·
Okunma
·
Beğeni
·
5276
Gösterim
Adı:
De Profundis
Baskı tarihi:
Mart 2017
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755100630
Orijinal adı:
De Profundis
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
De Profundis
De Profundis
De Profundis
"De Profundis", ünlü İngiliz yazarı "Oscar Wilde"ın Reading Cezaevinden, dostu Lord Alfred Dougles'a yazdığı bir uzun mektuptur. Bu mektup Lord'un eline geçmemiş, ancak kitap olarak yayımladıktan sonra gerçek okuruna ulaşabilmiştir. On dokuzuncu yüzyılın sonunda, 30 Kasım 1900'de ölen Oscar Wilde, ölümünden üç ay önce, Lord Alfred'le son görüşmesinde şöyle demiş: "Yeni bir yüzyıl başlarken hala yaşıyor oluşum, gerçekten, İngilizlerin dayanma gücünü aşardı."...
(Arka Kapak)
160 syf.
·Puan vermedi
ÇÜNKÜ HERKES ÖLDÜRÜR SEVDİĞİNİ..

Dikkat bu bir kitap değildir!

Ve işte karşınızda insanlık tarihinin yazılmış en kederli en tutkulu ve en derin aşk mektubu.
(de profundis fransızca da derinlerden gelen demektir)
İşin ilginç yanı bu mektupların bir erkek tarafından başka bir erkeğe gönderilmesidir. Eğer bununla ilgili bir ön yargı oluşturduysanız ve ön yargı aşılamaz bir duvar ise kitabı okumanızın hiç gereği yok. Ama hem tarihi bir olaya hemde oscar wilde’ın yüreğinin derinliklerinden gelen muhteşem kelimelerle kağıda dökülmüş, duyguların ihtişamıyla donatılmış ve benim gibi realist bir taş kalpli adamın bile içini sızlatmış bu kitaba kayıtsız kalmak istemiyorsanız derhal Rosa Hakmen çevirisi ile okumaya başlayınız..

——————————————————

Daha önceki Dorian gray’in portresi incelememde oscar wilde için sonun başlangıcı demiştim, de profundis de adeta oscar’ın hayatının son dönem özetini ve finalini anlatıyor.
Lord alfred douglas’a hitaben yazılmış mektuplar 1908 yılında yayımlanmış ama tamamlanmış uzun versiyonu meslektaşı ve yakın dostu olan nobel ödüllü yazar Andre Gide’ın harkulade önsözü ile 1949 yılında kitap olarak piyasaya sürülmüştür.

-READİNG ZİNDANI-

Oscar 1895 yılının kasım ayında ahlaksızlık suçlamasıyla reading cezaevine gönderilmiştir. Reading cezaevi britanyanın genellikle idam mahkumlarının kaldığı ve çok ağır insani şartları olan bir hapishaneydi. Oscar burda döşeksiz tahta yatakta yatıyor, diğer mahkumlarla birlikte tek sıra halinde hergün bir saat avluda yürümesine izin veriliyordu. Mahkumların birbiri ile iletişim kurması yasaktı. Çok az yemek verildiği için mahkumlar sürekli bir açlık içindeydi. Ve yine çok az uyumalarına izin veriliyordu. Ayrıca hijyenik koşullardan ötürü sürekli başta dizanteri olmak üzere hastalığa yakalanıyorlardı. Oscar günde 1800 metre, yirmi dakikada bir beş dakilalık mola ile rampa çıkar gibi her gün altı saat ayak değirmenine bağlanıyordu. Koşullar oscar için öyle kötüydü ki bununla ilgili cezaevi yöneticisi nelson, oscar’ın yakın dostu Robert ross’a aynen şöyle söylemiştir; “ağır koşullara alışkın olmayan her mahkum gibi oscar’da iki sene içinde ölecektir”

—————————————————————

Sofistike bir yazar, şair ve sanatçı olan oscar’a cezaevi koşullarının yanı sıra kaleminden ayrı kalmakta çok koyuyordu. Cezaevi tüzüğü gereği mahkumlara oyun, roman ve makale yazma izni verilmiyordu. Ama mektup yazma izinleri vardı. Sanatını icra edmediği bu dönemde yazdığı mektuplar oscar’a adeta can suyu oluyordu. Hücresinde tek başına kalan oscar’a hergün mürekkep, kalem ve kağıt veriliyordu, çok sıkı incelemelerden sonra cezaevi kurallarına uygunsa, mektupları dostu robert ross’a teslim ediliyordu.
Şahsi kanaatim ve yaptığım araştırmalar robert ross’un pek güvenilir biri olmadığını gösteriyor, zira bazı kaynaklara göre mektuplar hiçbir zaman lord alfred douglas’a ulaştırılmadı. 1908 yılında mektupların derlenip ross tarafından kitaplaştırılması da rober ross’un mektuplardan ticari bir fayda sağladığını gösteriyor..

PEKİ NE VAR BU MEKTUPLARDA?

Oscar’ın douglas’a duyduğu aşkın ve tutkunun zamanla nasıl acıya ve ızdıraba döndüğünü görüyoruz genel olarak.
Hedonist yaşam tarzını sanatına sürekli karıştıran oscar, ki bunu zaman zaman okuyucuyu ve izleyiciyi eğlendirerek yapmıştır, bu sefer bambaşka bir şekilde karşımıza çıkıyor. İçindeki sanat aşkıyla değil bulunduğu koşulların çaresizliği ile, yüreğindeki saf üzüntüyle yazıyordu.
Gerçi her ne kadar yazdıkları gerçek hisleri ve yaşamının dramatik kesitleride olsa, bunu herzamanki muhteşem cümleleriyle kağıda döküyordu. Mektuplar acısını ve üzüntüsünü yansıtan oscar, mektuplar ve kitaptaki sayfalar ilerledikçe bizlere hayatının son demindeki olgunluğu ve dinginliği gösteriyor, tüm uçarı yönlerini kaybettiğini ve başına gelenlerin kaderin cilvesi bağlayan duruş gösteriyor, hatta cezaevi sonrası mütevazi hayallerini yansıtmayı ihmal etmiyordu.

-LORD ALFRED DOUGLAS-

Dougslas’a duyduğu büyük aşkın onda yarattığı depremi ve duyduğu acıyı yazan oscar, aynı zamanda douglas’a sık sık sitem etmeyide ihmal etmiyor, ve ne kadar seviyesiz, kötü kalpli ve bencil biri olduğunuda haykırıyor. Hayatının en büyük talihsizliği olduğunu, ilişki içinde sürekli iç sesinin kendisine “ondan kurtulmalıyım” dediğini hatırlatıyordu. Oscar Kitabın bir bölümünde douglas için şu ifadeleri kullanmıştır; “iki kişinin birbirini anlayarak buluşabileceği seviye en alt noktadır. Biz seninle bataklıkda buluşabiliyorduk”
Peki bu kadar zeki biri olan oscar nasıl bu hale geldi?
Çünkü ona duyduğu sevgi ve aşk hem çok derindi hemde tüm şımarıklığı ve kayıtsızlığına rağmen douglas her seferinde oscar’ı bir şekilde hayatında tutmakta ısrar ediyordu.
Ama bu ısrar oscar’ın hayatına mal oldu.

-FİNAL-

Oscar yaşadığı süreçten öyle etkilendi ki, reading zindanı baladı kitabında da bu etkinin izlerini görmek mümkün.
Oscar’ın cezaevi anılarına ilişkin, bir hücrede Dante’nin kitabını bulduğunda, beni en çok etkileyen ironik sözlerinden biride şu oldu; “florentine’in yüzyıllar önce sürgünde çektiği acının, bugünki bir cezaevinde sıradan bir mahkumun acısını hafifletmesi bana tuhaf ve hoş göründü”

Ayrıca oscar’ın tahliyesinden kısa bir süre sonra hapis yasası ile değiştirilen cezaevi koşullarıda oscar için büyük talihsizlikti.

Cezaevine giden süreci, ordaki kasveti, çektiği acıları, duygularının nasıl yıprandığını, ruhunun derinliklerinde yanan ateşi ve başına gelen tüm felaketleri, nasıl olgunlukla dinginliğe çevirdiğini ve tüm yıkıntıların arasından böylesine büyüleyici bir eserin nasıl çıktığını görmek istiyorsanız kitabı okuma listenize ekleyiniz.

KESİNLİKLE MUTLULUK DEĞİL İSTEDİĞİM. SADECE ZEVK! ÇÜNKÜ İNSAN HER ZAMAN EN TRAJİK OLANI İSTEMELİ!!
160 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Oscar Wilde, ölüsüne hayran olduğum bir yazar. Onun yaşamı kendi deyimiyle "sanat"ı; yazarlığını da "yetenek" olarak tanımlamakla birlikte, kendi egosunun farkında olan ve bunu girdiği cezaeviyle yok etmeyi başarmış yazarlardan. Eserini, cezaevine girmesine neden olan Lord Alfred Douglas adındaki bir adama olan aşkını, yakınmalarını, öfkesini ve en önemlisi sevgisini dile getirmiş; uzun soluklu bir mektup olarak kaleme almış yazar. Ve eşcinselliğini bulunduğu toplumda cesurca dile getiren, kimseden korkmayan, ukalâ insanları söz sanatıyla yerle bir etmekten haz duyan, cezaevine girince aydınlanıp onu karanlıktan kurtaran ışığın, yaşadığı "acılarla" parladığını fark edince mahkûmiyetine sevinmiştir yazar. Oscar Wilde' ı anlamanın en kuvvetli yolu "de Profundis" tir... Hayran olduğum nokta ise duyduğu sevginin hiçbir kuvvet ile yok edilemeyişi ve tüm hayatını, kariyerini, servetini, şanını bunun uğruna feda ederek, sırf toplum öyle istiyor diye sevgisini yok etmesinin, kendisini yok etmek olduğuna inanmasıdır.

~~Tavsiyede şiddet gerekli~~
160 syf.
·33 günde·Puan vermedi
Uzun zamandır herhangi bir kitaba inceleme yazmadım ve bir müddet de yazmayı düşünmüyordum, bu kitabı okuyana kadar. Nasıl ve nereden başlayacağımı bilemesem de bismillah deyip başlıyorum.

Oscar Wilde’ın okuduğum ilk kitabı De Profundis. Kitap, Wilde’ın, Alfred Douglas’a yazılan uzun soluklu mektubudur. Wilde’ı tanımadığım için kitabı okuduktan sonra ufak bir araştırma yaptım. Bu araştırmaya geçmeden önce kitabın bende uyandırdığı hislerden kısaca bahsetmek istiyorum.

Okurken şunu düşündüm: Oscar Wilde’ı tam olarak hangi sıfat tanımlıyor? “Aşık”, “Fedakar”, “Saf”, “Güçsüz”, “Dayanıksız”.
Her sayfada bunları düşündüm. Bazen içinde kendimi bulduklarım oldu. Bu kadar fedakârlık, bu denli boyun eğme, böylesine yüce gönüllülük, her seferinde affetme… Acaba bunlar neyin tanımıydı? Gerçekten aşkın tanımı olabilir miydi? Üstelik bütün bunlar, mektubun her sayfasında ayrı bir sitem edilen, her zaman ilgisizliğinden, düşüncesizliğinden dem vurulan bir maşuk için..

Okuduğum bir kitapta affetmek ile ilgili şöyle diyor:
#52161173

Bunu okuduğumda Wilde’ın , ona yapılanlara rağmen yine de yüce gönüllü olduğu fikrini benimsiyorum sanırım. Affetmesi gerçekten yüce gönüllü olduğunu gösteriyor evet, ama bunlara rağmen hala devam etmesi kısmı ise daha çok basiretsizlik. Douglas’a ne kadar kin duyduysam, aynı şekilde Wilde’a, cümlelerine, hislerine o kadar hayranlık duydum. Keşke dedim, keşke herkes öldürmeseydi sevdiğini…

Derler ya, insanın psikolojisini tam anlayabilmek için çocukluğuna inmek gerek diye. Bence de öyle. Wilde’ın annesi Jane Wilde’ın uçuk bir kişiliğe sahip olduğu ve tuhaf giysiler giymekten hoşlandığı için Wilde’a küçükken sürekli kız kostümleri giydirdiğini okuduğumda yaşam tarzının insanın kişiliğinin şekillenmesinde önemli bir rolü olduğunu tekrar gördüm. Wilde çocukluğundan bu yana hiç acı çekmemiş, yokluk görmemiş bir biçimde yetişmiş. Öyle geliyor ki hapse girdikten ve gerçek anlamda en dibi ve çaresizliği gördükten sonra yaşamı boyunca hiç tatmadığı bu duygular ona ağır gelmiş ve bu hapis hayatı onun sonunu getirmiş.

Öyle ki Cezaevi yöneticisi, Wilde’ın arkadaşı Robert Ross’a: “İyi görünüyor ancak ağır işlere alışkın olmayan hükümlü her insan gibi iki sene içerisinde ölecektir.” demiştir.

Wilde’ın çok fedakar bir aşık olduğunu mektubun her satırında görmek mümkünken ne yazık ki bu müthiş aşkı beslediği kişi bunların hiçbirini hak etmemiş, hatta Oscar’ın hem sanat hem kendi hayatının sonunu getirmesine sebep olmuştur.

Wilde, “En büyük kötülük, sığlıktır.” diyor. Refahın verdiği yüzeysellikten çaresizliğin derinliğine daldıkça boğulması bundan mı?

Keyifli okumalar...
160 syf.
·18 günde·Beğendi·Puan vermedi
Merhabalar. Uzun zamandır bir kitaba inceleme yazmadım fakat bu kitaba yazmak istiyorum ki bu kitabı elinize aldığınızda almaktan yahut almamaktan emin olasınız.
Öncelikle kitap bir erkeğin bir erkeğe yazdığı uzun bir mektuptan oluşuyor. Onlar buna yakın dostluk diyor fakat yazar eşcinsellik suçlamasıyla cezaevine girip bu uzun mektubu çok sevdiği dostuna yazıyor. Yazarı araştırdığımızda eşcinselligiyle ilgili birçok şey çıkıyor karşımıza tabi bundan emin olamadım. Çünkü yazarımız evli ve çocuklu. Kitaba dönecek olursak, yazarın bu uzun mektubunda dostuna sitem ediyor. Daha doğrusu ondan kurtulması gerektiğini, sanatçı sıfatını alıp yere batırdığını, zamanını çaldığını, parasını hunharca kullandığını, hastalıkta hiç yanında olmadığını, onunla arkadaşliginin çok şeye mal olduğunu en başından beri bitmesi gerektiğini söylemiş. Pişmanlığını aktarmıştır. Mektup dostunun eline geçememiş maalesef. Kitabı okuduğunuzda kısa süreli krizler geçirebilirsiniz çünkü yazarımız eğer gerçekse bu serseriye, bencil herife acayip müsamaha gösteriyor çünkü seviyor. Bu hergele hem parasını hem zamanını çalıyor bir de babası arasında ki kavgaya karıştırıyor yazarımızı. Buraya kadar yazara üzülüyorum sonra durup düşünüyorum sen koskoca yazarsın bir hergele in yönlendirmesine mı kaldın diye? Bitirdikten sonra da buna sinir oldum. Mektup yazılan kişi kesinlikle pisliğin teki fakat bizim yazarın bu kadar yumuşak olması sürekli onu kabul etmesi biraz mazoşistliğe giriyor. Eğer biz sınırlarımızı belirlemezsek insanlar gelip gider sağlam duvarlarımızı da yıkarlar. Ben buna gönülden inanıyorum insanlar izin verdiğimiz kadar bizi incitebilirler. Yazarımız çok uzun süre sömürülmesine göz yummuş ve hiçbir şey yapmamasından dolayı hak ettiğini düşünüyorum. Kitabı almak isteyen insanın öncelikle homofobik olmaması gerek. Homofobik insan benden de bu kitaptan da uzak durmalı. :) Sevgiler.
160 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
İngiliz edebiyatının parlak zekası Oscar Wilde'ın trajik aşk hikayesi ve hapisteyken 2.yılın sonunda içindekileri haykırmak düşüncesiyle Lord Alfred Douglas'a yazdığı mektuplar..
"Hiç kuşkum yok ki, bu, yazmak zorunda olduğum, senin ve benim yaşamımıza, geçmişe ve geleceğe, acıya dönüşen güzelliklere ve sevince dönüştürülebilecek acılara ilişkin mektupta, gururunun en hassas noktalarını incitecek çok şey olacaktır. Gerçekten öyle olursa mektubu tekrar tekrar, gururunu öldürünceye kadar oku."
cümleleriyle başlayan mektuplar aslında tam anlamıyla hüzünlü bir hayat öyküsünü anlatıyor. Oscar Wilde gibi egosunun farkında olan, güçlü, yetenekli, zirvede bir dehanın nasıl olupta böylesine acılara gark olduğunu düşünmeden edemiyor insan.. ama ona da açıklık getiriyor; "zaaf". Bir insanın hayatının aşama aşama nasıl mahvolduğunu anlatıyor, önyargılarınızı yıkarak okumanızı tavsiye ederim zira bu mektupların gerçek okuyucusu Lord Alfred Douglas'tır yani bu mektuplar bir erkek tarafından başka bir erkeğe yazılmıştır. Ben çok dokunaklı buldum, katı kalpli biri de okusa hak verir diye düşünüyorum. Tarihin en çarpıcı aşk mektuplarından biri olarak gösterildiği kadar var.. Oscar Wilde ile tanışma kitabım oldu önsözü yakın arkadaşı André Gide yazmış orada gerçek Oscar'ı tanıyacak, mektuplar kısmında ise hapishanenin onu nasıl değiştirdiği ve kişiliğinin nasıl oturmuş olduğuna tanıklık edeceksiniz. Bu kitabın kilit noktası benim için "zaaf" oldu. Hiçbir şeyin üzerimizde kontrol sahibi olmasına izin vermemeliyiz bunu bir kere daha anladım. Oscar Wilde'ı konumundan eden, tam anlamıyla bitiren buydu.
"Kişiliğin temel taşı iradedir" der Oscar Wilde...
165 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
"En büyük kötülük sığlıktır"
Dorian Gray'in Portresi'nden sonra daha da meraklanarak başaladığım De Profundis Oscar Wilde'nin dostu Lord Alfred Dougles'e hapishanede, 'yazdığı her satrı işkence 'olarak adlandırdığı bir mektup. Aslında sadece bir mektup değil derinden gelen bir sitem , yakarış ..
Marki tarafından eşcinsellikle suçlanan Wilde hapishanede yaşadığı sıkıntılarını en tepeden en aşağıya çakılmanın servünenini anlatıyor bize. Sevdiklerimizi yaptığı her hata karşısında affedişimizin ,onlara göz yummamızın hayatta her şeyi kaybedecek kadar ileri sonuçlar doğurabileceğinin açık bir kanıtı.Dostuna ağır bir sitem içinde olsa da hapishanenin onu yeniden yarattığını ,geçmişiyle uzun uzun yüzleştiğini toplumda mahkumlara yer verilmediğini ancak yağmurun suçlu suçsuz herkesin üzerine yağdıran doğada kendini kabul ettireceği, hapis sonrası kendini yeni bir hayatın beklediğine inanmış umutlu güçlü bir kişi olduğunu bize verdiği örnekler ve yaşamını anlatarak kanıtlıyor.
Kitabın okuduğunuz her satırında Wilde'nin yaşamış olduğu acıyı içinizde hissedebiliyorsunuz.Dost,sevgili,eş her hangi biriyle yaşadığınız kötü bir zamanınızda size eşlik edebilecek kaliteli bir kitap.
176 syf.
·4 günde·Puan vermedi
UYARI: SPOİLER İÇEREBİLİR.
*Eğer eşcinselliğe karşı ön yargınız varsa okumanızı tavsiye etmem çünkü kitap, bir erkeğin başka bir erkeğe yazdığı aşk mektubundan ibarettir.
Her dehanın bir sapkınlığı vardır. Oscar Wilde de bir sapkınlığa sahipti maalesef. Onun aşık olduğu Lord Alfred Douglas (Bosie) asla hayır diyemediği en büyük hatta belki de tek zaafıydı. Başına ne geldiyse aşktan geldi. Öyle ki ona olan düşkünlüğü ve sevgisi yüzünden hayatı, sanatı, serveti şekil değiştirdi. Önce Bosie’ye olan sarsıcı suçlamalarla başlıyoruz. Wilde’in anlattığına göre onun birçok kötü özelliği vardı. Savurgandı, açgözlüydü, bencildi, yüzsüzdü, laftan anlamazdı, gereğinden fazla gururluydu… Kötü bir edebiyatçıydı üstelik. Ha bir de yediği yemekler de dahil şatafatlı eğlencelerinin parasını hep Wilde ödemiştir. Wilde tüm bunları başta görmezlikten geldi çünkü kendisi de bu özelliklerden tam anlamıyla soyutlanmış olmadığını biliyordu. Fakat durum gitgide ilginçleşince “dur” demek istemişti artık. Bosie buna bir türlü izin vermedi. Wilde’e yapabileceği her türlü zalimliği yaptı hatta onu intihar etmekle tehdit bile etti. Wilde hiç Bosie’ye bir şey olmasına izin verir miydi, vermezdi tabii…Ama Wilde’i en çok yaralayan ve zarar veren özelliği onun sevmeyi bilmemesi ve her daim önde olan nefretiydi. Babasına duyduğu nefret Wilde’e verdiği değerin önüne çıkmasaydı; Wilde bu kadar perişan hale düşer miydi ki zaten?..
Mektubu okurken o kadar çok kırgınlık hissettim ki bazı sözleri tekrarlıyor defalarca Wilde işte onlar belli ki Wilde’i daha çok kırmış. Kötülüklerin en büyüğü sığlıktır. Anlaşılan her şey doğrudur. Tahttan indiğinde o kadar ilginç değilsin… Bosie’nin sığ olmasına, yüzsüzlüğüne dayanamıyordu. Hapisteyken ona bir mektup yazmayacak kadar umursamaz, onun gözünde bu kadar bile değerinin olmadığı düşüncesi onu mahvediyordu. Tüm bunlara rağmen neden affetti diye sormadan edemiyorum. Bosie’ye sinir olduğum kadar Wilde’e üzüldüm.
Başlarda sitemkar başlayan, yalnız şikayetlerden ibaret olduğu sanılan bu mektupta Wilde’in değişimine tanık oluyoruz. “Kendimin efendisi” olmaktan çıktım. Artık “ruhumun reisi” değildim; üstelik bundan habersizdim.(s.95)
Mektupta acı çekmenin her türlü halini yaşadığını söylüyor, tek gerçeğin de keder olduğunu belirtiyor. Bunun sonucunda da sahip olduğu tek şeyin “tevazu” olduğunu dile getiriyor. Tevazu onun için, yeni bir gelişme için başlangıç noktası. Çünkü kendi içinden geldi ona; kendi buldu onu. Bir bedel ödedi onun için. Artık Bosie için de tek istediği onunda tevazuya sahip olmasıydı. Ve mektubun bir amacı daha olmuş oldu: Bosie’ye kederin anlamını ve güzelliğini öğretmek…
Ve acı bir gerçek daha; mektup sahibine Wilde öldükten sonra geçmiş…
160 syf.
·4 günde·7/10
De Profundis latince "derinlik" demektir. Eski Ahit'te bir bölüm ve Katolik cenaze ayinlerinde bir ilahi bu sözle başlar ("Derinliklerden sana sesleniyorum ya Rab"). Oscar Wilde eşcinsellik suçlamasıyla hapse girmiştir ve kariyerini, parasını bitirdikten sonra kendisini hapse sürükleyen, sonra hiç arayıp sormayan sevgilisi Lord Alfred Douglas'a hapishanenin 'derinliklerinden' hitap etmiştir. Oscar Wilde'ın suçlamalarını, pişmanlıklarını, acılarını, düşüncelerini tüm çıplaklığıyla ortaya koyan bu uzun mektup hiçbir zaman Alfred'in eline geçmemiş ancak Wilde'ın ölümünden sonra içerisindeki yoğun edebi bölümlerin etkisiyle basılmıştır.

Özellikle suçlama kısımları okuyucuyu biraz sıkıyor ama sanat ve edebiyatla ilgili bölümler keyifli. Zirvede olan bir ismin bir kişiye zaafı yüzünden hayatının tepetaklak oluşuna şahitlik etmek ise insanı 'derin'den etkiliyor.
176 syf.
·8/10
Dorian Gray’i okuyup beğenmiş olanlar öncelikle kesinlikle hemen okusun. Oscar Wilde’in gerçek yaşam öyküsü, eşcinsellik iddialarıyla dostunun babası tarafından hapis cezası alması, hapiste yazdığı mektuplar, çektiği acılar ve trajik ve yalnız ölümünden bahsediliyor. Klasik sevmeyenler bunda da sıkılabilir çok iyi anlatım olsa da bazen zorladı. Genel fikrim Oscar Wilde hayranı olduğum için; harikaydı. Her cümlesini su gibi içtim
160 syf.
·15 günde·Puan vermedi
Kısa bir “dost”kazığı ile yazılmış uzun bir mektup..Oscar Wilde olunca da şiirsel bir dil ile bütünleşmiş bir kitap ..hepimizin küçük büyük aldatılmalırımızı sıkça gözümüzde manzaralaştırdı “De profundis”..bu kitabi yanınızda taşırken içinde bir dosta çıkabilir bir aldanışta .sonuçta gerçeğin ta kendisi hepimizin her an yaşadığı .
Andre gide önsözünü de mutlaka okuyunuz derim ..iyi okumalar tavsiye ederim
176 syf.
·7/10
Oscar Wild, sen ki egona hüviyet çıkaracak adamsın, bir aşk uğruna ne hallere düşmüşsün. Şaşkınlık, hüzün, yitirmişlik hissi ile okudum. Aşkı acıya dönüşmüş bir adamın kaleminden, umutsuzluk hissiyle yazdığı mektuptu De Profundis. Kelime anlamı olarak 'derinden gelen, derinde "anlamına geliyor de profundis. Oscar Wilde' ın ahlaksızlık suçlamasıyla kapatıldığı Reading Zindanı 'ndan sevgilisi Alfred Dougles' a yazdığı aşk, sitem, acı ve tüm bunlara rağmen sonsuz bir bağlılıkla yazdığı mektubun büyük bir bölümde Dougles'a duyulan öfke, aşağılama, maddi ve manevi açıdan kendisini uğrattığı zararlar anlatılırken, büyük bir kısmında da yazarın kendisinden övgüyle bahsedişi, yer yer güçlü savunmalarla bir zamanlar sevgilisi olan adamı yermesi, maddi kayıplarından bahsetmesi gibi detaylar yer alıyor. "Senden kurtulmalıydım" diye yazmıştı mektubunda Wilde, fakat hapisten çıktıktan sonra da Dougles ile birlikte olmak için çaba gösterdiği rivayet ediliyor. Bu mektubu okumak çok garip bir histi, sanki yazar karşımdaydı ve bu çalkantılı ilişkisini bana anlatıyor, bende onun bu hem nefret hem de aşk dolu yakınmalarına tanık oluyor gibiydim. Severek okuduğumu belirtmeliyim.
Ahlakın bana yararı yok, ben doğuştan ahlakçılığa karşı biriyim. Kurallara değil, istisnalara göre yaratılmış insanlardanım. Tanrıların bana yararı yok, Cennetin güzelliğini de, cehennemin dehşetini de kendi içimde buldum..
“Ben sana hayatımı verdim, sense insanın en aşağılık, en alçak tutkularını, “nefret”, “gurur” ve “hırs”ı doyurmak için benim hayatımı harcadın.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
De Profundis
Baskı tarihi:
Mart 2017
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755100630
Orijinal adı:
De Profundis
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
De Profundis
De Profundis
De Profundis
"De Profundis", ünlü İngiliz yazarı "Oscar Wilde"ın Reading Cezaevinden, dostu Lord Alfred Dougles'a yazdığı bir uzun mektuptur. Bu mektup Lord'un eline geçmemiş, ancak kitap olarak yayımladıktan sonra gerçek okuruna ulaşabilmiştir. On dokuzuncu yüzyılın sonunda, 30 Kasım 1900'de ölen Oscar Wilde, ölümünden üç ay önce, Lord Alfred'le son görüşmesinde şöyle demiş: "Yeni bir yüzyıl başlarken hala yaşıyor oluşum, gerçekten, İngilizlerin dayanma gücünü aşardı."...
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 340 okur

  • İlkim Pınar Saral
  • Engin Dal
  • Hakan Bayındır
  • Sibel Deniz
  • Orçun Türk
  • Yaşar Erdoğan
  • Buse
  • Mehmet Yaşar Özkan
  • Emrah Gülşen
  • sevde

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.6
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%10.7
25-34 Yaş
%39.3
35-44 Yaş
%42.9
45-54 Yaş
%3.6
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%52.2
Erkek
%47.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%22.6 (30)
9
%8.3 (11)
8
%10.5 (14)
7
%4.5 (6)
6
%1.5 (2)
5
%0.8 (1)
4
%0
3
%0.8 (1)
2
%0
1
%0