Adı:
Sisifos Söyleni
Baskı tarihi:
26 Ekim 2018
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755107264
Orijinal adı:
Le Mythe De Sisyphe
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Sisifos Söyleni
Sisyphos Söyleni
"Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır: intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir."

Albert Camus, İkinci Dünya Savaşı yıllarında yayımladığı deneme kitabı Sisifos Söyleni'nde, yaşamın anlamsızlığı, varoluşumuzun saçmalığı gibi intihara yönelen temaları, tarihin ve edebiyatın belirli bazı kişilikleri üzerinden ele alır. Tahsin Yücel'in dilimize kazandırdığı eser, 20. yüzyıl felsefe tarihinin en önemli yapıtlarından biri olarak kabul edilmiştir. Tanrıların, hep yeniden aşağıya yuvarlanacak olan taşı tepeye çıkarmakla cezalandırdıkları Sisifos, cezasını bilinçli olarak kabullenmiş, tekrar yuvarlanacağını bildiği halde taşı bütün gücüyle yukarı taşır. Camus saçma kavramını işte bu noktada tanımlar: boşuna olduğunu bildiği halde direnen insan. Yaşamın anlamı ancak, dünyanın saçmalığını ve yenilginin daima tekrarlanacağını bile bile kötülüğe direnmek olabilir, insanlığa gerçek boyutlarını ancak bu başkaldırı kazandırabilir.
160 syf.
·4 günde·8/10
Bu siteye girmeden önce Albert Camus'nun Sisifos Söyleni isimli bir kitabı olduğunu dahi bilmiyordum. Sitedeki incelemeler ve yorumlardan sonra okuma kararı aldım. Özellikle https://1000kitap.com/lwoH/Duvar/'un şu #26655783 incelemesi beni bir hayli etkiledi ve neticede okumaya karar verdim.

Öncelikle bu kitap Albert Camus'nun 14 denemesinden oluşmaktadır. Denemelerin hemen hemen hepsinde ana konu "intihar." Kimi denemesinde açıktan açığa intihar ile ilgili görüşlerine yer vermiş, kimi denemesinde ise örtülü olarak intihar konusuna değinmiş. Kitabın hem bir deneme kitabı olması hem de konuları felsefi olarak irdelemesi dilini ve anlaşılırlığını olumsuz yönde etkilemiş. Bu sebeple kitabı okumak isteyenlerin felsefi konular ağırlıklı olmak üzere yazarın denemelerini okuyacağını ilk etapta bilmesi gerekir. Zira, asla kolay ve anlaşılır bir kitap değil.

Yazar kitabın hemen başında vermek istediği ana mesajı, "Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir." diyerek önümüze sermeyi tercih etmiş. Kitabın devamında da intihar konusundan sapmayarak intihar etmenin mantıklı bir eylem olup olmadığını hem örneklerle hem de ayrıntılı bir şekilde derinleştirmiş.

Camus, denemelerin birçok yerinde, kendini öldürmenin, yaşamı ve yaşamın anlamını kavrayamamaktan kaynaklandığını ifade etmiş. Hatta intihar etmenin, başkaldırının mantıksal bir sonucu olmadığını, bir nevi boyun eğiş olduğunu, önemli olanın direnmek olduğunu açık bir şekilde söylemiş. Bir adım daha ileriye atarsak, insan için ancak bir başkaldırının yaşama tam anlamıyla değer vereceğini söylemiş yazar. Katılıp katılmamak sizin tercihinizdir elbette; ama Albert Camus'nun düşüncesi bu yönde.

Peki "Sisifos Söyleni" nedir? Bulduğum bir hikayeyi sizinle paylaşayım: Olimpos Tanrıları, Zeus’un isteği üzerine Korintos Kralı Sisifos’u cezalandırmaya karar verirler. Cezası, koca bir kayayı yüksek bir tepenin zirvesine kadar çıkartarak yerine oturtmaktır. Sisifos, bazen sırtı ile dayanarak ve bazen de kolları ve de bacakları ile kayayı kucaklayarak büyük kayayı akşama doğru büyük zorluklarla tepeye çıkarır. Tam tepenin oyuğuna yerleştirecektir ki, kaya yeniden aşağıya yuvarlanır. Bu işlem her gün defalarca sürer gider. Sisifos, Homeros’un yorumu ile “yararsız ve umutsuz bir çaba ile cezalandırılmış olduğunu” anlar.

Sisifos bu cezaya karşı dirençli ve kararlı bir şekilde durarak Tanrılara karşı bir tür zafer kazanabileceğini ispat etmek üzere her gün bu kaya ile aynı şekilde boğuşmaya devam eder. Çünkü artık kendisinin varoluş nedeninin bu çabası olduğunu kabullenmiştir. Ancak hiçbir zaman Sisifos intihar etmeyi ve cezasından kaçarak kurtulmayı amaçlamaz. Zira o, bu şekilde hareket ederek Tanrılara başkaldırmaya devam etmektedir... Kitabın içerisinde yer alan denemelerden birinin adı Sisifos Söyleni olduğundan kitaba da bu isim verilmesi tercih edilmiş. Bana sorarsanız "uyumsuz" gibi bir isim verilse daha güzel olurmuş. Çünkü kitabın hemen hemen her yönünde hayat ile uyumsuz kişiliklerden bahsedilmiş...

Özetle; intihar etmeyin, çünkü bu hayata karşı asla bir başkaldırış değildir, aksine boyun eğmektir. Hayat size asla kurtulamayacağınız bir ceza (sisifos cezası) verse bile yılmayın ve inadına yaşamaya devam edin. Asıl başkaldırış yaşamak ve sorgulamaktır demek istemiş yazar. Bence son derece zor bir konuyu işlemiş ve bizlere bambaşka bir kapı açmış denemeleriyle... Yazarın her söylediğini anladığımı kesinlikle söyleyemeyeceğim size burada; ama çok zor bir konuyu işlediğini kabul etmek gerekir.
160 syf.
·8/10
Sisifos'u incelemeye nasıl başlanır, zor bir karar. O zaman kemerleri bağlayın! Sizi etrafından dolaştırayım.
"Hayat tekrarların tekrarlarının tekrarlarından oluşur" diye über muhteşem bir söz vardır, insanoğlunun bu dünyada sayılı olan günleri çoğu zaman birbirinin tekrarı değil midir? Hatta birçok insanın hayatı bile birbirinin tekrarı sayılabilir; doğ, okulu bitir, işe başla, çevre edin, evlen, çocuk yap, dede/nine ol, öl.
İşte insanın; "var olmaya mahkum edildiği" bir dünyada kaderinin, sonsuza kadar nafile bir çabayla ağır bir kayayı dağın zirvesine çıkartmaya çalışan kadim Sisifos hikayesine bu kadar benzemesi, hayatın salt gerçeğini ne güzel özetliyor!

Camus bu oldukça ağır ve felsefi deneme türündeki kitabına:
"Gerçekten önemli olan bir tek felsefi sorun vardır; İntihar!" şeklinde çarpıcı bir başlangıç yaparken işte bizi, kendi hayat sorgulamasının ortasına böylece bırakıveriyor. Biz de kendi çevre, zeka ve birikimimiz ölçüsünde bu sorgulamaları yapıyoruz ve gündelik hayatın arkaplanında kalan bazı sorgulama anlarında yapmaya da devam edeceğiz. Mevlana'nın dediği gibi; Herkes kendi kepçesinin büyüklüğüne göre alacak ummandan. Ama unuttuğumuz bir şey var; yaşamın bu karmaşası içerisinde bocalayıp dururken zamanı, dolayısıyla kendimizi tükettiğimiz gerçeği! İçi boş dostluklar, çabuk tüketilen sevgiler ve yaşanmadan geçilen an'lar arasından savrularak geçerken gülümsemeyi de unuturuz. Oysa hayat, bu küçük an'lar şeklindeki muazzam harmoninin içerisinde gizlidir.
Belki bu dünyaya mutlu olmak için gelmedik. Ama mutluluk, çoğu zaman alt paragrafta bahsi geçen sisifosvari gülümsemede hayat bulur.

"Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir"
Hayat gerçekten de yaşamaya değer mi? Hayatın temelinin absürd olduğunu fark eden çoğu kişi bu soruyu sormuştur. Bu sorgulama hayatın olağan akışı içerisinde bir "Neden?" duraksaması ile gelir çoğu zaman. Kimilerinin yanıtı "Her şeye rağmen hayat güzel" olurken, kimilerininse "Bu kadar çok acıya karşın dünyada mutluluk ne kadar da az, uğraşmaktan yoruldum" olmuş ve içlerinden bazıları bunu eyleme döküp kendilerini ölümün bilinmez ve karanlık kollarına bırakmışlardır.
Biz de yaşanılan her şeyin en sonunda bir yerde anlamını kaybedecek olduğunu biliriz ve çok anlamlı hayatlar yaşamaya uğraşırız, bu nafile çaba, işte size en büyük absürt!
Camus'un varoluşçuluk felsefesi, Sisifos hikayesinin devamında gizlidir. Sisifos; Tanrıların bu anlamsız, amaçsız bir çabayı sürdürme şeklindeki dahiyane cezasına beklenmedik bir biçimde baş kaldırarak yanıt vermiştir. "Tepelere doğru tek başına didinmek bile bir insan yüreğini doldurmaya yeter. Sisifos'u mutlu olarak tasarlamak gerekir." der Camus söyleninde. Sisifos, Camus'un dediği gibi Tanrıların cezasına yüzündeki hafif ama anlamlı gülümsemeyle karşılık verir.

Her zeki insanın hayatında bir kere de olsa intiharı düşündüğü gerçeğini göz önüne alırsak, bu konular hakkında düşünmekten çekinenlerin da elbet mantıklı sebepleri var. Camus'un deyişiyle "Düşünmeye başlamak için için yenmeye başlamaktır."
ve tahtakurusu tahtayı bir kere kemirmeye başladığında bir daha durmayacağı da kesindir.

Çevremize baktığımızda gördüğümüz şeyi nasıl gördüğümüz tamamen kendi gerçeklik algımıza bağlıdır. Örneğin Sartre, Sartre gibi düşünür ve evreni Sartre gibi görür. Onun kendi gerçekliği budur ve başka türlüsü de mümkün değildir.
Felsefenin kadim çağlardan beri bize öğrettiği şey, yukarıdaki sebepten dünyayı tam anlamıyla anlamak konusundaki yetersizliğimizdir. İşte Camus'un meşhur "Uyumsuz"u da bu yetersizlikten doğar. Camus 2.dünya savaşı zamanlarında çağının uyumsuz insanını anlattığı zaman aslında insanlığın temel sorununa da ışık tuttuğunun da farkındaydı.
Uyumsuz, evrenin akla, mantığa aykırılığını, devasa derecedeki tutarsızlığını anlamış, hayatın anlamını arama gibi nafile bir çabadan her şeyi olduğu gibi görme aşamasına geçebilmiş bilinçli insanı tanımlar, bu noktadan sonra ise bir gerçeğin farkına varır; yaşanan her saniye aslında bir başkaldırıdan ibarettir. Evet, intihar etmediğiniz her saniye aslında hayatın bu sürekli keşmekeşliğine meydan okuyorsunuz.
Bu noktadan sonra, 'uyumsuz eser' kavramına değinip incelemeyi 'kör eden' niteliğe büründürmek istemediğimden kısa kesiyorum. Ama bir inceleme daha yazdıracak kadar dolu bir kavram olduğunu da inkar edemem.

Sonuç olarak 160 sayfalık burada sadece az bir kısmına değinebildiğim dolu dolu bir eser Sisifos. Kırdığım birkaç puan çoklukla kitabın çevirisinedir. Bu yüzden de kitabın zorluğunu, dünyanın en garip çevirisiyle daha da zorlaştırıp anlaşılmaz kılan, ama çevirileri ödüllere boğulan Tahsin Yücel'e de, "Tahsin Yücel Türkçesi" adında bir dil yarattığı için buradan en derin 'saygılarımı' sunuyorum. Varoluşsal sancılar çeken tüm okurlara; derin okumalar.
160 syf.
·3 günde
Burdan kendi içimdeki Sisyphus'a sesleniyorum: Taşıma artık o kayayı dağın başına! Kaya dediğin yerinde ağırdır. :)
Sisyphus, Yunan mitolojisinde Zeus’un sırrını ifşa ettiği için tanrılar tarafından cezalandırılan bir kraldır. Cezası sonsuza dek koca bir kayayı dağın en tepesine çıkarmaktır. Hani saçmalık da burda ya ne zaman ki zirveye yaklaşsa kaya tekrar tekrar dağın yamacına yuvarlanarak düşmektedir. Ceza sonuçta... Sonsuza kadar bu böyle devam edecektir. Sisyphus da bunun farkındadır.
Yaşam serüvenimizde hepimizin içinde bir Sisyphus var aslında. Hayatta kalmak için -her ne kadar sonucunun olumsuz olacağının bilincinde de olsak- o kayayı yükleniyoruz sırtımıza. Niçin peki? Kaderimiz olduğu için mi? Yoksa kabullendiğimiz için mi? Ya da insanoğluna bahşedilen (iyi mi kötü mü tartışılır) o unutmak yetisi mi neden oluyor buna? Ne kadar emek harcadığımızı, ne kadar makineleştiğimizi, yol boyunca nasıl alın teri döktüğümüzü ve sonuç olarak elde ettiğimiz o sıfırı unutuyor muyuz? Yoksa çok mu taviz veriyoruz zamandan, dolayısıyla hayatımızdan? Tabii ki bu benim olaya düz mantıkla yaklaşıp sorgulama şeklim... Kendi kendimi, kendi hayatımı sorgulamam aslında.

Camus' ya gelecek olursak, durumu çok farklı bir noktaya değinerek açıklıyor. Sağ eliyle sol kulağını gösteriyor adeta. O absürdlük denilen şey de (kitapta uyumsuzluk olarak çevrilmiştir) bundan sonra başlıyor. Sisyphus her şeyin bilincindedir. Bu beyhude uğraşın hep devam edeceğinin, sonucun hep aynı olumsuzlukla biteceğinin farkındadır. Cezasını bir görev gibi devamlı yerine getirir. Böyle yaparak yaşama ve tanrılara direnmiştir. Bu uyumsuzluk içinde mücadeleye önem vermesiyle, tekrar tekrar kayayı zirveye çıkarmaya çalışmasıyla tanrılara da baş kaldırmıştır.
Camus bu kitabıyla aslında aynı dönemde yayınlamış olduğu Yabancı romanının da felsefesini açıklar. Meursault da kendi içinde Sisyphus gibi hayattaki görevini yerine getiren absürd bir karakterdir. Kendince olan sessizliği ve kayıtsızlığı, direnişinin ve baş kaldırışının göstergesidir. Son olarak hücresinde verdiği tepki de bu başkaldırışının patlama noktasıdır. Okuyanlar iyi bilir.
İntiharı sorgulayarak başlayan bu kitap ise, Sisyphus'un hikayesiyle yükselişe geçer ve bir anlamda olayı basite de indirerek anlamlı hale getirir. İntihar anlamsızdır. Kabullenmedir aslında. İntihar, varoluşa yapılan bir küfürdür. İntihar, kaderimize hız vermektir. Yaşam ise, umutsuzluğun olduğu yerde filizlenen, başkaldırmayla anlamlanan bir süreçtir.
O yüzden bin defa da taşısak o kayayı sırtımızda, taşımaya devam edeceğiz. Yanlış anlaşılmasın, bu kesinlikle kabullenme ve duruma boyun eğme değildir. Yaşama gösterdiğimiz direniş sayesinde, var oluşumuza kattığımız anlamdır.

Dip Not: Camus'un anlaşılır ve basit dili birçok yerde bu kitabında da belirgin olsa da, Tahsin Yücel'in -edebi kişiliğini tamamen tenzih ederek söylüyorum- yaptığı çeviriden kaynaklı zaten anlaşılması zor olan felsefe içerikli kitabı daha ağır hale getirmiş. Kitapta havada kalan ve anlam vermekte zorlandığımız birkaç yerin Tahsin Yücel tarafından da tam olarak anlaşılmadığını düşünüyorum. Ona rağmen keyif aldığım, kendimce çıkarımlarda bulunduğum bir kitap oldu. Size de keyifli okumalar dilerim... Ama sakin bir ortamda :)
141 syf.
Benim de savunduğum gibi, eğer bir bitki veya bir hayvan olsaydik (yani düşünmeyen hayvan) her şey anlamlı olacaktı. Daha doğrusu bir anlam aramayacaktik. Böyle bir bilincimiz olmayacakti. Ölümlü olduğumuzun farkında olmayacaktik. Ancak farkindaligimiz var, bilincliyiz ve yaşamın ölüm karşısındaki aczi bizi mutlak anlamsizliga götürüyor. Bilim, felsefe, dinler vb bunların hiçbiri bizi mutlak doğruya mutlak anlama götürmuyor. Çünkü bunların hepsinde bir adım atabilmek için bunların içinden kendimize yaslanacak bir duvar inşa etmemiz lazım. Açıklamaya çalıştığımız şeyden kendimize karşılaştırma yapmak için bir duvar yapıyoruz. Sonra da bu duvara yaslanip açıklama yaptigimizi söylüyoruz. Ama duvarın ana malzemesini açıklamadık ki. Dolayısıyla hayatta açıklamaya yönelik her şey akla aykırı. Ve hayatın kendisi akla aykırı. İşte bunun bilincinde olan kişiye veya düşünceye Uyumsuz deniyor.

Peki çevremizdeki her şeyin ve en başta hayatımızın bir anlamı yok ise neden yaşıyoruz?

Camus'un fikirlerinden anladığım kadarıyla (ki anlaması zor) Tanrılar tarafından tepeye kaya çıkarıp indirmekle cezalandırılan (bunu sürekli yaptığınızı düşünün) Sisifos bize bu konuda yardımcı olabilir. Sisifos'un taşıdığı kaya bizim anlam arayışımız, çelişkilerle dolu, bir anda istemsiz şekilde içinde kendimizi bulduğumuz hayatımızdır. Çoğumuz Tanrı fikrine sarılıp taşıdığı taşın bile farkında olmadan hayatını sürdürürken kimimiz de Sisifos gibi başkaldırır ve başkaldırmasının neticesinde taşıdıği taşın farkına varır.

Açıkça söylemek gerekirse, tam net bir şekilde neden intihar etmiyoruz da yaşıyoruz sorusuna cevap bulamadım. (İntihar etmek gibi niyetim yok) Uyumsuz olmak biraz da budur belki de; esen rüzgarda sallanan bir yaprağın dinginliğine sahip olmak, Sisifos gibi tepeye tekrar düşecek bir taşı taşımak, dünyanın güzelliğinde teselli bulup taşımayı bırakmamak, 'Her şey iyidir' den yola çıkarak 'Yaşamak da iyidir'e varmak... Burada şu akla gelir: 'Ölmek de iyidir'. Evet ölmek de iyidir. Ancak yaşamaktan vazgeçerek değil, yaşarken ansızın gelecek şekilde ölmek...

Camus eserinde, Dostoyevski ve Kafka'ya özellikle değiniyor. Özellikle Dostoyevski hayranı olarak, kitabın bu bölümlerini büyük merak ve zevkle okudum.

Keyifli okumalar
160 syf.
·Puan vermedi
"Pardon hanginiz intihar etmeyi düşünmedi?

Ya da şöyle soralım: Hanginiz yaşamın anlamını sorgulamadı? "

Albert Camus'nun bu kitabını tanımak için :
http://1cay1kitap.com/sisifos-soyleni/
Felsefeyle aranız varsa okumanızı tavsiye ederim fakat anlaşılması güç bir kitap. Tamamen kitaba odaklanmalı ve bir kelime cümle bile kaçırmadan okumalısınız ki anlayabilesiniz. Ben daha çok toplu taşımada okuyorum kitaplarımı dikkati dağıtan çok fazla unsur var doğal olarak, okumamın neredeyse imkansız hale geldiği anlar oldu. En küçük bir hayal alemine dalıp gelmenizden sonra kitabın tekrar içine girip okuyabilmeniz için çaba göstermeniz gerekiyor.

Bunların da deneme deneme olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Çok yoğun. Ama yinede okunmaya ve uğraşılmaya fazlasıyla değecek bir kitap.

Akıl, mantık ve yaşama amacı üzerine çok güzel çıkarımlara sahip.
160 syf.
·6 günde·8/10
Albert Camus "Saçma, Absürd, Uyumsuz, Varoluşçu" felsefesini "intihar" konusuyla anlatmaya başlıyor. İntihar konusunu açıklamaya çalışırken bireyde var olan "umutsuzluk, bıkkınlık" halleri üzerinde duruyor. Bu konuda Kierkegaard'ın umutsuzluktan kurtulmak için Tanrı'ya yönelme görüşünü neredeyse kitabın başından sonuna kadar derinlemesine işliyor. Fakat intihardan kurtulmak için Kierkegaard gibi Tanrı'ya yönelme yolunu da önermiyor. Kendi felsefesinde umutsuz bireyin farklı bir şeyler yarattığını söylüyor. Bu konuda sanatı örnek gösteriyor. Aslında Albert Camus'nun umutsuzluğu giderme gibi bir derdi de yok, felsefesini umutsuzluk üzerine ve bu umutsuzluğa alışmak, onunla yaşamak üzerine kuruyor. Anlattığı "uyumsuz" bireyin en önemli özelliği aşırı ölçüde "kayıtsız" oluşu. Bu kayıtsızlığın en müthiş örneğini "Yabancı" eserinde görebiliriz. Peki Albert Camus uyumsuz bireyin kayıtsızlığıyla intihardan uzaklaştığını mı anlatıyor? Tam anlamıyla öyle değil. İş bu noktaya gelince Camus devreye Sisifos karakterini sokuyor. Sisifos'un uyumsuzluğunu, yaptığı saçma işi kabullenme, bundan mutluluk duyma ve başkaldırı durumuna dönüştürüyor. Ve böylece dağın tepesine taşı çıkarırken, taşın tekrar aşağı yuvarlanacağını bilen Sisifos'a müthiş bir "bilinçlilik" kazandırıyor.

Albert Camus bu eserinde, Dostoyevski ve Kafka'nın yaratmış olduğu karakterlerin, uyumsuz felsefesine göre kişilik analizlerini de yapıyor. Merak ediyorum da Camus acaba Turgenyev eserlerini okumuş mudur? Okumuş olsaydı Turgenyev'in "Bazarov, Litvinov, Nejdanov" karakterleri üzerine neler yazardı. Belki de bu karakterleri analiz edecek kadar değerli görmedi, bilemiyorum. Ama ben bu "nihilist" karakterlerle "uyumsuz" karakterler arasında müthiş bir benzerlik görüyorum. Şöyle bir örnek vereyim; Camus'nün "Sıkıyönetim" eserinde "Nada" diye bir karakter vardır. Ben, Camus'nün bu karakteri kendi "uyumsuz, absürd" felsefesiyle "nihilizm" arasındaki farkı ortaya koymak ve nihilizmi eleştirmek için yarattığını düşünüyorum. Bunu çok iyi anlatıyor da. Fakat o eseri biraz geniş bir açıdan değerlendirince, "uyumsuz" insana en benzer karakterin Nada olduğunu da görüyorum.

Değinmem gereken bir konu daha var, eserin çevirisi! "Vadideki Zambak" eserini Can Yayınları Tahsin Yücel çevirisinden okumuştum. O gün bugündür Tahsin Yücel çevirilerini gördükçe bir ürperme, titreme tutar beni. Kitabı okumaya başlamadan önce başıma geleceği biliyordum aslında. Tam da beklediğim gibi oldu. Allah'ını seven Albert Camus eserlerini Tahsin Yücel çevirisinden kurtarsın.

İyi okumalar...
160 syf.
·23 günde·8/10
Albert Camus'un Yabancı ve Düşüş kitabından sonra okuduğum üçüncü eseri. Ve okurken en çok zorlandığım eseri. Bu zorlanma kitabın sıkıcı veya anlaşılamayacak derecede felsefik olmasından kaynaklanmıyor. Neredeyse her paragrafın üzerinde durulması gerektiğinden kaynaklanıyor. Camus deneme türündeki bu kitabını genel anlamda üç başlık altında oluşturmuş. Bunlar; Uyumsuz Bir Uslamlama, Uyumsuz İnsan ve Uyumsuz Yaratım'dır.

Uyumsuz bir uslamlama da intihar olgusu işlenir. Burada konu; yaşamın yaşanmaya değip değmediği, dünyanın akıl ile anlaşılıp anlaşılamayacağı, bu konuda bir anlaşmazlığın olduğu, dünyanın bu anlaşılmazlığı karşısında insanın zayıf kaldığı, bu anlaşılmazlığın çözümünde bir yaratıcının var olması gerekliliği ancak var olmamasından ötürü ortaya çıkan çatışma, dünyaya kendi özgür irademizle gelmediğimizin özgür olabilmenin tek yolu kendi ölümümüzü belirleyebilmek olduğu gibi konular ekseninde gelişir.

Uyumsuz insanda isminden anlaşıldığı gibi uyumsuz insanı anlatır. Camus uyumsuz insanı: Sonrasızlığı yadsımamakla birlikte, onun için hiçbir şey yapmayan olarak tanımlar. Uyumsuz insan geleceğe değil yaşadıgı ana bakar. Hiçbir ahlak kuralını sırf tanrı buyruğu diye direkt benimsemez. Her şeye izin vardır. Erdemli olacaksa canı istediği için olacaktır. Don Juancılık kavramı üzerinde durur sonra. Don Juan kadınları baştan çıkarıp onlarla birlikte olması ile bilinir. Ancak Don Juan bütün kadınları aynı derecede, tutkuyla sever. Buda belirlenen ahlak kalıbı dışında bir tutumdur. Burada tartışılan Don Juan bir zamparamı yoksa uyumsuz bir insanmı.
Fetih konusu üzerinde de durur. İnsanın kendi yazgısına karşı tanrılara açtığı savaşlardan bahseder.
Uyumsuz Yaratım da edebi eserlerdeki uyumsuzluktan, bu eserlerdeki kahramanların uyumsuzluğundan bahseder. Dostoyevski'nin Ecinniler kitabının kahramanı olan Kirilov'un uyumsuzluğundan bahseder.

Son olarak da kitaba ismini veren Sisifos tan bahseder. Tanrılar, hep yeniden aşağıya yuvarlanacak olan taşı tepeye çıkarmakla cezalandırır Sisifos'u. Sisifos taşın tekrardan yuvarlanacağını bildiği halde taşı tekrardan yukarı taşır. Bu da Albert Camus'un bu kitapta bahsetmeye çalıştığı konunun özeti bir nevi. Yaşamın boşuna olduğunu bildiği halde direnen insan.

Not: Kitaba ek olarak Franz Kafka'nın yapıtında Umut ve Uyumsuz adlı bir konuda eklenmiştir. Kitabın orijinalinde bulunmamakla birlikte Kafka okurlarının ilgisini çekecek bir ek olmuş.

Sonuç olarak kitabı sakin bir kafa ile okumanızı öneririm. İyi okumalar
160 syf.
·Beğendi
Albert Camus’nün Sisifos Söyleni adlı kitabı, “Uyumsuz Bir Uslamlama”, “Uyumsuz İnsan”, “Uyumsuz Yaratım” ve “Sisifos Söyleni” başlıklı felsefi denemelerden oluşuyor. Camus bu kitabında, bilhassa kitaba ismini veren "Sisifos Söyleni" başlıklı denemeyle varoluşçu felsefeye bakış açısını da ortaya koyuyor.
Tanrıların, hep yeniden aşağıya yuvarlanacak olan taşı tepeye çıkarmakla cezalandırdıkları Sisifos, cezasını bilinçli olarak kabullenir ve tekrar yuvarlanacağını bildiği halde taşı bütün gücüyle yukarı taşır. Camus, Sisifos efsanesinden yola çıkarak insanın dünyadaki varlığına dair önemli tespitlerde bulunuyor. Camus’ye göre Sisifos’un sessiz sevinci, yazgısının kendi elinde olmasıdır. Kayası kendi nesnesidir. İşte uyumsuz insan da -Camus bu sıfatı; evrenin mantığa aykırılığına gören, tutarsızlığını anlamış, her şeyi olduğu gibi kabul eden bilinçli insan anlamında kullanır- tıpkı Sisifos gibi sıkıntısı üzerinde gözlem yapmaya başladığı zaman, tüm putları susturur. Uyumsuz insan, evrene her şeyiyle evet demiştir ve bu noktadan itibaren tıpkı Sisifos gibi çabası hiç dinmeyecektir. Ve Camus "Sisifos Söyleni" başlıklı büyüleyici, şiirsel, felsefi denemesini şu vurucu cümlelerle bitirir:
“Sisifos’u dağın eteğinde bırakıyorum! Kişi yükünü eninde sonunda bulur. Ama Sisifos tanrıları yadsıyan ve kayaları kaldıran üstün bağlılığı öğretir. O da her şeyin iyi olduğu yargısına varır. Bundan böyle, efendisiz olan bu evren ona ne kısır görünür ne de değersiz. Bu taşın ufacık parçalarının her biri, bu karanlık dağın her madensel parıltısı, tek başına bir dünya oluşturur. Tepelere doğru tek başına didinmek bile bir insanın yüreğini doldurmaya yeter. Sisifos’u mutlu olarak tasarlamak gerekir.”
Camus’nün görüşleri bana, Sartre’ın Varoluşçuluk felsefesinin savunmasını yaptığı “Varoluşçuluk Bir İnsancılıktır” adlı o ünlü, uzun felsefi denemesini de hatırlatıyor. Oradan yaptığım bazı alıntılar aslında iki düşünürün ne kadar paralel düşündüklerini ortaya koyar nitelikte. Alıntıları yapıyor ve yorumu okuyuculara bırakıyorum…

“Kişi, bu tek başına bırakılmışlık içinde, kararını ancak kendisi verecektir. 'İnsancılık' diyoruz çünkü kişiye bununla, kendi içine kapanarak ve başkalarından koparak değil; ancak kendi dışında bir amaca yönelerek varlığını gerçekleştireceğini göstermiş oluyoruz. Ona gösteriyoruz ki: Ancak kurtuluş ya da bu iş için çalışmakla, yani eylemle kendini insancıl bir varlık halinde kuracaktır." (Varoluşçuluk, s. 74)
"Eylemsizlik, yangeldimcilik, 'Ben yapmazsam, elbet bir yapan çıkar!' Benim yapmadığımı başkaları yapabilir!' diyen kimselerin davranışıdır. Size anlattığım ögreti (varoluşçuluk) ise tam tersidir bunun: Çünkü o, 'Ancak eylem içinde, iş içinde gerçeklik vardır,' der. Hatta daha da ileri gider: "İnsan kendi tasarısından başka bir şey degildir; kendi yaptığı, gerçekleştirdiği ölçüde vardır; yani hayatından, edimlerinin (fiillerinin) toplamından ibarettir!"diye ekler."(Varoluşçuluk, s. 55)
“İnsan kendi dışında vardır, kendi dışına çıkarak var olur. Yani ancak dışa atılarak, dışta kendini yitiretek varlaşır; aşkın (transcendant) amaçları kovalayarak var olabilir. Bu yönden alınırsa, insan ilerleyiştir, aşıştır, oluştur; ilerlemenin, aşmanın göbeğindedir. Nesneleri dahi bu ilerleyişe, bu oluşa göre yakalar. Demek ki insancıl bir evrenden, insancıl öznellik evreninden başka evren yoktur." (Varoluşçuluk, s. 73)
Yazımı, Sartre’ın insanın kendini keşfedebilmesi için anahtar niteliği taşıyan şu vurucu cümleleriyle bitirmek istiyorum:
"Özgürsünüz, onun için kendiniz seçin, yolunuzu kendiniz bulun! Hiçbir genel ahlak size yapacağınız şeyi söyleyemez. Buna ancak siz karar vereceksiniz." (Varoluşçuluk, s. 51)

Küçük bir not: Elimdeki kitap Can Yayınları’nın Tahsin Yücel çevirisi. Tahsin Yücel, çevirmenlik kariyeriyle göz dolduran, ödülleri olan bir çevirmen, fakat ben Sisifos Söyleni’ni okurken çok zorlandım. Kabul ediyorum felsefi bir metni çevirmek güçtür ve bu güçlüğü kısmen anlayabiliyorum ama kitap zaman zaman kullandığı kelimelerle tamamen anlaşılmaz hale geliyor. Can Yayınları’nın bu kitabı yeniden yayına hazırlaması gerektiğini düşünüyorum. Zira hem bilgilendirici hem de zihin doyurucu bu kitabı okumak -çevirinin anlaşılmazlığı sebebiyle- zaman zaman işkenceye dönüşebiliyor. Bizden söylemesi:)
160 syf.
Albert Camus bu kitabında  varoluşçuluk felsefesinin derinliklerine sürüklüyor...

Hayatın amacı nedir?' sorusundan 'Hayatın bir amacı var mı?' sorusuna getiren  bir kitap. Kitabın dili çok ağır.  Kitapta genel olarak bir hikayeye yok. Genel olarak intihar ve topluma karşı uyumsuzluğumuz derin bir biçimde sorgulanarak yazılmış..
160 syf.
·6 günde
* Dünya yaşamaya değer bir yer midir?
* Zaman içerisinde insanın yeri nedir?
* İnsanın hayatında zamanın yeri nedir?
* Ölümden sonrası mı yaşam mıdır değerli olan?
* İntihar bir başkaldırı mıdır yoksa boyun eğiş midir?

Fransız yazar Camus'nün 2. Dünya Savaşı süresince yazdığı, 1957 senesinde Nobel ödülü kazanmış, deneme ve makalelerinin derlemesidir. "Yabancı" romanının felsefi boyutunun incelendiği bir eserdir.

2. Dünya Savaşı kendine ve topluma, toplumlara yabancılaşmış bireyin varoluşsal sancılar çekmesinde büyük bir etkiye sahiptir. Kitabı okuduğunuzda kendinize "uyumsuz" İle ilgili şu soruları soruyorsunuz ister istemez. Camus'ye göre uyumsuz mutsuz ve umutsuz mudur? Hayır. İntiharı yüceltir mi? Kesinlikle hayır. Yaşanan hayatın her ne kadar anlamsız olduğunu düşünse de "uyumsuz" insan, bu hayatı belirtilen zaman ve bedende yaşayarak bu şekilde kendini özgürleştirme yolunu seçer. Kaderinin kendi ellerinde olduğunu hisseder. Tıpkı Tanrı'lar tarafından cezalandırılarak sevdiği hayattan alınıp sonsuza dek yararsızca kayayı dağın zirvesine çıkarıp sonra tekrar aşağı bırakan Sisifos gibi. Her gün kayayla boğuşan Sisifos, kendisini bir döngüye sıkıştıran Tanrı'lara karşı zafer kazanır kabul ettiği ve özgürleştiği durumuyla. Bu bir bilinç halidir. Aklımıza işçilerin her gün saatlerce çalışıp, aşırı yorulup, emeklerinin karşılığını muhtemelen yeterince alamadan eve dönmeleri gelse de, Camus, işçilerde bu bilinç olmadıkça onların "uyumsuz" olarak nitelendirilemeyeceğini vurgular.

"Uyumsuz" insanları görürüz çevremizde. Bir de tüm enerjisini bir anlam arayışına, yaşadığı olaylara tepkiler vermeye harcayanlar vardır. Hayal kırıklığına uğrayıp karamsar bir bakış açısına sahip olarak intiharı düşünenler ya da bunu hayata geçirenler de olur. Camus, intihar edenlerin durumu kabullenemeyip, uyumsuz olamadan kolay yolu seçtiğini düşünür. Yaşanan acılardan kurtuluş, var olanı kabul etmekten ve bununla var olmayı denemekten geçer.

"Uyumsuz" ölümden sonra yaşama inanmaz. Gerçekçidir. Madem kendi isteğimiz dışında geldik bu dünyaya, öleceğimizi kabul ederek geçirmeliyiz bu hayatı der. Asıl başkaldırı hayata karşı değil, intihara karşıdır! İntihar bir boyun eğmedir. Saçma ve anlamsız olan hayatı kabullenemeyip kaçmaktır.

Son olarak şu dip not Camus'yü anlamak için önemli sanırım. "İnsan, sırf kendini öldürmemek için uydurmuştur Tanrı'yı. İşte bugüne kadar gelen evrensel tarihin özeti."
160 syf.
İnsanoğlunun aklında bulunan soru işaretleri birer kanca gibidir, bizleri ayak bileğimizden yakalayan bu kancalardan kurtulmak ise ancak bu sorulara geçerli, tatmin edici yanıtlar vermekle sağlanabilir. Aksi takdirde, insanın düşüşü kaçınılmaz olacaktır. Bu kancalardan en önemlisi, ilk yanıt verilmesi gerekeni, Camus’ye göre hayatın yaşamaya değer olup olmadığı sorusudur. Bu, onun için felsefenin yapı taşı, çekirdeği niteliğindeki sorudur ve öncelik onun olmalıdır. Bu sorunun öncelikli olmasının nedeni ise, sonuç verdiği eylemlerdir. Yaşamakta veya ölmekte karar kılmak ile başlar diğer bütün sorgulamalar. Bir başka soruya geçtiğimiz anda yaşama kararını aldık demektir, mücadeleye başlamışız demektir. Ancak bu öncelikli sorumuz, hayatın ne olduğu, canlı olmanın ne tarz bir hayat sürmekle yaşamak sayılacağı, hayatın bize neler sunduğu ve bunların mücadeleye değip değmediği, yaşayacak gücümüzün olup olmadığı sorularına da gebedir. Yaşamakta karar kılmak, derinlere inmeyi gerektirir ancak derinleri görmek isterken dibe vurabilir ve ölmekte karar kılabiliriz.
Hayatın sürdürmeye değer olup olmadığı sorusu cesur bir sorudur ve düşünüre sorumluluk yükler. Yanıt, davranıştan önce duyulacaktır ve ölmekte karar kılmak, düşünür için bir risk sayılabilir. Zihnindeki tüm kapıları zorlama gereği duyacak olan düşünür, bu ıssız yerde gidebildiği kadar ileri gitmeli, karşılaşacağı sonuçları ve bulaşacağı karanlığı sırtlayabilir olmalıdır. Camus için önemli olan burada son noktaya kadar kalmak ve burada bir bitki yetiştirilip yetiştirilemeyeceği konusunda detaylıca düşünüp, karar kılmaktır. Ne var ki, burada bir bitkiyi filizlendirmek yetmeyecektir. Toprağın altındaki köklerine imrendirerek hayata tutunmamıza sebep veren bu bitki, bizim için aynı zamanda bir intihar sebebi olabilecek değerdedir. Gelişigüzel ve sorgusuz yaşamı reddeden ve nefes alıp almamak konusunda karar almak isteyen kişi, zorlu ve riskli olan bu yolculuğa çıktığında, bu nefeste karar kılsın veya kılmasın, kendini kalan hayatı boyunca bir ip üzerinde denge mücadelesi veriyormuş gibi hissetmekten ileri gidemeyecektir. Çünkü yetiştirdiği, bağlandığı ve kendisine nefes veren o çiçeği kaybedip kaybetmeyeceği de tıpkı diğer her şey gibi, bir muammadır.
Camus, bir intiharın pek çok nedeni olabileceğine değinmiştir. Gazetelerde söz edilen ‘gizli kederler’, ‘iyileşmez hastalıklar’ pekala bir neden olabilir. Ancak Camus, insanların birbirinin hayatından sorumlu olduğu düşüncesindedir. ‘’Ama o gün umutsuz kişinin bir dostu kendisiyle ilgisiz bir tavırla konuşmuş mudur, konuşmamış mıdır, bilmek gerekir. Suçludur o. Çünkü böyle bir davranış henüz askıda bulunan tüm hınçları, tüm bıkkınlıkları hızlandırıvermeye yetebilir.’’ Bardağı taşıran sadece son damla değildir ancak bir birikimde payı geçen insanların bilinçli ya da bilinçsiz kişinin intiharında payının olduğu aşikardır. Kim bilir, intihar eden kişi de belki başkalarının bardağına düşen damlalardan biriydi. Bu noktada Thomas Hobbes’e ait ‘’İnsan insanın kurdudur.’’ sözünü anımsıyor olsam da, bardaktaki asıl payın kişinin kendisine ait olduğu görüşündeyim. Camus’nün kitapta geçen ‘’Kurt insanın yüreğindedir.’’ sözü ise bunu destekler nitelikte sayılabilir.
Camus, kendini öldürme durumunun bir anlamda yaşamın bizi aştığı veyahut onu anlamadığımız anlamına geldiğinden bahsetmekte. Kendini öldürmenin ‘’Çabalamaya değmez.’’ düşüncesine ulaşılmasından ileri geldiğini düşünüyor. Bu sonuca ise kişiyi her gün belirli eylemleri tekrar etmesi ile girdiği bunalımın ittiği görüşünde. Elbette sadece bununla sınırlanamaz nedenler, insan yaşamı öyle detaylı ve uzun bağlardan meydana geliyor ki, ölüm nedenini anlamak kişinin kendisi için bile zorken dışarıdan birinin bunu bütünüyle anlamasını mümkün bulmuyorum. Kitapta, yapıtına dikkat çekmek için intihar eden bir yazardan dipnot olarak söz ediliyor. Bu durumda kimisi için intihar, yaşamını, eserini, emeğini anlamlı kılmanın bir yolu. Kişi için fark edilme arzusu, ölümden sonra elde etmişliğin tatminine erişemeyeceği, aldığı takdirden haberinin olup olmayacağı gerçeklerinden baskın gelebilir.
Kitapta geçen ‘uyumsuz’ kelimesi, çevirmen tarafından not edildiği üzere ‘saçma, mantığa uymayan’ anlamında kullanılıyor. Camus’nün sorgulamalarından biri ‘’Uyumsuz olan ölmeyi mi buyurur?’’ sorusu. Kendi benliğimizde ve dünyanın düzeninde çıktığımız bu yolculukta mantıklı bir neden bulamasak da yaşamaya, gitmemiz şart mıdır bu bedenden? Bir tatmin duygusu ya da herkesin hayallerini kurduğu mutluluk duygusu yaşamı yaşamaya değer kılan tek şey değildir. Yaşamı değerli kılan anlamdır, anlamanın bizi burada baki kılmaya yeteceği düşüncesindeyim. Yarına olan merak ve insanların zihinlerinde özgür olabildiği gerçeği bizi burada tutabilir.
Sorgulamalardan bir diğeri, yaşama yöneltilen ‘’uyumsuz’’ olma aşağılamasının yaşamın gerçekten anlamsız olup olmaması üzerine mi kurulduğu sorusu. Hayatı tamamıyla anlayamadığımız gerçeğini bir cebe koyacak olursak hayatı anlayacak düzeyde olmayabileceğimiz sonucunu da çıkarabileceğimizi düşünüyorum, hayatın ‘saçma’ olarak nitelendirilmesi insanın bilinmeyene olan yaklaşımından kaynaklanabilir. O hâlde umut içinde yapboz parçalarını birleştirmeyi beklemekte zarar görmüyorum.
‘’Bir kitabın son sayfaları daha ilk sayfalarındadır.’’ kitapta yer alan bu söz ile sevdiğim bir alıntı olan ‘’Daha geriye bakabilirsin ancak daha ileriyi göreceksin.’’ sözü birbirini destekler nitelikte. Geçmişimizin bizi bugüne belki getirdiğini belki ittiğini; bugünümüzü sağladığını veya bugünümüzden sorumlu olduğunu söyleyebiliriz. Bir insanın ruhu da zaman tarafından ilmek ilmek örülür. Kitapta büyük duyguların evrenlerini kendileriyle birlikte dolaştırdığından söz ediliyor. Geçmiş de tıpkı duygular gibi kara bir bulut misali kişinin başının üstünde yer edinebilir. Bir insanın intihar düşüncesi bulutu henüz çok küçük yaşlarındayken meydana gelmiş olabilir. Bundandır ki, ancak kişinin hayatına hakim olmak onu kısmen de olsa görmemizi sağlayacaktır. Kişinin sonu, ilkinden öngörülecektir.
‘’Tüm büyük eylemlerin, tüm büyük düşüncelerin önemsiz bir başlangıcı vardır.’’ ‘’Özellikle uyumsuz dünya soyluluğunu bu zavallı doğuştan alır.’’ Camus, her şeyin bir ‘’Neden?’’ ile başladığını söylüyor. Ufak bir soru, görülen bir detay, bir ipin ucuna ulaşmamız gibi bizi takibe zorlayacaktır. ‘’Basit ‘kaygı’ her şeyin başlangıcındadır.’’
Camus geleceğe dayanarak yaşamamızın tutarsızlığından bahsediyor. ‘’Yarın’’, ‘’bir evim olunca’’, ‘’ileride’’ gibi sözler ile yaptığımız planlar birkaç dakika içinde ölebileceğimiz gerçeğinin yanında tutarsız kalıyor. Yarını dileyen biri, ölüme yaklaşmayı diliyor gibidir. Camus ise mantıklı olanın benliğin yarından kaçması olduğunu düşünüyor. ‘’Etin bu başkaldırışı, uyumsuz budur işte.’’
Camus, uyumsuzluğun kişi tarafından fark edildiği anda bir tutkuya dönüşeceğini söylüyor. Bu farklılığı, 'dünyadan suyun üzerinde kopuk bir şekilde yüzen yağ damlası gibi ayrılma' durumunu, bu engin görüş açısını kaldırıp kaldıramamak ile ilgilidir her şey. Bu ise kişiden kişiye değişim gösterecek, kişinin kendi eşiği ile ilgili olarak gelişen bir sonuçtur. Oysa Dostoyevski’ye göre ‘’Her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır.’’

Genel bir inceleme yapacak olursam, kitap derinliği bakımından farklı bir tat veriyor. Çeviri dolayısıyla zorlanmanız ihtimal, görünen o ki okurların büyük çoğunluğu bu problemi yaşamış. Eğer sakin ve de düşüncelere dalmak istediğiniz, düşüncelere dalmak konusunda bir sakıncanızın olmadığı günlerdeyseniz, kesinlikle tavsiye ederim.
Hiçliğin tinbilimsel deneyiminde
iki bin yıla kadar neler olacağını düşündüğümüz zaman

Kendi hiçliğimiz gerçek anlamını kazanır.
Tutkulu bir kadının yüreği kurudur ister istemez çünkü dünyaya sırt çevirmiştir.

Bir tek duygu, bir tek varlık, bir tek yüz...
İnsan sırf kendini öldürmemek için uydurmuştur Tanrı’yı. İşte bugüne kadar gelen evrensel tarihin özeti.
Albert Camus
Sayfa 124 - Can Yayınları
Dekorların yıkıldığı olur. Yataktan kalkma, tramvay, dört saat çalışma, yemek, uyku ve aynı uyum içinde salı, çarşamba, perşembe, cuma, cumartesi.. Çoğu kez izlenir bu yol. Yalnız bir gün 'neden' yükselir ve her şey bu şaşkınlık kokan bıkkınlık içinde başlar.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sisifos Söyleni
Baskı tarihi:
26 Ekim 2018
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755107264
Orijinal adı:
Le Mythe De Sisyphe
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Sisifos Söyleni
Sisyphos Söyleni
"Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır: intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir."

Albert Camus, İkinci Dünya Savaşı yıllarında yayımladığı deneme kitabı Sisifos Söyleni'nde, yaşamın anlamsızlığı, varoluşumuzun saçmalığı gibi intihara yönelen temaları, tarihin ve edebiyatın belirli bazı kişilikleri üzerinden ele alır. Tahsin Yücel'in dilimize kazandırdığı eser, 20. yüzyıl felsefe tarihinin en önemli yapıtlarından biri olarak kabul edilmiştir. Tanrıların, hep yeniden aşağıya yuvarlanacak olan taşı tepeye çıkarmakla cezalandırdıkları Sisifos, cezasını bilinçli olarak kabullenmiş, tekrar yuvarlanacağını bildiği halde taşı bütün gücüyle yukarı taşır. Camus saçma kavramını işte bu noktada tanımlar: boşuna olduğunu bildiği halde direnen insan. Yaşamın anlamı ancak, dünyanın saçmalığını ve yenilginin daima tekrarlanacağını bile bile kötülüğe direnmek olabilir, insanlığa gerçek boyutlarını ancak bu başkaldırı kazandırabilir.

Kitabı okuyanlar 1.315 okur

  • uz lalus
  • Fevzi Yıldırım
  • Murat ÇABUK
  • Hikmet Boğa
  • Ömer Osman
  • Azize Çiçek
  • Meaningless
  • Haktan
  • Özlem Sümerli
  • Feridun

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.6
14-17 Yaş
%4.1
18-24 Yaş
%26.2
25-34 Yaş
%37.5
35-44 Yaş
%18.3
45-54 Yaş
%4.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%2.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%46.2
Erkek
%53.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%32.7 (125)
9
%20.7 (79)
8
%24.6 (94)
7
%13.1 (50)
6
%3.9 (15)
5
%2.4 (9)
4
%0.5 (2)
3
%0.3 (1)
2
%0.5 (2)
1
%0.3 (1)

Kitabın sıralamaları