da böyle bir kitabı bugüne kadar okumadım " diye. Sayfaları çevirdikce kendime kızdım, bölümleri bitirdikçe kendime kızdım.Ama okumayışımın sebepleri vardı.İşin aslı ben bu kitabı felsefî bir roman olarak düşündüğüm için uzun yıllar okumadım.Çünkü daha önce okumuş olduğum bazı felsefî romanlarda, okudukça kelimeler artar, okudukça sayfalar azalmak yerine çoğalır ve bitmek bilmezdi.Bu önyargılarla kitaba başladım.

Önyargıyla kitaba başladım ama daha ilk sayfada Albert Camus bu önyargımı kırmayı başardı.Yarattığı karakter daha ilk sözüyle sizi kendine bağlıyordu ve peşine takılıp gidiyordunuz.Yazar, kelimeleri öyle özenli ve düzgün bir şekilde dizmiş ki, her cümlede ayrı bir güzellik çıkartmış ortaya.Yazarın dili gayet açık ve süsten uzak.Romanda anlatılanlar kahramanın gözünden öznel olarak anlatılmış.Bence bu,anlatımı daha çekici kılmış.1.bölüm bittiğinde Albert Camus hayranı olmuştum bile.

Romanın teması, insanın,yaşanılanlara,dış dünyaya,hayata,ölüme ve kendisine yabancılaşmasıdır.

"Bugün annem öldü.Belki de dün,bilmiyorum." diyerek başlıyor bu kısa roman(110 sayfa)Baş karakter Meursault, bu sözlerinden de anlaşılacağı gibi umursamaz, dünyayı ve yaşamayı boş gören ve her seyi kabullenen birisi.Öyle vurdumduymaz ki yok yere başını belaya sokabiliyor. Bu umursamaz tavrına yer yer kızsamda, Meursault karakterini ve anlatılan hikayeyi çok sevdim.

Albert Camus,"Hayat yaşamaya değmez." diyor. Ona göre hayat, toplum ve her şey saçma.Varoluşçu felsefenin absürd/ saçma kavramını ve kendi ideolojisini kahramani Meursault yoluyla romanında çok güzel yansıtmış.

Kesinlikle tavsiye edilir.

Mithril / Rodion Romanovich Raskolnikov 
 21 Şub 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · 9/10 puan

Yabanci, topluma ve insanlara yabanci olan degil, toplum tarafindan yabancilastırılmis bir adamin kisa hikayesi aslinda. Ve yabancilastırılmasinin altinda yatan tek etken hayata bakisinin diger insanlardan farkli olmasi, herkes gibi olmamasi...
Cok yalin cok akici bir dille kitabin bas kahramani Meursault'un yasam, olum, suc. ceza, tanri, aile, ask, sevgi, baglilik gibi kavramlari butun nesnelligi ile okuyucuya aktarmistir. Etkileyici bir kitap...

Rojhilat Recep As 
 11 Ara 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Realist Tahlil Kitapları Vol 7

Kitaba inceleme yapmayı düşünmüyordum ama konunun ilgi çekici olması kalemimi biraz yazmaya zorladı. Her insanın kendi hayatına farklı bir bakış açısı getirdiği bu dünyada ilgi çekici fikirler vardır gerçekten. Kimisinin hayata karşı olumsuz bakış açısı bizi etkiler; yalnızlığıyla, hüznüyle, yorgunluğuyla. En güzel bir mutluluk anının içinden bile tutup size bir hüsran gösterirler. Kimisinin de hayata karşı olumlu bakış açısı bizi etkiler; pes etmemesiyle, umuduyla, daimi hafif tebessümüyle. En zor anlarda bile tutunacak bir dal bulurlar mutlaka. Ve hayata karşı bakış açıları bu iki uç arasında mertebelere bölünür. Bu mertebelerin sayısı, dünyada gelmiş geçmiş insanlar sayısınca, belki de bu insanların hayatlarının her anında sabit kalmayan bakış açılarının, insanların nefes alıp verme sayılarınca fazladır. Çünkü insan her saniye değişir. Gün gelir, kendini tanıyamadığını bile söyler. Bu konuyla ilgili Can Yücel'in Davet şiirini paylaşmak istedim şu an :




“Şunları bir araya toplayayım.
Bir güzel muhabbet edelim” diye düşündüm.

Mutfak işinden de anlarım.
Donattım sofrayı.
Bayağı uğraştım.
Hepsinin, ayrı ayrı ne
yemekten, ne içmekten
hoşlandığını iyi bilirim.
Bayağı da para gitti.

Birinin yediğini öbürü yemez.
Ötekinin içtiğini beriki içmez.
Dört kişilik sofra kurdum.

Mumları da yaktım.
Bak hepsi, Erick Satie severdi. 
Hatırladım.
Müziği de ayarladım. 

Geldiler.

20 yaşında ben, 
35 yaşımda ben, 
40 yaşımda ben ve 
bugünkü ben dördümüz.

Birden yirmi yaşımı, otuz beş yaşımın karşısına oturttum.
Kırk yaşımın karşısına da, ben geçtim.
Yirmi yaşım, otuz beş yaşımı tutucu buldu.
Kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi.

Yatıştırayım dedim.
“Sen karışma moruk” dediler. Büyük hır çıktı.
Komşular alttan üstten duvarlara vurdular.
Yirmi yaşım kırk yaşıma bardak attı.

Evin de içine ettiler. 

Bende kabahat.
Ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine …





Bütün bu kadar farklı bakış açısı içinde yinede bütün dikkati üzerine kesinlikle toplayacabilecek tek bir bakış açısı vardır: Önemsemezlik. Yalnız bu öyle basit bir bakış açısı değil. Tam anlamıyla önemsemezlik, bilindik haliyle vurdumduymazlık. Sevince, hüzne, yorgunluğu, aşka, bir sevdiğini kaybetmeye hatta ve hatta ölüme karşı mutlak bir önemsemezlik. Bu saydıklarımın kendi hayatında olup olmaması kendisi açısından bir önem arz etmeyen bir yaşam tarzı. Açlığa, yorgunluğa, mutlu bir akşam yemeğine karşı bakış açısı olsa da fark etmez, olmasa da fark etmez. Gerçekten farklı bir durum. Hayatta bu şekilde yaşayanlar var mıdır bilmem ama Albert Camus, bu konuyu seçmekle ve de bu şekilde ana karakterin psikolojini tasvir etmekle kaleminin ustalığını göstermiş oluyor kanaatimce. Sadece kabullenmediğim nokta, ana karakterin ölüme karşı aynı tavrı takınması. Gerçi iyi hoş ölüm karşında bile çizgisinden sapmaması karakteri gözünüzde bir miktar saygıdeğer kılıyor. Ama yine de ölüme ve ölümden sonraki hayatın varlığına karşı kimsenin "Ölsem de fark etmez ölmesem de. Öteki hayat olsa da fark etmez olmasa da." diyebileceğine pek inanmıyorum. Bediüzzaman insanın en değerli malı ruhudur der. Bireyin kendi ruhunu korumak için bir içgüdüye sahip olduğu fikrindeyim. O yüzden ana karakterin ölüme ve ölümden sonraki hayata dair önemsemezliğinin gerçek hayatta karşılığı bulunduğunu pek sanmıyorum.

Hayata karşı bakış açısı önemsemezlik olan birinin psikolojisini anlamak isteyenlere tavsiye ederim, önemsemeden yaşayanları anlamak namına gerçekten okunması gayet keyifli bir eser.

Ayşe Y. 
 18 Ağu 2017 · Kitabı okudu · 1 günde · 8/10 puan

CAMUS’NÜN YABANCI’SINDAN AYNAMA YANSIYANLAR
Albert Camus’nün, yayımlandığı 1942 yılından itibaren en çok tanınan ve ses getiren romanı olan Yabancı’nın ana kahramanı, Meursault isminde sıradan bir adamdır. Roman, son derece basit bir olay örgüsüne sahip olmasına rağmen varoluşçu felsefenin temel izleklerini başarıyla yansıtmasından dolayı çok sevilmiş ve çok okunmuştur.
Roman, kahramanın ağzından annesinin ölümünü haber veren, “Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum.” şeklindeki giriş cümlesiyle açılır. Bir roman daha ilk cümleden okuyucusunu romanın atmosferine sokmayı başarıyor, okuyucuyu şaşırtıp onda soğuk duş etkisi yaratabiliyorsa o iyi bir romandır ve devamında da beklentileri boşa çıkarmayacaktır. Yabancı, bu bakımdan daha ilk cümlesiyle Meursault’nun karakterini okuyucuya hissettirmeyi başarır. Roman kahramanı, maddi imkanlarının yetersizliği ve başka bazı sebeplerden dolayı annesini bakımevine bırakmış, bir büroda masa başı bir işte çalışan -kahramanın tam olarak ne iş yaptığını bilmemekle birlikte sık sık patronun adının geçmesinden bir patron denetiminde çalışılan masa başı bir iş olduğu yorumu yapılabilir- Marie isminde bir kız arkadaşı ve bir iki komşusu olan, sıradan ama aslında sıra dışı bir adamdır.
“Peki çok sıradan görünen tüm bu özelliklerine rağmen onu sıra dışı yapan nedir?” Sorusunu soracak olursak tek kelimeyle “kayıtsızlık” diyebiliriz. Meursault, annesinin ölümü de dahil her şeye pek de alışılmış tepkiler vermeyen, aslında hayatı olduğu gibi kabul etmiş ve o hayatın içinde edilgen bir tavır takınmış bir adamdır. Meursault, tüm bu özellikleriyle, Camus’nün varoluşçu felsefeyle ilgili temel düşüncelerini ifade ettiği Sisifos Söyleni’nde bize tanıttığı “uyumsuz insan”ı da çağrıştırır. Camus, buradaki uyumsuz (absürd) sıfatını, evrenin mantığa aykırılığını gören, tutarsızlığını anlamış, her şeyi olduğu gibi kabul etmiş bilinçli insan anlamında kullanmıştır. Peki Meursault bilinçli midir? Pek değil. Peki Meursault, Sartre’ın “Varoluşçuluk Bir İnsancılıktır” adlı o uzun felsefi denemesinde anlattığı, kendi kendini dünyada yeniden kurma başarısını gösterecek olan aktif insan mıdır? Bence hayır.
Peki Yabancı romanının bu kadar geniş kitlelerce sevilmesini ve okunmasını sağlayan temel sırrı nedir? Bence kahramanın yapmacıksız, doğal, samimi tavrıdır. Meursault’nun kendine göre bir hayat felsefesi vardır ve kahraman romanın sonuna kadar- kaybedeceğini, yalnız kalacağını, dışlanacağını, idama mahkum edileceğini bilse de- bu felsefeden hiç vazgeçmez. Örnek mi? Marie isminde kısa bir süre iş yerinde birlikte çalıştıkları güzel bir kadınla arkadaşu olur. Onu fiziksel olarak beğenir ve onunla ilişkisi başlar. Fakat bu ilişkide Marie’nin beklentilerine rağmen son derece kayıtsız bir tavır takınır. İşin ucunda Marie’yi kaybetme ihtimali olduğu halde ona karşı hep dürüst davranır. Genç kadının ısrarlı sorularına rağmen onu sevmediğini tekrarlar. Belki bu çok ağırdır ve böylesi bir dürüstlük bir kadın için kaldırılabilir bir şey değildir, ama Marie onun tuhaf biri olduğunu, onu bu sebeple sevdiğini ama günün birinde ondan bu sebeple nefret edeceğini söyleyerek bu durumu kabullenir. Meursault’nun Marie’yle aralarında evlilikle ilgili geçen diyaloglar da oldukça ilgi çekicidir:
"Akşam Marie beni görmeye geldi, kendisiyle evlenmek isteyip istemediğimi sordu. Benim için fark etmediğini eğer o istiyorsa evlenebileceğimizi söyledim. O zaman da, onu sevip sevmediğimi sordu. Ben de yine daha önceki gibi cevapladım, bunun bir anlamı olmadığını ama elbette onu sevmediğimi söyledim. 'Öyleyse neden evleneceksin benimle' diye sordu. Ben de ona bunun bir önemi olmadığını ama o arzu ediyorsa evlenebileceğimizi anlattım. Zaten bunu isteyen de oydu, bana düşen evet, demekti. O da evliliğin ciddi bir iş olduğunu belirtti. Ben, 'Yoo,' diye cevap verdim."(s.47)
Mersault'nun komşusu Raymond’la olan ilişkisi de ilgi çekicidir. Raymond’ın belalı bir sevgilisi vardır ve bu çapraşık ilişkisi bir şekilde Meursault’yu da etkiler ve Raymond’ın silahını başına bir iş açmaması için muhafaza etmek için aldığı sırada karşıdaki adamın bıçak çekmesi sonucu olaya istemeden müdahil olup dört el ateş eder ve bu durum onun sonunu hazırlar. Uzun ve yorucu bir mahkeme süreci sonrasında ölüme mahkum edilir. Masum bir adamken bir anda caniye ve haine dönüştürülmüştür. Ancak o tüm bu olup bitenler karşısında soğukkanlılığını daima muhafaza eder. Annesinin ölümüyle ilgili sorulara son derece samimi cevaplar verir. Avukatının tüm çabalarına rağmen olduğu insan olmaktan vazgeçmez. Ne idam cezasına çarptırılacak olması, ne toplumun gözünde hain ilan edilmesi, ne onun için eriyip biten Marie umurundadır. Ve işin garibi bütün bunları o kadar doğal bir şekilde yapar ki Meursault’ya kızamazsınız. Meursault, tüm bu doğal halleriyle bana İvan Gonçarov’un kahramanı Oblomov’u hatırlattı. Biliyorum Oblomov pek çok okuyucu tarafından tembelliği ve umursamazlığı, hatta işlerini sürekli ertelemesi ile hatırlanan bir kahramandır, ancak diğer taraftan Oblomov kendinden taviz vermemesi ve çocukluk derecesindeki saf ve doğal halleriyle Camus’nün kahramanıyla birleşir.
Varoluşçu felsefenin temel argümanlarından biri olan hayatın mevcut haliyle anlamsız olduğu görüşü ki Camus bunu Sisifos efsanesinden yola çıkarak anlatır. Tanrıların, hep yeniden aşağıya yuvarlanacak olan taşı tepeye çıkarmakla cezalandırdıkları Sisifos, cezasını bilinçli olarak kabullenir ve tekrar yuvarlanacağını bildiği halde taşı bütün gücüyle yukarı taşır. İşte dünyaya atılmış olan insan da böyledir. Hayat anlamsız olsa da insan bu dünyada tek başına olmasının bilinci içinde kayasını her seferinde o tepeye çıkarmak zorundadır. "Peki Camus’nün kahramanı hayatı anlamsız bulur mu?" diye soracak olursak bence Meursault ânı yaşayan, ânın bilincinde olan bir kahramandır. Marie ile denizde yaşadığı keyifli anların tadını sonuna kadar çıkarır, birlikte birtakım oyunlar oynarlar, idam edileceğini bile bile hücresinden görünen gökyüzünün ve yıldızların tadına varır, gelecek endişesi, kaygısı taşımaksızın durumu kabullenir ve adapte olur, vee hepsinden ötesi başına ne gelirse gelsin kendinden taviz vermeden olduğu kişi olmaya devam eder. Romanın sonlarında papazın tüm ısrarlarına rağmen kendi düşüncelerini savunmaya devam eder.
Yabancı hakkında çok şey söylemek mümkün, ancak bunlar benim aynama yansıyanlar. Bir eseri okuyan herkes o romanda kendine göre bir şeyler buluyorsa o roman iyi romandır ve muhakkak okunup ona göre karar vermelidir. Herkese iyi okumalar…

Songül 
29 Ara 2014 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Albert Camus’un dünya görüşü, yaşamın anlamsızlığından, saçmalığından kaynaklanan bir anlayış kavrayıştan yola çıkmaktadır. Değil mi ki yaşam, bir yerde ölümle yani yoklukla sonuçlanıyor, öyleyse nedir bu didinip durma, bu yedim-içtim. aldım-verdim, benimsenin kavgasının anlamı?
Albert Camus için yaşam, insan yaşamı, bir saçma, bir anlamsız, bir akıl dışı, bir mantık dışı yaşamdır. Yani. başlangıçta bir karamsarlık, bir umutsuzluktur söz konusu olan. Ama umutsuzluktan yola çıkmak, sonuna dek umutsuz olmayı gerektirir mi? Hayır, diyor, Albert Camus.

TİRAJE 
12 Ara 2017 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · Puan vermedi

Yabancı ile yabancılaşmak...

Meursault hayatın ve duyguların kendisini etkilemesine izin vermeyen mi yoksa farkında olmadan bunu benimseyen mi bilemediğim bir karakter. Ama seçimini bu yönde kullandığı kesin. İster bilerek ister bilmeyerek.

Olsa da olur olmasa da olur cinsinden bir hayat. Kendisine evlenme teklif eden Marie’ ye “Bence bir” yani olsun olmasın benim için farketmez diye cevap verdiğinde “ Aman ya adama bak, kadın hayatını zindana çevirecek belki verdiği cevap ‘bence bir’ oluyor diye şaşırmıştım :)) Okudukça okudukça her şeye o düşünceden baktığını gayet iyi biliyorsunuz. Benim şaşırmam anormal aslında. Olağan bir duruma şaşırmak anormal bir durumdur çünkü.

Kahramanın annesinin ölümü ile başlıyor kitap. Annesinin cenazesindeki Meursault’un hissi yoksunluğu,umursamazlığı, zaten herkes ölecek tavrı mahkemede onun için karar verilirken en çok konuşulacak mevzu oluyor. Kesin bir duyguya sahip olmaması belkili, gibili, bence bir’li düşünceleri onu yabancı yapıyor olmalı. Düzene ayak uyduran bizler kesin net konuşurken o düzen dışı bir adam.

Mahkeme bölümlerinde Mearseult kendi hayatı hakkında kendi ile ilgili hiç bir karara dahil edilmiyor. Uzaktan, verilecek kararları izliyor ve bu izlemeye alışıyor. Çünkü ona göre insan her şeye alışır. Savcı onun bu suçu işlerken planlı davrandığını söylediği zaman çok bunaldım. “Öyle değil” diye söze girişmeye çalıştım. İşte orada anlıyor insan bazen bazı olaylar olur, baş rolde sen olsan dahi müdahale edemezsin. Ve mahkum olursun.

“Eğer düzene uygun normal insan olmazsan seni böyle olmadık hikayelerle suçlarız” diye korkutuyor kitap insanı. Ve hangimiz normaliz. Bence kimse normal değil. Normal-miş gibi rollerimizi oynuyoruz. Sınırların dışında kalanlar hep suçludur. Bizlerde sınırlar dahilinde rollerimizi en güzel şekilde eda ederken kendimize sınırları zorlayacak arkadaşlar arıyoruz.

Kahramanın kendi ağzından anlatılan bu hikaye akıcı bir dile sahip olması ile de sıkıcılığı ortadan kaldırıyor.

Kitaptan 576 Alıntı

Sadettin TANIK 
16 Haz 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Yıllardan beri ilk defa olarak içimde, aptalca bir ağlama arzusu uyandı, çünkü bütün bu insanların benden ne kadar nefret ettiklerini hissetmiştim.

Yabancı, Albert CamusYabancı, Albert Camus
Nur-AL 
15 Şub 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Değil mi ki yaşam bir yerde ölümle -yani yoklukla- sonuçlanıyor, öyleyse nedir bu didinip durma, bu yedim-içtim, aldım-verdim, benim-senin kavgasının anlamı?

Yabancı, Albert CamusYabancı, Albert Camus
Nazlı Demir 
 01 Oca 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

Umutsuzluk susar. Kaldı ki susmak bile, eğer gözler konuşuyorsa bir anlam taşır.

Yabancı, Albert CamusYabancı, Albert Camus
Sadettin TANIK 
17 Haz 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Gülümsedim, ama hayalim yine aynı ciddi ve kederli ifadeyi korudu.

Yabancı, Albert CamusYabancı, Albert Camus
Büşra CEYLAN 
 24 Nis 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Hayat
Fakat herkes bilir ki hayat, yaşanmak zahmetine değmeyen bir şeydir.

Yabancı, Albert Camus (Sayfa 103)Yabancı, Albert Camus (Sayfa 103)
Murat IŞIK 
01 Kas 2014 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Hiç bir zaman söyleyecek fazla sözüm yoktur, onun için susarım.

Yabancı, Albert Camus (Sayfa 64)Yabancı, Albert Camus (Sayfa 64)
Simge 
14 Oca 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Zaten annem de böyle düşünürdü; sık sık, insanın sonunda her şeye alışacağını tekrarlardı.

Yabancı, Albert Camus (Sayfa 72)Yabancı, Albert Camus (Sayfa 72)
58 /

Kitapla ilgili 7 Haber

"Başkaldıran İnsan" Albert Camus, 58 Yıl Önce Bugün Aramızdan Ayrıldı...!
"Başkaldıran İnsan" Albert Camus, 58 Yıl Önce Bugün Aramızdan Ayrıldı...! Fransız Yazar ve Filozof Albert Camus 1957 Nobel edebiyat ödülünü kazandıktan sadece üç yıl sonra, 58 yıl önce bugün bir trafik kazasında hayatını kaybetti.
Kitap okumayı sevdirecek 9 kısa kitap önerisi
Kitap okumayı sevdirecek 9 kısa kitap önerisi Kitap okumaya yeni veya yeniden başlayanlar veya kararsız okurlar için çoğu Nobel ödüllü yazarlardan, akıcı, edebiyatın gücünü ortaya koyan ve az sayfalı kült kitaplar...
15 Lira’nın Altında, Çok Liralık Şeyler Anlatan 15 Sağlam Kitap
15 Lira’nın Altında, Çok Liralık Şeyler Anlatan 15 Sağlam Kitap Paramız olsa kendimizi bırakmayacak mıyız kitap evlerinin üstüne? Kitap bir fetiş türü. Okuyup okumayacağımızı düşünmeden manyak gibi alıyoruz ya. Pahalı pahalı kalın ciltlere dünyaları vermek yok. Dünyanın en güzel, en şarkılı kitapları 15 TL’nin altına elinizin altında. Şu güzel eserleri derleyelim de, kütüphaneler anlam kazansın istedik. Dimağınız sağ olsun!
Ölmeden Önce Okunması Gereken Yükte Hafif Fikirde Ağır 10 İnce Kitap
Ölmeden Önce Okunması Gereken Yükte Hafif Fikirde Ağır 10 İnce Kitap Hayat kısa, kuşlar uçuyor.” demiş Süreya’lardan Cemal. Okuduktan sonra kendi içinizde özümseyeceğiniz, arkadaşlarınızla kritiğini yapacağınız, altı çizili cümlelerinizi temize geçireceğiniz o kadar fazla kitap var ki. Bu galeriyle sizlere fiziksel anlamda biraz yardım etmiş olacağım. Üstelik bu galeriyi incelediğinizde ağzını yaya yaya ”Bu tuğla gibi kitapları nasıl okuyorsunuz?” diyen arkadaşların tezlerini de çürütmüş olacaksınız. İşte size dünyaca ünlü yazarların duyu belleklerinden süzüp gelen 10 muazzam kitap.
Cezayirli yazardan Albert Camus’nün “Yabancı” kitabına cevap bir roman
Cezayirli yazardan Albert Camus’nün “Yabancı” kitabına cevap bir roman Camus'nün Yabancı kitabında anti-kahraman Meursault'ın öldürdüğü Arab'ın bir ismi bile yoktu. Cezayirli yazar ülkesinin yıllarca Fransız sömürgesi olmasına karşı yazdığı ve Yabancı'nın devamı sayılabilecek romanda ise artık bu Arab'ın bir ismi var; Musa. Musa'nın hikayesinin ise bu sefer kardeşi Harun kendi bakış açısından anlatıyor.