·
Okunma
·
Beğeni
·
8434
Gösterim
Adı:
Aşkname
Baskı tarihi:
Ağustos 2012
Sayfa sayısı:
226
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944486552
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
Baskılar:
Aşkname
Aşkname (Cep boy)
Dilenciden sultana, köleden efendiye

Hânım hey!..

Sen ki muhabbet gülistanıma revnak bağışlayanım, efendimsin.

Sen ki arzum, emelim, hicranım ve elemimsin,

Ayrılığından dolayı yardım dilenmeye takatim yok senden, kapında kendini kaybedenlere gıptayla geçen ömrümde bir takate de ihtiyacını kalmadı artık. Sevgili eşiğinde ölene değil sağ kalana şaşmak gerekir, der bir bilge ama ben senden uzakta, aşkınla hasta ama aşk sayesinde sıhhatteyim. Araya bunca yılın hasreti girmişken bir gün seni görmeye dayanabilir miyim bilmem, ama her sabah seni görüyor ve yüzünden aldığı güzellik ile insan içine çıkıyor diye güneşe, eşiğini döne dolaşa senden nur çalıyor diye her aksar mehtaba bakıyorum, bilesin. "Bugün nasılsın ey kâinatın başı dönmüş yıldızı?" diyorum ona, hasbihal ediyorum; "Ne haldedir sevgilim, hoş mudur, safaca mıdır İstanbullar sultanı bugün?" diye tekrar soruyorum. "Hiç benim bulunduğum yerden daha kederli bir âleme doğdun mu sen; hiç aşkta altüst olmuş bencileyin bir firkatzede üzerine parladın mı?" diye sitem ediyorum bazen... Velhasıl günlerce ve gecelerce güneşlere ve aylara durmadan ve dinlemeden seni soruyorum, hâlâ bir haberini alamayışımı şikâyetle söylüyor, anlatıyorum. Senin beni unutma ihtimalini hatırlayıp çıldırıyorum bazı günler ve bazı geceler yüzünü eskisi gibi hayal edemeyeceğimden korkup kahroluyorum. Sonra tövbeler ediyorum. Seni unutma ihtimalini düşündüğüm için.
(Tanıtım Bülteninden)
226 syf.
·Beğendi·10/10
Aşk'ın tanımı konusunda aşkın bir çaba var, herkesin dilinde. Aşk şudur, aşk budur, aşk şöyledir, aşk böyledir vesaire. Sözlük anlamı, yoğun sevgi. Ancak bu tanım asla aşk kavramını karşılayabilecek kudrette olmayan bir tanımdır. Aşk kelimelerle ifade edilebilecek, herhangi bir şeyle ölçülebilecek bir kavram değildir. Aşk'ın, yaşamın ta kendisi olduğunu anlatıyor Aşkname kitabı. Öyle nahif, öyle içten. İçinde hikâyeler barındıran bu eserde Osmanlı Dönemi'ndeki aşk hikâyeleri anlatılıyor. Hem de Divan Edebiyatı tadında... Şair Nigar Hanım'ın aşkıyla başlıyor. Nigar Hanım ki Divan Edebiyatı'nın en önemli kadın şairi. Nazan Bekiroğlu'nun doktoradaki araştırma konusu. Şair Nigar Hanım aşkının alevine dayanamayınca yürek yakıcı kelimelerle enfes bir şiir kaleme alır ki bu dahi aşkın ne yüce bir kavram olduğunu harf harf haykırır:
"Feryâd ki feryâdıma imdâd edecek yok
Efsûs ki gamdan beni âzâd edecek yok
Te'sir-i muhabbetle yıkılmış müteellim
Virane dili bir dahi âbâd edecek yok
Yâ Râb ne için zâr-ı Nigârı şu cihanda
Nâşâd edecek çoksa da dil-şâd edecek yok"
Aşk'a susamış gönüllerin mutlaka hissede hissede okuması gereken bir eser.
226 syf.
·Beğendi·10/10
Bir edebiyat aşığı olarak İskender Pala'yı okumak çok ihtişamlı ,naif cümleleriyle, imtiyazlı, duygu yüklü aşkı kalbin ruha idrakıyla okuduğum güzel eserlerinden biri daha...İnsanın içine sımsıcak sevgi suyunu damla damla akıtan, aşkın ve sevginin en güzel hülyasında ,çiçek bahçelerinde gezindiren,hayali serüveni ruhunuza işleten nadide eser. Farkllı bir üslûbuyla okuyucuya sunulmuş,dili ağır akıcı olmamasına rağmen İskender Pala severlerin kütüphanesinde bulundurulmalı...Kalpten hissedilen ilahi aşkla, ruhunuzu bezeyan eyleyen, aşığın maşuğunun peşinden koşan, serüven dolu yaşamını anlatan, baş yapıt eserlerden biri okumanızı tavsiye ediyorum.


Bütün iyi dilekler ve selamlardan sonra...

Dilenciden sultana, köleden efendiye

Hânım hey!..

Sen ki mahabbet gülistanıma revnak bağışlayanım, efendimsin,

Sen ki arzum, emelim, hicranım ve elemimsin,

Ayrılığından dolayı yardım dilenmeye takatim yok senden, kapında kendini kaybedenlere gıptayla geçen ömrümde bir takate de ihtiyacım kalmadı artık. Sevgili eşiğinde ölene değil sağ kalana şaşmak gerekir, der bir bilge ama ben senden uzakta, aşkınla hasta, ama aşk sayesinde sıhhatteyim. Araya bunca yılın hasreti girmişken bir gün seni görmeye dayanabilir miyim bilmem, ama her sabah seni görüyor ve yüzünden aldığı güzellik ile insan içine çıkıyor diye güneşe, eşiğini döne dolaşa senden nur çalıyor diye her akşam mehtaba bakıyorum, bilesin. "Bugün nasılsın ey kâinatın başı dönmüş yıldızı?" diyorum ona, hasbıhal ediyorum; "Ne haldedir sevgilim, hoş mudur, sofaca mıdır İstanbullar sultanı bugün?" diye tekrar soruyorum. "Hiç benim bulunduğum yerden daha kederli bir âleme doğdun mu sen; hiç aşkta altüst olmuş bencileyin bir firkatzede üzerine parladın mı?" diye sitem ediyorum bazen... Velhasıl günlerce ve gecelerce güneşlere ve aylara durmadan ve dinlenmeden seni soruyorum, hâlâ bir haberini alamayışımı şikâyetle söylüyor, anlatıyorum. Senin beni unutma ihtimalini hatırlayıp çıldırıyorum bazı günler ve bazı geceler yüzünü eskisi gibi hayal edemeyeceğimden korkup kahroluyorum. Sonra tevbeler ediyorum. Seni unutma ihtimalini düşündüğüm için.
226 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Bu sefer nasıl bir giriş yapacağım hakkında hiçbir fikrim yok. Aşk izah edilebilir mi, belli kalıplara sığdırabilir mi? Kelime ile açıklanacak bir durum değil, his ile gösterilemeyen, eskiden beri kullanıldığı haliyle, midede kelebekler uçuşması vaziyetidir. Tabiatı dolayısıyla hareketsiz duran bir taşa anlam yüklemek, Sohrap Sepehri'nin tabiriyle, taşın bile halinden anlamaktır. Şu son cümlemi okuyan aşık bir insan, "taşın bile" deyişimdeki taşı küçümsememi, yargılayacaktır belki de.

Nedir peki? Fikir ve duygu karışımı, akıl ve kalp kavgasıdır. Incecik bir ipe atılan sıkı düğümdür. Sadece üç harf içine sığmaya çalışmış lakin her seferinde insandan da taşmış bir sarhoşluk halidir. Ateş ve suyun aynı ortamda varoluş sanatıdır. Birbirinin zıttını oluşturan her şeydir. Yıllardan beri açıklanamayan bir sır olarak kalırken gönüllerde, sinirbilimcilerin, aşkın nörobiyolojisi başlığı altında çalışmalara ayrılan zamanın ana temasıdır. Bazen tüm suçu Eros'a atmak, mantıklı hareket edeceğim derken akıl ve korkunun esiri olmaktır. Bazen bomboş gibi görünen bir sayfanın, daha da boş bir köşesine yazılmayı bekleyen kelimedir. Susarak konuşmayı bilmek, derin sessizliklerde bulunmuş ve içinde kaybolunmuş huzurdur. Göz göze gelebilmenin bayıltıcı etkisini hissedebilmek, duyulacak bir ses tonunun gönülde iz bırakabileceğine şahit olmaktır. Hayatın süreğen akışında boğulmak, öldüm zannederken yeniden can bulma sırrına erişebilmektir.

Tüm bunları söylüyorum ama net şekilde işte şudur diyebileceğim bir tanımı da yoktur. Kendimce ve anlatabildiğim kadarıyla yansımalarını bahsetmekle yetiniyorum. Iskender Pala'nın kendisi de aynı fikirde. Tanımlamayan... Belki binlerce kez tanımı yapılmış olmasına rağmen tanımlanamayan, diyor. Aşkın tanımlanmaya ihtiyacı yok ki zaten, hissedilsin hakkıyla, yeter! Denir ya yine, "Gülü tarife ne hâcet, ne çiçektir biliriz."

Tanımlanamayan bu aşk kelimesinin yansımalarını görüyoruz kitapta. Beş farklı hikaye, kimisi yarım kalmış, kimisinden dolup taşmış. Ilk hikaye "Şehnaz Beste" isminde, Hayal Banu ve bir şair arasında geçiyor. Babanne makamındaki Hayal Banu ve torunu Dilşeker otururken, Dilşeker tamburu ile öğrendiği Şehnaz Beste'yi çalmaya başlar. Hayal Banu'da zamanında kalma derin bir anlamı olan bu besteyi yıllar sonra duyduğu an yarası kabuk bağladığı yerden kanar. Ürperir, halden hale girer. Hayal Banu kapanan eski defterlerin yeninden aklında ve kalbinde hatırlanmasıyla hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlar. Düşünür, düşünür ve düşünür. Dilşeker ne olduğunun farkında bile değildir, gördüklerine anlam veremez. Hayal Banu aşkın, içinde yanan mum ışığında, elinde sıkıca tutulmuş bir kağıt ve gümüş bir kolye ile sanki bu besteyi duymayı beklemiş gibi hayata gözlerini yumar.
Hayal Banu ve şair birbirlerine mektup göndermişlerdir. Anlaşma şekilleri ve birbirini tamamlayış şekillerini sadece kendileri anlıyordur. Birbirlerine has olan bir anlaşma.
*Bu Hayal Banu'nun gülümsemesidir*, cevabına karşın, *Bu, şairin gülümsemesidir*, cevabı.

Kitapla alakalı okuduğum birkaç yorum, hikayelerdeki aşk kavramının abartıldığı, bu kadar olamayacağı, aşklarda gösterilen fedakarlıkların, günümüz zamanında bulunamayacağı şeklinde. Ben öyle olduğunu düşünmüyorum açıkçası. O zamanlarda yaşanmış şeylerde kadir kıymet kavramı varmış, insanlar hislerini göz nazarında tutarlarmış. Şimdiki kanıtı zaten, Şu anda 19.yy'dan kalma hikayelerin çevirilerini okuyor olmak.

İkinci hikaye "Pervanenin Kanatlarında" isminde. Bu hikayeyi daha önce, yine İskender Pala'nın Kitab-ı Aşk kitabının en sonunda okumuştum. O zaman çok beğenip tekrar tekrar döndüğüm bir hikâyeydi. Şimdi başka örneklerini de görmek beni ayrı şekilde mutlu ediyor. Hikâye Ebubekir Efendi ve Tiryandafila arasında geçiyor. Kırk yaşını almış Ebubekir Efendi, Hristiyan papazın kızı Tiryandafila'yı görüp aşık olmasıyla başlıyor her şey. Bu niyetini Tiryandafila'ya söylemeden önce Müslüman birinin Hristiyan birine olan aşkının ilerde nasıl şekilleneceğini düşünüyor. Ilerlemiş olan yaşının engel olabilme ihitmalini sorguluyor kendi kendine. Bu düşüncelerden doğan bir sıkıntı kaplıyor içini, çeşitli gazeller yazmaya başlıyor. Tam bu sırada verilen bir pervane örneği var.

*...O sırada rahlesinin üstündeki mumun çevresinde dönen bir pervane dikkatini çekti. Alevin çevresinde halkalar çizerek dönüyor, her defasında çemberin yarı çapını daraltırcasına aleve biraz daha yaklaşıyordu. 'Galiba benim bu pervaneden farkım yok! O da bende bir ateşin çevresinde dönüp duruyoruz.' Göz kalbe iletiyordu güzelliği ve kalpte bir kıvılcım tutuşuyordu. Bu kıvılcım hem ışık, hem ateş olma potansiyeline sahipti. Işık olmanın yolu ateş olmaktan geçiyordu. Önce yanmak ve alevin ışığını süzerek nura döndürmek gerekiyordu. Gönülde tutuşan ateşi söndürmek için göz damla damla su akıtıyor, ancak gözyaşı ateşi söndürmekten ziyade onun hararetini artırıyordu. 'Şu mum mu bana benziyor; ben mi muma dönmüşüm? Galiba mumlar gibi kendi gözyaşlarımın denizinde boğulana kadar sürecek bu yangın!' diyordu. Pervanenin, kanadını muma değdirdiğini ve o ilk yanlış ile birlikte biraz gerilediğini gördü. Işığa vurgun pervanenin aşk azabını ilk tadışıydı bu.*

Farkına vardığı şu örnekten sonra içindeki aşkı söylemek için Tiryandafila'nın yanına gitme cesaretini buldu içinde ve yanında kırk tane inci tanesi verdi. Tiryandafila'nın Rahip babası bu aşka hiç sıcak bakmadı. Ebubekir Efendi de kavuşamayan aşıklar kervanına katılmış oldu. Tirayndafila gizliden gizli mektuplar yazdı Ebubekir Efendi'ye. Her mektubuyla birlikte kendisine verdiği incilerden bir tanesini saçının bir teline takarak kendisine gönderdi, karşılığını da Ebubekir Efendi'nin lirik gazelleri olarak okudu.

Ardından dört sene geçmiş Ebubekir Efendi Tiryandafila'nın aşkından vazgeçmemiş ve Papa, 'Eğer dinini değiştirip Hristiyan olursan sana kızımı veririm deyince bizim Müslüman Ebubekir Efendi o beklenen cümleyi kurmuş oldu: "Kırk yıllık Kâni olur mu yani!" Şimdi günümüzde kullanılan bu latifeli cümlenin de hikayesi bu şekildeymiş. Ebubekir Efendi gazellerinde mahlas olarak Kâni'yi kullanırmış. (Kâni, maden ocağından çıkarılmış cevher gibi sözler söyleyen)

Dininden vazgeçmeyen Ebubekir Efendi'nin bu tavrı karşısında Papaz kızını başka bir yere gönderir. Aradan yıllar geçer, Ebubekir Efendi bir sürgün gemisinde Tiryandafila'nın olduğu yere gelir. Karşılaşırlar ve Ebubekir Efendi Tiryandafila'yı görür görmez sesi titrer, gözü kararır ve yere yığılır. Gece, yakacak odun bulamayan Tiryandafila Ebubekir Efendi'nin üzerine kapanır ve onun üşümemesi için sarıp sarmalar. Ebubekir Efendi uyandığında son inci tanesinin mektubunu göndermediğini söyler. Tiryandafila, son mektubu gönderdiği taktirde Ebubekir Efendi'yi kaybetme korkusuyla göndermediğini söyler. Tüm gece üşümüş ve vücut sıcaklığını kaybetmiş olan Tiryandafila, başı Ebubekir Efendi'nin omuzlarına düşmüş şekilde ölmeye ramak kalmışken, Ebubekir Efendi son şiirini de Tiryandafila'ya okur ve yüzündeki son gülümsemesiyle huzurla ölür.

Üçüncü hikaye ise "Denizle Boyunca Aşk" isimli hikayedir. Istanbul'a Japonya'dan gelen heyete, iade-i ziyaret amacıyla bir geminin gönderilmesi ile başlar. Gemide Ali Ruhi Bey isminde, gemide gidilen yerde olup bitenleri yazmak için gelen bir sivil bulunuyordur ve bir teğmen olan, ünlü kaside şairi Nef'i Efendinin, uzaktan torunu olan Yusuf Naf'i ile olan aşk üzerine edilen sohbetleri bahsedilir. Birinden biri ortaya bir düşünce atar, soru sorar, diğeri bir beyit ya da hikaye ile cevap verir, düşünceyi pekiştirmiş olur. Zaman zaman geçen sohbetlerden bazılarını Aşkın Gözyaşları kitabındaki Şems ve Mevlana'nınkine benzettim.

Diğer hikaye "Aşk ve Şiir" isminde, Aşkî lakaplı İlyas ve Cemile arasında geçen uzun soluklu bir aşk hikayesidir. Bu sefer hikayenin içeriğinden çok anlatılmaya çalışılan fikirden bahsedeceğim. Incelememin başında, yaptığım tanımlamalar arasında, birbirinin zıttını oluşturan her şeydir demiştim. Bu hikayede de ilk olarak o cümlenin yansımalarını görüyoruz.
*Aşk hep böyleydi zaten. Âşığa niyazı, mâşuka nazı verir, oradaki eşitliği bozar, birini yüceltip diğerini düşkün hale koyar ve ortadaki liyakati kaldırırdı. Eşitlik ve liyakat oradan kalkınca sevilen ne dese, âşığına hangi zulmü reva göre mazur, seven ise neye uğrasa, hangi belaya tutulsa layıktır. Mâşukun kendisi her halükarda sevilendir, dolayısıyla istiğna (gönül tokluğu) onun özüne yerleşmiş olur. Aşığın kendisi de her durumda sevendir, yoksunlukta onun özünü kaplar.*

İfade edilen azlık-çokluk, derinlik-yüzeyselliğin belirtildiği zıtlık durumu, âşık ve mâşuğun rolleridir bir bakıma. Diğer anlatılmaya çalışılan mesele ise İlyas'ın Cemile'ye duyduğu aşkın kendini, beşeri aşktan ilahi aşka bırakmasıdır. Zaman zaman içindeki ilahi aşkı, Cemile'ye duyduğu aşk ile bir tutmaya kalksa da, tekkedeki şeyhinin anlattığı hikayelere verdiği örneklerle yine kendine gelmiş olacaktır.

Son hikaye ise "Yollarda" ismi ile, Sâ'di Çelebi ve Hersekzade arasında geçmekte. Yoğunlukta olarak birbirlerine yazdıkları mektupları okuyoruz. Yazıcının araya girerek belirttiği açıklamalar ile karmaşık ve karanlıkta kalan kısımlar açıklığa kavuşmuş oluyor.

Hikayelerin -ikinci hikaye hariç- içeriklerine çokça değinmek isteyip büyüsünü bozmayı istemedim. Derin hisler, hiç bozulmamış ve anlamdırılmamış cümlelerde saklıdır diyelim.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
226 syf.
·Beğendi·10/10
Öyle güzel bir kitap okudum ki kelimelerle ifade etmek zor olacak. Aşk kelimelerle ifade edilebilir mi, belli kalıplara sığdırılabili rmi ya da genellenebilir mi bilmiyorum ama okuduğum 5 hikaye de ben aşkı en içimden yaşadım. Bence iskender Pala da aşkın tanımı zor olduğu için bu güzel hikayelerin arasına gizlemiş aşkın en güzel hallerini. En güzel halleri diyorum çünkü bir çok şekli var aşkın. Mesela sır olan aşklar var. Aşıkla beraber mezara giden kutsal aşklar. Ya da masuğunun mutluluğu için kendi mutsuzlu ile ömür geçiren aşıklar. Veya aşkı n acısı yla mutlu olup ona kavuş maktan çok hasret çekmeyi seven aşıklar. Hayal Banu'nun şaire olan aşkı, Ebubekir Efendinin Papazın kızı Triyandafıla'ya aşkı, Ali Ruhi Bey ile Yusuf Nafi'nin japonyaya gönderilen gemide aşk Üzerinden konuşmaları, ilyas'in C emile'nin aşkın ile ilahi aşka yükselmesi ve son hikayedeki yürek burkan mektuplarla aşkın insanı nasıl halden hale soktuğunu gör düm. Yazarın okuduğum her kitabı güzeldi ama bu ayrı bir güzeldi. Tavsiyemdir, alın okuyun muhakkak.
226 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Aşk ölümdür fikrine kendini inandırmış biri olarak bu kitabı okurken fikirlerimin üzerine oturtulduğu taşlar yerlerinden oynadı. Bir gün bir yerlerde birilerinin aşkı doyasıya yaşamış olmaları ve bunca sadakat insanı şaşırtıyor.iskender pala nın eşsiz anlatımıyla divan edebiyatının güzelliğini gözler önüne seriyor. gerçek aşkı anlamak isteyen herkes okumalı. zaten bu kitabı okuyan artık iskender pala nın bütün kitaplarını okumayı isteyecektir..bitirene kadar yerinizden kalkamayacağınız bir kitap...
226 syf.
·Beğendi·9/10
İskender Pala nın çoğunu osmanlıcadan çeviri yaptığı osmanlı dönemine ait hikayeleri anlatıyor her hikaye bir roman gibi özellikle batan Ertuğrul gemisi olayı beni çok etkilemişti birde papazın kızına aşık olan Ebu Bekir efendinin hikayesi papazın dinini değiştir kızımı al sözüne meşhur ...Kırk yıllık kani olur mu yani ....sözü İYİ OKUMALAR.....
226 syf.
Ben bu kitapta neyi anladım, bana katkısı ne oldu, iyi ki okudum mu, kitapta anlatılan ideal aşk hakkında farklı bir şey öğrendim mi…öncelikle onu söylemek istiyorum.
1- Bana katkısı oldu. Katkısı da şu doğru bildiklerimi bir nevi teyit ettirdim.
2- İyi ki okudum. Çünkü o güzel sevdaların şu an çok zor olduğunu ama geçmişte yaşandığını ve geçmişte yaşandığı gerçeğine dayanarak şu anda da yaşamanın imkânsız olmadığını düşünmemi sağladı.
3- Pek farklı bir şey öğrenmedim. Ben zaten hep öyle düşündüm Allah’ın izni ile de Ahirete kadar da düşüneceğim.
Aşk neydi sahiden? Aşk sevgilinin gözlerinde tutsak olmak mı yoksa sevgiliyi delicesine sevmek mi ya da sevgilinin uğrunda ölmek mi? Neydi aşk,neden tanımlanamıyor bu üç harflik kelime! Aslında tanımlanmasın herkes kendi aşkını kendi sevdiğine göre tanımlasın… Kimisi için aşk bir çift göz, kimisi içinse saf bir tebessüm, kimisi içinse sevgili uğrunda her şeyi göze almak olsun. Hem böyle daha da iyi olmaz mı? Sadece senin, sana ait…Bana göre aşk yukarıda saydığım her şeyi göze almaktır.
Aşk için ne diyor Hazreti Mevlana;
“Aşk; bilmektir Ey sevgili!
Bir tek yâri bilmek, onu candan daha aziz bilmektir.
Ondan gayrı bildiklerinin hiçbir şey olduğunu, dünyanın onunla mana bulduğunu bilmektir.
Onun selamı ile gelen bela da olsa EyvAllah diyebilmektir.
Kızmana, gülmene, gelmene, gitmene hepsine EyvaAllah… Bilesin!”
“RABBİM HERKESE UĞRUNDA HER ŞEYİ FEDA EDECEK KADAR BİR AŞK NASİP EYLESİN…”
Kitapla ilgili pek bir şey yazmadım ama kitap hakkında az çok fikir edinmenizi sağlayacak kadar bir şeyler yazmaya çalıştım. İnşaAllah faydalı olur.
“Yar! Yüreğim yar,
Gör ki neler var.”
YUNUS
Böyle güzel bir söylemle başlayan kitapta önünüze çıkanlara hazırlıklı olmanız gerektiği kanaatindeyim. ŞEHNAZ BESTE kısmıyla kitap başlar. Dilşeker musikinin büyüsüne kendini kaptırmış hiçbir şeyin farkında olmayan Dilşeker. Ve tabi ki müziklerinin dinleyicisi olan babaannesi Hayalhatun. Dilşeker kendini musikinin büyüsüne kaptırmış ama babaannesinin müziğin sözlerinden ne derecede etkilendiğinin farkında bile değil. Babaanne de ne anasının gözüdür geçmişteki aşkını “şairi” hatırlıyor. Neylersin aşk bu ne yaş tanır ne de mazi Allah yardım etsin…. Hikâye babaannenin aşkıyla devam eder. Ne mi oldu? Kusura bakmayın onu da siz okuyuverin güzel şeylerle karşılaşacağınızı düşünüyorum ;)
“Pervanenin Kanatlarında” bölümünde ise Müslüman Ebubekir Efendi ve Hristiyan Tiryandafila ya da gerçek adıyla Despina arasında geçen aşk anlatılıyor. Aralarındaki yaş farkı da oldukça fazla. Eee olur mu öyle şey diyeceksiniz, efendim olur hem de bal gibi olur dedim ya aşk bu! Ebubekir Efendi Despina’ya aşık olur ama aradaki kültürel, sosyal ve dinsel farklılıkları da göz ardı etmez. Despina’nın babasının ona Hristiyan ol kızımı sana vereyim demesi de bu konuda haklı olduğunu da gösteriyor. Bu talep üzerine yıllarca hafızalardan silinmeyecek söz dökülür Ebubekir Efendi’nin dudaklarından “ kırk yıllık Kâni olur mu Yani!..” Olaylar tabi bu kadar hızlı gelişmiyor kitabı okuyunca nasıl olduğu konusunda olduğunu merak edenler fark edeceklerdir.
“Denizler Boyunca Aşk” bölümünde ise öncelikle neden bölümün adının bu olduğunu söylemek istiyorum. Japon heyetine iade-i ziyaret amaçlı görevlendirilen heyet ile beraber giden Ali Ruhi Bey ve Zabit’in dertleşmesi ile başlayan ve özlemin onları ne derece etkilediğini birbirleriyle yaptıkları sohbetlerden anlıyoruz. Hikaye değişik örneklerle desteklenerek devam ediyor.
“Aşk ve Şiir” adlı 4. bölümle kitap devam eder. Bu bölümde de İlyas ve Cemile’nin aşk hikâyesine şahitlik ediyoruz. Bu bölüm oldukça karışık. Bu bölümden sizlere söyleyebileceğim tek şey; ortada uzun yıllar boyunca yaşanan kavuşma hasreti, daha sonrasında kavuşma. İlyas’ın kör olma süreci var. Yani anlayacağınız olaylar olaylar…..
“Yollarda” son bölümle de kitap biter. Bu bölümde ise ortada sürekli olarak yapılan bir mektuplaşma süreci var ve bu mektuplar sayesinde de kafalardaki soru işaretleri de cevap buluyor. Açıkçası bu bölümde oldukça sıkıldım.
Okursanız iyi olur :) Şimdiden bol istifade edip bu istifade ettiklerinizi hayatınızda da uygulamanızı temenni ediyorum. İyi Okumalar…
226 syf.
·Puan vermedi
İskender Pala,Aşkname:

Yazarın kendi üslubuna yakışır bir şekilde kaleme aldığı beş öyküden müteşekkil olan bir kitaptır. İlk öykü olan “Şehnaz” da kahramanımız, torunu Dilşeker’in yeni öğrendiği; güftesi Nigar Hanım’a, bestesi ise Tamburi Cemil Bey’e ait olan bir parçayı çalmasıyla geçmişte gönül dünyasını harap edenleri hatırlıyor. Torunu bu yeni öğrendiği parçayı dillendirdikçe, Şehnaz’ın gönül kapısı aşınıyor, maziyi hatırlıyor, kendinden geçiyor. Zaten, aşkın bir anımsamadan ibaret olmadığını Şehnaz’ı okuyanlar anlar.
İkinci hikayesi olan ‘Pervanenin Kanatlarında’ ise yaşı çoktan kırkı geçmiş olan Ebubekir Efendi’nin bir Hristiyan papazının kızı olan Tiryandafila’ya olan aşkını nasıl dillendireceğini, bu aşkın nasıl bir mecrada akacağını, bir Müslüman ile bir Hristiyan’ın aşkının nasıl bir kapı açacağını düşünmesi söz konusudur. Ebubekir Efendi’nin kendini ışığa koşan bir pervane(kelebek) olarak görmesi, ilerleyen zamanlarda halk arasında bile dillenmeye başlanan ‘Kırk yıllık kanî, olur mu yani’ deyimin ortaya çıkışı, aşk odunda Tiryandafila’nın yârini ısıtması, aşkın araladığı kapıda huzurlu ölümün nasıl olduğunu okuyanlar anlar.
Üçüncü hikaye “Denizler Boyunca Aşk”ta ise Japonya’ya gitmek için yola çıkan Ertuğrul Fırkateyni’nde birbirine yoldaş olan iki kahramanı nakış gibi işlemiş yazar. Ali Ruhi Bey, gemi ile gidilen yerler hakkındaki bilgileri yazmakla görevli, bir vakanüvis. Diğeri ise Nef’i’nin uzaktan torunu olan Teğmen Yusuf Nafi’dir. Seyahat boyunca bu iki ismin aynı meclisteki sohbetleri, aşkları, şiir ve edebiyata olan ilgileri, geminin varışı, geri dönerken batışı, acı, hüzün, firkat ve daha nice duyguları hissetmeyi okuyanlar bilir.
Dördüncü hikayesi olan “Aşk ve Şiir”de ise İlyas ve Cemile’nin yaşadığı aşkın derinliği, sonsuzluğu, geçmiş-gelecek mukayesesi, varlık-yokluk, öncelik-sonralık gibi birçok zıtlığın ekseninde dönen bir duyarlılık ve daha ötesinin var olduğunu okuyanlar hisseder.
Beşinci ve son hikaye “Yollarda” ise Molla Sadettin, Ceyda ve Hersekzade Ahmet Paşa bağlamında, daha çok mektuplaşmalar ve mektuplaşmalardaki karmaşık yerleri açıklayan bir yazıcı ekseninde geçmektedir.
226 syf.
·7/10
Iskender Palanın okurken en zorlandığım kitaplarından biri oldu.Klasik Divan Edebiyat-ı şiirlerinden oluşan kitabı yazarlarıyla birlikte harmanlayıp okuyucusuna sunmuştur. Ağır dilinden dolayı okumakta zorlansam da hocama saygımdan sonuna kadar okudum.
286 syf.
·13 günde
İskender Pala'nın eserlerinden biri daha yolculuğuma katılmış oldu. Okurken Osmanlı zamanını tam manasıyla yaşayıp anlayabiliyor insan. Anlatım çok iyi. Osmanlı zamanında yazılan beyitlere de yer verilmiştir.

Kitap Osmanlı zamanında ki yaşanılan aşktan, sevgiden bahsediyor. Aşkın sözde seviyorum demekle olmadığını anlatıyor. Eğer aşk iddasındaysan cisimden geçmelisin, bedeni ve varlığı aşk ateşine yakmalı, aşkın rengine boyanmalısın. Aşk; Ruh maddeden çok manaya, dıştan çok içe, kabuktan çok öze yönelmeli..

Aşkı anlamak istiyorsanız çok güzel bir kitap tavsiye ederim.
226 syf.
·3 günde·Puan vermedi
‘Kan mı daha kırmızıydı, Gül mü? Kan mı tutardı insanı yahut gül mü? Peki sadakate layık olan hangisiydi; gül mü, kan mı? Kan mı yüreğini daha çok titretirdi bir insanın, gül mü?! İskender Pala
“Beni günaha çağırana sevgili demem ben, itaate çağıran olmalı. "

“Galiba seni sevgi hiç tutsak almamış."

“Bilakis, ben her an sevginin tutsağıyım.Öyle ki sevgi gizli kalmayacak kadar âşikâr, görülmeyecek kadar gizlidir bende.”
İskender Pala
Sayfa 117 - Kapı Yayınları
Yollar ki sana doğru olunca güzel, senden uzağa elemdir.

Yollar ki vatana giderse muştu, vatandan giderse işkencedir. Yollar ki kalp ülkesine giderse koşmak tembellik, kalp ülkesinden giderse direnmek güzelliktir. Yollar ki umutla gidildiğinde cennet, hasretle yüründüğünde cinnet olur.
İskender Pala
Sayfa 222 - Kapı Yayınları
... onun yüzüne baktığı anda içinden bir tatlı rayihanın gönlüne doğru akıp gitmekte olduğunu hissetti.
İskender Pala
Sayfa 24 - Kapı Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Aşkname
Baskı tarihi:
Ağustos 2012
Sayfa sayısı:
226
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944486552
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
Baskılar:
Aşkname
Aşkname (Cep boy)
Dilenciden sultana, köleden efendiye

Hânım hey!..

Sen ki muhabbet gülistanıma revnak bağışlayanım, efendimsin.

Sen ki arzum, emelim, hicranım ve elemimsin,

Ayrılığından dolayı yardım dilenmeye takatim yok senden, kapında kendini kaybedenlere gıptayla geçen ömrümde bir takate de ihtiyacını kalmadı artık. Sevgili eşiğinde ölene değil sağ kalana şaşmak gerekir, der bir bilge ama ben senden uzakta, aşkınla hasta ama aşk sayesinde sıhhatteyim. Araya bunca yılın hasreti girmişken bir gün seni görmeye dayanabilir miyim bilmem, ama her sabah seni görüyor ve yüzünden aldığı güzellik ile insan içine çıkıyor diye güneşe, eşiğini döne dolaşa senden nur çalıyor diye her aksar mehtaba bakıyorum, bilesin. "Bugün nasılsın ey kâinatın başı dönmüş yıldızı?" diyorum ona, hasbihal ediyorum; "Ne haldedir sevgilim, hoş mudur, safaca mıdır İstanbullar sultanı bugün?" diye tekrar soruyorum. "Hiç benim bulunduğum yerden daha kederli bir âleme doğdun mu sen; hiç aşkta altüst olmuş bencileyin bir firkatzede üzerine parladın mı?" diye sitem ediyorum bazen... Velhasıl günlerce ve gecelerce güneşlere ve aylara durmadan ve dinlemeden seni soruyorum, hâlâ bir haberini alamayışımı şikâyetle söylüyor, anlatıyorum. Senin beni unutma ihtimalini hatırlayıp çıldırıyorum bazı günler ve bazı geceler yüzünü eskisi gibi hayal edemeyeceğimden korkup kahroluyorum. Sonra tövbeler ediyorum. Seni unutma ihtimalini düşündüğüm için.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.293 okur

  • İsaKYHAN
  • Gülşah
  • Mehmet Utku MUMCU
  • Hatice Yeşilbaş
  • İsmail ışık
  • Tansu
  • Elif sonsuz
  • Kübra Güneş
  • Rengin
  • Seda

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.5
14-17 Yaş
%2
18-24 Yaş
%20.1
25-34 Yaş
%38.6
35-44 Yaş
%24.8
45-54 Yaş
%6.7
55-64 Yaş
%1.2
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%67
Erkek
%33

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.2 (90)
9
%15.9 (43)
8
%24.4 (66)
7
%12.9 (35)
6
%5.2 (14)
5
%3.7 (10)
4
%0.7 (2)
3
%0.7 (2)
2
%0.4 (1)
1
%1.5 (4)

Kitabın sıralamaları