Sisifos Söyleni

8,4/10  (127 Oy) · 
431 okunma  · 
123 beğeni  · 
5.535 gösterim
"Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır: intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir."

Albert Camus, İkinci Dünya Savaşı yıllarında yayımladığı deneme kitabı Sisifos Söyleni'nde, yaşamın anlamsızlığı, varoluşumuzun saçmalığı gibi intihara yönelen temaları, tarihin ve edebiyatın belirli bazı kişilikleri üzerinden ele alır. Tahsin Yücel'in dilimize kazandırdığı eser, 20. yüzyıl felsefe tarihinin en önemli yapıtlarından biri olarak kabul edilmiştir. Tanrıların, hep yeniden aşağıya yuvarlanacak olan taşı tepeye çıkarmakla cezalandırdıkları Sisifos, cezasını bilinçli olarak kabullenmiş, tekrar yuvarlanacağını bildiği halde taşı bütün gücüyle yukarı taşır. Camus saçma kavramını işte bu noktada tanımlar: boşuna olduğunu bildiği halde direnen insan. Yaşamın anlamı ancak, dünyanın saçmalığını ve yenilginin daima tekrarlanacağını bile bile kötülüğe direnmek olabilir, insanlığa gerçek boyutlarını ancak bu başkaldırı kazandırabilir.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Şubat 1997
  • Sayfa Sayısı:
    160
  • ISBN:
    9789755107264
  • Orijinal Adı:
    Le Mythe De Sisyphe
  • Çeviri:
    Tahsin Yücel
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Howl 
 23 Oca 15:13 · Kitabı okudu · 4 günde · 10/10 puan

Ben en çok benim yazdıklarım okunsun düşüncesi taşıyan biri değilim. O yüzden başlamadan önce uyarmam gereken bazı insanlar var. İçinizdeki hayat kıpırtısından, neşeden, moralden şüphe ediyorsanız veya aklınız biraz karışıksa ne bu yazıyı ne de bu kitabı okumanızı öneririm. Evet kitap bu saçma döngüde neden intihar edilmemesini açıklıyor ama karışık zihinler için çok karmaşık bir kitap olabilir. Bu alıntıda görüleceği üzere "yaşama nedeni denilen şey, aynı zamanda çok güzel bir ölme nedenidir de!" Sanırım beni anladınız. Okuyacak bir iki kişi kaldıysa ben yazıma geçeyim.

Doğuştan kör olan bir çocuğu hayal edin. Ve onun zihni renkleri nasıl ele alır deneyimlemeye çalışın.
Ne kadar başarılı olabildiniz? Gözümüzün algıladığı dalgaboyu aralığı kısıtlanmamış olsa evrende sürekli yayınlanan mikrodalgalar yüzünden karanlık uzayı bembeyaz görürdük. Bu örnekleri neden veriyorum? Çünkü az sonra anlatacağım şeyi ancak betimleyebilirim.

Bilinçsel olarak farkındalığınız arttıkça kendinizde bir aydınlanma hissi yaşarsınız değil mi? Yani karanlık evreni gittikçe daha beyaz görmeye başlarsınız. Ama çoğumuz doğuştan kör bir çoçuk gibidir. Renklerin adını bilsek dahi onları tasavvur edemeyiz. Bilinç kapılarını az biraz aralayıp gerçeğin bir parçasına vakıf olan herkes dünyamızda dahi diye anılır. Peygamberler olsun, bilim insanları olsun, filozoflar olsun. Onların bıraktıkları bilgi birikimi ile gerçeğin üstüne her seferinde biraz daha katarak kümülatif olarak yol alırız. İşte kitabın kopuş noktası burası. Yol alabiliyor muyuz gerçekten?

Kitabın isminin Sisifos söyleni konması boşuna değil. Tanrılar tarafından hep yeniden aşağı düşecek taşı tekrar yukarıya çıkarmak için cezalandırılan Sisifos cezasını bilinçli olarak kabullenmiştir. Bizim düşünsel olarak sorduğumuz her soru için bulduğumuz cevap başka bir soru doğuruyor. Peki neden böyle? Çünkü gerçeğe vakıf değiliz. Bilinç dalgaboyumuz onu idrak etmeye yetersiz. Bu sebeple şüphe götürmez bir gerçek kavramımız olmadığı için cevaplarımız suyu tutmak gibi. Parmaklarımızın arasından kayıp gidiyor. Bilinç doğamız ise her şeyi aydınlatmak ister ama dalgaboyu o aydınlanma için yetersiz. En nihayetinde iki çıkış yolumuz kalıyor. Ya Hz. Muhammed'in "Saadet, hayatı olduğu gibi kabul etmektir." deyişine uyacağız ya da "en çaresiz çıkış yolu"na dayanana kadar (ki kitap o çıkış yoluna dayanmamızı asıl başkaldırının yaşamak olduğu üzerine unutulmasın) bu saçma aydınlanma arayışını sürdüreceğiz.

Ve inancın doğuşu da bana kalırsa bu şekilde oluyor. İnsanın içine düşen bu düşün kurdu o kadar acı veriyor ki kişi asla sorgu kabul etmeyecek bir gerçeğe sığınıp bu arayışı bir cevapta sonlandırmak adına inanç kavramına sığınıyor bir liman gibi.
(Syf: 124 "İnsan sırf kendini öldürmemek için uydurmuştur tanrıyı. İşte bugüne kadar gelen evrensel tarihin özeti.")

Uyumsuz sözcüğü bu söyleninin bel kemiği. Sayfa 72'de uyumsuz insan uzlaşmış insanın karşıtıdır diye bir söylem var. Ricam odur ki bu kitaptan sonra bir üst insan sanrısına kapılıp kendinizi uyumsuz diye adlandırıp kendinize benzetmediğiniz insanları hor görmeyin. İnsan doğasında bu hor görmeye meyil olduğu için uyarmak istedim.

Semih 
 14 Şub 20:49 · Kitabı okudu · 4 günde · 8/10 puan

Bu siteye girmeden önce Albert Camus'nun Sisifos Söyleni isimli bir kitabı olduğunu dahi bilmiyordum. Sitedeki incelemeler ve yorumlardan sonra okuma kararı aldım. Özellikle Howl'un şu #26655783 incelemesi beni bir hayli etkiledi ve neticede okumaya karar verdim.

Öncelikle bu kitap Albert Camus'nun 14 denemesinden oluşmaktadır. Denemelerin hemen hemen hepsinde ana konu "intihar." Kimi denemesinde açıktan açığa intihar ile ilgili görüşlerine yer vermiş, kimi denemesinde ise örtülü olarak intihar konusuna değinmiş. Kitabın hem bir deneme kitabı olması hem de konuları felsefi olarak irdelemesi dilini ve anlaşılırlığını olumsuz yönde etkilemiş. Bu sebeple kitabı okumak isteyenlerin felsefi konular ağırlıklı olmak üzere yazarın denemelerini okuyacağını ilk etapta bilmesi gerekir. Zira, asla kolay ve anlaşılır bir kitap değil.

Yazar kitabın hemen başında vermek istediği ana mesajı, "Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir." diyerek önümüze sermeyi tercih etmiş. Kitabın devamında da intihar konusundan sapmayarak intihar etmenin mantıklı bir eylem olup olmadığını hem örneklerle hem de ayrıntılı bir şekilde derinleştirmiş.

Camus, denemelerin birçok yerinde, kendini öldürmenin, yaşamı ve yaşamın anlamını kavrayamamaktan kaynaklandığını ifade etmiş. Hatta intihar etmenin, başkaldırının mantıksal bir sonucu olmadığını, bir nevi boyun eğiş olduğunu, önemli olanın direnmek olduğunu açık bir şekilde söylemiş. Bir adım daha ileriye atarsak, insan için ancak bir başkaldırının yaşama tam anlamıyla değer vereceğini söylemiş yazar. Katılıp katılmamak sizin tercihinizdir elbette; ama Albert Camus'nun düşüncesi bu yönde.

Peki "Sisifos Söyleni" nedir? Bulduğum bir hikayeyi sizinle paylaşayım: Olimpos Tanrıları, Zeus’un isteği üzerine Korintos Kralı Sisifos’u cezalandırmaya karar verirler. Cezası, koca bir kayayı yüksek bir tepenin zirvesine kadar çıkartarak yerine oturtmaktır. Sisifos, bazen sırtı ile dayanarak ve bazen de kolları ve de bacakları ile kayayı kucaklayarak büyük kayayı akşama doğru büyük zorluklarla tepeye çıkarır. Tam tepenin oyuğuna yerleştirecektir ki, kaya yeniden aşağıya yuvarlanır. Bu işlem her gün defalarca sürer gider. Sisifos, Homeros’un yorumu ile “yararsız ve umutsuz bir çaba ile cezalandırılmış olduğunu” anlar.

Sisifos bu cezaya karşı dirençli ve kararlı bir şekilde durarak Tanrılara karşı bir tür zafer kazanabileceğini ispat etmek üzere her gün bu kaya ile aynı şekilde boğuşmaya devam eder. Çünkü artık kendisinin varoluş nedeninin bu çabası olduğunu kabullenmiştir. Ancak hiçbir zaman Sisifos intihar etmeyi ve cezasından kaçarak kurtulmayı amaçlamaz. Zira o, bu şekilde hareket ederek Tanrılara başkaldırmaya devam etmektedir... Kitabın içerisinde yer alan denemelerden birinin adı Sisifos Söyleni olduğundan kitaba da bu isim verilmesi tercih edilmiş. Bana sorarsanız "uyumsuz" gibi bir isim verilse daha güzel olurmuş. Çünkü kitabın hemen hemen her yönünde hayat ile uyumsuz kişiliklerden bahsedilmiş...

Özetle; intihar etmeyin, çünkü bu hayata karşı asla bir başkaldırış değildir, aksine boyun eğmektir. Hayat size asla kurtulamayacağınız bir ceza (sisifos cezası) verse bile yılmayın ve inadına yaşamaya devam edin. Asıl başkaldırış yaşamak ve sorgulamaktır demek istemiş yazar. Bence son derece zor bir konuyu işlemiş ve bizlere bambaşka bir kapı açmış denemeleriyle... Yazarın her söylediğini anladığımı kesinlikle söyleyemeyeceğim size burada; ama çok zor bir konuyu işlediğini kabul etmek gerekir.

Sisifos Söyleni benzeri kitaplar

Hesna S. 
 31 Tem 2017 · Kitabı okudu · 3 günde

Burdan kendi içimdeki Sisyphus'a sesleniyorum: Taşıma artık o kayayı dağın başına! Kaya dediğin yerinde ağırdır. :)
Sisyphus, Yunan mitolojisinde Zeus’un sırrını ifşa ettiği için tanrılar tarafından cezalandırılan bir kraldır. Cezası sonsuza dek koca bir kayayı dağın en tepesine çıkarmaktır. Hani saçmalık da burda ya ne zaman ki zirveye yaklaşsa kaya tekrar tekrar dağın yamacına yuvarlanarak düşmektedir. Ceza sonuçta... Sonsuza kadar bu böyle devam edecektir. Sisyphus da bunun farkındadır.
Yaşam serüvenimizde hepimizin içinde bir Sisyphus var aslında. Hayatta kalmak için -her ne kadar sonucunun olumsuz olacağının bilincinde de olsak- o kayayı yükleniyoruz sırtımıza. Niçin peki? Kaderimiz olduğu için mi? Yoksa kabullendiğimiz için mi? Ya da insanoğluna bahşedilen (iyi mi kötü mü tartışılır) o unutmak yetisi mi neden oluyor buna? Ne kadar emek harcadığımızı, ne kadar makineleştiğimizi, yol boyunca nasıl alın teri döktüğümüzü ve sonuç olarak elde ettiğimiz o sıfırı unutuyor muyuz? Yoksa çok mu taviz veriyoruz zamandan, dolayısıyla hayatımızdan? Tabii ki bu benim olaya düz mantıkla yaklaşıp sorgulama şeklim... Kendi kendimi, kendi hayatımı sorgulamam aslında.

Camus' ya gelecek olursak, durumu çok farklı bir noktaya değinerek açıklıyor. Sağ eliyle sol kulağını gösteriyor adeta. O absürdlük denilen şey de (kitapta uyumsuzluk olarak çevrilmiştir) bundan sonra başlıyor. Sisyphus her şeyin bilincindedir. Bu beyhude uğraşın hep devam edeceğinin, sonucun hep aynı olumsuzlukla biteceğinin farkındadır. Cezasını bir görev gibi devamlı yerine getirir. Böyle yaparak yaşama ve tanrılara direnmiştir. Bu uyumsuzluk içinde mücadeleye önem vermesiyle, tekrar tekrar kayayı zirveye çıkarmaya çalışmasıyla tanrılara da baş kaldırmıştır.
Camus bu kitabıyla aslında aynı dönemde yayınlamış olduğu Yabancı romanının da felsefesini açıklar. Meursault da kendi içinde Sisyphus gibi hayattaki görevini yerine getiren absürd bir karakterdir. Kendince olan sessizliği ve kayıtsızlığı, direnişinin ve baş kaldırışının göstergesidir. Son olarak hücresinde verdiği tepki de bu başkaldırışının patlama noktasıdır. Okuyanlar iyi bilir.
İntiharı sorgulayarak başlayan bu kitap ise, Sisyphus'un hikayesiyle yükselişe geçer ve bir anlamda olayı basite de indirerek anlamlı hale getirir. İntihar anlamsızdır. Kabullenmedir aslında. İntihar, varoluşa yapılan bir küfürdür. İntihar, kaderimize hız vermektir. Yaşam ise, umutsuzluğun olduğu yerde filizlenen, başkaldırmayla anlamlanan bir süreçtir.
O yüzden bin defa da taşısak o kayayı sırtımızda, taşımaya devam edeceğiz. Yanlış anlaşılmasın, bu kesinlikle kabullenme ve duruma boyun eğme değildir. Yaşama gösterdiğimiz direniş sayesinde, var oluşumuza kattığımız anlamdır.

Dip Not: Camus'un anlaşılır ve basit dili birçok yerde bu kitabında da belirgin olsa da, Tahsin Yücel'in -edebi kişiliğini tamamen tenzih ederek söylüyorum- yaptığı çeviriden kaynaklı zaten anlaşılması zor olan felsefe içerikli kitabı daha ağır hale getirmiş. Kitapta havada kalan ve anlam vermekte zorlandığımız birkaç yerin Tahsin Yücel tarafından da tam olarak anlaşılmadığını düşünüyorum. Ona rağmen keyif aldığım, kendimce çıkarımlarda bulunduğum bir kitap oldu. Size de keyifli okumalar dilerim... Ama sakin bir ortamda :)

1 Çay 1 Kitap™ 
 08 May 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Pardon hanginiz intihar etmeyi düşünmedi?

Ya da şöyle soralım: Hanginiz yaşamın anlamını sorgulamadı? "

Albert Camus'nun bu kitabını tanımak için :
http://1cay1kitap.com/sisifos-soyleni/

Hogír 
22 Kas 2016 · Kitabı okudu · 23 günde · 8/10 puan

Albert Camus'un Yabancı ve Düşüş kitabından sonra okuduğum üçüncü eseri. Ve okurken en çok zorlandığım eseri. Bu zorlanma kitabın sıkıcı veya anlaşılamayacak derecede felsefik olmasından kaynaklanmıyor. Neredeyse her paragrafın üzerinde durulması gerektiğinden kaynaklanıyor. Camus deneme türündeki bu kitabını genel anlamda üç başlık altında oluşturmuş. Bunlar; Uyumsuz Bir Uslamlama, Uyumsuz İnsan ve Uyumsuz Yaratım'dır.

Uyumsuz bir uslamlama da intihar olgusu işlenir. Burada konu; yaşamın yaşanmaya değip değmediği, dünyanın akıl ile anlaşılıp anlaşılamayacağı, bu konuda bir anlaşmazlığın olduğu, dünyanın bu anlaşılmazlığı karşısında insanın zayıf kaldığı, bu anlaşılmazlığın çözümünde bir yaratıcının var olması gerekliliği ancak var olmamasından ötürü ortaya çıkan çatışma, dünyaya kendi özgür irademizle gelmediğimizin özgür olabilmenin tek yolu kendi ölümümüzü belirleyebilmek olduğu gibi konular ekseninde gelişir.

Uyumsuz insanda isminden anlaşıldığı gibi uyumsuz insanı anlatır. Camus uyumsuz insanı: Sonrasızlığı yadsımamakla birlikte, onun için hiçbir şey yapmayan olarak tanımlar. Uyumsuz insan geleceğe değil yaşadıgı ana bakar. Hiçbir ahlak kuralını sırf tanrı buyruğu diye direkt benimsemez. Her şeye izin vardır. Erdemli olacaksa canı istediği için olacaktır. Don Juancılık kavramı üzerinde durur sonra. Don Juan kadınları baştan çıkarıp onlarla birlikte olması ile bilinir. Ancak Don Juan bütün kadınları aynı derecede, tutkuyla sever. Buda belirlenen ahlak kalıbı dışında bir tutumdur. Burada tartışılan Don Juan bir zamparamı yoksa uyumsuz bir insanmı.
Fetih konusu üzerinde de durur. İnsanın kendi yazgısına karşı tanrılara açtığı savaşlardan bahseder.
Uyumsuz Yaratım da edebi eserlerdeki uyumsuzluktan, bu eserlerdeki kahramanların uyumsuzluğundan bahseder. Dostoyevski'nin Ecinniler kitabının kahramanı olan Kirilov'un uyumsuzluğundan bahseder.

Son olarak da kitaba ismini veren Sisifos tan bahseder. Tanrılar, hep yeniden aşağıya yuvarlanacak olan taşı tepeye çıkarmakla cezalandırır Sisifos'u. Sisifos taşın tekrardan yuvarlanacağını bildiği halde taşı tekrardan yukarı taşır. Bu da Albert Camus'un bu kitapta bahsetmeye çalıştığı konunun özeti bir nevi. Yaşamın boşuna olduğunu bildiği halde direnen insan.

Not: Kitaba ek olarak Franz Kafka'nın yapıtında Umut ve Uyumsuz adlı bir konuda eklenmiştir. Kitabın orijinalinde bulunmamakla birlikte Kafka okurlarının ilgisini çekecek bir ek olmuş.

Sonuç olarak kitabı sakin bir kafa ile okumanızı öneririm. İyi okumalar

Reina 
 07 Mar 2015 · Puan vermedi

''Gerçekten önemli olan tek bir felsefe sorusu vardır: İntihar.'' cümlesiyle başlıyor kitap. Benim kendime sormaktan asla vazgeçemediğim bir problemden bahsediyor Camus, yaşamaya değip değmeyeceği. Yapıtında birçok güzel yapıtta referans olarak gösteriliyor. Dostoyevski ' nin Ecinniler , Kafka 'nın Şato. Ayrıca, ailenin toplum içerisindeki yeri, toplumdaki sivrilen insanlara getirilen eleştiriler ve toplum baskısını gözler önüne seriyor yapıtında. Bu yapıtı okurken Yabancı adlı kitabıyla da birbirini tamamlar nitelikte olduğu da gözümden kaçmadı değil yani. :)
Sisifos ( Sisyphos ) Tanrılar tarafından lanetlenip cezaya çarptırılmış ilk insanoğludur Yunan mitolojisinde, cezası da yeraltı dünyasında sonsuza kadar bir kayayı bir tepenin en yüksek noktasına dek yuvarlamaya mahkum edilmiştir. Camus, Sisifos ' u mutlu sayar çünkü Tanrılara başkaldırmış ve yaşamın derinliğini anlamıştır. Tavsiye ederim demiyorum, kesinlikle okumalısınız..

H. Egemen Akyüz 
 25 Ağu 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · 9/10 puan

Albert Camus' un her kitabı birbirinden ayrı mükemmel. Bu kitabı diğerlerine göre daha ağır. Bu yüzden okurken, zihnin boş olması gerekiyor. Ağır bir kitap, bu yüzden çok özenle ve dikkatli okunması gerek. Aslında hepimiz Sisifos' uz.

Senemnur 
25 Oca 01:15 · Kitabı okudu

İnsanoğlunun aklında bulunan soru işaretleri birer kanca gibidir, bizleri ayak bileğimizden yakalayan bu kancalardan kurtulmak ise ancak bu sorulara geçerli, tatmin edici yanıtlar vermekle sağlanabilir. Aksi takdirde, insanın düşüşü kaçınılmaz olacaktır. Bu kancalardan en önemlisi, ilk yanıt verilmesi gerekeni, Camus’ye göre hayatın yaşamaya değer olup olmadığı sorusudur. Bu, onun için felsefenin yapı taşı, çekirdeği niteliğindeki sorudur ve öncelik onun olmalıdır. Bu sorunun öncelikli olmasının nedeni ise, sonuç verdiği eylemlerdir. Yaşamakta veya ölmekte karar kılmak ile başlar diğer bütün sorgulamalar. Bir başka soruya geçtiğimiz anda yaşama kararını aldık demektir, mücadeleye başlamışız demektir. Ancak bu öncelikli sorumuz, hayatın ne olduğu, canlı olmanın ne tarz bir hayat sürmekle yaşamak sayılacağı, hayatın bize neler sunduğu ve bunların mücadeleye değip değmediği, yaşayacak gücümüzün olup olmadığı sorularına da gebedir. Yaşamakta karar kılmak, derinlere inmeyi gerektirir ancak derinleri görmek isterken dibe vurabilir ve ölmekte karar kılabiliriz.
Hayatın sürdürmeye değer olup olmadığı sorusu cesur bir sorudur ve düşünüre sorumluluk yükler. Yanıt, davranıştan önce duyulacaktır ve ölmekte karar kılmak, düşünür için bir risk sayılabilir. Zihnindeki tüm kapıları zorlama gereği duyacak olan düşünür, bu ıssız yerde gidebildiği kadar ileri gitmeli, karşılaşacağı sonuçları ve bulaşacağı karanlığı sırtlayabilir olmalıdır. Camus için önemli olan burada son noktaya kadar kalmak ve burada bir bitki yetiştirilip yetiştirilemeyeceği konusunda detaylıca düşünüp, karar kılmaktır. Ne var ki, burada bir bitkiyi filizlendirmek yetmeyecektir. Toprağın altındaki köklerine imrendirerek hayata tutunmamıza sebep veren bu bitki, bizim için aynı zamanda bir intihar sebebi olabilecek değerdedir. Gelişigüzel ve sorgusuz yaşamı reddeden ve nefes alıp almamak konusunda karar almak isteyen kişi, zorlu ve riskli olan bu yolculuğa çıktığında, bu nefeste karar kılsın veya kılmasın, kendini kalan hayatı boyunca bir ip üzerinde denge mücadelesi veriyormuş gibi hissetmekten ileri gidemeyecektir. Çünkü yetiştirdiği, bağlandığı ve kendisine nefes veren o çiçeği kaybedip kaybetmeyeceği de tıpkı diğer her şey gibi, bir muammadır.
Camus, bir intiharın pek çok nedeni olabileceğine değinmiştir. Gazetelerde söz edilen ‘gizli kederler’, ‘iyileşmez hastalıklar’ pekala bir neden olabilir. Ancak Camus, insanların birbirinin hayatından sorumlu olduğu düşüncesindedir. ‘’Ama o gün umutsuz kişinin bir dostu kendisiyle ilgisiz bir tavırla konuşmuş mudur, konuşmamış mıdır, bilmek gerekir. Suçludur o. Çünkü böyle bir davranış henüz askıda bulunan tüm hınçları, tüm bıkkınlıkları hızlandırıvermeye yetebilir.’’ Bardağı taşıran sadece son damla değildir ancak bir birikimde payı geçen insanların bilinçli ya da bilinçsiz kişinin intiharında payının olduğu aşikardır. Kim bilir, intihar eden kişi de belki başkalarının bardağına düşen damlalardan biriydi. Bu noktada Thomas Hobbes’e ait ‘’İnsan insanın kurdudur.’’ sözünü anımsıyor olsam da, bardaktaki asıl payın kişinin kendisine ait olduğu görüşündeyim. Camus’nün kitapta geçen ‘’Kurt insanın yüreğindedir.’’ sözü ise bunu destekler nitelikte sayılabilir.
Camus, kendini öldürme durumunun bir anlamda yaşamın bizi aştığı veyahut onu anlamadığımız anlamına geldiğinden bahsetmekte. Kendini öldürmenin ‘’Çabalamaya değmez.’’ düşüncesine ulaşılmasından ileri geldiğini düşünüyor. Bu sonuca ise kişiyi her gün belirli eylemleri tekrar etmesi ile girdiği bunalımın ittiği görüşünde. Elbette sadece bununla sınırlanamaz nedenler, insan yaşamı öyle detaylı ve uzun bağlardan meydana geliyor ki, ölüm nedenini anlamak kişinin kendisi için bile zorken dışarıdan birinin bunu bütünüyle anlamasını mümkün bulmuyorum. Kitapta, yapıtına dikkat çekmek için intihar eden bir yazardan dipnot olarak söz ediliyor. Bu durumda kimisi için intihar, yaşamını, eserini, emeğini anlamlı kılmanın bir yolu. Kişi için fark edilme arzusu, ölümden sonra elde etmişliğin tatminine erişemeyeceği, aldığı takdirden haberinin olup olmayacağı gerçeklerinden baskın gelebilir.
Kitapta geçen ‘uyumsuz’ kelimesi, çevirmen tarafından not edildiği üzere ‘saçma, mantığa uymayan’ anlamında kullanılıyor. Camus’nün sorgulamalarından biri ‘’Uyumsuz olan ölmeyi mi buyurur?’’ sorusu. Kendi benliğimizde ve dünyanın düzeninde çıktığımız bu yolculukta mantıklı bir neden bulamasak da yaşamaya, gitmemiz şart mıdır bu bedenden? Bir tatmin duygusu ya da herkesin hayallerini kurduğu mutluluk duygusu yaşamı yaşamaya değer kılan tek şey değildir. Yaşamı değerli kılan anlamdır, anlamanın bizi burada baki kılmaya yeteceği düşüncesindeyim. Yarına olan merak ve insanların zihinlerinde özgür olabildiği gerçeği bizi burada tutabilir.
Sorgulamalardan bir diğeri, yaşama yöneltilen ‘’uyumsuz’’ olma aşağılamasının yaşamın gerçekten anlamsız olup olmaması üzerine mi kurulduğu sorusu. Hayatı tamamıyla anlayamadığımız gerçeğini bir cebe koyacak olursak hayatı anlayacak düzeyde olmayabileceğimiz sonucunu da çıkarabileceğimizi düşünüyorum, hayatın ‘saçma’ olarak nitelendirilmesi insanın bilinmeyene olan yaklaşımından kaynaklanabilir. O hâlde umut içinde yapboz parçalarını birleştirmeyi beklemekte zarar görmüyorum.
‘’Bir kitabın son sayfaları daha ilk sayfalarındadır.’’ kitapta yer alan bu söz ile sevdiğim bir alıntı olan ‘’Daha geriye bakabilirsin ancak daha ileriyi göreceksin.’’ sözü birbirini destekler nitelikte. Geçmişimizin bizi bugüne belki getirdiğini belki ittiğini; bugünümüzü sağladığını veya bugünümüzden sorumlu olduğunu söyleyebiliriz. Bir insanın ruhu da zaman tarafından ilmek ilmek örülür. Kitapta büyük duyguların evrenlerini kendileriyle birlikte dolaştırdığından söz ediliyor. Geçmiş de tıpkı duygular gibi kara bir bulut misali kişinin başının üstünde yer edinebilir. Bir insanın intihar düşüncesi bulutu henüz çok küçük yaşlarındayken meydana gelmiş olabilir. Bundandır ki, ancak kişinin hayatına hakim olmak onu kısmen de olsa görmemizi sağlayacaktır. Kişinin sonu, ilkinden öngörülecektir.
‘’Tüm büyük eylemlerin, tüm büyük düşüncelerin önemsiz bir başlangıcı vardır.’’ ‘’Özellikle uyumsuz dünya soyluluğunu bu zavallı doğuştan alır.’’ Camus, her şeyin bir ‘’Neden?’’ ile başladığını söylüyor. Ufak bir soru, görülen bir detay, bir ipin ucuna ulaşmamız gibi bizi takibe zorlayacaktır. ‘’Basit ‘kaygı’ her şeyin başlangıcındadır.’’
Camus geleceğe dayanarak yaşamamızın tutarsızlığından bahsediyor. ‘’Yarın’’, ‘’bir evim olunca’’, ‘’ileride’’ gibi sözler ile yaptığımız planlar birkaç dakika içinde ölebileceğimiz gerçeğinin yanında tutarsız kalıyor. Yarını dileyen biri, ölüme yaklaşmayı diliyor gibidir. Camus ise mantıklı olanın benliğin yarından kaçması olduğunu düşünüyor. ‘’Etin bu başkaldırışı, uyumsuz budur işte.’’
Camus, uyumsuzluğun kişi tarafından fark edildiği anda bir tutkuya dönüşeceğini söylüyor. Bu farklılığı, 'dünyadan suyun üzerinde kopuk bir şekilde yüzen yağ damlası gibi ayrılma' durumunu, bu engin görüş açısını kaldırıp kaldıramamak ile ilgilidir her şey. Bu ise kişiden kişiye değişim gösterecek, kişinin kendi eşiği ile ilgili olarak gelişen bir sonuçtur. Oysa Dostoyevski’ye göre ‘’Her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır.’’

Genel bir inceleme yapacak olursam, kitap derinliği bakımından farklı bir tat veriyor. Çeviri dolayısıyla zorlanmanız ihtimal, görünen o ki okurların büyük çoğunluğu bu problemi yaşamış. Eğer sakin ve de düşüncelere dalmak istediğiniz, düşüncelere dalmak konusunda bir sakıncanızın olmadığı günlerdeyseniz, kesinlikle tavsiye ederim.

Hatice Gümüş 
05 Ara 2017 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 8/10 puan

Yazar, en önemli felsefi sorunla, intihar ile başlar kitabına. İntiharın altında yatan nedenleri irdelerken, bireyin yaşam mücadelesine değinir. Öyle ki yazara göre, böyle bir eylem yüreğin sessizliğinde büyük bir yapıt gibi hazırlanır. Yaşamın, yaşanmaya değer olmadığını göstermek midir bireyin amacı? Uyumsuzluk burada devreye girer. Topluma uyum sağlayamayan insanın, giderek kendine de yabancılaşması anlatılır. Aynaya baktığında kendine yabancı gelen bir yüz görür ve vazgeçer yaşamaktan. Kendisini çevreleyen duvarlar arasında yaşayan birey, yaşamanın bir kısır döngü olduğunu fark eder: Kitaba adını veren ?Sisyphos Söylencesi? budur işte. Bin bir zahmetle, çileyle tepeye çıkarılan kaya, tepeden aşağı yuvarlanır gerisin geri. Bu kaostan kurtulmak ya da saplanıp kalmak? İş, buradan çıkılıp çıkılamayacağını; intiharın,  bu uyumsuzluktan çıkarılacak bir sonuç olup olmadığını bilmek. Uyumsuz insan, yaşamla savaşırken kendini de tüketir farkına varmadan.

arifsahin 
15 Şub 18:01 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 10/10 puan

Olağanüstü, dahiyane, okumaya doyamadığım bir kitap... Camus bu kitabı 1942'de yazmış, Başkaldıran İnsan'ı ise dokuz yıl sonra.... Öncelikle, Camus'nun felsefi bir iddiada bulunmadığını bilerek başlamak lazım okumaya, boşuna 'deneme' denilmemiş bu türe. Camus, bu eserde 'uyumsuz' kavramını inceliyor, sonraki eserde ise 'başkaldırı' yı. Aradaki yıllarda Camus'nun görüşlerinde değişmeler olsa da, bu iki eserin birbirlerini tamamladıklarını belirtmek gerekir. Uzun uzadıya bir inceleme yapacak değilim, okumanın çok da zor olmadığını düşünüyorum. Düz bir şekilde okunursa, Camus'nun şiirsel dili anlaşılır olmaktan çıkar ve karamsar bir tablo çizdiği düşünülebilir. Ciddiyetle takip edilir ve Camus'nun dili de çözülürse, kitabın ne kadar parlak bir zihnin ürünü olduğu görülür.

3 /

Kitaptan 234 Alıntı

Semih 
 12 Şub 21:01 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

Kendi kendime yabancı kalacağım hep.

Sisifos Söyleni, Albert Camus (Sayfa 37 - Can Yayınları)Sisifos Söyleni, Albert Camus (Sayfa 37 - Can Yayınları)
Semih 
13 Şub 23:20 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

İnsan sırf kendini öldürmemek için uydurmuştur Tanrı’yı. İşte bugüne kadar gelen evrensel tarihin özeti.

Sisifos Söyleni, Albert Camus (Sayfa 124 - Can Yayınları)Sisifos Söyleni, Albert Camus (Sayfa 124 - Can Yayınları)

Dekorların yıkıldığı olur. Yataktan kalkma, tramvay, dört saat çalışma, yemek, uyku ve aynı uyum içinde salı, çarşamba, perşembe, cuma, cumartesi.. Çoğu kez izlenir bu yol. Yalnız bir gün 'neden' yükselir ve her şey bu şaşkınlık kokan bıkkınlık içinde başlar.

Sisifos Söyleni, Albert CamusSisifos Söyleni, Albert Camus
Yumurtalıktaki Limon 
04 Oca 22:50 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Tek başına insan bedeninin boyutları da yetersizdir. Maske ve yüksek tabanlı ayakkabılar, yüzü temel öğelerinde silikleştiren ya da daha çok belli eden makyaj, abartan ya da basitleştiren giysi, bu evren her şeyi dış görünüş uğrunda harcar, yalnızca göz için yapılmıştır.

Sisifos Söyleni, Albert Camus (Sayfa 97)Sisifos Söyleni, Albert Camus (Sayfa 97)
missprufrock 
16 Kas 2014 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Düşünmek görmeyi yeniden öğrenmektir; bilinci yönetmek, her görüntüyü ayrıcalıklı bir yer durumuna getirmektir.

Sisifos Söyleni, Albert CamusSisifos Söyleni, Albert Camus
Yumurtalıktaki Limon 
04 Oca 13:03 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Tüm tutku uzmanları söyler bize, durasız aşk ancak engellerle karşılaşılırsa doğar. Çarpışmasız tutku yoktur pek. Böyle bir aşk ancak ölüm denen son çelişkide son bulabilir. Ya Werther olmalı ya hiç.

Sisifos Söyleni, Albert Camus (Sayfa 88 - Can Yayınları)Sisifos Söyleni, Albert Camus (Sayfa 88 - Can Yayınları)
Hesna S. 
30 Tem 2017 · Kitabı okudu · İnceledi

... ölümden sonra geleceklerin önemi yoktur, canlı olmasını bilen için de ne uzun bir günler silsilesi vardır!

Sisifos Söyleni, Albert Camus (Sayfa 65 - Adam Yayınları, Çeviri: Tahsin Yücel, epub)Sisifos Söyleni, Albert Camus (Sayfa 65 - Adam Yayınları, Çeviri: Tahsin Yücel, epub)
Yumurtalıktaki Limon 
05 Oca 00:29 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bunu anlatamayacak kadar iyi biliyorum, diyenlerden sakının. Çünkü anlatmayı beceremiyorlarsa, bilmedikleri ya da, tembellik yüzünden, kabukta kaldıkları içindir.

Sisifos Söyleni, Albert Camus (Sayfa 101)Sisifos Söyleni, Albert Camus (Sayfa 101)
Yumurtalıktaki Limon 
05 Oca 21:03 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Düşünmek, bir dünya yaratmak istemektir her şeyden önce (ya da kendi dünyasını sınırlandırmaktadır, bu da aynı kapıya çıkar).

Sisifos Söyleni, Albert Camus (Sayfa 117 - Can Yayınları)Sisifos Söyleni, Albert Camus (Sayfa 117 - Can Yayınları)

Kitapla ilgili 1 Haber

"Başkaldıran İnsan" Albert Camus, 58 Yıl Önce Bugün Aramızdan Ayrıldı...!
"Başkaldıran İnsan" Albert Camus, 58 Yıl Önce Bugün Aramızdan Ayrıldı...! Fransız Yazar ve Filozof Albert Camus 1957 Nobel edebiyat ödülünü kazandıktan sadece üç yıl sonra, 58 yıl önce bugün bir trafik kazasında hayatını kaybetti.