Efsane (Bir Barbaros Romanı)

·
Okunma
·
Beğeni
·
12.721
Gösterim
Adı:
Efsane
Alt başlık:
Bir Barbaros Romanı
Baskı tarihi:
Ocak 2012
Sayfa sayısı:
392
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054683772
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
Efsaneler bazen denizden,
Bazen aşktan ve ateşten gelirler.
Aşktan ve ateşten ve denizden gelenler,
Bazen ışık olurlar ve bütün zamanı aydınlatırlar
Efsane kurmak kadar, efsaneyi yazmak da efsaneye dâhildir.
Bir çağı haritalarda bulamazsınız.
Derine, insana ve tarihin denizlerine açılmak gerekir.
Girdaplarda yüksek idealler saklanabilir.

Bu kitapta;

İstanbul, Gırnata, Madrid, Roma ve Akdeniz; aşk diliyle kuşatıldı.
Akdeniz, aşk kaleminin haritasıyla yeniden çizildi. 

Kılıç kılıca, cevher çeliğe çarptı, varlık da yokluğa.

Ve hep bir yol vardı kalplerden denizlere.

Derin denizler, büyük aşklar için atlas olup dokundu.

İskender Pala, bir çağı ve o çağın efsanelerini dile döktü.

Barbaros Hayreddin Paşa'yı...

Sonra, bir gül sepeti getirdi.

Isırılmış üç elmayı anlattı.
(Tanıtım Bülteninden)
Evet, bugün gene buram bura tarih kokan bir İskender Pala kitabı incelemesi için birlikteyiz arkadaşlar. İskender Pala’nın kendisi ile olmasa da, romanları ve kalemi ile ilk defa "Abum Rabum" #30305965 sayesinde tanıştım. Şahsen çok beğendiğim Abum Rabum sonrasında okumuş ve incelemiş olduğum kitap türlerine ara vererek, araya gene bir dönemi konu alan bu güzel tarihi romanı almak istedim. Burada maksadım hem yazarın kalemini, hem okumadığım eserlerini biraz daha iyi tanımaktı ve değişiklik yaparak biraz olsun tarihte yolculuk yapmaktı. O zaman konuyu çok uzatmadan kitabımız “Efsane” ve ona dair incelememize geçelim derim.

Çok köklü, zengin ve ihtişamlı bir tarihe sahip olduğumuz kaçınılmaz bir gerçektir. Bu tarihi süreç ilerlerken/gelişirken, sadece biz Türklerin değil, bizden olmayan, ama bizden daha çok Devlet-i 'Aliyye Osmanlı İmparatorluğu için çabalamış olan nice yabancılarında bu görkemli, ihtişamlı tarihe katkıları olmuştur. Bu görkemli zaman diliminde, ne efsaneler ve ateşinin sevenleri kor gibi yaktığı aşklar yaşanmıştır, ah bir bilseniz!!! Tarifi mümkün olmayan imkânsız aşktan, kor ateşten ve Osmanlı’nın hükümdarlığında olan denizlerden gelenler, bu karanlıkta biz insanlara birer kandil olur ve kapağını aralamış olduğumuz zamanı aydınlatırlar. Osmanlı’da “Efsane”leri dinleyerek yaşamak kadar, bir efsaneye kahraman olmak ve o efsaneyi yazmakta mümkündür. Bazen aradığınız bir şeyi tarihin tozlu sayfalarında ya da tasvirlerinde bulamazsınız. Yeri geldiğinde en dibe, tarihte bir zamanlar yaşamış insanlara ve fırtınası, mucizesi, macerası çok olan denizlere de açılmak gerekebilir. En zorlu ve beklenmedik bir anda bile, sizi bekleyen unutulmaz bir aşk ya da makam mevki kaderiniz olabilir ve hatta nesilden nesile, kuşaktan kuşağa yüzlerce yıl aktarılır ve siz unutulmaz bir “Efsane” olabilirsiniz…

Ey aşk! Sana Yaradan nasıl bir duygu seli yükledi ki, bu işleyişin ile insanı İstanbul’dan başlayarak, Akdeniz’de aklın alabileceği neredeyse tüm ülke ve limanları; aşkın bu tarifi mümkün olmayan sihirli büyüsü ile kuşatabiliyorsun??? İşte o Akdeniz ki, aşka meftun, kimliğini yıllarca saklayan bir aşığın peşinde koştuğu Billure’si için yeniden haritasını çizdiği ve kaderini yazdığı Akdeniz’dir. Aşk’ı ararken dostun düşman kılıcı ile tanıştığı, cevherin ise çeliğe rastladığı ve var olmak ile yok olma mücadelesinin verildiği denizdir Akdeniz! Sonunda mutlak ölüm bile olsa, tüm yolları denize çıkardı serdümenlerin, vardiyanların, forsaların, tüm tayfanın, korsanların ve hatta kaptanların. En derinleri bile, bu büyük aşklar için en basitinden gelirdi denizcilerin seven kalplerine. İşte bu güzel eserimiz “Efsane” ile XVI. yüzyıla ait bir efsaneyi okuyacaksınız. Barbaros Hayreddin Paşa’yı tanıyacaksınız… Efsanemizde gizemini sonuna kadar koruyan üç altın heykeli ve her zaman kulaklarımıza çalınan üç elmanın hikâyesini okuyacağız büyük bir heyecan ile. Hazır mısınız arkadaşlar??? Akdeniz’in hırçın ve dalgalı sularında çözülmeyi bekleyenleri ele alıp çözmeye gerçekten hazır mısınız?!

“Akdeniz, tılsımlı bir gün yaşıyordu. Sabah efendi uyananlar yine akşam köle oluyor, sabah köle uyananlar da yine efendiliğe yükseliyorlardı. Anladım ki bu sularda her şey umut ile korku, gam ile sevinç arasında birden değişiveriyordu. Kaderler ise en çabuk değişen şeydi.” S. 51

Ocak 2013’te çok satan edebiyat eserleri arasında zirveleri yoklamış olan kitabımız, 28 Eylül 1538 tarihinde, Yunanistan'ın kuzeybatısındaki Preveze'de Osmanlı Donanması ve Papa III. Paulus'ün çabalarıyla bir araya gelen Haçlı donanması arasında gerçekleşen deniz muharebesini güzel, romantik bir aşk ile birleştirerek bizlere aktarıyor. Burada, kitabımızda asıl kahramanımız Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa olsa da, kendisi büyük aşk yaşayan diğer iki karakterimiz olan Sidi Alcala (Seyyid Muradi) ve Beatrix’in (Billure) gölgesinde kalmaktadır.

Kitabın başlarında denizcilik ile ilgili terimlerden sıkılmak istemiyorsanız, önce kitabın sonunda olan terimlerin anlam ve manalarını iyice okumanızı tavsiye edeceğim. Ben şahsen görevimi Dz.K.K.’da, T.C.G. Oruç Reis (F245) fırkateynin de icra ettiğim için bu terimleri okumakta zorlanmadım ve bilakis, okurken eski günlerimi, heyecan dolu Deniz Kurdu gibi birçok tatbikatı anımsadım ve çok keyif aldım diyebilirim. Kitabın bitimine müteakip gene ufak bir araştırma doğrultusunda, İskender Pala’nın da eskiden orduda, Deniz Kuvvetlerinde görev aldığını öğrendim. Haliyle bu romanı kaleme almadan önce, kendisinin Barbaros Hayreddin Paşa ile ilgili olarak geniş bilgi toplamış olabileceği ihtimalini de düşünmedim değil. Şayet ben de bir yazar olsam ve mesleki olarak icra ettiğim dalda bir kahraman varsa, onu ya da benzerini konu edinmek en öncelikli işim olurdu sanırım.

Okurken romanımızda aşkın kahramanlarını daha yakından tanıyacak ve yazarın kalemini nasılda aşk ile konuşturduğuna bizzat şahit olacağız. Pala, bu güzel romanında haritacı Saint Alcala ve Beatrix’in çeyrek asır süren özlemini, yeri geldiğinde birbirlerine o kadar yakın olmalarına rağmen, bir o kadar uzak hissetmelerini, sırlarını ve vermiş oldukları yeminlerini biz okurlara aktarıyor. Yine romanımız sayesinde Hızır Reis’in denizci olan kardeşlerini, denizcilik ile ilgili bilmediğimiz, belki de hiç duymadığımız terimleri ve azda olsa Kanunî Sultan Süleyman dönemini tanıyacağız.

“Ey hiçbir zaman unutamadığım; sen de beni unutamazsın değil mi? Sen bana benden daha yakın iken ya neden hep ben senden uzağa düşüyorum?” S. 354

Ünlü, Cenevizli amiral, condottieri kaptan Andrea Doria ve Hızır Reis’in Akdeniz’in sıcak sularındaki çekişmelerine, karşılıklı gövde gösterişlerine şahit olacağız. Tarih okuyan ve seven birisi olarak bazı kitaplarda kaybolmuşken, el atmış olduğum “İslam Tarihi ve Medeniyeti” adlı eserde, 1492-1614 yıllarında, Kastilya Krallığı’nın baskılarını arttırarak Endülüs’lü Müslümanları Hristiyanlaştırma Politikası bir hayli dikkatimi çekmiş ve zamanımı almıştı. İşte gene Gırnata’lı Müslümanların çekmekte oldukları eziyetler ve Endülüs Emevi Devletinin yıkılışına bir romanda daha şahit olmaktaydım. 1453 yılında İstanbul’un fethi ile son bulan Ortaçağ’ın Engizisyon muhakemelerini ve kimliği sona kadar saklı bir katilin, 20 İspanyol askerini her yılın belli bir döneminde rutin bir şekilde katletmesini satır aralarında okuyordum.

“Müslümanlar bölük pörçük. Afrika sahillerinde her burnu döndükçe ayrı bir kabilenin şeyhleri, bey veya murabıtları insanlara hükmediyor. Bu ayrılık gayrılık içinde hep kaybediyorlar; her şeylerini kaybediyorlar…” S. 95

Babalarının denizci olmamaları için tüm engelleme çabasına rağmen, Cezayir’i mesken edinen ve yine burada ünlenen kardeşler hayallerinden asla vazgeçmemişlerdir. Üzücü bir şekilde kolunu kaybeden Oruç Reis, başarılı bir şekilde koluna takılan kanca sayesinde, Kanca Reis namıyla ün ve korku salar. Sakalının renginin kızıl olması nedeniyle ve Akdeniz’deki başarıları sayesinde Hızır Reis (Barba Rossa), kızıl sakal olarak dostun düşmanın korkulu rüyası olur. Ama şereflerin en büyüğü, Kanunî Sultan Süleyman’ın yazdığı bir mektup ile kendisini bizzat İstanbul’a çağırtmış olduğu Hızır Resi’e nail olmuştur.

“Devlet mal ile değil hüner iledir; büyüklük yaş ile değil akıl iledir.” S. 97

Başarıları ve hayırseverliği ile artık Cezayir’de bir hayli sevilen Hızır Reis, payitahta davet edilir ve Kanunî Sultan Süleyman tarafından Devlet-i 'Aliyye Osmanlı İmparatorluğu’na Kaptan-ı Derya (denizlerden sorumlu bakan) tayin edilir. Kanuninin huzuruna varan Hızır Reis, kendisine kıymetli hediyeler ve 300 kadar köle takdim eder. Haçlı donanmasına ve hasmı Kaptan Doria’ya karşı Preveze Deniz Muharebesi’ni zaferle kazanır ve gene Kanunî Sultan Süleyman tarafından Hayreddin (dinin hayırlı evladı) lakabı verilerek onurlandırılır.

“Alacağınız kararda ileride kazanacağınız maddi zenginlikler mi; daha ileride kazanacağınız manevi nimetler mi ağır basıyor?” S. 175

Romanda Divan Edebiyatı tarzına ve türüne kalemi ile ağırlık veren Pala, sevenlerin yer yer serzenişlerine ve gizli gizli akan gözyaşlarına ilişkin uzun betimlemeler sunar. Esas önem arz eden ve romanın can alıcı noktaları da budur diye düşünüyorum. Alcala’yı içten içe, tarifi mümkün olmayan bir aşk ile seven Beatrix’in, kendisini neden yeminine ve sırrına rağmen ısrarla reddetmesi sonlara doğru netlik kazanmaya başlayacak. Ama eğer dikkatli bir okursanız, kitabın belli bir noktasında bu sırrın ipuçlarını yakalayabilirsiniz.

“Sırları, bağrında gizli duran birisi olarak yaşamanın ağırlığını kimse bilemez.” S. 108

Bu güzel romanda gene çok şaşıracağınız Bülbül ve Hz. İbrahim’in hikâyesini okuyacaksınız belki de. Hızır Reis’in Preveze deniz savaşında rüzgâra nasıl hitap ettiğini ve Beşiktaş semtinin adının nereden geldiğini hayretler içerisinde öğreneceksiniz belki. Gönüllere taht kuran Hızır Reis ile başlayan romanımız, hüzünlü bir şekilde, Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa’nın kaçınılmaz ölümü ile son buluyor. İşte sona geldiğimiz ve hüzünlendiğimiz romanımızda, asıl önemli olan gül sepeti, ısırılmış elmalar ve üç altın heykelin sırlarını öğreniyorsunuz.

Buradan tarihe, denize ve efsanelere âşık olan tüm kitapseverlere bu güzel romanı okumalarını tavsiye ediyorum. Evet, ben severek okudum ve Pala’nın diğer kitaplarını da kısa zamanda ele alacağım. Şimdilik benden bu kadar ve buradan hepinizi saygı ile selamlıyorum!

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ Adem YEŞİL ~
Merhaba 1000Kitap sakinleri….

İki Dirhem Bir Çekirdek adlı eserinden sonra okuduğumu ilk İskender Pala romanı oldu. İlk eseri deyimlerin nereden geldiğini açıklayan bir kitaptı. Bu kitabı ise sitemizde öyle yorumları yapılırken dikkatimi çekmesi sonucu okumaya başladım.
Yazarın dili çok akıcı ve sürükleyiciydi. Yazarın üslubu hayal dünyanızı geliştirecek tarzda. Çünkü romanın içinde hissedeceksiniz kendinizi. Edebi açıdan bu kitaba bakarsak çok başarılı buldum.

Kitabın içeriğine gelirsek; roman tadında bir tarih kitabı sizi bekliyor. Bir Barbaros romanı denilse de Hızır Hayreddin Paşa ( Barbaros ) aşk hikayesi içinde azıcık da olsa sönük kalmış ama bu demek olmuyor ki roman kötü veyahut olmamış. Ben şahsen romanı okuduktan sonra Barbaros ile ilgili bilmediğim çok şeyi öğrendim. İlk başlarında denizcilik terimleriyle boğulabilirsiniz sakın pes etmeyin.

İçinde aşk, denizcilik ve Barbaros var sanmayın. Bir çok olaylara şahit olacaksınız. Gırnata Emirliği’nin kurulamaması, Osmanlı’nın denizlerdeki gücü, korsanlıktan Kaptan-ı Derya’lığa yükselişi, Endülüs de Müslüman ve Yahudilere yapılan zulmü de anlatıyor. Savaşları hiç ama hiç içine katmıyorum. Bizzat son Preveze Deniz Savaş’ının içinde hissedeceksiniz. Gözünüzün önünde canlanıyor.

Okunup saygı duyulması bir karakter Barbaros. Maddi güce değil maneviyata önem verip kazanılan bir kişilik, bir savaş… Tarih içinde aşk kurgusu ile Barbaros’u tanımak çok güzeldi. Beni şahsen o zamanlara götürdü. Sizlere de tavsiye elbette ki ediyorum. Çok büyük beklenti yaratmayı sevmiyorum ama şahsım beğenmiştir efendim. Yine bir alıntıyla bitireyim cümlelerimi…

“İnsan, büyük bir iyilik için bile olsa küçük bir suç işlememelidir. Sense küçük iyilikler için büyük suçlar işliyorsun.”

İyi okumalar 1000Kitap…
Bir yaşam ve yaşanmışlığın en güzel hali..
Acılar,fırtınalar delice çarpıçan yürekler...
Yüreklerde özlem , beklenenin, beklemenin demini almış hali...
Yazılmaktan çok yaşanmaya değer bir kitap, kimi zaman suların uçsuz bucaksız maviliğin içinde kayboluş , kimi zaman aşkın hasretinde ki yakarış...
Hele öyle bir aşk var ki deniz bile bu aşkın hasretinden sularını çeker derinliklerden...
Barbaros Hayreddin Paşa ve denizlerdeki en iyi savaş mücadelesi...
Anlatılacak o kadar şey kaldı ki dilimde üç noktalara sığamadı kalemimin ucundaki haykırışlar...
ve son bir söz...
"Yakından görmeye dayanamayabilirdim. İnsan güneşe ne bakabilir ne de onu kucaklayabilir, gözü kamaşır ve bedeni yanar çünkü..."
Sırf bu söz ile yüreğinin çarpışması için bile okunmaya değer...
İskender Pala, olayları ayrı ayrı anlatıp kitabın sonunda öyle güzel bir ustalıkla birleştiriyor ki sadece "helal olsun" demek kalıyor insana. En sevdiğim özelliği de bu galiba. Kitabın ilk bölümleri gemide geçtiği için haliyle denizcilik terimlerine biraz fazla yer verilmiş, bu terimlere aşina olanlar pek sıkıntı yaşamayacaktır ama olmayanlar biraz zorlanabilirler.

Kitapta denizciliğe korsan olarak başlayıp, Osmanlı Devleti'nde kaptan-ı derya olarak imparatorluğun ilk kaptan paşası olan Barbaros Hayreddin Paşa'yı anlatılıyor. Hayreddin Paşa'nın asıl adı Hızır'dır. (Hayreddin adını Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman tarafından verilmiştir) Babası çocuklarını denizden uzak tutmak ister ama Hızır hep denizlere açılmak ve ticaret yapmak ister. Ağabeyi Oruç Reis, babasını dinlemez ve denize açılır. Oruç Reis'e kızıla çalan sakallarından dolayı, Kızıl Sakal anlamına gelen Barbarossa lakabı takılmıştır. Oruç Reis, yaşadığı bazı olayların ardından korsan olmaya karar verir ve ailesinin yanına geri döner. Ağabeyinin korsan olmasından çok etkilenen Hızır "ağam beni de yanına al" der ve ağabeyine katılır. Oruç Reis'in öldürülmesiyle Hızır'a ağabeyinin lakabı olan Barbarossa denilmeye başlanır. Barbaros, (ebedi düşmanı olacak) Portekizli Kaptan Doria'yı ilk kez mağlubiyete uğratır ve Sidi Alkala'yı (Seyyid Muradi) esir alır. Bunun neticesinde romandaki iki ana karakterimiz buluşmuş olur...

Gerçekten harika bir roman, kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum :)
Ve bitti. İskender Pala'nın okuduğum ikinci kitabı. Barbaros Hayrettin Paşa'nın denizlere hükmedişini anlatıyor. Bide hikayenin içine Sidi ile Billure'nin aşk hikayesi karışmış Barbarosa biraz arka planda kalsa da gayet güzel bir tarihi roman oldu benim için.
Kitapta Barbaros Hayraddin Paşa'nın hayatından söz ederken içerisindeki aşk hikayesi sizi kitaba sıkı sıkıya bağlıyor, İskender Pala'nın okuduğum en iyi kitaplarından biri şimdiye kadar kötü kitabına rastlamadım herkese tavsiye ediyorum.
Barbaros'un hayatını güzel bir kurguyla okuyacağımı düşündüğüm için merak ederek başladığım bir kitaptı. Genel olarak güzeldi ancak Barbaros, Sidi ve Billure'nin çok geri planında kalmıştı. İskender Pala'nın tarihi güzel bir kurgu ve aşkla harmanlayıp sunması başarılı ve güzeldi fakat aşk kitapta o kadar yer kaplıyordu ki bazı bölümlerde Barbaros figüran gibi kalıyordu. Özellikle kitabın sonlarına doğru Billure ve Sidi'nin aşkı gına getirdi.
İskender Pala'nın kurgu için tarihi ve karakterleri fazla çarpıtmasını da gereksiz buldum açıkçası.
Yine de Barbaros Hayreddin Paşa'nın hayatını okumak, o zamanın ruhunu hissetmek çok güzeldi.
Divan Edebiyatını sevdiren, saygı duyduğum yazar; İskender Pala.. İki kitabını okuduğum yazarın bir zamanlar yayınlanan “Önce Söz Vardı” programını ara ara hala izlerim izledikçe daha bir severim kendisini. Fakat ne yazık ki bu kitabı istediğim etkiyi yaratmadı bende, belki büyük beklentilere girdiğim için belki de gerçekten o kadar etkileyici olmadığı için.. Kapağında da yazdığı üzere Barbaros Hayreddin Paşa’yı anlatan, çok şey öğrendiğim bu kitabın içerisindeki o aşk hikayesi beni boğdu, sıktı ve gerçekten “yeter!” Dedirtti. Böyle aşklara inanmadığımdan mı, yoksa gerçekten gereksiz uzatıldığından mı etkilenmedim bilmiyorum amma velakin okuduğum diğer kitapların tadını alamadım; karar sizin.
Kitap okuma serüvenine başladığım ilk kitap...
Daha önce de kitap okuyordum ama bu romanla adeta alışkanlık haline getirdim. Adı gibi bir roman desem çok klişe olmaz sanırım. Hem bir solukluk roman hem ağır aksak giderek insanı o denizin hafifliğine bıraktıracak bir kitap. Barbaros Hayrettin Paşam kaptanı derya denizler imparatoru... Tarihte sevdiğim sayılı erkeklerden bir tanesi. Ve bu kadar muhteşem bir kitap ancak İskender Pala gibi bir üstadın elinden gelirdi. Çok sevdiğim değer verdiğim bir yazar. Kalemi ne yazsa okumak isteyeceğim ve kendi hayallerimi, sıkıntılarımı kısacası iç dünyamı kitaplarında bulacağım eşsiz bir yazar...
Efsane bir roman ve bu efsanenin içine sizi de dahil edebilecek kadar başarılı, efsane bir yazar...

İlk etapta sıradan tarihi roman tarzında yazılmış bir kitap gibi görünebilir, bu sizi yıldırmasın. Fakat ilerleyen sayfalarda bu sıradanlığın yerini daha akıcı ve coşturucu bir üslup alıyor. Çünkü romana ruhunu veren Alkala ve Billûre'nin birbirine duydukları o muhteşem duygusal bağın, ilmek ilmek işlenişi; rûhen sizi derinliğinize çeken bir girdabın vesîlesi oluyordu. Bu farkındalık ise kitap-okuyucu bütünlüğü yaşattığından dolayı, beklenilen tam bu noktada efsane boyutuna ulaşıyor benim nezdimde...

İskender Pala'nın okuduğum ilk eseri. Diğerlerini hiç bilmediğim hâlde, tahmin etmekte zorlanmıyorum ve en az bunun kadar iyi olduğu kanaâtindeyim.

392 sayfalık, içeriği miss gibi edebiyat kokan bu tarihi romanı bitirince içinizde oluşan boşluğu da hissedeceksiniz. Aslında "Daha bitmemeliydi, bir şeyler yarım kaldı..." dercesine yüreğinizin bir parçası kitapta kalıyor istemsiz olarak. Bilmiyorum, belki size abartılı gelir ama bende bıraktığı etki buydu...

Şâyet edebiyat sevdalısı isen böyle bir eseri kaçırma derim.
Her kitap her insanda farklı bir lezzet bırakıyor. Her lezzetin sonucunda ise insan bir o kadar kendinin farkına varıyor...

Keyifli okumalar diliyor ve teşekkür ediyorum.
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki kitap isminden geri kalmıyor...Barbarossa(yani kızıl sakal) muhteşem bir tasvirle anlatılıyor.Spoiler vermek istemem ama,İskender Pala'nın alışılagelmiş üslubu muazzam bir aşk çerçevesinde şekilleniyor...
Okuduğum dördüncü İskender Pala kitabı Efsane. Kütüphanede diğer kitapların arasında okunmayı bekliyordu. Okudum ve çok sevdim.

Kitap Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa ve kavuşmaya çalışan iki aşığın hikayesini anlatıyor.
Saint Alkala ve Billure.
İkisi de acılar çekmiş, ikisi de kimliklerini saklayarak hayatta kalmaya çalışıyor.
Yaşadıkları acıların üstüne bir de ayrılık acısı ekleniyor.

Billure ve Alkala'nın kavuşma yolunda yaşadıkları, Barbaros Hayreddin Paşa ile Kaptan Andrea Doria'nın Akdeniz sularındaki çekişmeleri...

Kendisi tavsiye edeceğim kitaplar arasına girmiş bulunmakta. Umarım okur ve seversiniz.
Yüce tanrım! Ya ona azacık merhamet ver,ya bana çokça dayanma gücü. Ya bendeki sevginin birazını ona ver; ya ondaki vurdumduymazlığın birazını bana. Tanrım! Ya onu bana ver, ya beni ona...
Yattım Allahım kaldır beni, nur içine daldır beni; can bedenden çıkmayınca, imanla uyandır beni."
İskender Pala
Sayfa 227 - kapı yayınları
Kaç kez, "O burda olsaydı, şöyle yapardık!" diye hayal ettiğim her şeyi belki öyle yapmayacak, hatta tam tersine yapacaktı,kim bilir? Onu zihnimde kendi istediğim şekilde yoğurmuş, gönlümün hoşlanacağı bir Billure'nin hayal görüntüsünü yaratmıştım da şimdi o görüntü gerçeği ile çakışıyor muydu, yoksa çatışıyor mu?
"Bağladığınız zincirin anahtarını ele geçiremiyorsanız zinciri suçlamaktan vazgeçin!"
İskender Pala
Sayfa 47 - kapı yayınları
"Onurlu erkekler başarısızlıklarını eşlerinin görmesine veya bilmesine tahammül edemezlermiş."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Efsane
Alt başlık:
Bir Barbaros Romanı
Baskı tarihi:
Ocak 2012
Sayfa sayısı:
392
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054683772
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
Efsaneler bazen denizden,
Bazen aşktan ve ateşten gelirler.
Aşktan ve ateşten ve denizden gelenler,
Bazen ışık olurlar ve bütün zamanı aydınlatırlar
Efsane kurmak kadar, efsaneyi yazmak da efsaneye dâhildir.
Bir çağı haritalarda bulamazsınız.
Derine, insana ve tarihin denizlerine açılmak gerekir.
Girdaplarda yüksek idealler saklanabilir.

Bu kitapta;

İstanbul, Gırnata, Madrid, Roma ve Akdeniz; aşk diliyle kuşatıldı.
Akdeniz, aşk kaleminin haritasıyla yeniden çizildi. 

Kılıç kılıca, cevher çeliğe çarptı, varlık da yokluğa.

Ve hep bir yol vardı kalplerden denizlere.

Derin denizler, büyük aşklar için atlas olup dokundu.

İskender Pala, bir çağı ve o çağın efsanelerini dile döktü.

Barbaros Hayreddin Paşa'yı...

Sonra, bir gül sepeti getirdi.

Isırılmış üç elmayı anlattı.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 3.130 okur

  • Mehmet Tekin
  • Sir Sinan Hitchcock
  • Yusuf Palantöken
  • Kitapokur
  • gökçe k
  • Pelin Günder
  • Vildan
  • Tugba Basay
  • ahmet cemal kırmızıoğlu
  • Hypatia

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7
14-17 Yaş
%4.9
18-24 Yaş
%24.6
25-34 Yaş
%29.6
35-44 Yaş
%23.8
45-54 Yaş
%7.3
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%60.7
Erkek
%39.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%29.5 (276)
9
%21.8 (204)
8
%24.9 (233)
7
%12.3 (115)
6
%6.5 (61)
5
%2.4 (22)
4
%0.9 (8)
3
%0.7 (7)
2
%0.3 (3)
1
%0.7 (7)

Kitabın sıralamaları