İki Darbe Arasında (İlginç Zamanlarda)

·
Okunma
·
Beğeni
·
8,6bin
Gösterim
Adı:
İki Darbe Arasında
Alt başlık:
İlginç Zamanlarda
Baskı tarihi:
14 Kasım 2018
Sayfa sayısı:
265
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054322053
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
28 Şubat süreci... her gün bir yığın hüsran... Günler ilerledikçe dalgalar şiddetini arttırarak dövmeye başlamıştır kalbinizin duvarlarını ve çaresizliğin sesi çığlık çığlığadır içinizde. Ateş düştüğü yeri yakar ve bir serçe olsun, gagasıyla bir damla su getirmez yangını söndürmeye...

İskender Pala, bu defa pek bilinmeyen bir özelliğiyle, "asker kimliğiyle" karşınızda. Usta yazar, 12 Eylül'ün hemen ardından başlayıp 28 Şubat sürecinde YAŞ kararıyla son bulan Deniz Kuvvetler'indeki 15 yılın hikâyesini içeriden okuma fırsatı veriyor.

(...) Acı günleri hatırlamak, insana tekrar acı verir elbette. Buna rağmen vaktiyle unutmayı çok zor başardığım o günleri şimdi yeniden hatırlamanın acısını yaşamaya cesaret etmem, sırf tarihe belge bırakma ve belki o savruluş insanların hâlâ aramızda yaşadıklarına dikkat çekebilme amacına yöneliktir ev bu yüzden yazdıklarımın tamamı katıksız hakikattir.
(Tanıtım Bülteninden)
265 syf.
·Beğendi·8/10 puan
İskender Pala'nın 15 yıllık 12 Eylül 1980 ile 28 Şubat 1997 arasında  yaptığı askeri meslek içerisinde yaşadığı olayları ve o dönem hakkında düşüncelerini aktardığı bir nevi otobiyografik bir romandır. Askerlik mesleğine başlangıcında bir darbe ve ordudan ihraç edilerek ayrılasında bir darbe olması sebebiyle kitabın ismi İki Darbe Arasında olmuştur. Bu dönemler içerisinde insanların gruplara ayrılmasını ve farklı görüşlerdeki insanların birbirine karşı olan davranış ve tutumlarından bizzat kendi yaşadıklarından  örnekler vererek anlatmıştır. Kitabı okurken sanki anlatılan her şeyi yaşıyormuş gibi olduğunuz için olayların etkisinde tepki verebiliyorsunuz. Duyguları bize rahatlıkla geçiren bir anlatım biçimi kullanmış İskender Pala. Kitabın sonunda kanıt olarak gösterilen belgeler kitabın daha da gerçekçi olmasını sağlamış.
265 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10 puan
İskender Pala, 12 Eylül 1980 darbesinden hemen sonra başlayan ve 28 Şubat 1997’de ordudan ihraç edilmesine kadar süren askerlik hayatını “İki Darbe Arasında” şeklinde tanımlamış ve anlatmış o süreci. O dönemde askeriyenin içerisinde olan olayları bir asker gözüyle anlatmış. İnsanların birbirleri ile nasıl kutuplaştığını, birbirlerinin hayatlarına nasıl zarar verdiğini samimi bir dille anlatmış. Güçlü olanın güçsüz olanı sırf inançları yüzünden, başarılarını kıskanması yüzünden nasıl ezdiğini ele almış. Edebiyata olan sevgisini ve çalışmalarını, askeriyeden atılmanın zorluklarını, atıldıktan sonra birçok kişinin sırt çevirmesini, bir baba olarak evine ekmek bile götüremeyecek olmanın verdiği burukluğu bu olayların bir daha yaşanmaması umuduyla kaleme almış. Kitapta olayların kronolojik bir sırayla ve belgelerle ele alınmış olması kitaba daha anlaşılırlık ve gerçeklik katmış. Pala’nın sohbet tadında yazdığı, anılarında oluşan bu kitabı okurken zaman zaman sinirlerinizi germesine neden olurken bazen de duygulanmanıza neden oluyor. Derin derin düşünmenize, çoğu kez de hayatın gerçekliğini iliklerinize kadar yaşamanızı sağlıyor.
265 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Çok güzel Bi kitaptı.. Ben zaten biyografik ya da otobiyografik romanları çook seviyorum. Çünkü o hayatı birileri gerçekten yaşamış oluyo ve bu beni çok etkiliyo. İskender Pala nın kendi hayatını kaleme aldığı bu romanı da çok severek okudum. Tavsiye ederim
265 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Kitaplarını severek okuduğum ve edebi bilgi birikimine hayran olduğum bir yazarın hayatını okumak oldukça güzel bir histi. Şeffaf bir şekilde yaşam alanının en mahrem bölümlerini bile okurlarına açması, uğradığı haksızlıkları ve bu haksızlıklarda payı olanları gayet açık bir şekilde isim vererek cesurca belirtmesi, kendi hayatını yansıtma taraflılığına düşmemesi takdire şayan. İskender Pala, kişiliğine asla uygun olmayan ve bunu hemen başlar başlamaz anlamış bulunduğu fakat gerek vatani sorumluluk gerek mecburiyetler ve dönemin şartları nedeniyle değişiklik yapamadığı bir mesleği icra etmeye mecbur kalıyor. Edebi yönüyle hiç bağdaşmayan asker kişiliğiyle, inançlarından taviz vermeden yolunda ilerlemesiyle , dönemin sarsıntılı olaylarının hayatını alt üst eden darbeleriyle karşımızda... Bu kitabın son sayfasını bitirdikten sonra tüm zor şartlara rağmen araştırma ve öğrenme azmini asla yitirmemiş olan yazarımızın neslini ve 21.YY. neslimizin bu kadar imkanlarla çevriliyken öğrenme, ilerleme azmimizin olmayışını acı bir şekilde kıyaslıyorum.
265 syf.
·5 günde·Beğendi·7/10 puan
28 Şubat sürecini Bir de İskender Pala'nın bakış açısından görmek isterseniz okuyabileceğiniz ender güzel kitaplardan bir tanesi . Yaşanan hüsranlar Acılar İçinde düşen sıkıntılar belli bir kesime, görüşe bakılan şartlı yaklaşımlar ve insanların yaşadığı sıkıntı. ateş düştüğü yeri yakar tam anlamıyla bu kitapta dile getirilmiş
265 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Divan edebiyatını sevdirdiğine kesinlikle katıldığım, kitaplarını ağzımdan salyalar akarak okuduğum, yazarımızın bu kitabında, ne yazık ki, bolca “kibir” gördüm.

Üstün niteliklerini çekemeyen komutanlarının ve görev arkadaşlarının var olduğuna, haksızlıklarla, önyargılarla, trajikomik birçok olayla karşılaştığına, kendisi her ne kadar bahriyeli olsa da; Uğur Mumcu gibi bir “Sakıncalı Piyade” kaderine maruz kaldığına, tüm kalbimle inanıyorum.

Ancak, kitap boyu kendisinin çevresindekilerden çok üstün olduğunun altını çizmesi; aynaya bakıp “kahretsin, yine çok yakışıklıyım” diyen bir ergenin çevresine hissettirdiği duygular kadar kulak tırmalıyor.

Hatta kibir yapmış olabilirim diye başladığı cümlelerde tevazu yapacağım derken, kibrine yeni bir boyut kazandırıp, göz çıkarıyor.

Kitabın ana dekoru olan 28 Şubat sürecinden bahsetmeden geçersek bir şeyler eksik kalır gibi hissediyorum.

Bu süreci; hangi niyetle olursa olsun, demokrasi olgunluğuna erişemeyen, tek bir ideolojinin hâkim olduğu ülkelerde sonucun her zaman “ mutlak körlük, mutlak haksızlık ve mutlak zulüm” olduğunu gösteren bir deneyim diyerek özetleyebiliriz.

Yazarımızın dışında, adını bile duymadığımız çok canlar yakıldı, çok fazla mazlum yaratıldı.

Düzene hâkim olanlar, Şark Bülbülü filmindekinden hiç de farklı olmayacak şekilde, sadece “Mazlum’u getirin bana” demeleri yetiyordu.

Hak, hukuk mu? Tabi ki hak getire.

Heraklitos’un da dediği gibi değişmeyen tek şey değişimin kendisi olduğundan bin yıl süreceği söylenen düzen, birkaç yıl sonra yeniden değişti.Dünün mazlumları bugünün söz sahipleri oldu.

Peki, ne değişti?

Yeterince ders alıp eksiklerinin giderildiği yeni bir düzen kurabildik mi?

Bu bağlamda tekrar yazarımıza odaklanırsak.

Kitap boyunca mutlak bir şekilde, sırf hayata daha farklı bir pencereden baktığı için, haksızlığa uğradığını söyleyen yazarımız, bugünün yeni mazlumları için bir “ama” bile diyebildi mi?

“Şükür ki; Mazlum oldum ama zalim olmadım” diyor yazar kitabında. “Zalimi sevip zulmü alkışlamasan” da, haksızlığa karşı susmak da zulmün bir çeşidi değil mi? Kitapta da geçen Moliere’in yaptıklarımız kadar yapmadıklarımızdan da sorumlu olacağımız mealindeki söz artık o kadar önemli değil miydi?
Her şeyi yapmaya hakkı olduğunu düşündüğünden dolayı en tehlikeli zalim, dün mazlum olan değil miydi?
Katılmadığımız bir düşüncenin ifade edilebilme özgürlüğü için gerekirse canını bile verebilme düsturu malumatfuruşların söylediği içi boş bir safsata mıydı?

Yukarıda tatlı su balığı tarzı siyasi bir mesaj vermeye çalışmadım. İnsanlık tarihi boyunca kurulmuş tüm düzenlerde haksızlıklar ve bunun sonucu mazlumlar olmuştur. Konu x parti y parti değil, sorun iktidar kavramı.

Yaşadığımız dönemde de, siyasi literatürümüze yeni giren bir sözle açıklamak gerekirse, “hiç bir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler olmuştur” demek çok mu haksızlık olur.

Herkes gücü kadar zulmeder. Çocuk; pisipisi diye çağırdığı kediye hiçbir şey vermeyerek zulmeder. Bir yönetim ise, vatandaşın sahip olduklarını haksız yere elinden alarak zulmeder. Vaat edilenin verilmemesi de sahip olunanın alınması da aynı derecede zulümdür.

“Mazlumluktan emekli” olan yazarımız bir aydın olduğu halde, hiç muhalif ses çıkarmıyorsa, belki de yanlış giden hiçbir şey yoktur mu demeliyiz?

Peki; Yönetenlerin her zaman zalim olduğu anlamına çekilebilecek bu eleştirimiz, ne kadar gerçeği yansıtıyor?

Yazarın da kitapta çok samimi bir şekilde ülkemizin büyük bölümün sahip olduğu sağ görüş ile ilgili yaptığı öz eleştiri bu soruların cevabını verir nitelikte görünüyor.

Kitapta “sağcılığın” en büyük hastalığının devletin her yaptığı eylemi desteklemek olduğunu söylüyor.

Bizim gibi Jakoben şekilde demokrasi ile tanışan ülkeler, bu ilkeyi ancak “mış gibi” yaşarlar. Kutsal olarak kabul gören devletin “yönetenlerini” geçici hizmetliler değil de devlet ile aynı kutsallığa sahip varlıklar olarak baş tacı yaparlar. Bu süreçten sonra devlet yönetiminde yer alanlara yapılacak en ufak eleştiriler de vatan hainliğine kadar genişletilebilecek karşılıklar bulur.

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” diyen Şey Edebali gibi Osmanlı İmparatorluğunun fikir babası olarak kabul edilen bir kişiye karşı çok büyük saygı duyan sağ görüşlü kesim, anlam verilemeyecek şekilde, aynı anda “vatan için insan” düsturuna sıkı sıkı bağlı görünüyor.

Sözün özü; Hep aynı hikâye, biz “müritler” şeyhlere o kadar çok “sen süpersin, uçarsın” dediğimizden bir süre sonra onlar da uçtuklarına inanıyor. Sonuç olarak da Uçan’ın sınırı olmuyor.

O halde siz söyleyin; suç “kanatlandırılan”da mı, "kanatlandıran"da mı?


https://www.youtube.com/watch?v=82XaMl2S4eE
265 syf.
·26 günde·7/10 puan
Türkiye'de, neyin ne olduğunu, Kimin ne zaman, ne gibi haksızlıklara maruz kaldığını okudukça; ülkem adına hiçbir şeyin, hiçbir zaman benim istediğim gibi olmayacağını bilmek beni çok üzüyor. Çünkü her okumamda fark ediyorum ki, yıllar geçiyor ama bu ülkede adaletsizliklerin haksızlıkların sonu gelmiyor. Ve her dönemde bir "kesim" bir "jenerasyon" haksızlığa uğruyor ve çağdaşları, haksızlıkları göz göre göre yok sayıyorlar.
İskender Pala'nın kitabın sonlarına doğru ümitvaroluşu, her gün yataktan çıkmasının sebebinin kimi haksızlıkların önüne geçmek istemesi, ne yazık ki bana hiç umut vermedi. Çünkü şu anda da binlerce insan haksızlığa uğruyor ve ne İskender Pala, ne de bir başkası elinden geleni yapıyor.
Her şey sözde kalıyor...
Her şey söz ve kalıyor.
265 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Kitaplarını büyük bir keyifle okuduğum değerli İskender Pala'nın okurları ile tam anlamıyla dertleştiği bir eser olmuş.
12 Eylül 1980 darbesinden hemen sonra başlayan ve 28 Şubat 1997’de ordudan ihraç edilmesine kadar süren askerlik hayatını “İki Darbe Arasında” şeklinde tanımlamış.
İncelemeyi uzun ve detaylı tutup merakınızı aza indirmek istemiyorum mutlaka okumamız gereken eserlerden birtanesidir.
Keyifli okumalar.
265 syf.
·Puan vermedi
Yazarın, askerlik hayatı boyunca yaşadıklarını anlattığı bu kitap kesinlikle okunmaya değer. Bu süreçte kendisinin ve ailesinin yaşadığı ön yargı üzerinde düşünülmesi gereken türden. Yazarla farklı düşüncedeysen empati yaptıran, aynı düşünce ve hassasiyetlere sahipsen sabır yeteneği geliştiren bir kitap olduğunu düşünüyorum. Yazarın samimi bir üslupla, sizinle sohbet eder, içini döker gibi yazdığı bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.
265 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Kitap bir yaşamın gerçek bir yaşamın öyküsü..Hani şimdiki nesle ülkede şu zamanlarda şunlar oldu dediğimiz zamanın öyküsü..Anlatırken basit basit anlattığımız ama yaşayanların yüreğindeki acınası öyküsü..Hani ben laik bir insanım, hoşgörülüyüm, özgürlüğü savunuyorum deyip o zamanda üç maymunu oynayan insanların olduğu zaman..Ne denebilir ki ülkemiz bu zamanları da gördü dostun(!) dostu sattığı ifşaladığı, fişlediği zamanları..Ve ne kadar acı ki bunu yapanlar savunulanlar kendine Atatürkçü deme hadsizliğine sahip insanlardı..Şimdi dönüp bakınca İskender Pala'ya bir kez daha hayran oluyorum..

İnsanların kıyafetinden, görüşünden, düşüncesinden dolayı mesleğinden atılması..Çaresizlik içerisinde bırakılması..Kim verebilecek bunların hakkını, kim af dileyecek, kim cezasız kalacak..

Kitapta olan bir hikaye aklıma geliyor:
Köylünün birini eşeğini kurt yemiş köylü kurt'un ardından hayıflanarak bakarak:
Sende öleceksin ama ben şimdi yaya kaldım demiş..Aslında tam da böyle bu haksızlığı yapanlar cezasız kalmayacak ama ceza alsa ne olacak yaşanan acılar bir ömür var olacak..

İskender Pala'nın bizzat yaşadığı 15 yıl , daha doğrusu 14 yıl 7 ay
Herkesin okumasını tavsiye ediyorum..
265 syf.
Vatan sevgisi kimi için bir slogan kimisi için bir dursutan ziyade bir yürüyüş.
İskende Pala'nın en samimi haliyle bir hasbihal niteliğindeki anıları beni de çok etkiledi.
Hem bir bilim adamı, hem öğretmen, hem de disiplinli bir asker olan yazarımız İskender Pala'nın edebi eserlerini severek okuyoruz. Aynı nahiflik ve zerafet içinde sizisini şikayet etmeden sitem etmesen kusmeden gucenmeden yalın şekilde ifade etmiş.
Ama çok şükür ki mazlum oldum, zulmeden olmadım diyecek kadar yunusvari bir gönülsüzlüğe sahip.
OD yazarından da başka ne beklenirdi ki
İstanbul'dayken sınava girdiğimde neler söyleyeceğimi, nasıl davranacağımı prova etmiş, kendimce mülakat heyetine şirin görünebilecek tavır ve sözleri belirlemiştim.
Kendimi beğendirmek için neler söyleyecektim neler!...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İki Darbe Arasında
Alt başlık:
İlginç Zamanlarda
Baskı tarihi:
14 Kasım 2018
Sayfa sayısı:
265
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054322053
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
28 Şubat süreci... her gün bir yığın hüsran... Günler ilerledikçe dalgalar şiddetini arttırarak dövmeye başlamıştır kalbinizin duvarlarını ve çaresizliğin sesi çığlık çığlığadır içinizde. Ateş düştüğü yeri yakar ve bir serçe olsun, gagasıyla bir damla su getirmez yangını söndürmeye...

İskender Pala, bu defa pek bilinmeyen bir özelliğiyle, "asker kimliğiyle" karşınızda. Usta yazar, 12 Eylül'ün hemen ardından başlayıp 28 Şubat sürecinde YAŞ kararıyla son bulan Deniz Kuvvetler'indeki 15 yılın hikâyesini içeriden okuma fırsatı veriyor.

(...) Acı günleri hatırlamak, insana tekrar acı verir elbette. Buna rağmen vaktiyle unutmayı çok zor başardığım o günleri şimdi yeniden hatırlamanın acısını yaşamaya cesaret etmem, sırf tarihe belge bırakma ve belki o savruluş insanların hâlâ aramızda yaşadıklarına dikkat çekebilme amacına yöneliktir ev bu yüzden yazdıklarımın tamamı katıksız hakikattir.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 3.227 okur

  • nihal kırçıl
  • RoadNotTaken
  • Müge Kara
  • laflamingo
  • Murat Esen
  • Rabia Nesibe Ezberci
  • Charming
  • Emrah Akdeniz
  • Betül
  • elif karatay

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%8
13-17 Yaş
%1.7
18-24 Yaş
%25.7
25-34 Yaş
%32.6
35-44 Yaş
%21.5
45-54 Yaş
%8.3
55-64 Yaş
%1.1
65+ Yaş
%1.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%60.5
Erkek
%39.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%26.7 (168)
9
%13.3 (84)
8
%24.9 (157)
7
%18.7 (118)
6
%7.1 (45)
5
%4.9 (31)
4
%1.4 (9)
3
%0.8 (5)
2
%0.6 (4)
1
%1.4 (9)

Kitabın sıralamaları