Sisifos SöyleniAlbert Camus

·
Okunma
·
Beğeni
·
8.480
Gösterim
Adı:
Sisifos Söyleni
Baskı tarihi:
Şubat 1997
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755107264
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Le Mythe De Sisyphe
Çeviri:
Tahsin Yücel
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
"Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır: intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir."

Albert Camus, İkinci Dünya Savaşı yıllarında yayımladığı deneme kitabı Sisifos Söyleni'nde, yaşamın anlamsızlığı, varoluşumuzun saçmalığı gibi intihara yönelen temaları, tarihin ve edebiyatın belirli bazı kişilikleri üzerinden ele alır. Tahsin Yücel'in dilimize kazandırdığı eser, 20. yüzyıl felsefe tarihinin en önemli yapıtlarından biri olarak kabul edilmiştir. Tanrıların, hep yeniden aşağıya yuvarlanacak olan taşı tepeye çıkarmakla cezalandırdıkları Sisifos, cezasını bilinçli olarak kabullenmiş, tekrar yuvarlanacağını bildiği halde taşı bütün gücüyle yukarı taşır. Camus saçma kavramını işte bu noktada tanımlar: boşuna olduğunu bildiği halde direnen insan. Yaşamın anlamı ancak, dünyanın saçmalığını ve yenilginin daima tekrarlanacağını bile bile kötülüğe direnmek olabilir, insanlığa gerçek boyutlarını ancak bu başkaldırı kazandırabilir.
(Tanıtım Bülteninden)
Bu siteye girmeden önce Albert Camus'nun Sisifos Söyleni isimli bir kitabı olduğunu dahi bilmiyordum. Sitedeki incelemeler ve yorumlardan sonra okuma kararı aldım. Özellikle https://1000kitap.com/lwoH/Duvar/'un şu #26655783 incelemesi beni bir hayli etkiledi ve neticede okumaya karar verdim.

Öncelikle bu kitap Albert Camus'nun 14 denemesinden oluşmaktadır. Denemelerin hemen hemen hepsinde ana konu "intihar." Kimi denemesinde açıktan açığa intihar ile ilgili görüşlerine yer vermiş, kimi denemesinde ise örtülü olarak intihar konusuna değinmiş. Kitabın hem bir deneme kitabı olması hem de konuları felsefi olarak irdelemesi dilini ve anlaşılırlığını olumsuz yönde etkilemiş. Bu sebeple kitabı okumak isteyenlerin felsefi konular ağırlıklı olmak üzere yazarın denemelerini okuyacağını ilk etapta bilmesi gerekir. Zira, asla kolay ve anlaşılır bir kitap değil.

Yazar kitabın hemen başında vermek istediği ana mesajı, "Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir." diyerek önümüze sermeyi tercih etmiş. Kitabın devamında da intihar konusundan sapmayarak intihar etmenin mantıklı bir eylem olup olmadığını hem örneklerle hem de ayrıntılı bir şekilde derinleştirmiş.

Camus, denemelerin birçok yerinde, kendini öldürmenin, yaşamı ve yaşamın anlamını kavrayamamaktan kaynaklandığını ifade etmiş. Hatta intihar etmenin, başkaldırının mantıksal bir sonucu olmadığını, bir nevi boyun eğiş olduğunu, önemli olanın direnmek olduğunu açık bir şekilde söylemiş. Bir adım daha ileriye atarsak, insan için ancak bir başkaldırının yaşama tam anlamıyla değer vereceğini söylemiş yazar. Katılıp katılmamak sizin tercihinizdir elbette; ama Albert Camus'nun düşüncesi bu yönde.

Peki "Sisifos Söyleni" nedir? Bulduğum bir hikayeyi sizinle paylaşayım: Olimpos Tanrıları, Zeus’un isteği üzerine Korintos Kralı Sisifos’u cezalandırmaya karar verirler. Cezası, koca bir kayayı yüksek bir tepenin zirvesine kadar çıkartarak yerine oturtmaktır. Sisifos, bazen sırtı ile dayanarak ve bazen de kolları ve de bacakları ile kayayı kucaklayarak büyük kayayı akşama doğru büyük zorluklarla tepeye çıkarır. Tam tepenin oyuğuna yerleştirecektir ki, kaya yeniden aşağıya yuvarlanır. Bu işlem her gün defalarca sürer gider. Sisifos, Homeros’un yorumu ile “yararsız ve umutsuz bir çaba ile cezalandırılmış olduğunu” anlar.

Sisifos bu cezaya karşı dirençli ve kararlı bir şekilde durarak Tanrılara karşı bir tür zafer kazanabileceğini ispat etmek üzere her gün bu kaya ile aynı şekilde boğuşmaya devam eder. Çünkü artık kendisinin varoluş nedeninin bu çabası olduğunu kabullenmiştir. Ancak hiçbir zaman Sisifos intihar etmeyi ve cezasından kaçarak kurtulmayı amaçlamaz. Zira o, bu şekilde hareket ederek Tanrılara başkaldırmaya devam etmektedir... Kitabın içerisinde yer alan denemelerden birinin adı Sisifos Söyleni olduğundan kitaba da bu isim verilmesi tercih edilmiş. Bana sorarsanız "uyumsuz" gibi bir isim verilse daha güzel olurmuş. Çünkü kitabın hemen hemen her yönünde hayat ile uyumsuz kişiliklerden bahsedilmiş...

Özetle; intihar etmeyin, çünkü bu hayata karşı asla bir başkaldırış değildir, aksine boyun eğmektir. Hayat size asla kurtulamayacağınız bir ceza (sisifos cezası) verse bile yılmayın ve inadına yaşamaya devam edin. Asıl başkaldırış yaşamak ve sorgulamaktır demek istemiş yazar. Bence son derece zor bir konuyu işlemiş ve bizlere bambaşka bir kapı açmış denemeleriyle... Yazarın her söylediğini anladığımı kesinlikle söyleyemeyeceğim size burada; ama çok zor bir konuyu işlediğini kabul etmek gerekir.
Burdan kendi içimdeki Sisyphus'a sesleniyorum: Taşıma artık o kayayı dağın başına! Kaya dediğin yerinde ağırdır. :)
Sisyphus, Yunan mitolojisinde Zeus’un sırrını ifşa ettiği için tanrılar tarafından cezalandırılan bir kraldır. Cezası sonsuza dek koca bir kayayı dağın en tepesine çıkarmaktır. Hani saçmalık da burda ya ne zaman ki zirveye yaklaşsa kaya tekrar tekrar dağın yamacına yuvarlanarak düşmektedir. Ceza sonuçta... Sonsuza kadar bu böyle devam edecektir. Sisyphus da bunun farkındadır.
Yaşam serüvenimizde hepimizin içinde bir Sisyphus var aslında. Hayatta kalmak için -her ne kadar sonucunun olumsuz olacağının bilincinde de olsak- o kayayı yükleniyoruz sırtımıza. Niçin peki? Kaderimiz olduğu için mi? Yoksa kabullendiğimiz için mi? Ya da insanoğluna bahşedilen (iyi mi kötü mü tartışılır) o unutmak yetisi mi neden oluyor buna? Ne kadar emek harcadığımızı, ne kadar makineleştiğimizi, yol boyunca nasıl alın teri döktüğümüzü ve sonuç olarak elde ettiğimiz o sıfırı unutuyor muyuz? Yoksa çok mu taviz veriyoruz zamandan, dolayısıyla hayatımızdan? Tabii ki bu benim olaya düz mantıkla yaklaşıp sorgulama şeklim... Kendi kendimi, kendi hayatımı sorgulamam aslında.

Camus' ya gelecek olursak, durumu çok farklı bir noktaya değinerek açıklıyor. Sağ eliyle sol kulağını gösteriyor adeta. O absürdlük denilen şey de (kitapta uyumsuzluk olarak çevrilmiştir) bundan sonra başlıyor. Sisyphus her şeyin bilincindedir. Bu beyhude uğraşın hep devam edeceğinin, sonucun hep aynı olumsuzlukla biteceğinin farkındadır. Cezasını bir görev gibi devamlı yerine getirir. Böyle yaparak yaşama ve tanrılara direnmiştir. Bu uyumsuzluk içinde mücadeleye önem vermesiyle, tekrar tekrar kayayı zirveye çıkarmaya çalışmasıyla tanrılara da baş kaldırmıştır.
Camus bu kitabıyla aslında aynı dönemde yayınlamış olduğu Yabancı romanının da felsefesini açıklar. Meursault da kendi içinde Sisyphus gibi hayattaki görevini yerine getiren absürd bir karakterdir. Kendince olan sessizliği ve kayıtsızlığı, direnişinin ve baş kaldırışının göstergesidir. Son olarak hücresinde verdiği tepki de bu başkaldırışının patlama noktasıdır. Okuyanlar iyi bilir.
İntiharı sorgulayarak başlayan bu kitap ise, Sisyphus'un hikayesiyle yükselişe geçer ve bir anlamda olayı basite de indirerek anlamlı hale getirir. İntihar anlamsızdır. Kabullenmedir aslında. İntihar, varoluşa yapılan bir küfürdür. İntihar, kaderimize hız vermektir. Yaşam ise, umutsuzluğun olduğu yerde filizlenen, başkaldırmayla anlamlanan bir süreçtir.
O yüzden bin defa da taşısak o kayayı sırtımızda, taşımaya devam edeceğiz. Yanlış anlaşılmasın, bu kesinlikle kabullenme ve duruma boyun eğme değildir. Yaşama gösterdiğimiz direniş sayesinde, var oluşumuza kattığımız anlamdır.

Dip Not: Camus'un anlaşılır ve basit dili birçok yerde bu kitabında da belirgin olsa da, Tahsin Yücel'in -edebi kişiliğini tamamen tenzih ederek söylüyorum- yaptığı çeviriden kaynaklı zaten anlaşılması zor olan felsefe içerikli kitabı daha ağır hale getirmiş. Kitapta havada kalan ve anlam vermekte zorlandığımız birkaç yerin Tahsin Yücel tarafından da tam olarak anlaşılmadığını düşünüyorum. Ona rağmen keyif aldığım, kendimce çıkarımlarda bulunduğum bir kitap oldu. Size de keyifli okumalar dilerim... Ama sakin bir ortamda :)
"Pardon hanginiz intihar etmeyi düşünmedi?

Ya da şöyle soralım: Hanginiz yaşamın anlamını sorgulamadı? "

Albert Camus'nun bu kitabını tanımak için :
http://1cay1kitap.com/sisifos-soyleni/
Albert Camus'un Yabancı ve Düşüş kitabından sonra okuduğum üçüncü eseri. Ve okurken en çok zorlandığım eseri. Bu zorlanma kitabın sıkıcı veya anlaşılamayacak derecede felsefik olmasından kaynaklanmıyor. Neredeyse her paragrafın üzerinde durulması gerektiğinden kaynaklanıyor. Camus deneme türündeki bu kitabını genel anlamda üç başlık altında oluşturmuş. Bunlar; Uyumsuz Bir Uslamlama, Uyumsuz İnsan ve Uyumsuz Yaratım'dır.

Uyumsuz bir uslamlama da intihar olgusu işlenir. Burada konu; yaşamın yaşanmaya değip değmediği, dünyanın akıl ile anlaşılıp anlaşılamayacağı, bu konuda bir anlaşmazlığın olduğu, dünyanın bu anlaşılmazlığı karşısında insanın zayıf kaldığı, bu anlaşılmazlığın çözümünde bir yaratıcının var olması gerekliliği ancak var olmamasından ötürü ortaya çıkan çatışma, dünyaya kendi özgür irademizle gelmediğimizin özgür olabilmenin tek yolu kendi ölümümüzü belirleyebilmek olduğu gibi konular ekseninde gelişir.

Uyumsuz insanda isminden anlaşıldığı gibi uyumsuz insanı anlatır. Camus uyumsuz insanı: Sonrasızlığı yadsımamakla birlikte, onun için hiçbir şey yapmayan olarak tanımlar. Uyumsuz insan geleceğe değil yaşadıgı ana bakar. Hiçbir ahlak kuralını sırf tanrı buyruğu diye direkt benimsemez. Her şeye izin vardır. Erdemli olacaksa canı istediği için olacaktır. Don Juancılık kavramı üzerinde durur sonra. Don Juan kadınları baştan çıkarıp onlarla birlikte olması ile bilinir. Ancak Don Juan bütün kadınları aynı derecede, tutkuyla sever. Buda belirlenen ahlak kalıbı dışında bir tutumdur. Burada tartışılan Don Juan bir zamparamı yoksa uyumsuz bir insanmı.
Fetih konusu üzerinde de durur. İnsanın kendi yazgısına karşı tanrılara açtığı savaşlardan bahseder.
Uyumsuz Yaratım da edebi eserlerdeki uyumsuzluktan, bu eserlerdeki kahramanların uyumsuzluğundan bahseder. Dostoyevski'nin Ecinniler kitabının kahramanı olan Kirilov'un uyumsuzluğundan bahseder.

Son olarak da kitaba ismini veren Sisifos tan bahseder. Tanrılar, hep yeniden aşağıya yuvarlanacak olan taşı tepeye çıkarmakla cezalandırır Sisifos'u. Sisifos taşın tekrardan yuvarlanacağını bildiği halde taşı tekrardan yukarı taşır. Bu da Albert Camus'un bu kitapta bahsetmeye çalıştığı konunun özeti bir nevi. Yaşamın boşuna olduğunu bildiği halde direnen insan.

Not: Kitaba ek olarak Franz Kafka'nın yapıtında Umut ve Uyumsuz adlı bir konuda eklenmiştir. Kitabın orijinalinde bulunmamakla birlikte Kafka okurlarının ilgisini çekecek bir ek olmuş.

Sonuç olarak kitabı sakin bir kafa ile okumanızı öneririm. İyi okumalar
Albert Camus’nün Sisifos Söyleni adlı kitabı, “Uyumsuz Bir Uslamlama”, “Uyumsuz İnsan”, “Uyumsuz Yaratım” ve “Sisifos Söyleni” başlıklı felsefi denemelerden oluşuyor. Camus bu kitabında, bilhassa kitaba ismini veren "Sisifos Söyleni" başlıklı denemeyle varoluşçu felsefeye bakış açısını da ortaya koyuyor.
Tanrıların, hep yeniden aşağıya yuvarlanacak olan taşı tepeye çıkarmakla cezalandırdıkları Sisifos, cezasını bilinçli olarak kabullenir ve tekrar yuvarlanacağını bildiği halde taşı bütün gücüyle yukarı taşır. Camus, Sisifos efsanesinden yola çıkarak insanın dünyadaki varlığına dair önemli tespitlerde bulunuyor. Camus’ye göre Sisifos’un sessiz sevinci, yazgısının kendi elinde olmasıdır. Kayası kendi nesnesidir. İşte uyumsuz insan da -Camus bu sıfatı; evrenin mantığa aykırılığına gören, tutarsızlığını anlamış, her şeyi olduğu gibi kabul eden bilinçli insan anlamında kullanır- tıpkı Sisifos gibi sıkıntısı üzerinde gözlem yapmaya başladığı zaman, tüm putları susturur. Uyumsuz insan, evrene her şeyiyle evet demiştir ve bu noktadan itibaren tıpkı Sisifos gibi çabası hiç dinmeyecektir. Ve Camus "Sisifos Söyleni" başlıklı büyüleyici, şiirsel, felsefi denemesini şu vurucu cümlelerle bitirir:
“Sisifos’u dağın eteğinde bırakıyorum! Kişi yükünü eninde sonunda bulur. Ama Sisifos tanrıları yadsıyan ve kayaları kaldıran üstün bağlılığı öğretir. O da her şeyin iyi olduğu yargısına varır. Bundan böyle, efendisiz olan bu evren ona ne kısır görünür ne de değersiz. Bu taşın ufacık parçalarının her biri, bu karanlık dağın her madensel parıltısı, tek başına bir dünya oluşturur. Tepelere doğru tek başına didinmek bile bir insanın yüreğini doldurmaya yeter. Sisifos’u mutlu olarak tasarlamak gerekir.”
Camus’nün görüşleri bana, Sartre’ın Varoluşçuluk felsefesinin savunmasını yaptığı “Varoluşçuluk Bir İnsancılıktır” adlı o ünlü, uzun felsefi denemesini de hatırlatıyor. Oradan yaptığım bazı alıntılar aslında iki düşünürün ne kadar paralel düşündüklerini ortaya koyar nitelikte. Alıntıları yapıyor ve yorumu okuyuculara bırakıyorum…

“Kişi, bu tek başına bırakılmışlık içinde, kararını ancak kendisi verecektir. 'İnsancılık' diyoruz çünkü kişiye bununla, kendi içine kapanarak ve başkalarından koparak değil; ancak kendi dışında bir amaca yönelerek varlığını gerçekleştireceğini göstermiş oluyoruz. Ona gösteriyoruz ki: Ancak kurtuluş ya da bu iş için çalışmakla, yani eylemle kendini insancıl bir varlık halinde kuracaktır." (Varoluşçuluk, s. 74)
"Eylemsizlik, yangeldimcilik, 'Ben yapmazsam, elbet bir yapan çıkar!' Benim yapmadığımı başkaları yapabilir!' diyen kimselerin davranışıdır. Size anlattığım ögreti (varoluşçuluk) ise tam tersidir bunun: Çünkü o, 'Ancak eylem içinde, iş içinde gerçeklik vardır,' der. Hatta daha da ileri gider: "İnsan kendi tasarısından başka bir şey degildir; kendi yaptığı, gerçekleştirdiği ölçüde vardır; yani hayatından, edimlerinin (fiillerinin) toplamından ibarettir!"diye ekler."(Varoluşçuluk, s. 55)
“İnsan kendi dışında vardır, kendi dışına çıkarak var olur. Yani ancak dışa atılarak, dışta kendini yitiretek varlaşır; aşkın (transcendant) amaçları kovalayarak var olabilir. Bu yönden alınırsa, insan ilerleyiştir, aşıştır, oluştur; ilerlemenin, aşmanın göbeğindedir. Nesneleri dahi bu ilerleyişe, bu oluşa göre yakalar. Demek ki insancıl bir evrenden, insancıl öznellik evreninden başka evren yoktur." (Varoluşçuluk, s. 73)
Yazımı, Sartre’ın insanın kendini keşfedebilmesi için anahtar niteliği taşıyan şu vurucu cümleleriyle bitirmek istiyorum:
"Özgürsünüz, onun için kendiniz seçin, yolunuzu kendiniz bulun! Hiçbir genel ahlak size yapacağınız şeyi söyleyemez. Buna ancak siz karar vereceksiniz." (Varoluşçuluk, s. 51)

Küçük bir not: Elimdeki kitap Can Yayınları’nın Tahsin Yücel çevirisi. Tahsin Yücel, çevirmenlik kariyeriyle göz dolduran, ödülleri olan bir çevirmen, fakat ben Sisifos Söyleni’ni okurken çok zorlandım. Kabul ediyorum felsefi bir metni çevirmek güçtür ve bu güçlüğü kısmen anlayabiliyorum ama kitap zaman zaman kullandığı kelimelerle tamamen anlaşılmaz hale geliyor. Can Yayınları’nın bu kitabı yeniden yayına hazırlaması gerektiğini düşünüyorum. Zira hem bilgilendirici hem de zihin doyurucu bu kitabı okumak -çevirinin anlaşılmazlığı sebebiyle- zaman zaman işkenceye dönüşebiliyor. Bizden söylemesi:)
İnsanoğlunun aklında bulunan soru işaretleri birer kanca gibidir, bizleri ayak bileğimizden yakalayan bu kancalardan kurtulmak ise ancak bu sorulara geçerli, tatmin edici yanıtlar vermekle sağlanabilir. Aksi takdirde, insanın düşüşü kaçınılmaz olacaktır. Bu kancalardan en önemlisi, ilk yanıt verilmesi gerekeni, Camus’ye göre hayatın yaşamaya değer olup olmadığı sorusudur. Bu, onun için felsefenin yapı taşı, çekirdeği niteliğindeki sorudur ve öncelik onun olmalıdır. Bu sorunun öncelikli olmasının nedeni ise, sonuç verdiği eylemlerdir. Yaşamakta veya ölmekte karar kılmak ile başlar diğer bütün sorgulamalar. Bir başka soruya geçtiğimiz anda yaşama kararını aldık demektir, mücadeleye başlamışız demektir. Ancak bu öncelikli sorumuz, hayatın ne olduğu, canlı olmanın ne tarz bir hayat sürmekle yaşamak sayılacağı, hayatın bize neler sunduğu ve bunların mücadeleye değip değmediği, yaşayacak gücümüzün olup olmadığı sorularına da gebedir. Yaşamakta karar kılmak, derinlere inmeyi gerektirir ancak derinleri görmek isterken dibe vurabilir ve ölmekte karar kılabiliriz.
Hayatın sürdürmeye değer olup olmadığı sorusu cesur bir sorudur ve düşünüre sorumluluk yükler. Yanıt, davranıştan önce duyulacaktır ve ölmekte karar kılmak, düşünür için bir risk sayılabilir. Zihnindeki tüm kapıları zorlama gereği duyacak olan düşünür, bu ıssız yerde gidebildiği kadar ileri gitmeli, karşılaşacağı sonuçları ve bulaşacağı karanlığı sırtlayabilir olmalıdır. Camus için önemli olan burada son noktaya kadar kalmak ve burada bir bitki yetiştirilip yetiştirilemeyeceği konusunda detaylıca düşünüp, karar kılmaktır. Ne var ki, burada bir bitkiyi filizlendirmek yetmeyecektir. Toprağın altındaki köklerine imrendirerek hayata tutunmamıza sebep veren bu bitki, bizim için aynı zamanda bir intihar sebebi olabilecek değerdedir. Gelişigüzel ve sorgusuz yaşamı reddeden ve nefes alıp almamak konusunda karar almak isteyen kişi, zorlu ve riskli olan bu yolculuğa çıktığında, bu nefeste karar kılsın veya kılmasın, kendini kalan hayatı boyunca bir ip üzerinde denge mücadelesi veriyormuş gibi hissetmekten ileri gidemeyecektir. Çünkü yetiştirdiği, bağlandığı ve kendisine nefes veren o çiçeği kaybedip kaybetmeyeceği de tıpkı diğer her şey gibi, bir muammadır.
Camus, bir intiharın pek çok nedeni olabileceğine değinmiştir. Gazetelerde söz edilen ‘gizli kederler’, ‘iyileşmez hastalıklar’ pekala bir neden olabilir. Ancak Camus, insanların birbirinin hayatından sorumlu olduğu düşüncesindedir. ‘’Ama o gün umutsuz kişinin bir dostu kendisiyle ilgisiz bir tavırla konuşmuş mudur, konuşmamış mıdır, bilmek gerekir. Suçludur o. Çünkü böyle bir davranış henüz askıda bulunan tüm hınçları, tüm bıkkınlıkları hızlandırıvermeye yetebilir.’’ Bardağı taşıran sadece son damla değildir ancak bir birikimde payı geçen insanların bilinçli ya da bilinçsiz kişinin intiharında payının olduğu aşikardır. Kim bilir, intihar eden kişi de belki başkalarının bardağına düşen damlalardan biriydi. Bu noktada Thomas Hobbes’e ait ‘’İnsan insanın kurdudur.’’ sözünü anımsıyor olsam da, bardaktaki asıl payın kişinin kendisine ait olduğu görüşündeyim. Camus’nün kitapta geçen ‘’Kurt insanın yüreğindedir.’’ sözü ise bunu destekler nitelikte sayılabilir.
Camus, kendini öldürme durumunun bir anlamda yaşamın bizi aştığı veyahut onu anlamadığımız anlamına geldiğinden bahsetmekte. Kendini öldürmenin ‘’Çabalamaya değmez.’’ düşüncesine ulaşılmasından ileri geldiğini düşünüyor. Bu sonuca ise kişiyi her gün belirli eylemleri tekrar etmesi ile girdiği bunalımın ittiği görüşünde. Elbette sadece bununla sınırlanamaz nedenler, insan yaşamı öyle detaylı ve uzun bağlardan meydana geliyor ki, ölüm nedenini anlamak kişinin kendisi için bile zorken dışarıdan birinin bunu bütünüyle anlamasını mümkün bulmuyorum. Kitapta, yapıtına dikkat çekmek için intihar eden bir yazardan dipnot olarak söz ediliyor. Bu durumda kimisi için intihar, yaşamını, eserini, emeğini anlamlı kılmanın bir yolu. Kişi için fark edilme arzusu, ölümden sonra elde etmişliğin tatminine erişemeyeceği, aldığı takdirden haberinin olup olmayacağı gerçeklerinden baskın gelebilir.
Kitapta geçen ‘uyumsuz’ kelimesi, çevirmen tarafından not edildiği üzere ‘saçma, mantığa uymayan’ anlamında kullanılıyor. Camus’nün sorgulamalarından biri ‘’Uyumsuz olan ölmeyi mi buyurur?’’ sorusu. Kendi benliğimizde ve dünyanın düzeninde çıktığımız bu yolculukta mantıklı bir neden bulamasak da yaşamaya, gitmemiz şart mıdır bu bedenden? Bir tatmin duygusu ya da herkesin hayallerini kurduğu mutluluk duygusu yaşamı yaşamaya değer kılan tek şey değildir. Yaşamı değerli kılan anlamdır, anlamanın bizi burada baki kılmaya yeteceği düşüncesindeyim. Yarına olan merak ve insanların zihinlerinde özgür olabildiği gerçeği bizi burada tutabilir.
Sorgulamalardan bir diğeri, yaşama yöneltilen ‘’uyumsuz’’ olma aşağılamasının yaşamın gerçekten anlamsız olup olmaması üzerine mi kurulduğu sorusu. Hayatı tamamıyla anlayamadığımız gerçeğini bir cebe koyacak olursak hayatı anlayacak düzeyde olmayabileceğimiz sonucunu da çıkarabileceğimizi düşünüyorum, hayatın ‘saçma’ olarak nitelendirilmesi insanın bilinmeyene olan yaklaşımından kaynaklanabilir. O hâlde umut içinde yapboz parçalarını birleştirmeyi beklemekte zarar görmüyorum.
‘’Bir kitabın son sayfaları daha ilk sayfalarındadır.’’ kitapta yer alan bu söz ile sevdiğim bir alıntı olan ‘’Daha geriye bakabilirsin ancak daha ileriyi göreceksin.’’ sözü birbirini destekler nitelikte. Geçmişimizin bizi bugüne belki getirdiğini belki ittiğini; bugünümüzü sağladığını veya bugünümüzden sorumlu olduğunu söyleyebiliriz. Bir insanın ruhu da zaman tarafından ilmek ilmek örülür. Kitapta büyük duyguların evrenlerini kendileriyle birlikte dolaştırdığından söz ediliyor. Geçmiş de tıpkı duygular gibi kara bir bulut misali kişinin başının üstünde yer edinebilir. Bir insanın intihar düşüncesi bulutu henüz çok küçük yaşlarındayken meydana gelmiş olabilir. Bundandır ki, ancak kişinin hayatına hakim olmak onu kısmen de olsa görmemizi sağlayacaktır. Kişinin sonu, ilkinden öngörülecektir.
‘’Tüm büyük eylemlerin, tüm büyük düşüncelerin önemsiz bir başlangıcı vardır.’’ ‘’Özellikle uyumsuz dünya soyluluğunu bu zavallı doğuştan alır.’’ Camus, her şeyin bir ‘’Neden?’’ ile başladığını söylüyor. Ufak bir soru, görülen bir detay, bir ipin ucuna ulaşmamız gibi bizi takibe zorlayacaktır. ‘’Basit ‘kaygı’ her şeyin başlangıcındadır.’’
Camus geleceğe dayanarak yaşamamızın tutarsızlığından bahsediyor. ‘’Yarın’’, ‘’bir evim olunca’’, ‘’ileride’’ gibi sözler ile yaptığımız planlar birkaç dakika içinde ölebileceğimiz gerçeğinin yanında tutarsız kalıyor. Yarını dileyen biri, ölüme yaklaşmayı diliyor gibidir. Camus ise mantıklı olanın benliğin yarından kaçması olduğunu düşünüyor. ‘’Etin bu başkaldırışı, uyumsuz budur işte.’’
Camus, uyumsuzluğun kişi tarafından fark edildiği anda bir tutkuya dönüşeceğini söylüyor. Bu farklılığı, 'dünyadan suyun üzerinde kopuk bir şekilde yüzen yağ damlası gibi ayrılma' durumunu, bu engin görüş açısını kaldırıp kaldıramamak ile ilgilidir her şey. Bu ise kişiden kişiye değişim gösterecek, kişinin kendi eşiği ile ilgili olarak gelişen bir sonuçtur. Oysa Dostoyevski’ye göre ‘’Her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır.’’

Genel bir inceleme yapacak olursam, kitap derinliği bakımından farklı bir tat veriyor. Çeviri dolayısıyla zorlanmanız ihtimal, görünen o ki okurların büyük çoğunluğu bu problemi yaşamış. Eğer sakin ve de düşüncelere dalmak istediğiniz, düşüncelere dalmak konusunda bir sakıncanızın olmadığı günlerdeyseniz, kesinlikle tavsiye ederim.
Nobel ödüllü Fransız yazar Albert Camus'den okuduğum ilk kitap bir deneme olan Sisifos Söyleni fazlasıyla hayatı sorgulayıp sorgulatıyor. Neden yazarın ilk okuyacağım kitabını bir deneme seçtim çünkü elimde bu vardı, bir de sık sık duyuyordum ismini. Sisifos ismi Yunan mitolojisinden gelmekte, kitaba ismini veren olay daha önce defalarca anlatıldı, siz de kolayca bulabilirsiniz bu nedenle tekrar yazmakta lüzum görmüyorum. Okuduktan sonra kendinizi Sisifos olarak düşünmeniz olası. Kitabın dili hiç sade değil aksine beton gibi ağır. Nedeni sıkıcı olması değil bilakis her cümlenin derin ve üzerinde durulması gereken özellikte bulunması. Bir cümleyi 2 3 kez okuduğum çok oldu, çünkü aşırı felsefe içeriyor ve yoğunlaşmak şart. Okuyacaksanız aşırı sakin ve konsantre olmanız lazım, günün en sessiz vakitlerini seçtiğim halde beni zorladı. Sözde deneme eseri ama dibine kadar yoğun felsefe var. Kitap konu olarak us ve uyumsuzun hayatımızdaki yerinden uzun uzun bahsediyor. Daha fazla intihar tanımı, sebepleri, sonuçları ve hissiyatını anlatmaya çalışmış yazar. Önce intiharı sıradan bir olay gibi gösterip sonra neden uzaklaşmamız gerektiği üzerinde duruyor. Uyumsuz üzerine bol açıklama olduğunu söyleyebilirim. Aslında normal olan her şeyde mutlaka uyumsuzların yer aldığı ve hayatın bir parçası olduğunu okuyoruz. Batılı bir adam sanki Uzakdoğu felsefesi yapıyor gibi geldi bana. Albert Camus'nün Zen keşişleriyle ilişkileri var mıydı araştırmak gerek. Önce intihar et gitsin derken sonra hayata tutunmayı ve direnmeyi öğütlemek ilginç bir olay. Kısacası iyilik olan her şeyde bir kötülüğün yer aldığı düşüncesi mevcut. Uyumsuzlar olmasa us da olmazdı diyebiliriz. Felsefe olunca bol bol ünlü isimler görüyoruz: Husserl, Şestov, Kierkegaard, Dostoyevski, Kafka, Nietzsche, Jaspers vb. Anlatacağım çok fazla şey yok aslında, okuyup üzerine düşünmek lazım. Hatta birden fazla okumak iyi olabilir. Kitabın ilginç bulduğum yanı Don Juan gibi zampara bir tipe akılcı ve felsefi yaklaşımı oldu. Siz okuyunca çok daha fazla ilginç yön bulacaksınızdır. Albert Camus gerçekten felsefe konusunda ihtisas yapmış biri ve Sisifos Söyleni bunu kanıtlıyor. Kaliteli yazarlar böyle adamlardan çıkıyor işte. Şarap içerek okuyunca kitabın kafası daha güzel geliyor, denedim harbiden öyle.
Albert Camus' un her kitabı birbirinden ayrı mükemmel. Bu kitabı diğerlerine göre daha ağır. Bu yüzden okurken, zihnin boş olması gerekiyor. Ağır bir kitap, bu yüzden çok özenle ve dikkatli okunması gerek. Aslında hepimiz Sisifos' uz.
İncelemeye başlamadan önce bana bu kitabı hediye edip beni çok mutlu eden https://1000kitap.com/yogumiyeci/Duvar/ e çok teşekkür ederim :)
Daha önce Alber Camus'un Yabancı'sı ve bu tarz kitapları okumuş birisi olarak; yaptığım sosyolojik ve felsefi araştırmalarında etkisiyle söyleyebileceklerim pek fazla değil.
Yani nasıl derseniz, bu kitabı okumak için kendimi yeterli bilgi birikimine sahip olarak görmüştüm ama ne yazık ki bazı kısımlarında çok sıkıntı yaşadım ve tahminen 30 kere falan tekrar tekrar okudum bazı yerleri.
Bu yüzden bu kitap zor bi' kitap, öyle hadi okuyayım tarzı değil.
Belli bir birikime sahip olmadan okursanız boşa gider tüm kitap.
Yıllar sonra ki tabi belli bir birikim edinirsem ben de tekrardan okuyacağım bu kitabı.
Burada kitaptan pek bahsetmek istemiyorum çünkü dediğim gibi kitap bir deneme türü ve ağır bir kitap. Burada içindekileri anlatmaya çalışmam kitaba hakaret olur.
Onun için kitabı okumak isteyenler için birkaç uyarım olacaktır.
-- Kitap, kitaplıklarda olması gereken bir kitaptır. Yabancı kitabını felsefi anlamda tamamlayan bir kitaptır. Yabancı ile yan yana durursa kitaplığınızda mükemmel olur.
-- Belli bir felsefi birikiminiz olmadan ve de Albert Camus'un birkaç kitabını hatta bütün kitaplarını okumadan başlamayınız okumaya bence. Kitapta bazı terimler var ki bunlar çok fazla kullanılıyor ve siz bunu hiç anlamazsınız :D
-- İntihar etmek isteyenler ya da intihara meyilli olanlar okumasın bence. Çünkü sizi intihardan vazgeçirebilir :/
Albert'ın düşünce sistemine göre intihar saçma bir olaydır ve kitabı bitirmenizin ardından sizde artık intihardan vazgeçmiş olabilirsiniz.
--Son olarak da felsefe sevmeyenler okumasa da olur bu kitabı. Albert Camus'un diğer kitaplarından farklı bir kitaptır bu.
Neyse anlatacaklarım bu kadar.
Herkese iyi okumalar dilerim :)
Olağanüstü, dahiyane, okumaya doyamadığım bir kitap... Camus bu kitabı 1942'de yazmış, Başkaldıran İnsan'ı ise dokuz yıl sonra.... Öncelikle, Camus'nun felsefi bir iddiada bulunmadığını bilerek başlamak lazım okumaya, boşuna 'deneme' denilmemiş bu türe. Camus, bu eserde 'uyumsuz' kavramını inceliyor, sonraki eserde ise 'başkaldırı' yı. Aradaki yıllarda Camus'nun görüşlerinde değişmeler olsa da, bu iki eserin birbirlerini tamamladıklarını belirtmek gerekir. Uzun uzadıya bir inceleme yapacak değilim, okumanın çok da zor olmadığını düşünüyorum. Düz bir şekilde okunursa, Camus'nun şiirsel dili anlaşılır olmaktan çıkar ve karamsar bir tablo çizdiği düşünülebilir. Ciddiyetle takip edilir ve Camus'nun dili de çözülürse, kitabın ne kadar parlak bir zihnin ürünü olduğu görülür.
Yazar, en önemli felsefi sorunla, intihar ile başlar kitabına. İntiharın altında yatan nedenleri irdelerken, bireyin yaşam mücadelesine değinir. Öyle ki yazara göre, böyle bir eylem yüreğin sessizliğinde büyük bir yapıt gibi hazırlanır. Yaşamın, yaşanmaya değer olmadığını göstermek midir bireyin amacı? Uyumsuzluk burada devreye girer. Topluma uyum sağlayamayan insanın, giderek kendine de yabancılaşması anlatılır. Aynaya baktığında kendine yabancı gelen bir yüz görür ve vazgeçer yaşamaktan. Kendisini çevreleyen duvarlar arasında yaşayan birey, yaşamanın bir kısır döngü olduğunu fark eder: Kitaba adını veren ?Sisyphos Söylencesi? budur işte. Bin bir zahmetle, çileyle tepeye çıkarılan kaya, tepeden aşağı yuvarlanır gerisin geri. Bu kaostan kurtulmak ya da saplanıp kalmak? İş, buradan çıkılıp çıkılamayacağını; intiharın,  bu uyumsuzluktan çıkarılacak bir sonuç olup olmadığını bilmek. Uyumsuz insan, yaşamla savaşırken kendini de tüketir farkına varmadan.
Sisifos yunan mitolojisinde kurnazlığı ve düzenbazlığı ile ünlü bir kraldır. Yaptıkları sonucunda Sisifos, Zeus ve öbür tanrılar tarafından cezalandırılır. ”Tanrılar Sisifos’u bir kayayı dağın tepesine kadar yuvarlayıp çıkmaya mahkum etmişlerdi. Sisifos kayayı tepeye kadar getirecek, kaya tepeye gelince kendi ağırlığıyla yeniden aşağı düşecekti. Sonsuza dek süren yararsız ve umutsuz bir çabadan daha korkunç bir ceza olmadığını düşünmüşlerdi. O kadar haksız da sayılmazlardı.Sisifos kayayı tepeye çıkarınca, kaya aşağıya yuvarlamaya başladığında, yukarıdan kayaya bakar ve sonsuza kadar cezalandırılmış olsa da yüzünde hafif bir gülümseme olur. İşte insan bunun için yaşamalıdır. Camus da bunu vurguluyordu. O  ”Sisifos’un mutlu olduğunu düşünmek gerekiyor” kanısına varmıştı. Çünkü Sisifos kayayı her gün tepeye yuvarladığında anladı ki kendisinin varoluş nedeni bu çabasıydı. Boşuna olduğunu bildiği halde direnen insan da bu absürdün bir parçasıdır. Yaşanılan her şeyin en sonun da bir yerde anlamını kaybedecek olduğunu bilir ve çok anlamlı hayatlar yaşamaya çalışırız, işte absürt!


Hayat bizim kurduğumuz hayaller ve gerçekler ile bir bütündür. Sisifos (aykırı absürt) hayatların sonucu “uyumsuz “insan profili yaratır .kitabın genel kurgusu uyumsuz toplumdan kopuk insanın intihara yönelme kısmından bakıyor
Ve bunun sonuncunda hayatın dinlerin etkisini,dışlanmayı güzel ve bu dünyanın yaşanmaya değermi.aykırı yaşamak en doğrusu su mu gibi gibi sorularla aklınızı kurcalıyor .
Sisifos gibi mi yaşamalı yoksa tüm üzüntüleri,mutsuzlukları hayatımıza alarak uyumsuz mu olmalıyız? Yaşamın absürt tarafındamı yoksa herşeyi gerçekleştirmek gibi bir kayayı sürekli yukarı dağa çıkarıp ile sürekli çıkarıp düşüşünü izlemek mı gerekir ? ..
Hiçliğin tinbilimsel deneyiminde
iki bin yıla kadar neler olacağını düşündüğümüz zaman

Kendi hiçliğimiz gerçek anlamını kazanır.
Tutkulu bir kadının yüreği kurudur ister istemez
çünkü dünyaya sırt çevirmiştir.

Bir tek duygu, bir tek varlık, bir tek yüz...
İnsan sırf kendini öldürmemek için uydurmuştur Tanrı’yı. İşte bugüne kadar gelen evrensel tarihin özeti.
Albert Camus
Sayfa 124 - Can Yayınları
Dekorların yıkıldığı olur. Yataktan kalkma, tramvay, dört saat çalışma, yemek, uyku ve aynı uyum içinde salı, çarşamba, perşembe, cuma, cumartesi.. Çoğu kez izlenir bu yol. Yalnız bir gün 'neden' yükselir ve her şey bu şaşkınlık kokan bıkkınlık içinde başlar.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sisifos Söyleni
Baskı tarihi:
Şubat 1997
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755107264
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Le Mythe De Sisyphe
Çeviri:
Tahsin Yücel
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
"Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır: intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir."

Albert Camus, İkinci Dünya Savaşı yıllarında yayımladığı deneme kitabı Sisifos Söyleni'nde, yaşamın anlamsızlığı, varoluşumuzun saçmalığı gibi intihara yönelen temaları, tarihin ve edebiyatın belirli bazı kişilikleri üzerinden ele alır. Tahsin Yücel'in dilimize kazandırdığı eser, 20. yüzyıl felsefe tarihinin en önemli yapıtlarından biri olarak kabul edilmiştir. Tanrıların, hep yeniden aşağıya yuvarlanacak olan taşı tepeye çıkarmakla cezalandırdıkları Sisifos, cezasını bilinçli olarak kabullenmiş, tekrar yuvarlanacağını bildiği halde taşı bütün gücüyle yukarı taşır. Camus saçma kavramını işte bu noktada tanımlar: boşuna olduğunu bildiği halde direnen insan. Yaşamın anlamı ancak, dünyanın saçmalığını ve yenilginin daima tekrarlanacağını bile bile kötülüğe direnmek olabilir, insanlığa gerçek boyutlarını ancak bu başkaldırı kazandırabilir.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 658 okur

  • Hüseyin Topdemir
  • Şule ERDOĞAN
  • Okan Keskin
  • Hüseyin Yeler
  • Hatice AYDOĞAN
  • Duygu
  • Bahri Uçakcıoğlu
  • B. Bulut Sağlam
  • Burak
  • poena

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.6
14-17 Yaş
%4.1
18-24 Yaş
%26.2
25-34 Yaş
%37.5
35-44 Yaş
%18.3
45-54 Yaş
%4.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%2.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%46.2
Erkek
%53.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%31.1 (57)
9
%23 (42)
8
%23.5 (43)
7
%15.3 (28)
6
%2.2 (4)
5
%3.3 (6)
4
%0.5 (1)
3
%0.5 (1)
2
%0.5 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları