Adı:
Aşkname
Baskı tarihi:
Ağustos 2012
Sayfa sayısı:
226
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944486552
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
Dilenciden sultana, köleden efendiye

Hânım hey!..

Sen ki muhabbet gülistanıma revnak bağışlayanım, efendimsin.

Sen ki arzum, emelim, hicranım ve elemimsin,

Ayrılığından dolayı yardım dilenmeye takatim yok senden, kapında kendini kaybedenlere gıptayla geçen ömrümde bir takate de ihtiyacını kalmadı artık. Sevgili eşiğinde ölene değil sağ kalana şaşmak gerekir, der bir bilge ama ben senden uzakta, aşkınla hasta ama aşk sayesinde sıhhatteyim. Araya bunca yılın hasreti girmişken bir gün seni görmeye dayanabilir miyim bilmem, ama her sabah seni görüyor ve yüzünden aldığı güzellik ile insan içine çıkıyor diye güneşe, eşiğini döne dolaşa senden nur çalıyor diye her aksar mehtaba bakıyorum, bilesin. "Bugün nasılsın ey kâinatın başı dönmüş yıldızı?" diyorum ona, hasbihal ediyorum; "Ne haldedir sevgilim, hoş mudur, safaca mıdır İstanbullar sultanı bugün?" diye tekrar soruyorum. "Hiç benim bulunduğum yerden daha kederli bir âleme doğdun mu sen; hiç aşkta altüst olmuş bencileyin bir firkatzede üzerine parladın mı?" diye sitem ediyorum bazen... Velhasıl günlerce ve gecelerce güneşlere ve aylara durmadan ve dinlemeden seni soruyorum, hâlâ bir haberini alamayışımı şikâyetle söylüyor, anlatıyorum. Senin beni unutma ihtimalini hatırlayıp çıldırıyorum bazı günler ve bazı geceler yüzünü eskisi gibi hayal edemeyeceğimden korkup kahroluyorum. Sonra tövbeler ediyorum. Seni unutma ihtimalini düşündüğüm için.
(Tanıtım Bülteninden)
Bu sefer nasıl bir giriş yapacağım hakkında hiçbir fikrim yok. Aşk izah edilebilir mi, belli kalıplara sığdırabilir mi? Kelime ile açıklanacak bir durum değil, his ile gösterilemeyen, eskiden beri kullanıldığı haliyle, midede kelebekler uçuşması vaziyetidir. Tabiatı dolayısıyla hareketsiz duran bir taşa anlam yüklemek, Sohrap Sepehri'nin tabiriyle, taşın bile halinden anlamaktır. Şu son cümlemi okuyan aşık bir insan, "taşın bile" deyişimdeki taşı küçümsememi, yargılayacaktır belki de.

Nedir peki? Fikir ve duygu karışımı, akıl ve kalp kavgasıdır. Incecik bir ipe atılan sıkı düğümdür. Sadece üç harf içine sığmaya çalışmış lakin her seferinde insandan da taşmış bir sarhoşluk halidir. Ateş ve suyun aynı ortamda varoluş sanatıdır. Birbirinin zıttını oluşturan her şeydir. Yıllardan beri açıklanamayan bir sır olarak kalırken gönüllerde, sinirbilimcilerin, aşkın nörobiyolojisi başlığı altında çalışmalara ayrılan zamanın ana temasıdır. Bazen tüm suçu Eros'a atmak, mantıklı hareket edeceğim derken akıl ve korkunun esiri olmaktır. Bazen bomboş gibi görünen bir sayfanın, daha da boş bir köşesine yazılmayı bekleyen kelimedir. Susarak konuşmayı bilmek, derin sessizliklerde bulunmuş ve içinde kaybolunmuş huzurdur. Göz göze gelebilmenin bayıltıcı etkisini hissedebilmek, duyulacak bir ses tonunun gönülde iz bırakabileceğine şahit olmaktır. Hayatın süreğen akışında boğulmak, öldüm zannederken yeniden can bulma sırrına erişebilmektir.

Tüm bunları söylüyorum ama net şekilde işte şudur diyebileceğim bir tanımı da yoktur. Kendimce ve anlatabildiğim kadarıyla yansımalarını bahsetmekle yetiniyorum. Iskender Pala'nın kendisi de aynı fikirde. Tanımlamayan... Belki binlerce kez tanımı yapılmış olmasına rağmen tanımlanamayan, diyor. Aşkın tanımlanmaya ihtiyacı yok ki zaten, hissedilsin hakkıyla, yeter! Denir ya yine, "Gülü tarife ne hâcet, ne çiçektir biliriz."

Tanımlanamayan bu aşk kelimesinin yansımalarını görüyoruz kitapta. Beş farklı hikaye, kimisi yarım kalmış, kimisinden dolup taşmış. Ilk hikaye "Şehnaz Beste" isminde, Hayal Banu ve bir şair arasında geçiyor. Babanne makamındaki Hayal Banu ve torunu Dilşeker otururken, Dilşeker tamburu ile öğrendiği Şehnaz Beste'yi çalmaya başlar. Hayal Banu'da zamanında kalma derin bir anlamı olan bu besteyi yıllar sonra duyduğu an yarası kabuk bağladığı yerden kanar. Ürperir, halden hale girer. Hayal Banu kapanan eski defterlerin yeninden aklında ve kalbinde hatırlanmasıyla hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlar. Düşünür, düşünür ve düşünür. Dilşeker ne olduğunun farkında bile değildir, gördüklerine anlam veremez. Hayal Banu aşkın, içinde yanan mum ışığında, elinde sıkıca tutulmuş bir kağıt ve gümüş bir kolye ile sanki bu besteyi duymayı beklemiş gibi hayata gözlerini yumar.
Hayal Banu ve şair birbirlerine mektup göndermişlerdir. Anlaşma şekilleri ve birbirini tamamlayış şekillerini sadece kendileri anlıyordur. Birbirlerine has olan bir anlaşma.
*Bu Hayal Banu'nun gülümsemesidir*, cevabına karşın, *Bu, şairin gülümsemesidir*, cevabı.

Kitapla alakalı okuduğum birkaç yorum, hikayelerdeki aşk kavramının abartıldığı, bu kadar olamayacağı, aşklarda gösterilen fedakarlıkların, günümüz zamanında bulunamayacağı şeklinde. Ben öyle olduğunu düşünmüyorum açıkçası. O zamanlarda yaşanmış şeylerde kadir kıymet kavramı varmış, insanlar hislerini göz nazarında tutarlarmış. Şimdiki kanıtı zaten, Şu anda 19.yy'dan kalma hikayelerin çevirilerini okuyor olmak.

İkinci hikaye "Pervanenin Kanatlarında" isminde. Bu hikayeyi daha önce, yine İskender Pala'nın Kitab-ı Aşk kitabının en sonunda okumuştum. O zaman çok beğenip tekrar tekrar döndüğüm bir hikâyeydi. Şimdi başka örneklerini de görmek beni ayrı şekilde mutlu ediyor. Hikâye Ebubekir Efendi ve Tiryandafila arasında geçiyor. Kırk yaşını almış Ebubekir Efendi, Hristiyan papazın kızı Tiryandafila'yı görüp aşık olmasıyla başlıyor her şey. Bu niyetini Tiryandafila'ya söylemeden önce Müslüman birinin Hristiyan birine olan aşkının ilerde nasıl şekilleneceğini düşünüyor. Ilerlemiş olan yaşının engel olabilme ihitmalini sorguluyor kendi kendine. Bu düşüncelerden doğan bir sıkıntı kaplıyor içini, çeşitli gazeller yazmaya başlıyor. Tam bu sırada verilen bir pervane örneği var.

*...O sırada rahlesinin üstündeki mumun çevresinde dönen bir pervane dikkatini çekti. Alevin çevresinde halkalar çizerek dönüyor, her defasında çemberin yarı çapını daraltırcasına aleve biraz daha yaklaşıyordu. 'Galiba benim bu pervaneden farkım yok! O da bende bir ateşin çevresinde dönüp duruyoruz.' Göz kalbe iletiyordu güzelliği ve kalpte bir kıvılcım tutuşuyordu. Bu kıvılcım hem ışık, hem ateş olma potansiyeline sahipti. Işık olmanın yolu ateş olmaktan geçiyordu. Önce yanmak ve alevin ışığını süzerek nura döndürmek gerekiyordu. Gönülde tutuşan ateşi söndürmek için göz damla damla su akıtıyor, ancak gözyaşı ateşi söndürmekten ziyade onun hararetini artırıyordu. 'Şu mum mu bana benziyor; ben mi muma dönmüşüm? Galiba mumlar gibi kendi gözyaşlarımın denizinde boğulana kadar sürecek bu yangın!' diyordu. Pervanenin, kanadını muma değdirdiğini ve o ilk yanlış ile birlikte biraz gerilediğini gördü. Işığa vurgun pervanenin aşk azabını ilk tadışıydı bu.*

Farkına vardığı şu örnekten sonra içindeki aşkı söylemek için Tiryandafila'nın yanına gitme cesaretini buldu içinde ve yanında kırk tane inci tanesi verdi. Tiryandafila'nın Rahip babası bu aşka hiç sıcak bakmadı. Ebubekir Efendi de kavuşamayan aşıklar kervanına katılmış oldu. Tirayndafila gizliden gizli mektuplar yazdı Ebubekir Efendi'ye. Her mektubuyla birlikte kendisine verdiği incilerden bir tanesini saçının bir teline takarak kendisine gönderdi, karşılığını da Ebubekir Efendi'nin lirik gazelleri olarak okudu.

Ardından dört sene geçmiş Ebubekir Efendi Tiryandafila'nın aşkından vazgeçmemiş ve Papa, 'Eğer dinini değiştirip Hristiyan olursan sana kızımı veririm deyince bizim Müslüman Ebubekir Efendi o beklenen cümleyi kurmuş oldu: "Kırk yıllık Kâni olur mu yani!" Şimdi günümüzde kullanılan bu latifeli cümlenin de hikayesi bu şekildeymiş. Ebubekir Efendi gazellerinde mahlas olarak Kâni'yi kullanırmış. (Kâni, maden ocağından çıkarılmış cevher gibi sözler söyleyen)

Dininden vazgeçmeyen Ebubekir Efendi'nin bu tavrı karşısında Papaz kızını başka bir yere gönderir. Aradan yıllar geçer, Ebubekir Efendi bir sürgün gemisinde Tiryandafila'nın olduğu yere gelir. Karşılaşırlar ve Ebubekir Efendi Tiryandafila'yı görür görmez sesi titrer, gözü kararır ve yere yığılır. Gece, yakacak odun bulamayan Tiryandafila Ebubekir Efendi'nin üzerine kapanır ve onun üşümemesi için sarıp sarmalar. Ebubekir Efendi uyandığında son inci tanesinin mektubunu göndermediğini söyler. Tiryandafila, son mektubu gönderdiği taktirde Ebubekir Efendi'yi kaybetme korkusuyla göndermediğini söyler. Tüm gece üşümüş ve vücut sıcaklığını kaybetmiş olan Tiryandafila, başı Ebubekir Efendi'nin omuzlarına düşmüş şekilde ölmeye ramak kalmışken, Ebubekir Efendi son şiirini de Tiryandafila'ya okur ve yüzündeki son gülümsemesiyle huzurla ölür.

Üçüncü hikaye ise "Denizle Boyunca Aşk" isimli hikayedir. Istanbul'a Japonya'dan gelen heyete, iade-i ziyaret amacıyla bir geminin gönderilmesi ile başlar. Gemide Ali Ruhi Bey isminde, gemide gidilen yerde olup bitenleri yazmak için gelen bir sivil bulunuyordur ve bir teğmen olan, ünlü kaside şairi Nef'i Efendinin, uzaktan torunu olan Yusuf Naf'i ile olan aşk üzerine edilen sohbetleri bahsedilir. Birinden biri ortaya bir düşünce atar, soru sorar, diğeri bir beyit ya da hikaye ile cevap verir, düşünceyi pekiştirmiş olur. Zaman zaman geçen sohbetlerden bazılarını Aşkın Gözyaşları kitabındaki Şems ve Mevlana'nınkine benzettim.

Diğer hikaye "Aşk ve Şiir" isminde, Aşkî lakaplı İlyas ve Cemile arasında geçen uzun soluklu bir aşk hikayesidir. Bu sefer hikayenin içeriğinden çok anlatılmaya çalışılan fikirden bahsedeceğim. Incelememin başında, yaptığım tanımlamalar arasında, birbirinin zıttını oluşturan her şeydir demiştim. Bu hikayede de ilk olarak o cümlenin yansımalarını görüyoruz.
*Aşk hep böyleydi zaten. Âşığa niyazı, mâşuka nazı verir, oradaki eşitliği bozar, birini yüceltip diğerini düşkün hale koyar ve ortadaki liyakati kaldırırdı. Eşitlik ve liyakat oradan kalkınca sevilen ne dese, âşığına hangi zulmü reva göre mazur, seven ise neye uğrasa, hangi belaya tutulsa layıktır. Mâşukun kendisi her halükarda sevilendir, dolayısıyla istiğna (gönül tokluğu) onun özüne yerleşmiş olur. Aşığın kendisi de her durumda sevendir, yoksunlukta onun özünü kaplar.*

İfade edilen azlık-çokluk, derinlik-yüzeyselliğin belirtildiği zıtlık durumu, âşık ve mâşuğun rolleridir bir bakıma. Diğer anlatılmaya çalışılan mesele ise İlyas'ın Cemile'ye duyduğu aşkın kendini, beşeri aşktan ilahi aşka bırakmasıdır. Zaman zaman içindeki ilahi aşkı, Cemile'ye duyduğu aşk ile bir tutmaya kalksa da, tekkedeki şeyhinin anlattığı hikayelere verdiği örneklerle yine kendine gelmiş olacaktır.

Son hikaye ise "Yollarda" ismi ile, Sâ'di Çelebi ve Hersekzade arasında geçmekte. Yoğunlukta olarak birbirlerine yazdıkları mektupları okuyoruz. Yazıcının araya girerek belirttiği açıklamalar ile karmaşık ve karanlıkta kalan kısımlar açıklığa kavuşmuş oluyor.

Hikayelerin -ikinci hikaye hariç- içeriklerine çokça değinmek isteyip büyüsünü bozmayı istemedim. Derin hisler, hiç bozulmamış ve anlamdırılmamış cümlelerde saklıdır diyelim.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
İskender Pala nın çoğunu osmanlıcadan çeviri yaptığı osmanlı dönemine ait hikayeleri anlatıyor her hikaye bir roman gibi özellikle batan Ertuğrul gemisi olayı beni çok etkilemişti birde papazın kızına aşık olan Ebu Bekir efendinin hikayesi papazın dinini değiştir kızımı al sözüne meşhur ...Kırk yıllık kani olur mu yani ....sözü İYİ OKUMALAR.....
  • Aşka Dair
    7.7/10 (123 Oy)125 beğeni564 okunma175 alıntı4.626 gösterim
  • Leyla ile Mecnun
    8.4/10 (172 Oy)174 beğeni835 okunma111 alıntı9.013 gösterim
  • Kitab-ı Aşk
    8.1/10 (279 Oy)251 beğeni1.231 okunma263 alıntı5.215 gösterim
  • İsimle Ateş Arasında
    8.4/10 (152 Oy)160 beğeni553 okunma378 alıntı4.871 gösterim
  • Gülistan
    8.4/10 (193 Oy)176 beğeni692 okunma809 alıntı8.495 gösterim
  • Mahrem
    7.1/10 (209 Oy)159 beğeni1.008 okunma137 alıntı5.337 gösterim
  • Safahat
    9.0/10 (312 Oy)334 beğeni1.191 okunma325 alıntı7.520 gösterim
  • Bomba
    7.4/10 (91 Oy)68 beğeni722 okunma3 alıntı2.127 gösterim
  • Yanık Buğdaylar
    8.3/10 (108 Oy)103 beğeni632 okunma57 alıntı3.937 gösterim
  • Forsa
    8.1/10 (79 Oy)59 beğeni695 okunma12 alıntı2.194 gösterim
Ben bu kitapta neyi anladım, bana katkısı ne oldu, iyi ki okudum mu, kitapta anlatılan ideal aşk hakkında farklı bir şey öğrendim mi…öncelikle onu söylemek istiyorum.
1- Bana katkısı oldu. Katkısı da şu doğru bildiklerimi bir nevi teyit ettirdim.
2- İyi ki okudum. Çünkü o güzel sevdaların şu an çok zor olduğunu ama geçmişte yaşandığını ve geçmişte yaşandığı gerçeğine dayanarak şu anda da yaşamanın imkânsız olmadığını düşünmemi sağladı.
3- Pek farklı bir şey öğrenmedim. Ben zaten hep öyle düşündüm Allah’ın izni ile de Ahirete kadar da düşüneceğim.
Aşk neydi sahiden? Aşk sevgilinin gözlerinde tutsak olmak mı yoksa sevgiliyi delicesine sevmek mi ya da sevgilinin uğrunda ölmek mi? Neydi aşk,neden tanımlanamıyor bu üç harflik kelime! Aslında tanımlanmasın herkes kendi aşkını kendi sevdiğine göre tanımlasın… Kimisi için aşk bir çift göz, kimisi içinse saf bir tebessüm, kimisi içinse sevgili uğrunda her şeyi göze almak olsun. Hem böyle daha da iyi olmaz mı? Sadece senin, sana ait…Bana göre aşk yukarıda saydığım her şeyi göze almaktır.
Aşk için ne diyor Hazreti Mevlana;
“Aşk; bilmektir Ey sevgili!
Bir tek yâri bilmek, onu candan daha aziz bilmektir.
Ondan gayrı bildiklerinin hiçbir şey olduğunu, dünyanın onunla mana bulduğunu bilmektir.
Onun selamı ile gelen bela da olsa EyvAllah diyebilmektir.
Kızmana, gülmene, gelmene, gitmene hepsine EyvaAllah… Bilesin!”
“RABBİM HERKESE UĞRUNDA HER ŞEYİ FEDA EDECEK KADAR BİR AŞK NASİP EYLESİN…”
Kitapla ilgili pek bir şey yazmadım ama kitap hakkında az çok fikir edinmenizi sağlayacak kadar bir şeyler yazmaya çalıştım. İnşaAllah faydalı olur.
“Yar! Yüreğim yar,
Gör ki neler var.”
YUNUS
Böyle güzel bir söylemle başlayan kitapta önünüze çıkanlara hazırlıklı olmanız gerektiği kanaatindeyim. ŞEHNAZ BESTE kısmıyla kitap başlar. Dilşeker musikinin büyüsüne kendini kaptırmış hiçbir şeyin farkında olmayan Dilşeker. Ve tabi ki müziklerinin dinleyicisi olan babaannesi Hayalhatun. Dilşeker kendini musikinin büyüsüne kaptırmış ama babaannesinin müziğin sözlerinden ne derecede etkilendiğinin farkında bile değil. Babaanne de ne anasının gözüdür geçmişteki aşkını “şairi” hatırlıyor. Neylersin aşk bu ne yaş tanır ne de mazi Allah yardım etsin…. Hikâye babaannenin aşkıyla devam eder. Ne mi oldu? Kusura bakmayın onu da siz okuyuverin güzel şeylerle karşılaşacağınızı düşünüyorum ;)
“Pervanenin Kanatlarında” bölümünde ise Müslüman Ebubekir Efendi ve Hristiyan Tiryandafila ya da gerçek adıyla Despina arasında geçen aşk anlatılıyor. Aralarındaki yaş farkı da oldukça fazla. Eee olur mu öyle şey diyeceksiniz, efendim olur hem de bal gibi olur dedim ya aşk bu! Ebubekir Efendi Despina’ya aşık olur ama aradaki kültürel, sosyal ve dinsel farklılıkları da göz ardı etmez. Despina’nın babasının ona Hristiyan ol kızımı sana vereyim demesi de bu konuda haklı olduğunu da gösteriyor. Bu talep üzerine yıllarca hafızalardan silinmeyecek söz dökülür Ebubekir Efendi’nin dudaklarından “ kırk yıllık Kâni olur mu Yani!..” Olaylar tabi bu kadar hızlı gelişmiyor kitabı okuyunca nasıl olduğu konusunda olduğunu merak edenler fark edeceklerdir.
“Denizler Boyunca Aşk” bölümünde ise öncelikle neden bölümün adının bu olduğunu söylemek istiyorum. Japon heyetine iade-i ziyaret amaçlı görevlendirilen heyet ile beraber giden Ali Ruhi Bey ve Zabit’in dertleşmesi ile başlayan ve özlemin onları ne derece etkilediğini birbirleriyle yaptıkları sohbetlerden anlıyoruz. Hikaye değişik örneklerle desteklenerek devam ediyor.
“Aşk ve Şiir” adlı 4. bölümle kitap devam eder. Bu bölümde de İlyas ve Cemile’nin aşk hikâyesine şahitlik ediyoruz. Bu bölüm oldukça karışık. Bu bölümden sizlere söyleyebileceğim tek şey; ortada uzun yıllar boyunca yaşanan kavuşma hasreti, daha sonrasında kavuşma. İlyas’ın kör olma süreci var. Yani anlayacağınız olaylar olaylar…..
“Yollarda” son bölümle de kitap biter. Bu bölümde ise ortada sürekli olarak yapılan bir mektuplaşma süreci var ve bu mektuplar sayesinde de kafalardaki soru işaretleri de cevap buluyor. Açıkçası bu bölümde oldukça sıkıldım.
Okursanız iyi olur :) Şimdiden bol istifade edip bu istifade ettiklerinizi hayatınızda da uygulamanızı temenni ediyorum. İyi Okumalar…
Birkaç aşk hikayesiyle aşkı anlatmaya çalışmış bu eserde İskender Pala. Eski zamanlardan kalma aşk öyküleri ancak bunlar mektuplarla ortaya çıkmış zaten aşklarının ölümsüz olmasının sebebide hiç biri kavuşamamış çok acı çekmiş aşıklar insan kitabı okudukça nerede o aşklar nerede o aşıklar diyor insan.
Işık olmanın yolu ateş olmaktan geçiyordu. Önce yanmak ve alevin ışığını süzerek nura döndürmek gerekiyordu. Hayat bir filmse sen en güzel sahnemsin
Aşk ölümdür fikrine kendini inandırmış biri olarak bu kitabı okurken fikirlerimin üzerine oturtulduğu taşlar yerlerinden oynadı. Bir gün bir yerlerde birilerinin aşkı doyasıya yaşamış olmaları ve bunca sadakat insanı şaşırtıyor.iskender pala nın eşsiz anlatımıyla divan edebiyatının güzelliğini gözler önüne seriyor. gerçek aşkı anlamak isteyen herkes okumalı. zaten bu kitabı okuyan artık iskender pala nın bütün kitaplarını okumayı isteyecektir..bitirene kadar yerinizden kalkamayacağınız bir kitap...
Aşk... 3 Harf 1 Kelime ancak dünya batana kadar daha çok yazılacak, anlatılacak... Bu anlatımlardan en naifi, en pürüzsüzu ve kalbe dokunanı da İskender Pala'nın Aşkname kitabıdır sanırım. Okuyup pişman olmayacağınıza eminim.
İskender Pala'nın eserlerini çok beğenerek, içine gömülerek okurum. Fakat bu kitabı oldukça ilgisiz kalarak okudum. Benle ilgili bir sorun mu yoksa gerçekten sıkıcı bir kitap mı bilmiyorum. Benim beklentilerimin çok altında kaldı. Bir de 1000kitaptaki puanlaması güzel olunca, çok çok büyük umutlar besleyerek aldım bu kitabı.
İskender Pala bu kitabı " Aşkname " de,Osmanlı Devleti döneminde yaşanmış olan << Şehnaz Beste,Pervanenin Kanatlarında,Denizler Boyunca Aşk,Aşk ve Şiir,Yollarda >> adlı beş farklı ' aşk ' hikayesini anlatıyor.Şiir ve Şair severlere tavsiye eder,iyi okumalar dilerim.
Aşkname adlı bu kitap 5 hikayeden oluşmaktadır. Biraz ağır süslü bir dil kullanmasına rağmen kitabın içindeki hikayeler oldukça zevk vericidir. Hikayelerin içinde ,Oldukça güzel tamlamalar bulunmaktadır
Severek aldığım, severek okuduğum, huzurlu bir kalple bitirdiğim güzel kitap. İçinde ki hikayeler Osmanlı döneminden kalma olduğu için herkese hitap etmeye bilir. Ama eskiyi sevene güzeldir bu kitap. Özellikle mektuplar çok hoş içinde anlatılan hikayeler naif. Ozellikle ruhuma bir incelik gelsin diye ara ara açar içindeki bir hikayeyi okurum.
İskender Pala yine Divan Edebiyatını merkezde tutarak eski devirlere ve o devirlerin özgün aşk hikayelerine gidiyor.
Beş farklı hikaye var bu kitabında ve 5'i de aşka dair. Hikayeler gayet iyi ancak itiraf edeyim, benim en çok 5. hikaye olan "Yollarda" hoşuma gitti. Şair Sadi'nin Cem Sultan'ın dostluğundaki ömrü, sevdası ve bence sürpriz sonu ile o hikaye diğerlerinden birkaç gömlek daha iyiydi.
Bir gece pervaneler dernek olmuş , bir mumu nasıl bulabileceklerini tartışıyorlardı. Içlerinden biri önerdi :
"Hepimiz birden niye gidip yorulalım ki, birimiz gidip mum bulsun , sonra gelip bize haber versin "
İskender Pala
Sayfa 111 - Kapı Yayınları
Aşk akıl ile çelişir ve biri gelince diğeri pılını pırtısını toplamaya başlar.
İskender Pala
Sayfa 107 - Kapı Yayınları
Onun için, ona adanmış bir şiir olsun istemişti. Ve istemişti ki eğer bu şiir Hayal Hatun'dan başkasının eline geçerse onu sıradan bir gazel sanmalı, ama eğer o okursa her şeyin yalnızca kendisini anlatıyor olduğunu görmeliydi.
İskender Pala
Sayfa 43 - Kapı Yay.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Aşkname
Baskı tarihi:
Ağustos 2012
Sayfa sayısı:
226
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944486552
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
Dilenciden sultana, köleden efendiye

Hânım hey!..

Sen ki muhabbet gülistanıma revnak bağışlayanım, efendimsin.

Sen ki arzum, emelim, hicranım ve elemimsin,

Ayrılığından dolayı yardım dilenmeye takatim yok senden, kapında kendini kaybedenlere gıptayla geçen ömrümde bir takate de ihtiyacını kalmadı artık. Sevgili eşiğinde ölene değil sağ kalana şaşmak gerekir, der bir bilge ama ben senden uzakta, aşkınla hasta ama aşk sayesinde sıhhatteyim. Araya bunca yılın hasreti girmişken bir gün seni görmeye dayanabilir miyim bilmem, ama her sabah seni görüyor ve yüzünden aldığı güzellik ile insan içine çıkıyor diye güneşe, eşiğini döne dolaşa senden nur çalıyor diye her aksar mehtaba bakıyorum, bilesin. "Bugün nasılsın ey kâinatın başı dönmüş yıldızı?" diyorum ona, hasbihal ediyorum; "Ne haldedir sevgilim, hoş mudur, safaca mıdır İstanbullar sultanı bugün?" diye tekrar soruyorum. "Hiç benim bulunduğum yerden daha kederli bir âleme doğdun mu sen; hiç aşkta altüst olmuş bencileyin bir firkatzede üzerine parladın mı?" diye sitem ediyorum bazen... Velhasıl günlerce ve gecelerce güneşlere ve aylara durmadan ve dinlemeden seni soruyorum, hâlâ bir haberini alamayışımı şikâyetle söylüyor, anlatıyorum. Senin beni unutma ihtimalini hatırlayıp çıldırıyorum bazı günler ve bazı geceler yüzünü eskisi gibi hayal edemeyeceğimden korkup kahroluyorum. Sonra tövbeler ediyorum. Seni unutma ihtimalini düşündüğüm için.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 582 okur

  • gokhansaki
  • Ahmet Gürses
  • Ozkanc
  • Gkcsvd
  • Cemre Can
  • Kitaplarca
  • Feyza yıldız
  • B.Y.
  • SfLoria
  • Fatma Zehra

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.5
14-17 Yaş
%2
18-24 Yaş
%20.1
25-34 Yaş
%38.6
35-44 Yaş
%24.8
45-54 Yaş
%6.7
55-64 Yaş
%1.2
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%67
Erkek
%33

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%31.6 (43)
9
%19.1 (26)
8
%24.3 (33)
7
%13.2 (18)
6
%2.9 (4)
5
%4.4 (6)
4
%0.7 (1)
3
%0.7 (1)
2
%0.7 (1)
1
%2.2 (3)

Kitabın sıralamaları