Altıncı KoğuşAnton Çehov

·
Okunma
·
Beğeni
·
7.009
Gösterim
Adı:
Altıncı Koğuş
Baskı tarihi:
Ağustos 2017
Sayfa sayısı:
72
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052951569
Çeviri:
Yulva Muhurçişi
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Çehov bir taşra kasabasındaki akıl hastanesinde geçen bu novellasında, eğitimli bir hasta olan İvan Dmitriç ile Doktor Andrey Yefimıç arasındaki felsefi çatışmaya odaklanır. İvan Dmitriç maruz kaldıkları adaletsizliğe, içinde yaşamaya zorlandıkları berbat koşullara karşı çıkarken, Andrey Yefimıç bunları görmezden gelmekte ısrar eder ve durumu değiştirmek için kılını bile kıpırdatmaz. Doktor sonunda içine düştüğü “felsefi” yanılgının farkına vardığında ise artık iş işten geçmiştir. Altıncı Koğuş, Rusya’nın ve ülkenin sorunlarıyla ilgilenmek yerine onları uzaktan izlemeyi tercih eden elit Rus aydınının “deliliği”nin simgesidir adeta.

Altıncı Koğuş, Russkaya Mısl dergisinin 1892 kasım sayısında yayımlandığında büyük ilgi görmüştü. Hatta Lenin’in de yapıtı okuduktan sonra dehşete kapıldığı, “Kendimi Alıncı Koğuş’a kapatılmış gibi hissettim” dediği rivayet edilir.

ANTON PAVLOVİÇ ÇEHOV (1860-1904): Büyük Rus tiyatro yazarı ve modern öykünün en önemli ustalarından olan Çehov, Rus Gerçekçilik okulunun önde gelen temsilcisidir. Taganrog’da dünyaya geldi. Lisede Yunan ve Latin klasiklerini temel alan bir eğitim gördü. 1879’da Moskova’ya giderek tıp fakültesine yazıldı ve 1884’te doktor oldu.

Alacakaranlıkta adlı öykü kitabıyla 1887’de Rus Akademisi tarafından verilen Puşkin Ödülü’nü kazandı. Yaklaşık bin sözcükten oluşan komik kısa öykü türünü başlı başına bir sanat haline getirdi. Ancak 1888’de yayımlanan Bozkır adlı yapıtıyla komik öykülere sırt çevirmiş oldu. Önemli oyunları arasında Ayı (1888), Evlenme Teklifi (1889), Martı (1896), Vanya Dayı (1899), Üç Kız Kardeş (1900) ve Vişne Bahçesi (1903) sayılabilir.
Neredeyim ben? Burası neresi? Evime, evime gitmek istiyorum!

Bir taşra kasabasında bulunan bir akıl hastanesinde geçen bir olayı, bir söyleyişi, bir çatışmayı anlatmaktadır. Hastanede bulunan eğitimli İvan Dmitriç ile doktor Andrey Yefimıç ile arasnda geçen felsefi konuşmalar daha kitabı elinize alır almaz sizi içine çekecektir. İvan Dmitriç hastanede maruz kaldığı adaletsizlik ve koşullara şiddetle karşı çıkan biridir. Ancak Andrey Yefimiç bunları görmezden gelir.

Kitap hakkında birkaç şey yazacağım.

Bakın! Bir kitapta olmazsa olmaz, görseldir. Bir yemeği düşünün, onu görmeden kokusundan iyi olduğuna kanaat getirebilirsiniz, uzaktan bakınca onun sunumuna dikkat edersiniz ve önünüze gelince de görseline. Aslında siz yemeği henüz tatmadınız! Kitap kapağı o kadar can alıcı ki, bırakın ilgili olmayı, hiç alakasız bile olsanız mutlaka ilginizi çekecek türden. Kitap öyle bir şey ki, okurken 'Altıncı koğuş' ta olduğunuzu ve İvan Dmitriç'in konuşmalarını tekrar ediyorsunuz, hissediyorsunuz, haykırıyor, çığlık atıyorsunuz. Ben bir kitabı almadan önce çok iyi araştırma yaparım, bakın internette gezinirken, şöyle bir şey çıktı: ''Lenin kitabı okuduktan sonra dehşete kapıldığı, bir süre kendine gelemediği ve “Kendimi Alıncı Koğuş’a kapatılmış gibi hissettim” dediğini okudum.

Kitabın kahramanı şüphesi İvan Dmitriç'tir. İvan Dmitriç'i hiç kuşkusuz Suç ve Ceza kitabında yer alan kahramanımız 'Raskolnikov' ile karşılaştırdım. O kadar çok benzer özellikler var ki... haksızlığa gelememe, toplumdan nefret etme, insanlardan uzak durma, ikilem, duygusal baskı, adaletsizliğe karşı haykırış...

Kitaptan birkaç şey yazmak gerekirse;


''Evet, hastayım. Halbuki düzünelerce, yüzlerce deli serbest olarak dışarıda dolaşıyor; çünkü sizin cahaletiniz onları sağlam insanlardan ayırd edebilecek bir kudrette değildir.''

İvan Dmitriç'in felsefi anlayışına ne denebilir ki, bir şey, en ufak bir şey? Hayır mı?

Rusya'nın sorunlarını anlattığı bu kitabı okumanız gerektiğini düşünüyorum. Zamanın adaletsizliğini ön plana çıkaran Çehov, dönemin vurdum duymazlığını ve halkın sorunlarını görmezden gelerek bir kenara itip onları uzaktan izlemeye yeltendiğini açıkça vurgulaması olağandışıydı.

''Bu dünyada tımarhaneleri ziyaret etmek heveslisi insanlar da pek azdır.''

Eğer mümkünse bir gün ziyaret edin; inanın sandığınız kadar korkutucu bir yer değil. Çünkü deli olan onlar değil, sizlersiniz!

https://www.youtube.com/watch?v=mmCnQDUSO4I (Dinlemek isterseniz eğer, arşivden :) )

Keyifli okumalar.
"BU RUSLAR NELER YAZIYOR BE! " de bu hafta

Bir incelemeden daha hepinize merhabalar saygıdeğer okurlar. Bu sefer saygıdeğer Anıl hocamın bana önerdiği bu esere elimden geldiğince bir inceleme yapacağım. Anton Çehov ismiyle bu kitapta tanıştığım için kısaca Anton Çehov'dan da bahsedeceğim.

19. yüzyılın büyük tiyatro ve durum öyküsü yazarı olan "Anton Pavloviç Çehov" lisede Yunan ve Latin klasiklerini temel alan bir eğitim gördü. Moskova'da tıp okudu ve fakülteyi bitirip doktor oldu. Hayatı boyunca da bir çok kısa öykü ve tiyatro eseri yazdı. Tuco Herrera hocamın da dediği gibi adam dış görünüş olarak Sergen Yalçın'ın KAYIP İKİZİ. Belki de Sergen Yalçın, Anton Çehov'un soyundan geliyor olabilir.

Bir kasabadaki sefil durumdaki akıl hastanesinde geçen bu öyküde, eğitimli bir hasta (bana göre üstün zekalı) olan İvan Dmitriç ile doktoru Andrey Yefimıç arasındaki felsefi karşıtlığı anlatılıyor. İvan Dmitriç haksızlığın, adaletsizliğin ve kendisine uygulanan hapsine bir sessiz haykırışı iken Andrey Yefimıç ise ilk başlarda bu haykırışa karşı çıkan ancak sonrasında İvan Dmitriç'e destek veren bir kişiliktir. Akılsız bir kasabada, iki akıllının hapsidir anlatılan. Sonuçları da ertelenemez bir kaosla bitiyor.

Anton Çehov'un aldığı eğitimler bu kitapta karşımıza çıkıyor. Aralarda Yunan felsefesine de değiniyor. Ancak öykü olmasından dolayı dili sade ve anlaşılır. 72 sayfa olmasına rağmen 1 megaton tutabilecek bir eser. Ama öyle "Ben bir saatte hemencecik bitiririm." demeyin. Yavaş yavaş okuyun gerçekten çok yoğun ve felsefi bir eser.

Bir incelemenin daha sonuna geldik okur arkadaşım, buraya kadar okuyabildiysen ne mutlu bana.
Şarkıyı şuraya linkliyorum!!!
https://m.youtube.com/watch?v=lwSdV3OG6Ks

Çehov sen ne yapıyorsun Anton Çehov 68 sayfalık kitapla beni yerle bir ettin, iki saatlik işi vardı bu kitabın bir günlük değil... Ruslar yazmayı biliyor. Gerçekten yazarken ne düşündüklerini bilmek isterdim.

Çehov tarzı öykü kavramını hep duyuyordum ama hiç bu Anton Çehov kim diye düşünmemiştim. Kendi alanımı okumaktan böyle lüksüm olmamıştı. Her neyse önümüzdeki üç ay işsizlik grubuna dahil olduğum için bol bol kitap okumaya kararlıyım.

Betimlemelerle başlayan bir kitap hadi diyorsun içine gir ve gez bu kitabın. Arada gözümü kapatıyorum bir mekanı hayal etmek ve ona göre kitabı okumak acayip zevklidir. Arada mekanın dekorunu kendinize göre değiştirmeyi unutmayın. Altıncı Koğuş ne dedim ve açıkçası hapishane olarak düşünmüştüm. Akıl hastanesiymiş, deliler koğuşu:))

Kişileri tek tek tanıtmak neyin nesi? Ben böyle tarif görmedim. Bakınız: bozkırdaki çoban köpeklerini andıran sarkık kaşları. Gel de okuma şimdi!!

Bu koğuşun sakinleri sıradan deliler değil...
Bakınız: "Her türlü zorbalığın toplum tarafından makul ve yerinde bir gereklilik olarak karşılandığı, beraat kararı gibi her türlü merhamet göstergesinin toplumda tatminsizlik ve intikam duyguları uyandırdığı bir dünyada adaleti düşünmek gülünç değil mi?"

Zorbalığı normalleştirmek ve insanın kendi içindeki o parmaklıkları kıramadığı bir dünyada adaleti hangi yöne baksak hep eksik ve yarım bulacağız. Çünkü toplum sürü psikolojisine bağlıdır onların arasında onlar gibi olmadığı sürece soyutlanmış ve altıncı koğuşa yollanmış olacaktır. Bütün gücünüzle içinizde ki o parmaklıkları sarssanız bile toplumun daha güçlü olduğunu bir kez daha anlamaktan başka hiçbir şeyin değişmediğini tekrar öğrenmiş olursunuz. En tehlikeli şey insanın kendi zincirlerini kıramamasıdır. İnsanın başıma gelmez dediği her şeyi yaşamasına neden olan en güçlü şey Sürü Psikolojidir. Delilik içinde akıllılık ararsınız.

Korkunç olan şey sizin içinize düştüğünüz durum değil sizi buna alıştıracak kadar kuvvetli olmalarıdır. Herkes sıradandır sıradan olmadığını farkettiği ana kadar. O an işte aklınızın başına geldiği, aslında dışarıda gezenlerin içeride yaşayanlardan daha deli olduğunu farkettiğiniz andır!!

Önyargılar olmasa, akla ve doğruluğa aşırı önem verilse, dürüstlük dünyanın her yanına dağılsa, inanç dolu bir hayat yaşamak için o kadar kolay bulunan bir şey olsa, akıl herkes tarafından kullanılabilse içimizdeki koğuşların yıkımı altına bir dinamit koyup havaya uçurularak kadar kolay olsa bu dünyanın adaleti gülünç bulması ve insanların kendini kendi zihinlerine kapatması asla mümkün olmazdı. O zaman ölüm bir gerçeklik olarak kabul edilebilir miydi?

Edilemezdi... Fikirler, düşünceler, duygular, yaşayışlar hep canlı ve sonsuza kadar canlı kalabilirdi.

İnsan kusursuz olmak için güllük gülistanlık bir yaşamı asla tercih etmez çünkü acı çektikce olgunlaştığını, yaraları tedavi ettikçe işe yarar olduğunu, birinin üzerinde zorbalık ve hakimiyet kurarak varoluşunu tatmin ettiğini, adaletin iplerinin ancak kendi elinde olduğunu bilerek kusursuz olduğunu düşünür. İşte BUDALALIK!!

Mantığa bürünmek insanın doğasında var?? Yaşadığı şeylerin ancak ve ancak bir Tanrı'nın suçu olduğunu söylemek, kendi sorumluluk ve bilincini bir başka maddeye yüklemek, yaptıklarının altında bilncinin değil başkalarının etkisi olduğunu düşünmek ve vicdanın o rahatsız edici varlığını inkar etmek ancak ve ancak aklını kullanmayan insanın eseridir.

Eğitimli olmak, belirli sıfatlarla tanımlanmak, ahlaklı olmak, namuslu olmak, aç olmak, tok olmak, hayırsever olmak vs. delirmemek için bir sebep değildir. Hepimiz içimizden derin bir nefes alıp verelim ve herkes muhakkak biraz delirmek üzerine inşa etmiştir bilincini:)))

Ve bu bilinç varlığının anlamını öğrenmek, bilmek ister doğasında vardır. Hayat bu bilme olayının en büyük tuzağıdır. O tuzağa bir kere düşen insan eskisi gibi olamaz artık. Sorgulamak insana rahatsızlık verir. Bu kadar muazzam incelikleri ile yaratılmış insam neden ölümsüz değil? Beynin her kıvrımk, en küçük noktası bile vücudumuzu, bilincimizi, algılarımızı ve işleyişimizi kusursuz bir şekilde devam ettirirken:) Maddenin Dönüşümü.. Cevap bu kadar basit olamaz, böyle bir cevabı kabul etmek aptallık bile olamaz, insanın aptallığında bile bir bilinç vardır!! Kitaba bakınız çok detaylı yazarsam akşam olur:))

Yolda yürüdüğümüz zaman, toplum içine girdiğimiz zaman, insanlarla etkileşim kurduğumuz zaman hangisinin deli olduğunu, iyi-kötü olduğunu bile bilecek kadar üstün güçlerimiz yok ama CEHALETİMİZ var akıl hastanelerinde yaşayanlara DELİ dışarıdaki DELİLERE akıllı yaftasını yapıştıracak kadar CAHİL CESARETine sahibiz:)) sen, ben veya o fark etmez.!!

İyiyi kötüyü, deliyi akıllıyı kendimizde bulmalıyız çünkü hayvandan bizi ayıran en temel özelliğimiz AKIL yetilerimizdir:))

Bir şeyi düşünmek onu yaşamaya ve oluşumuna temel hazırlamaya neden olur yani yaşadıktan sonra düşünmemiz olanaklı mı?? Ağrıyı, acıyı düşündüğümüz için hissediyoruz ya hissedemeyenler?? Dere kenarında ot, ağaçta yaprak, tarlada taş farkınız ne??

Siz sanıyorsunuz ki; deliler doğuştan deli. Sanıyorsunuz ki; olmayız deli!!!

Bakınız: "Acıyı küçümsersiniz, ama parmağınızı kapıya sıkıştırdığınız vakit en yüksek perdeden inlersiniz!!"

Sanıyorsunuz ki tecavüz, adaletsizlik, istismar sadece haberlerde okunur bizim kıyımızda, yaşamımızda uğrak bir noktası yok!! Sesini çıkarmayanların yerine çığlık atanlar Delidir ama Akıllılara göre:))

İnsanlar(sürü psikolojisi) sizi olmadığınız bir şeye ikna edecek hem de çok çabuk o koğuşa bir sakini olarak siz de gideceksiniz sesini çıkarmayan Akıllıların yerine bağıran Deliler için, bir zamanlar sesinizi çıkarmadığınız için!!!

Çehov'a saygılarımla...
HER İNSAN ÖLMEK İÇİN DOĞAR VE ACILAR İNSANI MÜKEMMELLİĞE GÖTÜRÜR. (!)

Deliler ülkesinde akıl, bir kusur sayılır.
------
-Sahiden ölümsüzlük var mıdır? Ya da hiçlikle çevrili dünyamızın bir sona ihtiyacı yok mudur?
-Ölümsüzlüğün everesti firavundur, onun da acı çekerek ölmesine şahit olmadı mı bu dünya!
------
1892 yılında yayımlanmış bu eser. 44 yıllık kısacık yaşamına sığdırdığı öykülerinden bir tanesi Çehov'un. Kendisinin de bir doktor olduğunu düşünürsek yine kendi çıkmazlarından bir yansıma da bu eserde görebiliriz.

Bu eserde gerçeklik ve felsefe arasındaki çatışmayı bizzat yaşıyoruz. İnsanlar kendi eylemsizliklerini haklı çıkarmak için gerçekliği nasıl da entelektüelleştiriyorlar. İki fikir çatışır! Gromov hakikate şahittir, hatta tam ortasındadır. Doktor ise kayıtsızlığını kişiselleştirir.

Ölümcül bir realist olan Gromov, Rabin'in tecritciliğinin sadece tembellik ve aptallık olduğunu haykırır. Bu sert ama esasen doğru bir yargıdır.

*Yefimiç'in kendi vicdanını rahatlatmak için “rasyonalizasyon” rahatlığına çekilir.
*Yefimiç, hastanenin ahlaksız bir kurum olduğunu ve kasabanın sağlığına katkısından çok zararı olduğunu bilir.
*Hastaları ya da mahkumları için merhamet duymaz.
*Her şeyin şansa maruz kaldığını öne sürer.
*Diğerlerinin durumlarına karşı ilgisizliğini haklı çıkarır.
*Acı ve yalnızlıkla yüzleşmekte zorlanır.

Doktor Yefimiç'in doktrinleri hem inandırıcı hem de kalpsizdir. Hiçbir insani amaç da taşımamaktadır. Felsefe ve kitaplarla çok ilgilidir. Çehov ise doktorun felsefesinden yola çıkarak kitaba yön verir. Nihayetinde, kasabada olabildiğince yalnız olan doktor, Gromov tarafından ele geçirilir. (fikren, manen) Önceki felsefesi olan acı çekmeden ve reddetmeden duyduğu anlamsızlığı kınayarak sona erdirir. Öykünün en büyük ironisi ise, bu dönüşümü kahramanın şans eseri sağladığıdır. Ayrıca sahip olduğu / yönettiği bir iltica içinde bu dönüşümü gerçekleştirmiştir.

Gromov realist olduğu kadar bir radikaldir. İçinde bulunduğu cehennem onun korkularından doğmuştur. Paranoyak deliliği ise özelinde statükoyu kınar! Daha doğrusu statükonun insanları nasır esir aldığını acımasızca bizlere ihbar eder. Doktorun ahlaki dönüşümü içinde bulunduğu iltica (!) döngüsüyle kalmayacaktır. Bizzat yönettiği sistemde yönetilen konumuna düşecektir. İşte ironilerin kol gezdiği hikayemizde biri daha bizimle.

68 sayfa süren bir çıkmaza girdim, bir Gromov oldum bin Yefimiç! Çok ama çok etkilendim doğrusu. Dünya bir bahçe ise Rus edebiyatı da ağaçlar arasında kurulmuş bir hamaktır.

Kitabın sonlarına doğru geçen bir diyalog:
''Lanet olası yaşam!” diye homurdandı. “En acı yanı da çekilen ıstıraplar karşılığında bir ödül verilmemesi! Müzikli oyunlarda olduğu gibi her şey görkemli bir gösteriyle değil, basit bir ölümle bitiveriyor. Birkaç işçi gelip ölüyü kollarından, bacaklarından tutarak bodruma atıyorlar... Bırrr! Ama istediklerini yapsınlar. Kim bilir, belki de öbür dünyada yüzümüz biraz güler. Bir yolunu bulup öbür dünyadan sık sık bu dünyaya geleceğim. Hortladığımı görünce bu namussuzların ödü patlasın, korkudan saçları bembeyaz olsun!”

İyi okumalar, sevgiler, saygılar.

https://www.youtube.com/watch?v=_KbT-iA5768
Pek öykü kitabı okuma alışkanlığım olmamasına rağmen, daha önce nadir olarak okuduğum bir öykü kitabına yaptığım inceleme sırasında, 1K'da değer vererek takip ettiğim bir arkadaşımın önerisiyle bu kitabı aldım ve okudum. Böylece de Anton Cehov'la tanışmış oldum.

Benim okuduğum kitapta ''altı numaralı koğuş'' isimli öyküden başka üç kısa öykü daha vardı. Ama tabii ki en önemlisi kitaba ismini veren ''altı numaralı koğuş'' öyküsü olduğu için, onunla ilgili yazacağım.

Öyküde, Çarlık Rusya'sı döneminde bir taşra kasabasında ve buradaki hastahane de olan olaylar anlatılmaktadır. Orada ki bir doktor ve hastaların, yapılan toplumsal yanlışlıklarla karartılmış hayatlarının, dramatik hikayesi bize aktarılmaktadır. O dönemdeki Rusya'da yaşanan sosyal adaletsizlikler, haksızlıklar, kokuşmuşluk ve içler acısı insan manzaraları . Yazar, bütün bunlara kayıtsız kalındığında insanların başına neler gelebileceği hakkında bizi düşünmeye sevketmektedir.

Yazar hakkında bu kitapta bulunan dört öyküsüne göre bir değerlendirme yaparsak ;
öncelikle müthiş bir yer, zaman, kişi ..vs tanımlamaları var. Bunları çok ayrıntılı ve muhteşem bir şekilde yapıyor. Konular sosyal içerikli olma özelliği taşıyor. Dönemin havasını çok iyi yansıtıyor. Haksızlık ve adaletsizlikleri gözler önüne açık açık seriyor. Döneme ait bir çok konuyu sosyal ve felsefi açıdan değerlendirerek insanlara mesajlar veriyor. Kısaca söylemek gerekirse Anton Cehov, sadece öykü yazmış olmak için değil , içinde bulunduğu dönemi eleştirmek ve kendi halkına doğru yolu göstermek için öykü yazmış görüntüsünü veriyor.

İncelememin başında da yazdığım gibi bu kitap, yazarla tanışma kitabım oldu. Çok beğenerek okudum. Kesinlikle okunmasını da tavsiye ediyorum. Bana gelince ben Anton Cehov'un diğer eserlerini de okuyacağım galiba.
Yükte hafif, fikirde ağır diye tabir ettiğimiz ince kitaplardan biri kabul edilebilir Altıncı Koğuş… Uzun zamandır bu kadar etkilendiğim, sevdiğim bir öykü okumadım. Bu kitabı özlerim ben; tekrar okur, karakterleriyle hasret gideririm… Eminim! Okuyan birini gördükçe İvan’ a selam gönderirim. :) Vardır böyle başucu kitaplarımız.

Kitaba gelecek olursak; (Belki bazı noktalar size spoiler verebilir.)
Kitabın kapağını açar açmaz harika betimlemeler karşılıyor sizi. Kitap üç boyutlu bir görsel şölene dönüşüyor ve Altıncı Koğuşun bakımsız kötü şartlarına; hastane ortamında bulunan hastalara doğru yol alıyorsunuz. Hepsiyle tanışıyorsunuz. Garip hikayeleri var. Betimlemeleriyle size kitabı yaşatan yazarların peşini bırakmamak gerek. Bu bağlamda beni kendine çeken, en çok etkileyen yazarlardan ilki Orhan Pamuk’tur. Diğeri Gorki… Şimdi buna Çehov eklendi. Henüz yolun başında bir okuyucu olarak bu listeye başka yazarlar da eklenecektir muhakkak.

İvan Dmitriç ; devamlı takip edildiğini zanneden bir hasta olarak Altıncı Koğuşta yatmakta. Aslında çok sorgulayan, haksızlıklara karşı tahammül edemeyen, olumsuzluklardan etkilenip acı çeken, eğitimli, hastaneye yatmadan daha doğrusu düşünmeye,sorgulamaya başlamadan önce çok kitap okuyan bir karakter. Daha sonra doktor Andrey Yefimıç ile tanışır. İkisi arasındaki diyaloglar kitapta ençok dikkat çeken bölümler… Doktor Yefimıç ise; hastanenin kötü şartlarını farkında olan, her şeyin kendiliğinden düzelmesini bekleyen,akla ve gerçeğe önem vermesine rağmen güçlü bir karakter olmadığı için stoacı görüşlere sığınan bir karakter... İvan ile gerçekleştirdiği sohbetlerden sonra ruhsal ve düşünsel değişikliğe uğrayan doktor, zamanla çevresini eleştiren, herkesten farklı düşünmeye başlayan bir karaktere dönüşür. Daha sonrasında çevresindeki toplumsal sorunlar ve insanlar arasındaki iletişimsizlik doktoru tiksindirmeye başlar. Ve böylece doktorun yalnızlaşma süreci başlar. Doktorun kendisine koyduğu teşhis ise kitapta en beğendiğim cümleler arasında:
"... Benim hastalığım, yirmi yıl içinde bütün kasabada tek bir akıllı adam bulabilmemdir. Ama o da bir deli!"
Başından beri deliliği de sorgulatan kitap burada deliliğin aslında ne olmadığı konusunda düşünceleri had safhaya çıkarıyor.

Düşünmenin ve sorgulamanın suç teşkil ettiği toplumlarda, bir şekilde hapsedilmenin yalnızlaştırmanın öyküsüdür bu kitap. Okurken dönemin şartlarını dikkate almadım. Çok ta vakıf değilim… Ama kitabı okurken biraz yazar hakkında fikir sahibi olmak yeterli… Konu evrensel olunca çok ta yabancı hissetmiyorsunuz kendinizi kitaba… Her sayfası önemli, altını çizeceğiniz cümlelerle dolu, kendinizi ve hayatı sorgulatan akıcı ve yalın anlatıma sahip muhteşem bir eser…
Bir durum hikâyesi yazarı olan Anton Çehov’un okuduğum ilk kitabıdır Altıncı Koğuş. İlk defa bu sene tanıştım Çehov’la. Dilini, üslubunu beğendiğim önemli bir yazar oldu özellikle okuduğum eserinden sonra.

Kitabımız bir Rus kasabasında geçiyor. Bu kasabının kendine ait küçük hastanesinde. O küçük hastanedeki Altıncı Koğuşta bulunan akıl hastalarıyla. Koğuştaki beş kişiyle. Özellikle İvan ile. (üzerimde hâlâ Nazan Bekiroğlu esintileri var :D)

Bir de doktorumuz var. Bir din adamı olmak istediği halde babasının zoruyla doktor olan doktorumuz. Babasının isteği üzerine doktor olduğu için halinden pek de memnun olmayan doktor. Kasabadaki bu kötü hastanede doktorluk yapan Andrey Yefimıç.

Biraz spoiler var buradaa:

Önemli karakterler bu ikisi. Bu ikisi bir gün Altıncı Koğuş ’da karşılaşırlar ve sonra doktor İvan’a karşı bir yakınlık hisseder. Üniversite görmüş İvan’ın görüşleri, söylemleri onu etkiler. Sonra bir de Mihail Averyanıç var. Postane müdürü ve doktorun yakın arkadaşı Mihail. Yine Mihail, doktorun hastaneye yatmasına göz yuman…

Kitaptaki en sevdiğim bölümler doktorla İvan’ın konuşmaları oldu. İvan’ın bazı sözlerinde, kendimi buldum. Özellikle "Doya doya, delicesine yaşamak istiyorum ben!" diye haykırması bana İvan ile benim ortak bir yönümüz olduğunu düşündürttü. İvan bir akıl hastanesinde bir mahkûm gibiydi, ben ise kendi yaşamımda hiçbir şey yapamayan özgür bir mahkûm. Tüm bunlardan sonra tekrar belirtmeliyim ki bu kitap gerçekten iyi ki okudum dediğim kitaplardan biri oldu benim için. Eserle tanışmamı sağladığınız için sizlere teşekkürlerimi sunuyorum :))
Şu hayatın adaletsizliğine bir türlü alışamıyorum. Benim yaşayıp yaşamamam değil mesele. İnsan olmanın en önemli yanı değil miydi başkalarının duygularına ortak olabilmek? Peki ya başkalarının ne yaşadığını anlayamayanlar insan mı, hatalı üretim mi yoksa? Yahut koşulların getirdiği bir sonuç mu? Nasrettin Hoca diyordu ya "bana doktor değil, eşekten düşen getirin" diye. Bütün o tespitleri gibi bunda da ne kadar haklıymış demeden edemiyor insan. Aslında Çehov'un bu kadar cümleyle anlatmaya çalıştığını özetlemiş tek cümle ile. Zaten bu konular üzerine herkes konuşuyor, herkes yazıyor herkes çiziyor ama gelgelelim iş eyleme dökülünce herkes toz olmuş. Yahut herkes kendine çevirme derdinde. Ruhun yüceliğinden dem vuran ne kadar zavallı ruhlarız esasında.

Ben aslen 'Maupassant tarzı öykü' tutkunu olarak Çehov'dan bu kadar zevk alacağıma ihtimal vermemiştim doğrusu. Arada sırada önüme çıkan öykülerini okumuş olsam da bu kadar ağır bir eleştiri beklemiyordum. Üstelik öyle alttan alta vereyim, bilinçaltına işleyeyim mesajı da yok, doğrudan doğruya insanın yüzüne vuruyor. Bana mı diyor diye düşünüyor insan. Evet bana söylüyor, sana söylüyor , herkese söylüyor. Sen değil misin elindeki telefondan "kadına şiddete hayır!" Diye tweetler atarken kafanı kaldırdığında sokakta şiddet gören kadına acıyarak bakıp geçen yalnızca? Sohbet konularına alçakgönüllüğü, iyi yürekliliği meze edip masaya yaklaşan garsona bağırıp çağıran kim peki? Sokak köpekleri öldürülmesin diye change.org'da imza atıp da sokakta bir deri bir kemik kalmış köpeklere belediye bunları niçin toplamıyor diye söylenen de sen değilsin yani? Ah! Insanlığım ağrıyor. Nasıl desem, bu dünya bize biraz fazla sanki. Deli olanlar kim onu bile bilmiyorum. Deli olmak da değil mesele. Adı ne olursa olsun, ister tımarhane, ister hapishane ister vicdan parmaklığı; içerde hapis olanların hepsi hak ediyor mu cidden orada olmayı? Peki ya dışardaki herkes masum mu cidden? Masum muyuz sahiden?
Vaaaaaay be!

Bu ne kadar da efsaneviii bir kitaptı ben şok :D

Anton Çehov'un önceden de kitaplarını okumuştum. Ama bu cidden EFSANEYDİİİ!

Neyse incelememize geçelim :D

Anton Çehov'un 68 sayfalık kısacık mı kısacık bir novellası...
Tabi olay örgüsü ve kitapta geçen diyaloglar efsaneeee!

Altıncı Koğuş Deliler Hastanesindeki bir bölüm. Tabi içeride birkaç kişi kalıyor ve yazarımız bunları da kısa kısa anlatıyor. Ama içlerinde dikkat çeken birisi var. İvan Dmitriç, bu adam normal birisi olarak yaşarken zamanla deliriyor. Ama nasıl bi' delirme! Herkes kendisini suçlu olarak görecek, hapse atılacak gibi hissede hissede deliriyor...

Tabi bu arkadaş bir çeşit filozof gibi. Deli ama kitap falan okuduğu için bilgili.

İkinci karakterimiz de Doktor Andrey Yefimiç. Andrey'de nedense kendimi buldum. Doktor ama hayattan bıkmış. Durmadan kitap falan okuyor başka bir şey yapmıyor. Konuşmayı sevmiyor falan...

Bir gün Altıncı Koğuş'a girip İvan ile tanışıyor tabi bizim doktor 20 Yıldır bakın dikkat çekiyorum "20 Yıldır" yapayalnız.
Nasıl bir yalnızlık derseniz? Fikren yalnızlık... Konuşacak bilgili kimseyi bulamıyor :(

Sonra da İvan'a rasladığı anda olaylar gelişmeye başlıyor :D

Kitabımızın konusu çok güzel, karakterler ise mükemmel ötesi!

Kitabı ben çok sevdim. Özellikle diyaloglar efsaneydi. Çok bilgilendirici, felsefi yanı olan güzel mi güzel bir kitap.

HERKESİN OKUMASI GEREKİR DİYORUM!
Ayriyeten canı sıkılanlar için falan tercih edebilecekleri türde bir kitap.

Tek kötü yanı ise hemen bitmesi :(

Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim :)
Anton Çehov'un 1892 Kasımında yayımlanan novellası.

Rusya’nın fakir bir kasabasında akıl hastanesinde yatan ve eğitimli bir hasta olan İvan Dmitriç ile Doktor Andrey Yefimıç arasındaki felsefi çatışma...

İvan Dmitriç maruz kaldığı adaletsizliğe, içinde yaşamaya zorlandığı berbat koşullara karşı çıkarken, özünde iyi bir insan olan Andrey Yefimıç bunları görmezden gelmekte ısrar eder ve durumu değiştirmek için kılını bile kıpırdatmaz. Sonunda içine düştüğü felsefi yanılgının farkına vardığında ise artık çok geçtir.

İnsan topluluğu bencilliğe, duyarsızlığa ve kayıtsızlığa o kadar alışmış ki tam tersini yapan bir insan görünce hastalıklı ve anormal olarak adlandırılıyor. Binlerce insanın içinde bir kişi farklı olsa, belki sadece o kişi doğru olsa bile, maalesef sorunlu olarak mimleniyor. Kitap bize şu soruyu soruyor; akıl hastası olanlar aslında kim?

Çehov, ustalıkla yarattığı bu atmosferle yine bizi öykünün içine çekmeyi başarıyor...
Öykü okumaktan genel olarak keyif alan birisi olarak, bu kadar kısa olmasına rağmen derin anlamlar ifade ederek sürükleyici olan bir kitabı okumaktan inanılmaz bir keyif aldım. Yazıldığı dönemin Rusyası ile ilgili yazar görmüş olduğu toplumsal ve ekonomik sorunları, toplumsal yapının nasıl ayrıştığını ve bununla birlikte oluşmuş olan iletişim eksikliği üzerine derin etkiler bırakarak eleştirmektedir. Eserin kahramanı Gromov ve doktor arasındaki nefis ikili diyaloglar, eserin etkisini daha da artırmaktadır. Kitabın başında Gromov’un başına gelen talihsiz birçok olay ve neticesinde tımarhaneye kapatılması ve koğuştaki durumunu okurken aynı olayları sanki okuyucu da yaşamış gibi o kadar gerçekçi olarak sunulması keyfe keyif katmaktadır. İyi okumalar.
Altıncı Koğuş, Hakan hocamın başlattığı etkinlik sayesinde okuduğum ilk Anton Çehov kitabı.

YAZININ BU KISMI KİTAP HAKKINDA İPUCU İÇEREBİLİR!


Kitap ilk başta Altıncı Koğuşun betimlenmesiyle başlıyor. Ne betimleme ama! Daha sonra içindeki hastalardan birkaçının nasıl Altınca Koğuşa geldiğinden bahsediyor. Doktor Andrey Yefimıç ve hasta olan İvan Dmitriç'in felsefi konuşmasına odaklanıyor kitap. Oldukça felsefik konuşmalar yapan İcan Dmitriç, doktor Andrey Yefimıç'in dikkatini çekiyor ve bu konuşmalar bir süre devam ediyor. Doktorun arkadaşı olan Mihail Averyanıç bu konuşmalardan dolayı onun akıl sağlığından şüphe etmeye başlar ve onu yurt dışına çıkarır. Bu seyahatinde tek dostu olan Mihail Averyanıç'a karşı bakış açısı değişir doktorun ve ondan iyice soğumaya başlar. Kasabaya döndüklerinde ise doktoru Altıncı Koğuşa yatırırlar ve orada Andrey Yefimıç orada can verir.

Bu felsefik ve eleştirel dille yazılmış kitap beni çok etkiledi. Kısa ama etkili bir eser. Betimlemeleri çok güzeldi. Ben beğenerek okudum ve herkese tavsiye ederim. Keyifli okumalar.
-Acının ne olduğuna dair bir fikriniz var mı? Şunu sormama müsaade edin: Çocukken hiç dayak yediniz mi?
Anton Çehov
Sayfa 40 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
"Elimizin altında kitaplar var ama bu canlı bir sohbetin, karşılıklı ilişkinin yerini tutmuyor."

Bence kitaplar notaya, sohbet ise şarkı söylemeye benziyor.
Anton Çehov
Sayfa 22 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 5.Basım
Hareketsiz olarak bir kanepenin üzerine uzanıp yatmak ve odada tek başına olduğunu düşünebilmek ne kadar güzeldi! İnzivasız hakikî saadet olamazdı.
Namussuz insanların karnı tok ve sırtı pektir; namuslu insanlarsa bir lokma ekmeğe muhtaçtır.
Anton Çehov
Sayfa 47 - Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Altıncı Koğuş
Baskı tarihi:
Ağustos 2017
Sayfa sayısı:
72
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052951569
Çeviri:
Yulva Muhurçişi
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Çehov bir taşra kasabasındaki akıl hastanesinde geçen bu novellasında, eğitimli bir hasta olan İvan Dmitriç ile Doktor Andrey Yefimıç arasındaki felsefi çatışmaya odaklanır. İvan Dmitriç maruz kaldıkları adaletsizliğe, içinde yaşamaya zorlandıkları berbat koşullara karşı çıkarken, Andrey Yefimıç bunları görmezden gelmekte ısrar eder ve durumu değiştirmek için kılını bile kıpırdatmaz. Doktor sonunda içine düştüğü “felsefi” yanılgının farkına vardığında ise artık iş işten geçmiştir. Altıncı Koğuş, Rusya’nın ve ülkenin sorunlarıyla ilgilenmek yerine onları uzaktan izlemeyi tercih eden elit Rus aydınının “deliliği”nin simgesidir adeta.

Altıncı Koğuş, Russkaya Mısl dergisinin 1892 kasım sayısında yayımlandığında büyük ilgi görmüştü. Hatta Lenin’in de yapıtı okuduktan sonra dehşete kapıldığı, “Kendimi Alıncı Koğuş’a kapatılmış gibi hissettim” dediği rivayet edilir.

ANTON PAVLOVİÇ ÇEHOV (1860-1904): Büyük Rus tiyatro yazarı ve modern öykünün en önemli ustalarından olan Çehov, Rus Gerçekçilik okulunun önde gelen temsilcisidir. Taganrog’da dünyaya geldi. Lisede Yunan ve Latin klasiklerini temel alan bir eğitim gördü. 1879’da Moskova’ya giderek tıp fakültesine yazıldı ve 1884’te doktor oldu.

Alacakaranlıkta adlı öykü kitabıyla 1887’de Rus Akademisi tarafından verilen Puşkin Ödülü’nü kazandı. Yaklaşık bin sözcükten oluşan komik kısa öykü türünü başlı başına bir sanat haline getirdi. Ancak 1888’de yayımlanan Bozkır adlı yapıtıyla komik öykülere sırt çevirmiş oldu. Önemli oyunları arasında Ayı (1888), Evlenme Teklifi (1889), Martı (1896), Vanya Dayı (1899), Üç Kız Kardeş (1900) ve Vişne Bahçesi (1903) sayılabilir.

Kitabı okuyanlar 879 okur

  • Yekbun Erdoğan
  • betulybk
  • Hande Tekcan
  • Resul Yıldız
  • Fahrettin Öztürk
  • Figen KİRİŞCİ
  • Dincer YAZICI
  • Onur Ok
  • Drkitapsever
  • Ekin Azan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%8.9
14-17 Yaş
%12
18-24 Yaş
%29.1
25-34 Yaş
%28.5
35-44 Yaş
%13.9
45-54 Yaş
%3.8
55-64 Yaş
%2.5
65+ Yaş
%1.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%54.2
Erkek
%45.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%30 (125)
9
%25.7 (107)
8
%27.4 (114)
7
%9.6 (40)
6
%4.8 (20)
5
%1.9 (8)
4
%0.2 (1)
3
%0
2
%0
1
%0.2 (1)

Kitabın sıralamaları